Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2026 Salı

O YERDESİN

 Bazı zamanları anlatması zordur

Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağındaBazı zamanları anlatması zordur
Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağında

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



5 Nisan 2026 Pazar

ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


6 Şubat 2026 Cuma

RAYLAR ARASINDAKİ TAŞLAR

 Raylar arasındaki taşlar ki

Veda mektuplarında altı çizilen satırlardır
Adım izlerini yok edip
Kaybettirir yönünü
Bilinmez bir istasyona
Belki kar altında
Belki unutulmuş harabe
Deniz kıyısı tenhalığından
Çöl ortası kaosuna uzanan
Sessiz çığlık misali
Bir elektrik maviliğinde
Düşen yıldırım gürültüsünde
Dağlar arasında
Sarmaşıklarla kaplı
Eli kolu bağlı
Seyrüseferi şaşmış
Bankları yıpranmış
Orada bir yerde
İstasyona
Gidişten önceki
Mektupların altı çizili
Veda cümleleridir
Yeryüzüne çakılı
Bir heyelan alıp da
Söküp götürene dek
Ömrü olan

GALİP UÇAR  OCAK 2026 SÖĞÜTLÜÇEŞME

Şiir 6 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




20 Ocak 2026 Salı

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

 Gözlerinin şefkati

Ah o kahvelerin en güzeli
En lezzetlisi
Gözlerinin o derin sakin bakışı
Her derde deva dokunuşun
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

Gözlerinin güzelliği bilinmez bir ülke
Mutlu huzurlu ve özgürlüğü olan
Uçsuz bucaksız sınırsız
Gökyüzüne eş
Tatmadığım kahve çekirdeklerinin
Albenisiyle insanı aşka çeken
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

GALİP UÇAR                                       2025 İSTANBUL


Şiir 20 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

Gözlerinin en güzel Kahverengisi Müzik

Şarkı 2 Nisan 2026 tarihinde yayınlanmıştır

14 Ocak 2026 Çarşamba

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI

 Henüz bozulmuştu Taksim

Parlıyorken iyice Kadıköy

Gözlerini hatırlarım 

Aşkın içine daldıran

Soğuk gecelerde 

Sarhoş adım sokaklarda

Kol kola yürüyüşleri


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul


Daha kirli adımlar girmemişken

Dalgalar vuruyorken Moda'ya

Hissederdim tenini

Sıcak bir şarap gibi

Yaz gecelerinde

Adalar ve yakamoz

Büyülü gülüşlerini


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul

GALİP UÇAR       OCAK 2026

Şarkı 13 Ocak 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI



4 Ocak 2026 Pazar

DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA

 Sensiz İstanbul sokaklarına

Sensizliği yazdım kar kar
Bir gün bile duramadılar
Eritip de kendilerini
Denize karıştırdılar
Kayboldular
Dayanamadılar
Bense
Dört yüz bilmem kaç damlada
Karışamadım
Kendi iç suyuma
Bir ulu ağaç gibi
İçten içe kurudum
Dallarım değdi yere

GALİP UÇAR.      OCAK 2026

Şiir 4 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


ŞİİR VİDEOSU: DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA



15 Aralık 2025 Pazartesi

AĞLARUM YANARUM

 Galip Uçar'ın Karadeniz Türküsü esintisiyle ve yerel dil ögelerini kullanarak yazdığı AĞLARUM YANARUM adlı türkü formunda şarkı youtube üzerinde yayında

AĞLARUM YANARUM



25 Temmuz 2025 Cuma

AMA BEKLE BENİ (ŞİİR & ŞARKI)

 Ağlama

Acı çekme güzel sevgilim

Seni bırakıp da gitmem gerekti

Ama bil ki

İçim yana yana

Yüreğim ağlaya ağlaya gidiyorum

Sanma ki öyle rahat

Sensiz

Hep acı çekeceğim

Hep ağlayacağım

Hala seni çok seviyorum

Her zaman da çok seveceğim

Her zaman da seni

Tek seni isteyeceğim


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


Çünkü bu kalp senin

Senin kalbin de bende saklı

Söyle kalbin benim mi?

İkimiz

Her yerde her neredeysek

Bir aradayız değil mi?


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


GALİP UÇAR             TEMMUZ 2025


Şiir 25 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şarkısı youtube üzerinden yayındadır

AMA BEKLE BENİ

1 Mayıs 2025 Perşembe

BİR MAYIS AKŞAMÜSTÜSÜ

 

Öğle vakti akşama doğru hayli hızla ilerlerken, o da mutfakta yavaş yavaş hazırlıklarını sürdürüyordu. Mezeleri hazırlamıştı bile. Eğilip fırına baktı. On dakika kadar daha vakit vardı. Hem biraz daha kızarsa, görünüşü de daha iyi olabilirdi. Şu zamanın en büyük derdi de o değil miydi? “Güzel görünmek”, “Kendini güzellikle satmak” mesele bu değil miydi? Az bir parası olsa insanlar güzel görünüp, içi boş olsa da bunu belli etmeden satmıyorlar mıydı? Varsın tavuk da bu teşhirci porno kültürünün parçası olsun ne olacaktı?

            Mezeleri ikişer ikişer alıp masaya doğru yürüdü. Tam orta yere konumlandırdı. Sonra diğer ikisi ve diğer ikisi… Altı meze yeterdi. Vaktinde, mahallenin köhne meyhanesinde peynir, suyu bol yoğurdu az cacıkla da içmemişler miydi? Sonradan gelen bir şarkı, rakının tadına en iyi meze olarak gidip, kafalarını en güzel hale getirip “SER-HOŞ” tabirinin hakkını da veriyordu.

            Mutfağa dönerken, yine de ne olur ne olmaz diye, eğilip tavuğa baktı. İyi yaptığını biliyordu ki yıllardır yalnız yaşadığından dolayı sürekli bu tavuğu yapıp, kendini ve ya çevresini bunla ödüllendiriyordu. Zaten evine gelen misafirleri de masada bu tavuğun hazır olacağını bilerek geliyordu. Mezeler hazır ve masadaydı, salatanın yağını da şimdi dökecekti… Döktükten sonra limonunu da sıktıktan sonra onu da masaya götürdü. Mezelerin konumunu o an beğenmediği için değiştirip üç sola ortaya salata tabağı üç de sağa olarak mezelerin yerlerini değiştirdi.

            Saatine baktı. Akşam oldu olacaktı. O gün, televizyonu açmamıştı. Açası da gelmiyordu. Gelecek haberleri yıllardı ezbere biliyordu çünkü… Şimdi açıp da görecek, yine başka başka şeyler. “Bir kere de şu gün anın keyfi bozulmasın” diye geçirdi. Misafirinin aramamış olması onu biraz kuşkuya düşürmüş olsa da: “Aman! O illa bir yolunu bulur gelir. Merak etmeye gerek yok. Ne badireler atlattı da geldi zamanında” dedi. Masayı tekrar bir gözden geçirip, bu sefer de bardak ve kaseleri almak için mutfağa gitti. Onları da getirip yerleştirdi. Çorba çoktan olmuştu. Tam da o eskinin tadında bir mercimek çorbası yapmıştı. Son kere tavuğun pişip pişmediğini kontrol ettikten sonra tabakları yan yana dizip, dinlenip, demlenmiş pirinç pilavını tabaklara koydu. Yanına da dün hazırladığı zeytinyağlı fasulyesini ve birer çanak da enginarı yerleştirip, sırayla tabakları masaya götürdü.

            Bu sırada gözüne çarpan teybe doğru yöneleyim dese de bir an kendini durdurdu: “Aman şimdi içinde vardır. Yok ya! Boşa havayı bozmaya gerek yok” diye içinden geçirip, fırından gelecek sesi ve tabi ki misafirini beklemek için tekli koltuklardan birine oturdu. Oturduğu andan itibaren de eski günler gözünün önüne geldi. Cihangir’de gece sarhoş adım yürümeleri, son vapuru kaçırıp da bir yolunu bulup karşıya geçme arayışları. Şu İstanbul’un kahrını çekmişlerdi hem de en karasından. Gecesini de gündüzünü de kara kara yaşamışlardı. Nihayetinde şu günlere gelmişlerdi ama bedeller… En basiti o gazete serip de yemek yedikleri masanın tadı da kalmamıştı. Masanın çevresindekiler kalmadığı gibi…

            O, tavuğun pişme zilini fırında beklerken bir anda kapının zili çaldı. Muhtemelen misafiri gelmişti. Yerinden doğrulup, ağır adımlarla kapıya gitti. Kapıyı açtığında ise evet beklediği misafirin geldiğini gördü. İçeri buyur eder gibi sol eliyle içeriyi gösterip, buyur etti. Misafiri de girdi. Ayakkabısını çıkarttıktan sonra:

-“Ne oldu Nusret? Keyifsiz gözüküyorsun.”

-“Yok! Yok bir sorun Hilmi. Biliyorsun her bu gün böyleyim.”

-“Biliyorum. Kaç tanesini gördük de ilk defa bu kadar dingin ve moralsiz gibisin”

-“Yok, yok bir şeyim. Sen geç, elini yüzünü yıka. Ben de mutfağı halledeyim o arada.”

            Hilmi, elini yıkamaya giderken, Nusret de fırına eğilip baktığında, tavuk baya kızarmış ve gayet de güzel görünüyordu. Fırının kapısını açıp, bir bıçakla tavuğu yokladı. Pişmişti. Fırını kapatıp, eldivenlerini giydi ve eli yanmasın diye yavaş yavaş tavuğu çıkartıp, tezgaha koydu. Yüzüne doğru gelen duman geçtikten sonra da dolapta tavuğu koyacağı büyükçe bir orta tabağı bulup, indirdi. O an, tavuğu acaba kesip mi servis etsem diye düşünse de: “Yok” dedi kendi kendine “Pornosunu bozmaya ne hacet. Görseliyle bu kendini satsın. Devir o devir değil mi?”

            Tavuğu bütün haliyle masaya taşıdığı an da Hilmi salona geldi:

-“Neler yaptın bugün?”

-“İnan bir şey yapmadım.”

-“Belli televizyon bile açık değil.”

-“Açmadım. Açsam ne olacak? Yine moralim bozulacak.”

-“Bozulmuyor mu ki?”

-“Bozuluyor zaten yeterince bozuluyor. Daha da görüp niye bozayım?”

-“Merak etmiyor musun?”

-“Tahmin ediyorum. Senin nasıl geçti? Zorlandınız mı?”

-“Her sene daha zor oluyor.”

-“Yaşlanıyorsun belki…”

-“Yok! Yaştan değil. Çok daha zorlu oluyor.”

-“Gençler anlamıyor tabi. Eğlenmeye gelmişlerdir.”

-“Onla da alakası yok. Hem, bence yanılıyorsun. Belki de bizden bile daha çok anlıyorlar.”

-“Yapma! Onlar keyifçi.”

-“Tamam keyifçiler. Ama keyifleri kaçmasın diye oradalar belki de. Kim yaşamı bozulsun ister? Onlar da yaşamları bozulmasın diye oradalardı. Zaten hayatın pek de anlamını bilmiyorlar.”

-“Yahu nasıl bilecekler? Hazırcı bunlar.”

-“Ya değillerse! Bence değiller. Bunlar bedel ödememek için sinmiş kişilerin, anlamsız yaşama iteklenmiş çocukları. Belki de hayatlarına anlam katmak için hayatı güzelleştirmek için çabalıyorlardır?”

-“Çok romantiksin.”

-“Öyle olsam güllerle gelirdim.”

-“Yahu öyle değil.”

-“Fikirde de romantik değilim. Sen de teşrif etseydin de görseydin.”

-“Uğraşamam.”

-“Sen uğramayacaksın diye de onlar yerini alacaklar. 1Mayıs yahu! Hangi 1 mayısta biz kavgamızı da verip, zorlanıp da yine de keyif almadık?”

-“Bana senin sağ salim gelmen önemliydi. Geldin de.”

-“Çoğu kişi de ama gidemedi, gideceği yere. Çok gözaltı oldu. Özellikle de şu laf ettiğin çocuklardan çok ama çok gözaltı oldu. Ama bizden güçlüler biliyor musun? Yılmıyorlar.”

-“O başka şeydendir.”

-“Nedendir? Başka şey ne?”

-“Yahu bunlar zaten değişik. Arsız gibiler.”

-“Arsız marsız. Senden benden iyi direndiler. Hatta biz birçok şeyi bilmeden sahadayken, kandırılıyorken, onlar kandırılmadan, kendi istekleriyle meydana indiler. Yahu biz bir şekilde azla mazla yetiniyorduk. Bunlar bombardıman altında ve daha beteri ne biliyor musun?

-“Ne? Bakalım neyi savunacaksın yine boş boş?”

-“Bunlara gösteriyorlar ama elletmiyorlar. Biz kırıp dizimizi oturuyorduk. Bunlar elde etmek için mücadele veriyor. Bizim gibi değiller.”

-“Gösterip de elletmiyorlar ha! Tam da sana öylesi porno kültüründe bir tavuk yaptım. Hadi geç masaya”

            Hilmi, masaya oturduktan sonra Nusret, tavukları servis etmeye başladı. Ardından da mutfağa gitti ve içeriye seslendi:

-“Şarap düşündüm. Ne dersin?”

-“Ne şarabı yahu! Çok mu keyfimiz var da şarap içeceğiz. Köpek öldüren de değildir o. Nereden aldın?”

-“İtalyan şarabı bu. Beyaz şarap.”

-“Yerli de değil, İtalyan. Rakı getir sen getir. Evde rakı var mı?”

-“Oğlum güzel sofra kurdum. Ne rakısı?”

-“Tavuk, pilav, sebze. Gazete üstünde yediğimiz mezelerin de kalitelisini yapmışsın. Kaliteli olunca rakıyı mı ötekileştireceğiz! Yoksa gidip alıp geleyim?”

-“Var ya var! Bu evde rakı ne zaman eksik oldu?”

-“O zaman ne diye soruyorsun. Müzik de açmamışsın. Dur bakayım sen dur!”

-“Ne durayım?”

-“Sen hala görüşüyorsun değil mi onlar?”

-“Kimle?”

-“Oğlum bak yeme beni! Kim olduğunu biliyoruz. Kesin teypte de onun kaseti vardır. Ondan açmadın değil mi?”

-“Ne alakası var?”

-“Aç hadi! Aç.”

-“Ya boşver! Yemek yiyeceğiz.”

-“Sen aç aç.”

-“Hadi ye bakalım şu pornocu tavuktan. Bak nasıl güzel görünüyor değil mi? Tam teşhirci. Dönemin gençliği gibi.”

-“Sen gençleri mençleri bırak. Görüşüyorsun değil mi?”

-“Öff! Görüşüyorum. Kesmedim irtibatı.”

-“Biliyorum. Yapamazsın zaten sen. O kadar güçlü olsan bugün alanda olurdun. Maazallah polis molis değer bir yerine.”

-“Alakası yok.”

-“Buluşuyor musunuz bari?”

-“Arada bir de çok nadir.”

-“Halini hatırını sormayacağım.”

-“Haksızlık ediyor olabilir misin?”

-“Haksızlık! Hepimiz mi?”

-“Evet hepiniz! Haksızlık ediyorsunuz.”

-“Oğlum, o gidip, el pençe divan durmadı mı? Ne malum eskiden de bizi satmadığı?”

-“Satmadığını biliyorsun. O kadar da yapma.”

-“Ne malum?”

-“Yahu yapmadı. Senle beraber işkence görmedi mi? Sen sarmadın mı dayaktan patlamış yüzünü, gözünü?”

-“Tamam da belki de…”

-“Belki de yok. Beraber çektik. Sonra o başka yola…”

-“Sen de başka yola.”

-“Ben…”

-“Sen de başka yola, hiç konuşma Nusret. Sadece eğilmedin diye eskisi gibi devam ediyoruz. Yoksa şarap mı diye sormazdın bile”

-“Ya ettiğin laf mı?”

-“Aç ya aç! Valla dinleyeceğim. Kaç yıldır dinlemiyorum aç dinleyeceğim. Bakayım aynı hissi yaratıyor mu? Hem belki gerçek sesini de duymuş oluruz?”

-“Hilmi uzatma!”

-“Oğlum ben ciddiyim. Aç dinleyelim. Hadi bak. Sen açarken ben de pornocu tavuğundan yemeye başlarım.”

            Yerinden kalkıp, isteksizce de olsa teybe yöneldi. Düşündüğü gibi onun kaseti içindeydi. Kontrol ettikten sonra kaseti başa sarıp, çalma tuşuna bastı. Kaset işlemeye başlarken de masaya geri oturup, tavuktan bir parça kesti ve pilavla beraber yedi. Yüzüyle, Hilmi’ye “nasıl olmuş?” gibisinde bir hareket yaptı. Hilmi de yüzünü aşağı eğip, gözünü de kısarak “güzel olmuş” gibisinden bir karşılık verirken şarkı da başladı. Hilmi’nin yüzü biraz ekşise de o an içinden şarkıyı özlediğini de fark etti ama dışarı yansıtmadı. Tabağa doğru daha da eğilip, yemeğe devam etti.

            Hilmi’nin gözünün önüne, eskiden beraber yaşadıklarındaki gazete üzerinde yedikleri yemeklerin sonrasında bağlamasını alıp çaldığı türküler gelmişti. Yine de hüznünü belli etmedi. Ne de olsa, bir sabah ansızın, daha çok konsere çıkmak için muhalif duruşundan vazgeçip, bakanlığı ve iktidarı öven söylemleri yapan kişi de buydu. O gün üstüne bir de “Size ne?” demişti. Onlara neydi? Ama kolay değildi. Özlemişti. Yarı aç karınla, ağızlarında kalitesiz sigara, bodrum katındaki evlerindeki sohbetleri de yaşadıkları acıların sonrasında dayanışmaları da… Her şeyi çok özlemişti. Ama özlediği o mu yoksa yaşadıkları mıydı? Zaten sorguladığı da sanırım buydu?

            Hilmi’nin sessizliğini gördüğünde, onu da iyi tanıdığından aklından geçmişin geçtiğini bilen Nusret ise hiçbir şey söylemden yemeğine devam etti. Hilmi’ye baka baka, o da birinciden, ikinciye geçen şarkıyı dinleye dinleye yemeğini yedi. Tam da düşündüğü gibi yemek de güzel pişmişti. Şimdi şu mezeyi de yiyecekti ama…


GALİP UÇAR                                                                MAYIS 2025

Hikâye 1 Mayıs 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

BİR MAYIS AKŞAMÜSTÜSÜ

4 Aralık 2024 Çarşamba

SENİN GÖRMEDİĞİN MARTILAR

 Ben her sabah

Uyanıyorken seslerine martıların
Sen martısız şehirde
Elinde taze bir simit
Benim elimden kapıp gidiyor martılar
Simitsiz cam önlerindeyim
Yoksulun
Yoksunun
Yoksun sen
Bilmem kaç günümüz var
Kavuşmaya
Yahut
Daha ayrılığın
Ki sen yıldızları daha net görürken
Daha soğuk iklimlerde
Ben de yıldızsızlık ılımanlığı
Dağlar göller denizler
Bahaneler hep bahaneler
Ben martı sesine uyanırım
Beyaz ve turuncu
Ve çatal sesi
Ve çingene çığlıkları ardımızda hatıra
Yıkık dökük de olsa önceleri
Toparlanmış ve anlaşılmamış bir evin
Terk edilip ardına bakılmayış
Bırakılmışlığındayız
Ne deniz
Ne tarihi yerlerin önemi kalmış
Yaşanmışlık mezarlığının toprağına
Basılan yaşlı ve kemikli ayaklar
Umursamaz bunları
Umursamaz boya izleri
Balkonun çeşitli noktalarında
Ki onlar da
Kendilerinden ölümü bekleyenlerdir
Cinsi üzerine uzandığı an
Tarihe karışacaklardır
Aynı el izlerimiz gibi
Aynı gölgelerimiz gibi
Çeşitli coğrafyalarda
Dağılmışken çeşitli coğrafyalara
Martılar aynı
Sen de olmasa da
Ağaçlar
Belki senin orada
Çok daha fazla sahaya
Dökmüştür sarı yapraklarını
Ve senin nefesini rüzgara katsan
Ertesi gün hissederim alnımda
İçine tuz karışır
İçine kestane kokusu
Ve zeytin
Sen bir tepenin eteklerinde
Dar sokakların
Yoğun ve ferah caddelerinde
Aheste
Ben
Yüce camların üzerinden yansıyan
Güneş ışınlarının sıcağında
Yanarken kış günü tenim
Bir tren gider
Göz görmeyecek hızda
Beyaz beyaz
Senin göremediğin martılar
Burada
Avucumdan
Simitleri gagalar

GALİP UÇAR. SAHRAYICEDİT KASIM 2024

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 4 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: https://kibelekultursanat.com.tr/senin-gormedigin-martilar-galip-ucar/

23 Eylül 2024 Pazartesi

SANA GİDEN GEMİ

 Sana giden geminin

Ardından kaldırdım kadehimi
Dalgalara yükleyip özlemimi
Gözledim gidişini
Dalga dalga
Dalga dalga
Varacak elbet kıyılarına
Selamımı almayı unutma
Dalga dalga
Dalga dalga
O saat yanaşınca kıyına
Bizi hatırla
Bir küçük fotoğrafta
Yıllarımızı
Yaşadıklarımızı
Bir buluta ekle özlemini
Hasretimle karışan
Yağmur yağmur
Yağmur yağmur
Bana yolla
O gemi yakalansın
Hasret fırtınamıza

GALİP UÇAR       CADDEBOSTAN EYLÜL 2024

Şiir 23 Eylül 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Okumak için: Sana giden gemi

2 Eylül 2024 Pazartesi

SADECE İKİMİZİN UYANDIĞI SAATLER

 Sadece ikimizin uyandığı saatler vardı

Sen gözlerini henüz açamazken bile
Kendini sevdirmek için
Sessiz adımlarla yanaşırdın bana
Sapsarı
Bir sonbahar günüydü
Minik minik güldüğündü
Nadide bir gülüş
Öylesi güzel
Bir sonbahar günüydü
Çok güzeldin
Sonbahar sarısı misali
Sadece ikimizin uyandığı saatler oldu
Sonra sonra
Sessizliği bir biz bilirdik
Gün doğmadan önce
Zifiriden hemen sonra
Bir biz bilirdik o anların keyfini
Bir biz yaşardık baş başa
Kimsenin şahit olamadığı zamanlardı
Sıcaklığın ısıtırdı ellerimi
Güneş daha değmeden
Uzak görmediğimiz dağlara
Şimdi bir sonbahar günü
Hasret kalıyoruz birbirimize
Sadece ikimizin uyandığı saatlerde
Sen ayrı ben ayrı yerlerde
Bir rüzgar değecek belki ikimize
Sadece ikimizin uyandığı saatlerde
Hasret tenlerimize

GALİP UÇAR 2024 EYLÜL BALAT

Şiir 02 Eylül 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat Dergisinde yayınlanmıştır

15 Ağustos 2024 Perşembe

KOKUSU

 Senin şehrinin bir kokusu var

Bazen erken sabahlarda burnuma kokusu gelir

Ardından hissederim teninde sıcaklığını

O an ani bir hüzün basar

Duraksar ayaklarım

Özlemişim derim

Hasret sarar


GALİP UÇAR AĞUSTOS 2024.  VEFA


Şiir 15 Ağustos 2024 günü Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Okumak içinKOKUSU

10 Haziran 2024 Pazartesi

ÖZLEMİNLE BAŞ BAŞA

 Bir özlem beliriverir aniden

Siyah ve beyaz çizgiler halinde
Dağıtır dengesini astigmatının
Öldüresiye bir göz kamaşması
Baş dönmesi
Ulaşılmaz ve çok derinde
Parmak şekilli altın madenlerinin göbeğinde
Bembeyaz bir ışık
Orta yaşın vermiş olduğu bilinç
Bir o kadar da umursamazlık
Geçip gider önümden o özlem
Beliriverdiği yerden ötelerin
Bir duvara yaslanmanın saadeti sırtında
Şapkanın gölgesi altında
Baş dönmesek kalır geride
Onu dahi umursamazsın
Yaşanır biter bilmem kaç saat
Sonrası hayat

GALİP UÇAR.            2024 HAZİRAN MERDİVENKÖY

Şiir 10 Haziran 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır Özleminle baş başa

5 Mayıs 2024 Pazar

SANA DOĞRUDUR

 Kalbimin sesini dinle

Geceden sehere döner vakittir sana hep
Karanlığını sarhoşluğun adımlarına koyup
Denizin kıyısına kurulan bir ev viraneliğinde
Her yerinden rüzgâr geçerken verdiği sestir
Kum taneleri desem değil
Çakıl taşları desem eksik kalır
Bir deniz kabuğu içine yerleşmiş de
Kimsenin sesine sözüne tahammülsüz
Dalga sesini dinler gibi
Seni diliyorum her katrede
Sen ki ömrümün özeti
Kozadan çıkmak da özgürlük değildir bazen
Kelebek olup ömrünün sonuna dönüşmek de
Ben yoluna yorgun kafesler içinde bir kuş
Kafes açılsa da uçmazım senin yüreğinden
Sen bilmezsin kendini
Ayda yaşayanın ayın o güzel parlayan ışığını bilemediği gibi
Sen ise kendi renklerime sesimi boya
Sana olan aşkımı boya
Boya ki yasaklansa da yazmam bir gün
Akıp dizelerimden eriyerek renklerin
Yazsın yine sana olan şiirlerim
Kanlı ciğerlerimin kırmızısıyla sana olan sevdamı
Yüreğimin beyazıyla doyulmazlığını yazar dinlersin
Bir deniz kabuğunu al
Koy kulağına kapa gözünü
Kalbimin sesini dinle
Kıştan bahara dönüştür
Anlatır yağmurları hışırtıları sana

GALİP UÇAR     MAYIS 2024 BALAT

Şiir 5 Mayıs 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Okumak içinSana Doğrudur

27 Mart 2024 Çarşamba

TERK ETTİĞİMDİ

 Terk edip çıktığımda evimi

Hatıralar bir yanında odamın yığılı
Güneşimi
Denizimi
Bırakıp gittiğimdi
Bir İstanbul şafak vakti
Kederli hayatımın sürüp gittiğiydi
Sürüklenen valizimin tekeri
Beyaz çiçekler karşılayacaktı beni
Beyaz evler
Bir zamanlar sevdiğim kadınların
Şimdi asla izi kalmayan öpüşleri gibi
Ilık ve huzur dolu
Bir ağustos şafak vaktiydi
Terk edip gittim
Benim olan
Beni bir türlü bağrına basmayan
Ülkemi

GALİP UÇAR MART 2024 ALİBEYKÖY

Şiir 27 Mart 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


Şiir linki Terk ettiğimdi

25 Ocak 2023 Çarşamba

SEN GELİRSEN SEVDİĞİM BEYDAĞI'NI GEZERİM

 


Türkü formundaki yeni bestem SEN GELİRSEN SEVDİĞİM BEYDAĞI'NI GEZERİM youtube üzerinden yayında

Dinlemek için:

SEN GELİRSEN SEVDİĞİM BEYDAĞI'NI GEZERİM


SEN GELİRSEN SEVDİĞİM BEYDAĞI'NI GEZERİM

Kaysı serdim damına

Di gel yarim yanıma

Seni seven aşığım

Koyma beni zalıma

 

Gel ey kalbi güzelim

Yüreğimi ezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Beydağı’nı gezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Hekimhan’ı gezerim

 

Bir yar sevdim elalı

Yüreğinden yaralı

Koyma beni sevdiğim

Benim başım belalı

 

Gel ey kalbi güzelim

Yüreğimi ezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Beydağı’nı gezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Hekimhan’ı gezerim

 

Kerneğin kenarında

Yarim yirmi yaşında

Ben sevdadan kayboldum

Aklım gitti başımdan

 

Gel ey kalbi güzelim

Yüreğimi ezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Beydağı’nı gezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Hekimhan’ı gezerim

 

Yarim Kernek’ten midir

Soyu melekten midir

Güller versem ben ona

Alırsa sevmek midir

Güller dersem ben ona

Alsa sevmekten midir

 

Gel ey kalbi güzelim

Yüreğimi ezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Beydağı’nı gezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Hekimhan’ı gezerim

 

Yarim Arguvan’dayım

Ulu bir divandayım

Sensiz geçen ömrümde

Sanki bir yalandayım

 

Gel ey kalbi güzelim

Yüreğimi ezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Beydağı’nı gezerim

Sen gelirsen sevdiğim

Hekimhan’ı gezerim