Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2026 Salı

HİÇ Mİ GELMEZ AKLINA BİZİM ANILAR

 Gecede yayılır aşk dolu anlar

Sevgilim belki bir gün beni de anlar

Hasretinle iki göz her gece ağlar

Hiç mi gelmez aklına bizim anılar

O günleri düşündükçe yüreğim sızlar


Boğaz'a doluşur hisli şarkılar

Sanma ki geçiyor sensiz bu yıllar

Seni düşününce düşer gözden damlalar

Hiç mi gelmez aklına bizim anılar

O günleri düşündükçe yüreğim sızlar


GALİP UÇAR


Şiir 27 Ekim 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

https://kibelekultursanat.com.tr/hic-mi-gelmez-aklina-bizim-anilar-galip-ucar/

22 Ekim 2026 Perşembe

GÖZLER BANA DİPSİZ KUYU

Bir çift göz gecede söndü zamansız

Sabahın en aydınlık vaktinde

Yatağın sen tarafı kaldı karanlık

Alışılmaz ya gidişlere

Bir gün gelir bir sene

Alışmış gibi yaptım

Çayın soğuğunun dumansızlığına

Her kahvaltı saatlerinde

Sensiz boş tabakların uğultusu eşlik etti

Siyah zeytinler ki

En kara bahtlı kavimlerin göç yorgunu gecelerinde

Menzilsizliklerine eşlik eden yıldızların asılı olduğu

Gökler kadar karaydılar

Göç yollarında aç bil aç kalan çocuklar kadar çelimsiz

Az sonra ufuk morarıp da

Güneşe perde açsa ne çare

Dönülmez yollara girilmiş bir kere

Bir daha görülmeyecek yerlerin anılarının yükü

Sırtta iki küfe bir hurçtan daha da ağır

Daha geçen gün

Suyunu içtiğin nehir kıyısı

Şimdi paralel adımlarla gidilen yol olunca

İşte şimdi

Bilinir dönülmeyen yolların

Dönülmez sabahlarla eşliği

Vay yarım kalan türküler

Kendi dillerinde çok güzelken

El değince bambaşka hatta saçma anlamlar kazanan

Ama ne olursa olsun melodisi yüreği yakan

Şu ilerideki kayısı ağacının gövdesinden kazılmıştır ya

Üstüne çekilen telleri duvaktan değil elbet

Yahut mutlu anların nefesi değil gövdesinin içinde gezinen

Ve tarlalarda

Ve eyvanlarda

İmecenin adım adım halayları

Şu dağı kutsal gördüm

Aşkla sevdim de

Öptüm kaya kaya yüce çıkarken

Sızan suyuyla arındım

Uyudum on iki gece

Uyandım da

Yanım hiç böyle karanlık kalmadı

Bir sen tarafı

Bir senin gölgenin kırışmışlığıyla

En aydınlık sabahta

Bir kurşun gibi vurdu beni

Hiçbir şehir avutamaz ya

Hangi şehirde bulsam seni

Hangi dildeki şarkıda arasam

Daha hiçbir göze bakamam

Gözler bana dipsiz kuyu


GALİP UÇAR




Şiir 22 Ekim 2026 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

https://zamansizdergi.com/gozler-bana-dipsiz-kuyu/ 

20 Ekim 2026 Salı

SANKİ SANA YÜZ BİN YILDIR HASRETİM

 Seni düşündükçe yazar kalemim

Sana kavuşmaktır bil ki emelim

Sensiz geçen günler benim kederim


Sana sanki yüz bin yıldır böyle hasretim

Senden ayrı yaşamak mı söyle kaderim


Sensiz olduğumda bitmez elemim

Bildiğin her acılardan daha beterim

Bir gün olur hasretinle ölür giderim


Sana sanki yüz bin yıldır böyle hasretim

Senden ayrı yaşamak mı söyle kaderim


GALİP UÇAR



Şiir 20 Eylül 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

https://kibelekultursanat.com.tr/sanki-sana-yuz-bin-yildir-hasretim-galip-ucar/


14 Ekim 2026 Çarşamba

EY PERİ

 Her gece rüyama

Geliyorsun ey peri Onca yıllık hasretin Ediyor beni deli Nerdesin, Nerdesin Özlüyorum ben seni Nerdesin Nerdesin Aşkından oldum deli Gönlüme bir taş gibi Çöküyorsun ey peri Sensiz geçen zamanlar Ediyor beni deli Nerdesin, Nerdesin Özlüyorum ben seni Nerdesin Nerdesin Aşkından oldum deli Ruhuma hicran gibi Giriyorsun ey peri Sensizliğin acısı Ediyor beni deli Nerdesin, Nerdesin Özlüyorum ben seni Nerdesin Nerdesin Aşkından oldum deli

GALİP UÇAR


Şiir 14 Ekim 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

8 Ekim 2026 Perşembe

ÖLMEK İÇİN İLLA KALBİM Mİ DURMALI

 Ölmek için illa kalbim mi durmalı

Bitti o şiir yeni dize ne hacet eklemem
Oysa kalp meskenindi bir zaman senin
Anıların divanıdır başka satır eklemem

Sen ki başkalarını düşünüp cennetinden giden
Şu yüreği bir kış günü üşütüp güneş gibi yiten
Hızlı heveslerin yanlışlarına yürüyüp biten
Çay filizlerini körü körüne yakansın dinlemem

Belki acıttın ruhumu o tavrınla bir zaman
Yaptıysan kendine yaptın gidişinle o an
Beklendin mi elbette beklendin de bir zaman
Acı beni kutsadığında da mum gibi erimem

Dokundurtmadığın saçlarının telleri
Elbet fısıldar kulağına pişman günlerini
Senin için diktiğim gonca fidelerini
Büyüttüm ama sana asla ellettirmem

Yine de bil ki seni şimdi de affettim
Asla kendin de olamadın çünkü fark ettim
Sanma ki o sevgimden yıllardır vazgeçtim
Cisminden gayrıdır o sevgi sana mal ettirmem

Hayatın orta yerine koymuştum seni
Kendin mahrum ettin bu güzellikten kendini
Bile bile yitirdiğin o güzel bahçeyi
Şimdi heves heves gelsen de gözlettirmem

Sana hala değer verdiğimi hissediyorsan eğer
Sen yine hayallerinde rûyalarında buyur gel
Gördüğüne inanıp da dönerim sanırsan eğer
Kapılar makamlar geçsen de ihtimali dillendirmem

Galip hala inadına sever yeşili
Pelin otları da gördü gördü başka zehiri
Kendince gözü bağlı gördü bir de zahiri
Zahit olmadı da zahideye kendimi yine sevdirmem

GALİP UÇAR




Şiir 8 Ekim 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

1 Temmuz 2026 Çarşamba

GEL ARTIK

 Yolun düştü benden yana

Bak rüzgâr vurdu kalbime

Ama sen gidince taş kesildi

Dilim, kapım dudağım da

Eski bir yalnızlık gömleğini

Giymem derken asılı kaldı duvarda

Elim değse şimdi ona, kokun çıkar yayılır odaya

Ağır ağır iner hasretin içime

O eski ayrılık şarkısının sesiyle

Bir yanım seni isyanlarla sorarken

Bir yanım susar, teslim hasretine


 Gel artık, gel artık

Yandı kül oldu içimde bu hasret

Gel artık, gel artık

Sevdan yakar her nefeste


Kırık bir sazın ezgisi olmuşum

Dön de bitsin bu geceden beter karanlık

Gel artık, gel artık

Kalbim sana deliler gibi hasret


 Kalbim dere kenarındaki taş oldu

Oturduğumuz yerler artık mazi gözyaşı

Ben saydım gittiğinden beri düşen yaprakları

Senin yerine, birer birer takvimlerden

Sandıkta saklı çeyizlere hasret gibi

Esir dururum sensiz şu odada

Açınca yüreğimin içini gözlerim dolar

Sanki sen varmışsın da anılar canlıymış orada

Hasret şarkısı söyler her şey bana

Dağ başındaki dumanı çekerim içime 

Sana aldığım güller değil, yokluğun avuçlarımda


Gel artık, gel artık

Yandı kül oldu içimde bu hasret

Gel artık, gel artık

Sevdan yakar her nefeste


Kırık bir sazın ezgisi olmuşum

Dön de bitsin bu geceden beter karanlık

Gel artık, gel artık

Kalbim sana deliler gibi hasret


GALİP UÇAR                     HAZİRAN 2026


Şiir 1 TEMMUZ 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

GEL ARTIK




18 Haziran 2026 Perşembe

OLSAN DA OLMASAN DA

 Açmamışsam uzoyu

Bir kenarda bırakmışsam
Bil ki seni sevdiğimdendir
İçmemek için kedere heba etmemek içindir
O akşamların keyfini
Kadehte bir deli bulut girdabı misali
Senle yaşamayı beklemektendir
Umarsızca bırakıldığım yalnızlığımı
Bir ben kendimle çekmektir
Olsan da olmasan da yaşam devam etmektedir

GALİP UÇAR                                         İCADİYE


Şiir 18 Haziran 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır





5 Mayıs 2026 Salı

O YERDESİN

 Bazı zamanları anlatması zordur

Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağındaBazı zamanları anlatması zordur
Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağında

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



5 Nisan 2026 Pazar

ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


6 Şubat 2026 Cuma

RAYLAR ARASINDAKİ TAŞLAR

 Raylar arasındaki taşlar ki

Veda mektuplarında altı çizilen satırlardır
Adım izlerini yok edip
Kaybettirir yönünü
Bilinmez bir istasyona
Belki kar altında
Belki unutulmuş harabe
Deniz kıyısı tenhalığından
Çöl ortası kaosuna uzanan
Sessiz çığlık misali
Bir elektrik maviliğinde
Düşen yıldırım gürültüsünde
Dağlar arasında
Sarmaşıklarla kaplı
Eli kolu bağlı
Seyrüseferi şaşmış
Bankları yıpranmış
Orada bir yerde
İstasyona
Gidişten önceki
Mektupların altı çizili
Veda cümleleridir
Yeryüzüne çakılı
Bir heyelan alıp da
Söküp götürene dek
Ömrü olan

GALİP UÇAR  OCAK 2026 SÖĞÜTLÜÇEŞME

Şiir 6 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




20 Ocak 2026 Salı

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

 Gözlerinin şefkati

Ah o kahvelerin en güzeli
En lezzetlisi
Gözlerinin o derin sakin bakışı
Her derde deva dokunuşun
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

Gözlerinin güzelliği bilinmez bir ülke
Mutlu huzurlu ve özgürlüğü olan
Uçsuz bucaksız sınırsız
Gökyüzüne eş
Tatmadığım kahve çekirdeklerinin
Albenisiyle insanı aşka çeken
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

GALİP UÇAR                                       2025 İSTANBUL


Şiir 20 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

Gözlerinin en güzel Kahverengisi Müzik

Şarkı 2 Nisan 2026 tarihinde yayınlanmıştır

14 Ocak 2026 Çarşamba

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI

 Henüz bozulmuştu Taksim

Parlıyorken iyice Kadıköy

Gözlerini hatırlarım 

Aşkın içine daldıran

Soğuk gecelerde 

Sarhoş adım sokaklarda

Kol kola yürüyüşleri


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul


Daha kirli adımlar girmemişken

Dalgalar vuruyorken Moda'ya

Hissederdim tenini

Sıcak bir şarap gibi

Yaz gecelerinde

Adalar ve yakamoz

Büyülü gülüşlerini


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul

GALİP UÇAR       OCAK 2026

Şarkı 13 Ocak 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI



4 Ocak 2026 Pazar

DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA

 Sensiz İstanbul sokaklarına

Sensizliği yazdım kar kar
Bir gün bile duramadılar
Eritip de kendilerini
Denize karıştırdılar
Kayboldular
Dayanamadılar
Bense
Dört yüz bilmem kaç damlada
Karışamadım
Kendi iç suyuma
Bir ulu ağaç gibi
İçten içe kurudum
Dallarım değdi yere

GALİP UÇAR.      OCAK 2026

Şiir 4 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


ŞİİR VİDEOSU: DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA



15 Aralık 2025 Pazartesi

AĞLARUM YANARUM

 Galip Uçar'ın Karadeniz Türküsü esintisiyle ve yerel dil ögelerini kullanarak yazdığı AĞLARUM YANARUM adlı türkü formunda şarkı youtube üzerinde yayında

AĞLARUM YANARUM



25 Temmuz 2025 Cuma

AMA BEKLE BENİ (ŞİİR & ŞARKI)

 Ağlama

Acı çekme güzel sevgilim

Seni bırakıp da gitmem gerekti

Ama bil ki

İçim yana yana

Yüreğim ağlaya ağlaya gidiyorum

Sanma ki öyle rahat

Sensiz

Hep acı çekeceğim

Hep ağlayacağım

Hala seni çok seviyorum

Her zaman da çok seveceğim

Her zaman da seni

Tek seni isteyeceğim


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


Çünkü bu kalp senin

Senin kalbin de bende saklı

Söyle kalbin benim mi?

İkimiz

Her yerde her neredeysek

Bir aradayız değil mi?


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


GALİP UÇAR             TEMMUZ 2025


Şiir 25 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şarkısı youtube üzerinden yayındadır

AMA BEKLE BENİ

1 Mayıs 2025 Perşembe

BİR MAYIS AKŞAMÜSTÜSÜ

 

Öğle vakti akşama doğru hayli hızla ilerlerken, o da mutfakta yavaş yavaş hazırlıklarını sürdürüyordu. Mezeleri hazırlamıştı bile. Eğilip fırına baktı. On dakika kadar daha vakit vardı. Hem biraz daha kızarsa, görünüşü de daha iyi olabilirdi. Şu zamanın en büyük derdi de o değil miydi? “Güzel görünmek”, “Kendini güzellikle satmak” mesele bu değil miydi? Az bir parası olsa insanlar güzel görünüp, içi boş olsa da bunu belli etmeden satmıyorlar mıydı? Varsın tavuk da bu teşhirci porno kültürünün parçası olsun ne olacaktı?

            Mezeleri ikişer ikişer alıp masaya doğru yürüdü. Tam orta yere konumlandırdı. Sonra diğer ikisi ve diğer ikisi… Altı meze yeterdi. Vaktinde, mahallenin köhne meyhanesinde peynir, suyu bol yoğurdu az cacıkla da içmemişler miydi? Sonradan gelen bir şarkı, rakının tadına en iyi meze olarak gidip, kafalarını en güzel hale getirip “SER-HOŞ” tabirinin hakkını da veriyordu.

            Mutfağa dönerken, yine de ne olur ne olmaz diye, eğilip tavuğa baktı. İyi yaptığını biliyordu ki yıllardır yalnız yaşadığından dolayı sürekli bu tavuğu yapıp, kendini ve ya çevresini bunla ödüllendiriyordu. Zaten evine gelen misafirleri de masada bu tavuğun hazır olacağını bilerek geliyordu. Mezeler hazır ve masadaydı, salatanın yağını da şimdi dökecekti… Döktükten sonra limonunu da sıktıktan sonra onu da masaya götürdü. Mezelerin konumunu o an beğenmediği için değiştirip üç sola ortaya salata tabağı üç de sağa olarak mezelerin yerlerini değiştirdi.

            Saatine baktı. Akşam oldu olacaktı. O gün, televizyonu açmamıştı. Açası da gelmiyordu. Gelecek haberleri yıllardı ezbere biliyordu çünkü… Şimdi açıp da görecek, yine başka başka şeyler. “Bir kere de şu gün anın keyfi bozulmasın” diye geçirdi. Misafirinin aramamış olması onu biraz kuşkuya düşürmüş olsa da: “Aman! O illa bir yolunu bulur gelir. Merak etmeye gerek yok. Ne badireler atlattı da geldi zamanında” dedi. Masayı tekrar bir gözden geçirip, bu sefer de bardak ve kaseleri almak için mutfağa gitti. Onları da getirip yerleştirdi. Çorba çoktan olmuştu. Tam da o eskinin tadında bir mercimek çorbası yapmıştı. Son kere tavuğun pişip pişmediğini kontrol ettikten sonra tabakları yan yana dizip, dinlenip, demlenmiş pirinç pilavını tabaklara koydu. Yanına da dün hazırladığı zeytinyağlı fasulyesini ve birer çanak da enginarı yerleştirip, sırayla tabakları masaya götürdü.

            Bu sırada gözüne çarpan teybe doğru yöneleyim dese de bir an kendini durdurdu: “Aman şimdi içinde vardır. Yok ya! Boşa havayı bozmaya gerek yok” diye içinden geçirip, fırından gelecek sesi ve tabi ki misafirini beklemek için tekli koltuklardan birine oturdu. Oturduğu andan itibaren de eski günler gözünün önüne geldi. Cihangir’de gece sarhoş adım yürümeleri, son vapuru kaçırıp da bir yolunu bulup karşıya geçme arayışları. Şu İstanbul’un kahrını çekmişlerdi hem de en karasından. Gecesini de gündüzünü de kara kara yaşamışlardı. Nihayetinde şu günlere gelmişlerdi ama bedeller… En basiti o gazete serip de yemek yedikleri masanın tadı da kalmamıştı. Masanın çevresindekiler kalmadığı gibi…

            O, tavuğun pişme zilini fırında beklerken bir anda kapının zili çaldı. Muhtemelen misafiri gelmişti. Yerinden doğrulup, ağır adımlarla kapıya gitti. Kapıyı açtığında ise evet beklediği misafirin geldiğini gördü. İçeri buyur eder gibi sol eliyle içeriyi gösterip, buyur etti. Misafiri de girdi. Ayakkabısını çıkarttıktan sonra:

-“Ne oldu Nusret? Keyifsiz gözüküyorsun.”

-“Yok! Yok bir sorun Hilmi. Biliyorsun her bu gün böyleyim.”

-“Biliyorum. Kaç tanesini gördük de ilk defa bu kadar dingin ve moralsiz gibisin”

-“Yok, yok bir şeyim. Sen geç, elini yüzünü yıka. Ben de mutfağı halledeyim o arada.”

            Hilmi, elini yıkamaya giderken, Nusret de fırına eğilip baktığında, tavuk baya kızarmış ve gayet de güzel görünüyordu. Fırının kapısını açıp, bir bıçakla tavuğu yokladı. Pişmişti. Fırını kapatıp, eldivenlerini giydi ve eli yanmasın diye yavaş yavaş tavuğu çıkartıp, tezgaha koydu. Yüzüne doğru gelen duman geçtikten sonra da dolapta tavuğu koyacağı büyükçe bir orta tabağı bulup, indirdi. O an, tavuğu acaba kesip mi servis etsem diye düşünse de: “Yok” dedi kendi kendine “Pornosunu bozmaya ne hacet. Görseliyle bu kendini satsın. Devir o devir değil mi?”

            Tavuğu bütün haliyle masaya taşıdığı an da Hilmi salona geldi:

-“Neler yaptın bugün?”

-“İnan bir şey yapmadım.”

-“Belli televizyon bile açık değil.”

-“Açmadım. Açsam ne olacak? Yine moralim bozulacak.”

-“Bozulmuyor mu ki?”

-“Bozuluyor zaten yeterince bozuluyor. Daha da görüp niye bozayım?”

-“Merak etmiyor musun?”

-“Tahmin ediyorum. Senin nasıl geçti? Zorlandınız mı?”

-“Her sene daha zor oluyor.”

-“Yaşlanıyorsun belki…”

-“Yok! Yaştan değil. Çok daha zorlu oluyor.”

-“Gençler anlamıyor tabi. Eğlenmeye gelmişlerdir.”

-“Onla da alakası yok. Hem, bence yanılıyorsun. Belki de bizden bile daha çok anlıyorlar.”

-“Yapma! Onlar keyifçi.”

-“Tamam keyifçiler. Ama keyifleri kaçmasın diye oradalar belki de. Kim yaşamı bozulsun ister? Onlar da yaşamları bozulmasın diye oradalardı. Zaten hayatın pek de anlamını bilmiyorlar.”

-“Yahu nasıl bilecekler? Hazırcı bunlar.”

-“Ya değillerse! Bence değiller. Bunlar bedel ödememek için sinmiş kişilerin, anlamsız yaşama iteklenmiş çocukları. Belki de hayatlarına anlam katmak için hayatı güzelleştirmek için çabalıyorlardır?”

-“Çok romantiksin.”

-“Öyle olsam güllerle gelirdim.”

-“Yahu öyle değil.”

-“Fikirde de romantik değilim. Sen de teşrif etseydin de görseydin.”

-“Uğraşamam.”

-“Sen uğramayacaksın diye de onlar yerini alacaklar. 1Mayıs yahu! Hangi 1 mayısta biz kavgamızı da verip, zorlanıp da yine de keyif almadık?”

-“Bana senin sağ salim gelmen önemliydi. Geldin de.”

-“Çoğu kişi de ama gidemedi, gideceği yere. Çok gözaltı oldu. Özellikle de şu laf ettiğin çocuklardan çok ama çok gözaltı oldu. Ama bizden güçlüler biliyor musun? Yılmıyorlar.”

-“O başka şeydendir.”

-“Nedendir? Başka şey ne?”

-“Yahu bunlar zaten değişik. Arsız gibiler.”

-“Arsız marsız. Senden benden iyi direndiler. Hatta biz birçok şeyi bilmeden sahadayken, kandırılıyorken, onlar kandırılmadan, kendi istekleriyle meydana indiler. Yahu biz bir şekilde azla mazla yetiniyorduk. Bunlar bombardıman altında ve daha beteri ne biliyor musun?

-“Ne? Bakalım neyi savunacaksın yine boş boş?”

-“Bunlara gösteriyorlar ama elletmiyorlar. Biz kırıp dizimizi oturuyorduk. Bunlar elde etmek için mücadele veriyor. Bizim gibi değiller.”

-“Gösterip de elletmiyorlar ha! Tam da sana öylesi porno kültüründe bir tavuk yaptım. Hadi geç masaya”

            Hilmi, masaya oturduktan sonra Nusret, tavukları servis etmeye başladı. Ardından da mutfağa gitti ve içeriye seslendi:

-“Şarap düşündüm. Ne dersin?”

-“Ne şarabı yahu! Çok mu keyfimiz var da şarap içeceğiz. Köpek öldüren de değildir o. Nereden aldın?”

-“İtalyan şarabı bu. Beyaz şarap.”

-“Yerli de değil, İtalyan. Rakı getir sen getir. Evde rakı var mı?”

-“Oğlum güzel sofra kurdum. Ne rakısı?”

-“Tavuk, pilav, sebze. Gazete üstünde yediğimiz mezelerin de kalitelisini yapmışsın. Kaliteli olunca rakıyı mı ötekileştireceğiz! Yoksa gidip alıp geleyim?”

-“Var ya var! Bu evde rakı ne zaman eksik oldu?”

-“O zaman ne diye soruyorsun. Müzik de açmamışsın. Dur bakayım sen dur!”

-“Ne durayım?”

-“Sen hala görüşüyorsun değil mi onlar?”

-“Kimle?”

-“Oğlum bak yeme beni! Kim olduğunu biliyoruz. Kesin teypte de onun kaseti vardır. Ondan açmadın değil mi?”

-“Ne alakası var?”

-“Aç hadi! Aç.”

-“Ya boşver! Yemek yiyeceğiz.”

-“Sen aç aç.”

-“Hadi ye bakalım şu pornocu tavuktan. Bak nasıl güzel görünüyor değil mi? Tam teşhirci. Dönemin gençliği gibi.”

-“Sen gençleri mençleri bırak. Görüşüyorsun değil mi?”

-“Öff! Görüşüyorum. Kesmedim irtibatı.”

-“Biliyorum. Yapamazsın zaten sen. O kadar güçlü olsan bugün alanda olurdun. Maazallah polis molis değer bir yerine.”

-“Alakası yok.”

-“Buluşuyor musunuz bari?”

-“Arada bir de çok nadir.”

-“Halini hatırını sormayacağım.”

-“Haksızlık ediyor olabilir misin?”

-“Haksızlık! Hepimiz mi?”

-“Evet hepiniz! Haksızlık ediyorsunuz.”

-“Oğlum, o gidip, el pençe divan durmadı mı? Ne malum eskiden de bizi satmadığı?”

-“Satmadığını biliyorsun. O kadar da yapma.”

-“Ne malum?”

-“Yahu yapmadı. Senle beraber işkence görmedi mi? Sen sarmadın mı dayaktan patlamış yüzünü, gözünü?”

-“Tamam da belki de…”

-“Belki de yok. Beraber çektik. Sonra o başka yola…”

-“Sen de başka yola.”

-“Ben…”

-“Sen de başka yola, hiç konuşma Nusret. Sadece eğilmedin diye eskisi gibi devam ediyoruz. Yoksa şarap mı diye sormazdın bile”

-“Ya ettiğin laf mı?”

-“Aç ya aç! Valla dinleyeceğim. Kaç yıldır dinlemiyorum aç dinleyeceğim. Bakayım aynı hissi yaratıyor mu? Hem belki gerçek sesini de duymuş oluruz?”

-“Hilmi uzatma!”

-“Oğlum ben ciddiyim. Aç dinleyelim. Hadi bak. Sen açarken ben de pornocu tavuğundan yemeye başlarım.”

            Yerinden kalkıp, isteksizce de olsa teybe yöneldi. Düşündüğü gibi onun kaseti içindeydi. Kontrol ettikten sonra kaseti başa sarıp, çalma tuşuna bastı. Kaset işlemeye başlarken de masaya geri oturup, tavuktan bir parça kesti ve pilavla beraber yedi. Yüzüyle, Hilmi’ye “nasıl olmuş?” gibisinde bir hareket yaptı. Hilmi de yüzünü aşağı eğip, gözünü de kısarak “güzel olmuş” gibisinden bir karşılık verirken şarkı da başladı. Hilmi’nin yüzü biraz ekşise de o an içinden şarkıyı özlediğini de fark etti ama dışarı yansıtmadı. Tabağa doğru daha da eğilip, yemeğe devam etti.

            Hilmi’nin gözünün önüne, eskiden beraber yaşadıklarındaki gazete üzerinde yedikleri yemeklerin sonrasında bağlamasını alıp çaldığı türküler gelmişti. Yine de hüznünü belli etmedi. Ne de olsa, bir sabah ansızın, daha çok konsere çıkmak için muhalif duruşundan vazgeçip, bakanlığı ve iktidarı öven söylemleri yapan kişi de buydu. O gün üstüne bir de “Size ne?” demişti. Onlara neydi? Ama kolay değildi. Özlemişti. Yarı aç karınla, ağızlarında kalitesiz sigara, bodrum katındaki evlerindeki sohbetleri de yaşadıkları acıların sonrasında dayanışmaları da… Her şeyi çok özlemişti. Ama özlediği o mu yoksa yaşadıkları mıydı? Zaten sorguladığı da sanırım buydu?

            Hilmi’nin sessizliğini gördüğünde, onu da iyi tanıdığından aklından geçmişin geçtiğini bilen Nusret ise hiçbir şey söylemden yemeğine devam etti. Hilmi’ye baka baka, o da birinciden, ikinciye geçen şarkıyı dinleye dinleye yemeğini yedi. Tam da düşündüğü gibi yemek de güzel pişmişti. Şimdi şu mezeyi de yiyecekti ama…


GALİP UÇAR                                                                MAYIS 2025

Hikâye 1 Mayıs 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

BİR MAYIS AKŞAMÜSTÜSÜ