Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

30 Aralık 2024 Pazartesi

YILDIZSIZ KENTLERİN GECE VURGUNU

 Yıldızsız kentlerin gece vurgunu

Seni mi öptüm
Ay şavkıyla sararken denizi
Tuzu dudakları dili yakarken
Kıyılardaki kayalıklarda bir garip inilti
Midye kabuklarının kara çarsafı
Yengeçlerin kızıl dövüşü
Altın rengi ışıkların oyunları bunlar
Bazı solgun sokak sarısı
Bazı mücevher ışıltısı
Koynunda kapkaranlık gecenin
Denizlerin çimi değil yosunlar
Ne de salatası
Bir gece
Issız bir dalgaya kapılmış
Mor bir teknenin
Dip paslanmışlığı
Öylesine soylu
Öylesi ram olmuş
Eski ihtişamı kaybolmuş
Yırtık bir pelerinin
Yaldızlı süsleri
Aydınlanmaz ay vursa da üstüne
Ne de dipteki gemi iskeletleri
Varamadığı menzilin hayalini kurmaz
Kırık amforalarıyla
Kumlara uzanmış cesetlerin
Yalnız kalmış kemikleri
Bulunamamaktan sızlamaz
Öylesi anlamsızdır
Gecenin siyahında deniz
Milyonlarca anlam yüklense de
Ve inadına saydamdır deniz
Çeşitli saatlerde
Çeşitli renklerde zannedilse de

GALİP UÇAR        HAZİRAN 2024 ALİBEYKÖY

Şiir 30 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

25 Aralık 2024 Çarşamba

BİR DE DEVRAN ÇAĞLAR MESELESİ VAR

 Onca aşk acısını

Onca ekonomik uçurumları

Onca Sınıf mücadelesini

Onca Darbe sonrasını

Onca haksız kazancı

Onca sömürüyü

Onca hırsızlığı

Onca yolsuzluğu

Onca ötekileştirmeyi

Onca muhtaç bırakılmayı

Onca ezilmeyi

Onca doğru söyleyip dokuz köyden kovulmayı

Onca işsizliği

Onca sevgisizliği

Onca zulmü

Onca hainliği

Onca satılmışlığı

Onca dilenciliğe alıştırılmışlığı

Onca ihaneti

Onca cahilliği

Onca rezilliği

Ülkede sıralamanın dışında bir de

Bir de Devran Çağlar meselesi var ki

En büyük haksızlıklardan birisi

Sesi güçlü olmak yetmiyor çoğu zaman

Engellenmek için

Dürüst olmak

Doğru olmak

Düzgün olmak

Ve hepsinden çok daha güzel sesli olmak

Yeterli bir neden

Onlarca dert gibi

Bu da büyük haksızlıklardan

O ve onun gibi olanların

Sesi olsun diye yazdım

Hatırlansınlar

Unutulmasınlar diye

Onlarca yıl sonra

Hak en azından 

Bu şiirde yerini bulsun diye

Yazdım

GALİP UÇAR     2016


Şiir 25 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

22 Aralık 2024 Pazar

ALTIN KARASI

 Altın karası bir ışık bu

Safran değil ki aşına katasın
Tarhana tadında
Ellerin nasırlı sarısı
Kader yarası kadarı kadar yaşaması
Karayolları üzerinde
Ezilmiş papatyaların sarısı
Boş çantaların bir dolusuyla darası
Bir kaç zeytin karası içinde kalp yarası
Minibüsler otobüsler ve durakları
Yosun tutmuş yağmur sonrası
Yırtık ayakkabıların tabanında
Akar gözyaşı damlası
Ahh elleri emeğine varası
Gönül kara
Gönül yara
Ruh sıkkın
Cebinden çekilmiş parası
Yolunmuş bir dalda kalan
Yapraksız tatsız ham
Gevrek uçlarının yarası
Reçine reçine
Akar içine
Öylesi acı
Öylesi baldıran zehri misali
Takar kaskını
Yürür kurulumuna düzenin
Çakar kalaslarını
Dünyanın atar temelini
Aç da olsa
Bölüşür yemeğini
Kurtlu da olsa
Kuru da olsa
Bulur bir yerinden lezzetini

GALİP UÇAR.     KASIM 2024

Şiir 22 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

16 Aralık 2024 Pazartesi

SÜRGÜN TOHUMLARI

 Sürgün tohumların

Rûzgar çılgınlığınca
Savruluş hafifliği bu
Kendi topraklarından genini alan
Ama kendi topraklarına hasret
Toprağındakilere özlem özlem yaşayan
En güzel dağ başları
Meltemli deniz kıyıları olsa da yerleri
Köksüzlüğün acısı ve sancısıyla meyvesine hasret
Dalına gebe bir kısırlık bu
Çılgın aşermeler yoksunluğunda
Bir göz
Bir söz
Bir cana hasret
Bazı uçar
Bazı yuvarlanır
Üstü başı toz
Toprakta bir yuva arar
Tutuşacak bir el
O el ki
Çiçekleri açtıracak dal hasretlerinde
Kırmızılı
O çiçekler ki
Dünyaya güzellik mirası
Belki bir kozalak
Bin olacak kadar kudretli
Ah köklenseler
Belki dünya hayranlığıyla durak
Belki kıyamet kopacak
Yeni dünya o kökten doğacak
Sürgün masalları son bulacak
Bebek dudaklarında bir gülüş
Ardı kahkahalı upuzun geceler
En uzun geceye kavuşacak
Dumanıyla her şey kutsanacak
Tam o anda bir iskele
Bir mavi
Lacivert bir dalga
Martı sesinde kıyılarda düğünler toylar
Tarih tarih olalı böyle güzellik görmedi diye surlar
Mutluluk bayrakları asacak
O gün dünya bambaşka olacak
En uzun karanlık aydınlıkları doğuracak

GALİP UÇAR.        ANADOLU HİSARI

Şiir 16 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

13 Aralık 2024 Cuma

KIYAMET PENGUENLERİ DENİZLERE İNİNCE

 Kıyamet penguenleri

Denizlere yürüyüp inince
Koskoca bir ay bütün gümüş ışığı parlaklığıyla
Vuracak tüm coğrafyalara
Gecesiz
Başya Timuçin olmak üzere
Tüm hanlar hakanlar
Birden yok olacak
Öksüz kalacak kavimler
Çay kokusu dağılacak
Çin çinileri kırılıp
Yol olacak bilinmezlere
Kıyamet penguenleri
Üstüne basa basa geçecek
Varacak uzak denizlere
Halılar ilmek ilmek sökülecek
Bir kedi tırnağına takılmış
İplik parçası haricinde
Hatırası okunmayacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Tarlalardaki başakların sarılarının
Alev sarısı olduğu anlaşılacak
Şahinler saracak etrafı
Didik didik edecek kalanları
Ay ışığının gümüş yangınında
Dağlar heyelan şelalesi
Tank olup yığılacak
Kesecek suların başını
Tuna kuruyacak akmayı unutacak
Karadeniz'den ta Alman içlerine
Kocaman bir hendek kalacak
Buda ve Peşte yine ayrı
Ama hendekte Budapeşte doğacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Ne bir tekil
Ne bir çoğul
Ben benliği
Sen senliği
Şahısların şahsiyetleriyle birlikte
Şahsî meseleleri
Ve dahi şahıslıkları da bitecek
Bir tek ağaç kalacak
Yeri bilinmeyen
Belki çam
Belki çınar
Kim bilir belki dibinde bir pınar
Ta ki keşfedilene kadar
Duracak
Kıyamet penguenleri
İlla orayı da bulacak
Önce pınar bulak bulak
Sonra ağaç
Her ne türse
O da kıyamet penguenlerine kalacak
Kıyamet penguenleri
İndikleri denizleri de unutacak
Olanları da

GALİP UÇAR.          ARALIK 2024 

Şiir 13 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

10 Aralık 2024 Salı

SENİN YANAKLARINDA

 Senin güzel yanaklarında

Gümüş ve zambak rengi bir dolunay doğar
Gülümsemeni sağlar
Ben o aya doğru
Ağır aksak koşan
Gece gündüz uyumayan
Yüksekliğine tırmanmaya dayanan
Minik bir yıldızım
Yanında durmayı düşleyen
Konup o güzel yanağına bir ben gibi
Aya yakışan
Gülümsemenle yükselen
Bir bayrak gibi
Aşk gibi
Aşk gibi
Bir gülümsemenin iki ucunda var olmak
Ayına yıldız olmak
Samanyollarını kurmak
Senin güzel yanaklarında
Şâd olmak
Gözlerinin ışığıyla parlamak

GALİP UÇAR. KASIM 2024. CADDEBOSTAN

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 10 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

7 Aralık 2024 Cumartesi

SENELER NE OLUR ÜSTÜME GELMEYİN

        Dışarıdan gelen gürültüler yüzünden, öğlen uykusundan, sert ve ani şekilde uyandı. Başını iki yana çevirip, etrafına baktı. Sesler evden gelmiyordu. Daha henüz uyumuştu ve böyle uyandırılmak da hoşuna gitmiyordu.

        Gözlerini ovuşturdu, yavaşça yatakta oturur pozisyona geçti. Gürültüler devam ediyordu. Saatine baktı. Saat neredeyse sekiz buçuk olmuştu. Daha yeni uyuduğunu zannederken meğerse dört saattir derin uykusun olduğunu anladı. Makyaj masasının önündeki koltuğun üzerinde duran, ipekten yapılmış, mavi ve kırmızı renkli desenlere sahip sabahlığını üzerine giyindi. Yavaş adımlarla odadan çıkıp salona doğru ilerledi.
Salona girdikçe, sesler daha da artıyordu. Bir an kapı açık sandı ama kapalıydı. Aynı ağır adımlarla balkon kapısına doğru ilerledi. Kapıyı yavaşça açıp, Bodrum’un klasik, küçük, beyaz badanalı, kare balkonuna çıktı. Tam ayılamamıştı. Evi yüksek olmasa da ne olur ne olmaz diye demirlere tutundu ve sokağa doğru baktı.
        Evet. Gerçekten akşam olmuştu ve Bodrum’da olanlar, çoktan denizden çıkmış, evde hazırlıklarını yapmış ve sokaklara akın etmişlerdi. Eskiden kendisi de böyleydi. O da sabah erken saatlerde bu balkonda kahvaltısını yapar, henüz çok kirlenmemiş olan Bodrum Merkez’de yer alan sahilden denize girer, akşamüzerine doğru eve dönüp, duşunu alır. Hazırlığını özellikle de makyajını yapıp, harika elbiselerden birini seçip, sevgilisinin kapısına gelmesini bekler ve onunla akşam yemeği yemeğe giderdi.
       Dışarıda gezinen hoş giyinişli, alelacele hazırlanmış, yarı ıslak saçlı kadınları görüp, kendine iç geçirdi. Sonra sokağı boylu boyunca gözledi. Hınca hınç doluydu. Daha da eğlence vakitleri de tam gelmemişti. Şu saatler, restorana gidip, akşam yemeği yeme saatleriydi. İçinden: “Ah benim gençliğim” diye geçirdi.
İki adım kadar geriye giderek, balkon masasını kaplayan oyalı örtünün üzerinde duran sigara paketinden bir sigara çıkarttı, ağzına koydu ve derin bir nefes çekerek yaktı. Bir derin nefes daha çekti. Bu sefer dumanı kesik kesik dışarıya saldı. Masanın üstünde duran, mermerden kül tablasının içine sigarasını yerleştirdi.
       Sigarası, kül tablasında hafif hafif yanarken, o da mutfağa doğru biraz hızlı adımlarla gitti. Buzdolabını açtı ve her zaman içtiği markadan olan rakısından büyükçe bir rakı bardağına sek rakısını koydu. Eli sürahiye gitse de kendi kendine: “Yahu bunun da seki bambaşka güzel. Her şeyi sadesi güzel olduğu gibi…” dedi. Elinde rakısı, balkona gitti. Masaya bardağını koymadan bir yudum aldı, içti. Ardından sigarasından uzun bir nefes çekip etrafa baktı.
         Yine balkonun demirlerinin oraya doğru gitti ve aşağı eğildi. “Ah!” dedi kendi kendine. “Şimdi beni bekleyen olacaktı da şu aşağıda, ben de rakı bitene kadar onu bekletecek bir de makyajı da yapıp öyle inecektim.”
Balkon duvarına asılı saatine baktı. Önemli bir porselen markasının hediyesiydi. Hala mükemmel çalışıyordu. En az yirmi yıllıktı. Hey gidi hey! Onun verildiği zamanı anımsadı. Simsiyah bir elbisenin içinde, üzerindeki taşlar, renkli ışıklarla parıldarken, altın rengi bir tepsi içinde yanında iki şampanya ve üzerine dökülen gül yapraklarıyla ona verilmişti.
Kolay değil. Yılların Safişiydi o. Ünlü sahne yıldızı Safiye. Kim bilir kaç yıl olmuştu? O sahnelerdeki, parıltılı elbiseli Safiye olmayalı kaç sene, kaç ay, kaç gün geçmişti. Sevgilisinin onu en ön masadan, çılgın alkışlarla izleyip, ona iltifat edip, laf atanlara sert bakışlarla karşılık verdiği günlerin üzerinde neler neler geçmişti. Hatta o sevgilisi…
     Rakısından büyükçe bir yudum alıp, içeriye geçti. Plakların olduğu çekmecesini açıp, içeriden kendisine ait bir plağı eline aldı. Balkona doğru yürüdü ve masanın üzerine koydu. Sigarasından bir duman daha çekip bu sefer de içerideki plakçaları balkona doğru getirmeye çalıştı ama getiremedi. Bir daha denedi ama yine ağır geldi. İçten içe kendine güldü. Sonra yürüyüp, balkondan plağını aldı ve plakçaların yanına getirdi.
       Dışarıdaki sesler gittikçe artıyor saat de dokuza doğru ilerliyordu. Ah sevgilisi! Son sevgilisi. Birazdan kapısını çalacak, o da makyajı tamamlanmış olarak, tüm dişiliğiyle kapıyı açıp, onun karşısına çıkacak ve onun koluna girip Han Restoran’a gidip akşam yemeklerini yiyecekler ardından da sahnesi varsa sahne alacağı yere gidecek yoksa da bir yerlerde içip, eğlenecekler gecenin derinliklerinde de Halikarnas’ta eğlencenin zirvesine ulaşacaklardı.
         Ah sevgilisi! Son sevgilisi, başka biriyle evleneli tam otuz sene geçmişti. O şaşalı günler biteli. Makamlı şarkıları okuyup da hayranlıkla izleneli tam otuz sene. Popüler müziğe yenilip, o gazinolar dağılalı otuz sene geçmişti. Kendisi de seksen yaşlarına varmıştı. Şimdi sevgilisi gelip, onu çıkartmaya kalksa hali de yoktu. Adamın var olan çocuklarına bir de üstüne yeni evlendiği kadından da iki çocuğu olmuştu. Şimdi Bodrum’un merkezinde değil, çok daha lüks bir sayfiyesinde, ailesiyle keyfine bakıyordu.
        Peki ya öncekiler? Bu adam için vazgeçtikleri? Onlar da çoktan torun torba sahibi olmuşlardı. Hatta bazıları ölmüştü. Haberlerini arada başka kişilerden ya da gazetelerden alıyordu. Hele bir tanesi vardı ki… Belki de çok iyi bir insan olduğu için en çok taviz verdiği adamdı. Ah o iyi adam. Ah o sandığı adam, insan kaçakçılığı yaparken Bodrum’dan yola çıkıp Kos açıklarında teknesiyle batıp ölmesin mi? Nasıl da insan sarrafıydı? Belki, tam da bu sebepten, şu yaşında yalnız kalıvermişti. Kimsesizdi. Arada birkaç eski hayran, balkonda onu görüp, hasbelkader tanıyıp selam verince, kapısını çalınca geçip gidiyordu yalnızlığı.
        Artık dışarı da çıkabilecek dermana sahip de değildi. Marketten alacaklarını istiyor, onlar da getiriyordu. O, sahnelerde saatlerce şarkılar söyleyip, dans eden Safiye, şimdi yalnız ve yaşlı Safiye kadın olmuştu. Sanmayın ki lüksünden ve modasından vazgeçmişti. Hala o harika kıyafetlerini evinde giyiyordu. Kimse görmese de o, aynaya bakıp, ünlü sanat musikisi yorumcusu Safiye’yi aynada izliyordu.
       Hey gidi yalnızlık hey! Han Restoran’da acaba yediği yemekler aynen duruyor muydu? Şimdi yalnız gitmek de olmazdı? Koyardı be! O sevgilili masalar. Sonradan gelen arkadaşlarla on, on beş kişi oluşlar.
İçinden: “Aman…” dedi ve plakçaları ayarlamaya devam etti. Sonrasında şarkılarını okuduğu plağını alıp, plakçalara koydu. Hafif cızırtılardan sonra şarkı giriş yaptı. Sonra…
       Sonra o ünlü şarkıcı Safiye, plakçalardan okumaya başladı:

SENELER NE OLUR GELMEYİN ÜSTÜME
SAATLER DURUN BİRAZ ÖMRÜM BİTİRMEYİN

       Şarkı çalarken: “Ah gençliğim” dedi ve rakısından bir büyük yudum daha aldı. Hafif sarsıldı. Ayakta dururken rahat edemeyeceğini anlayarak, yakındaki sandalyeye oturdu. Bir yudum daha aldı: “Ah ah o günler” dedi kendine. Duvardaki takvime baktı; hala inadına o yılın takvimini kendine getirtirdi, hangi yılda olduğuyla tekrar yüzleşti. Seksenli yaşlardaydı bir daha anladı. Yine Bodrum’da, sıcak bir gün batımı sonrası akşamındaydı. Ama artık seksenlik Safiye’ydi. Oturduğu yerde öylece durdu. Her dizede, rakısından bir yudum daha alarak şarkısını dinlemeye devam etti.


GALİP UÇAR

Hikâye 7 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

4 Aralık 2024 Çarşamba

SENİN GÖRMEDİĞİN MARTILAR

 Ben her sabah

Uyanıyorken seslerine martıların
Sen martısız şehirde
Elinde taze bir simit
Benim elimden kapıp gidiyor martılar
Simitsiz cam önlerindeyim
Yoksulun
Yoksunun
Yoksun sen
Bilmem kaç günümüz var
Kavuşmaya
Yahut
Daha ayrılığın
Ki sen yıldızları daha net görürken
Daha soğuk iklimlerde
Ben de yıldızsızlık ılımanlığı
Dağlar göller denizler
Bahaneler hep bahaneler
Ben martı sesine uyanırım
Beyaz ve turuncu
Ve çatal sesi
Ve çingene çığlıkları ardımızda hatıra
Yıkık dökük de olsa önceleri
Toparlanmış ve anlaşılmamış bir evin
Terk edilip ardına bakılmayış
Bırakılmışlığındayız
Ne deniz
Ne tarihi yerlerin önemi kalmış
Yaşanmışlık mezarlığının toprağına
Basılan yaşlı ve kemikli ayaklar
Umursamaz bunları
Umursamaz boya izleri
Balkonun çeşitli noktalarında
Ki onlar da
Kendilerinden ölümü bekleyenlerdir
Cinsi üzerine uzandığı an
Tarihe karışacaklardır
Aynı el izlerimiz gibi
Aynı gölgelerimiz gibi
Çeşitli coğrafyalarda
Dağılmışken çeşitli coğrafyalara
Martılar aynı
Sen de olmasa da
Ağaçlar
Belki senin orada
Çok daha fazla sahaya
Dökmüştür sarı yapraklarını
Ve senin nefesini rüzgara katsan
Ertesi gün hissederim alnımda
İçine tuz karışır
İçine kestane kokusu
Ve zeytin
Sen bir tepenin eteklerinde
Dar sokakların
Yoğun ve ferah caddelerinde
Aheste
Ben
Yüce camların üzerinden yansıyan
Güneş ışınlarının sıcağında
Yanarken kış günü tenim
Bir tren gider
Göz görmeyecek hızda
Beyaz beyaz
Senin göremediğin martılar
Burada
Avucumdan
Simitleri gagalar

GALİP UÇAR. SAHRAYICEDİT KASIM 2024

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 4 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: https://kibelekultursanat.com.tr/senin-gormedigin-martilar-galip-ucar/

KİBELE KÜLTÜR SANAT DERGİSİ KASIM AYI YAZARI ÖDÜLÜ YALIN YALNIZLIĞIM ŞİİRİNE

 Kibele Kültür Sanat dergisi kasım ayı en iyi yazar ödülü şiir alanında YALIN YALNIZLIĞIM adlı şiiriyle Galip Uçar'a verildi




14 Kasım 2024 Perşembe

YALIN YALNIZLIĞIM

 Kulağım

Uzayıp giden
Dışarıdaki merdivenden gelen
Ayak seslerinde
Hiç biri benim için değil
Hiç biri bana gelmiyor
Bu aralar hep sayfa sesleri
Bu aralar kalem ucundaki topun
Soldan sağa salınma sesi
Kendimleliğin çekilmez sessiz konuşmaları
İçimde dönen sessizliğin
Küfürbaz okları
Öteki insanları düşünen ötekiliğimin
Duvar yankıları
Camda gittikçe
İntihar denemelerini sıklaştıran
Yaprak yaprak ölen
Çınarın ölüm düşüncelerinin
Müstesna halleriyle
Yüksek çözünürlüklü gösterimdeki
Özgür hücremde yaşam
Öylesi bir yalnızlık
Yalın
İzsiz
Çok sesli bir sessizlik
Bazen sonbahar yapraklığı
Bazen insomnia gözlerinin kızarıklığı
Telefonda bir iki titreme
Ellerim sabit
Ve dahi bedenim
Yalın
İzsiz
Sessiz
Ve
Yalnız
Beynimdeki depremlerin faylarında
Uyanışlar bin yıllık
Yıkıyor coğrafyaları
Titreye titreye
Devriliyor hepsi
Bir ben dik
Bir ben bayrak direği
Bir ben rüzgarla sarsılan
Yıkılmayan
Devrilmeyen
Yalın
İzsiz
Issiz
Sessiz
Ve yalnız
Merdivenlerin ulaşamadığı
Unutulmuş bir binanın
Çatı katı
Fareli
Örümcekli
Bol hatıralı
Sırlarla saklı
Sırasını bekleyen
Titreye titreye
Devrileceği günü
Yahut bir tiner kokusunda elleri
Herhangi bir ötekinin yakma potansiyelinde
Ranta kurban gitmeden
Ölümünü gözleyen
Yalın
Issız
İzsiz
Sessiz
Yalnız

GALİP UÇAR.    KASIM 2024. SAHRAYICEDİT

Şiir 14 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

13 Kasım 2024 Çarşamba

TENLERİNİN YAZGISI

 Oysa

Çok güzel bakıyorlardı
Doğduklarında
Koca gözlerinin beyaz zemini üstünde
Kendilerince
İri dudaklarında
Gülüş dahi vardı
Zamanla gözleri sarardı
Elbet içki etkisiyle
İri dudakları düştü aşağı
Yoksulluk
Dışlanma
Yoksunluk
Mutlu doğuyordu oysa
Kara çocuklar
Mutsuz kara insanlar
Oldurulmadan öncesi
Doyuyordu doya doya
Koca zenci memesini emerken
Aç ve sefil bırakılmadan öncesi

GALİP UÇAR.    KASIM 2024  SAHRAYICEDİT

Şiir 13 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



2 Kasım 2024 Cumartesi

KELEBEK ÇİÇEK ÂŞIK

 Hafif yağmurlar sağanaklara dönmeden

Uçup bana en güzel çiçekleri seç topla
Ey aşkla uçan kelebeğim
Yine senin saçlarına takayım
Bir çocuk gülüşü kokusu salınsın
Baş döndüren bahar rûzgarlarında
Şarkılar söylesin kulaklarıma
Kuşlar dans etsin bu meşkin sesiyle
Kendinlerinden geçe geçe
Öyle bir koku ki
Besteler dökülsün dillerimden sana
Sen ki aşkla uçan kelebek
Gelmeden fırtınalar
Seç topla en güzelini
Doyulmasın güzelliğinin tadına

GALİP UÇAR KASIM 2024 ERENKÖY

Şiir 2 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıstır

18 Ekim 2024 Cuma

YARİN DAĞLARINA VAR GİT TURNAM

 Yarin evinde var kilim

Kağıda yazmaya gitmiyor elim
Söz söylemez olmuş dilim
Yarin dağlarına var git turnam

Hayli zamandır yar bilmez halim
Canım yanar kanar solum
Bahçalarda solmuş gülüm
Yarin dağlarına var git turnam

İster miydim hiç beni güzel yarim
Aramıza girdi cellat-ı kadim
Hasretlik denen kanlı zalim
Yarin dağlarına var git turnam

Dağlar aştım yollar gezdim
Turab ile ayağım kestim
Kanım revan oldu kanım akıttım
Yarin dağlarına var git turnam

Yarim sana can yolladım
Yüreğimden har yolladım
Ah edip vah edip zar yolladım
Yarin dağlarına var git turnam

GALİP UÇAR Ekim 2024 Sahrayıcedit

Şiir 18 Ekim 2024 tarihinde KİBELE KÜLTÜR SANAT dergisinde yayınlanmıştır


13 Ekim 2024 Pazar

KATRE-İ DERYA

 Döküldüyse gözünden yaş

Akıp döndüyse katreye
Karıştıysa denizin dalgasına
Bakma artık arkana
Yola çıktığın kıyılarına
Kapıl git sonsuz ummana
Sır açma yine kimseye
Ilgıt ılgıt ak
Bir yerdee kavuş nehirlerine
Dağlara
Dağlara
Dağlarına doğru ak
Belki bir ada
Belki bir yarımada
Kucaklar seni
Dibini suladığın
Kurumaya yüz tutmuş bir ulu ağacıyla

GALİP UÇAR.    EKİM 2024 SAHRAYICEDİT

13 Ekim 2024 tarihinde KİBELE KÜLTÜR SANAT dergisinde yayınlanmıştır

Okumak için : Katre-i Derya

5 Ekim 2024 Cumartesi

YEDİ KARA BİR YEŞİL GEMLİK ZEYTİNİ

 Yaramazlıktan değil ya köprüler

Bilinçli kulaklarından asılıdır
Yedi ağız sulandırıcı siyah zeytin
Yanına bir de yeşil zeytini alarak
Yuvarlana yuvarlana gelirken
Gemlik'ten bu yana
Bulutlu yahut bulutsuz
Yıldızları kaybolur şehrin
Soğuk aralık sabahlarına yakın
Sarınmış otururken battaniyene
Dördü yirmi ya geçer
Ya geçemezken
On dört kış günü
Buz devrinde
İklim değişiklerine dahi
Küfredemez olur dudakların
Telefonlarda cevapsız aramalar
Ulaşılamamanın mermer soğukluğu
Hafiften deniz ıslatır kalça kıyılarını
Ilınmadan alışırsın dalga yardımıyla
Çiçekler göğe bakar da
Ağaçlarda yorgunluk çıtırtıları
Sonrası topuk sesleri gelir
Yalova'dan tıngır mıngır
Marmara Adası'nda çöker
Mutfak tezgahımın mermeri
Avşa'nın altındaki ıssız kumlar
Dona kalır yazı bekleye bekleye
Trenlerin rötarlarında bekleyen kadın
Bordo bavulunun yanında yere oturur
Uçaklar hilal çizer
Yıldızı sislenen sabahta
Tavşanla kirpi bir olur da
Dalar bahçeye bostana
O an ne Lefter ne Metin Oktay'dır efsane
Ada vapurları İzmit'e doğru gider
Tuzla'dan belki Pendik'e kadardır
Termal oteller
Buzlu bir bıyığa ağlayan kefenler
Anlamaz tepe orman kamplarının
Çadır beyazlarını
İşte o an tersine akan nehir
Kalkar ayağa
Boğaziçi'nde yatırılıp da
Kesilmiş bir boğa
Anlar ne insan ne hayvan
Bir dek üstündür her şeyden
Doğa


GALİP UÇAR. EKİM 2024 SAHRAYICEDİT

Şiir 5 Ekim 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

26 Eylül 2024 Perşembe

MABED-İ AŞKTA

 İsimler değişir

Sokaklar

Caddeler

Şehirler hep değişir

Saatler dakikalara

Dakikalar saniye saniye

Hep değişir

Şimdi

Sonra

Dün

Hep değişir

Manzaralar

Sesler

Renkler değişir

Ama sana olan aşkım

Hangi mevsim

Hangi yöre

Hangi yükseltide olsak da

Hangi dilde

Hangi söz diziminde olsa 

Değişmez

Çünkü seni sevmektir bu

Özünü senden alan bir baldır

Tadı belli

Adı belli

Dudağımdan tek dökülendir

Mabedi yüreğim

Söyle sevgilim

Nerde secde edeyim


GALİP UÇAR.         SAHRAYICEDİT


Şiir 26 Eylül 2024 günü Kıbele Kültür Sanat Dergisinde yayınlanmıştır

23 Eylül 2024 Pazartesi

SANA GİDEN GEMİ

 Sana giden geminin

Ardından kaldırdım kadehimi
Dalgalara yükleyip özlemimi
Gözledim gidişini
Dalga dalga
Dalga dalga
Varacak elbet kıyılarına
Selamımı almayı unutma
Dalga dalga
Dalga dalga
O saat yanaşınca kıyına
Bizi hatırla
Bir küçük fotoğrafta
Yıllarımızı
Yaşadıklarımızı
Bir buluta ekle özlemini
Hasretimle karışan
Yağmur yağmur
Yağmur yağmur
Bana yolla
O gemi yakalansın
Hasret fırtınamıza

GALİP UÇAR       CADDEBOSTAN EYLÜL 2024

Şiir 23 Eylül 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Okumak için: Sana giden gemi

2 Eylül 2024 Pazartesi

SADECE İKİMİZİN UYANDIĞI SAATLER

 Sadece ikimizin uyandığı saatler vardı

Sen gözlerini henüz açamazken bile
Kendini sevdirmek için
Sessiz adımlarla yanaşırdın bana
Sapsarı
Bir sonbahar günüydü
Minik minik güldüğündü
Nadide bir gülüş
Öylesi güzel
Bir sonbahar günüydü
Çok güzeldin
Sonbahar sarısı misali
Sadece ikimizin uyandığı saatler oldu
Sonra sonra
Sessizliği bir biz bilirdik
Gün doğmadan önce
Zifiriden hemen sonra
Bir biz bilirdik o anların keyfini
Bir biz yaşardık baş başa
Kimsenin şahit olamadığı zamanlardı
Sıcaklığın ısıtırdı ellerimi
Güneş daha değmeden
Uzak görmediğimiz dağlara
Şimdi bir sonbahar günü
Hasret kalıyoruz birbirimize
Sadece ikimizin uyandığı saatlerde
Sen ayrı ben ayrı yerlerde
Bir rüzgar değecek belki ikimize
Sadece ikimizin uyandığı saatlerde
Hasret tenlerimize

GALİP UÇAR 2024 EYLÜL BALAT

Şiir 02 Eylül 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat Dergisinde yayınlanmıştır

15 Ağustos 2024 Perşembe

KOKUSU

 Senin şehrinin bir kokusu var

Bazen erken sabahlarda burnuma kokusu gelir

Ardından hissederim teninde sıcaklığını

O an ani bir hüzün basar

Duraksar ayaklarım

Özlemişim derim

Hasret sarar


GALİP UÇAR AĞUSTOS 2024.  VEFA


Şiir 15 Ağustos 2024 günü Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Okumak içinKOKUSU

6 Ağustos 2024 Salı

İLK ÖĞRETİM ÇAĞI ÇOCUKLARI / ÖĞRENCİLERİ İÇİN BİLMECELER

İlkokul çağı öğrencileri seviyesindeki, kendi araştırmamı ve derlemesini yaptığım çeşitli çocuk bilmecelerini hazırlayıp, derlediğim Çocuk Bilmeceleri Klip
50 civarında bilmecenin yer aldığı ve mental seviyeyi geliştiren, teorik bilgileri hayatla birleştirebilecekleri ve en  önemlisi oyun gibi bilmeceleri yanıtlayıp, varlığın tanımını ve özelliklerini öğrenebilecekleri öğretici ve geliştirici bir bilmece oyun video klibidir

 

ATALAR SÖZÜ / GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK ATASÖZLERİ ARAŞTIRMA VE DERLEMESİ

 Kutadgu Bilig, Divan-ı Lûgatit Türk başta olmak üzere Atalar Sözü adı altında araştırıp, derlediğim, İlk Türk Atasözleri'nden hazırladığım İLK TÜRKLERDE ATALAR SÖZÜ Video Klibi


23 Temmuz 2024 Salı

AKDENİZ GÜNEŞİ HÜRRİYYETE PARLAYACAK

 Mavi gömlek üstüne gri bir kasket

Özgürlüğü Karaoğlan yazacak elbet
Bir yanım zulme doymuş bir yanım huzura hasret
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Uçak kanatlarında kurtuluş gerçek
Elbet Toroslardan mutluluk gelecek
Mazlum bir halk yaz sıcağıyla rahata erecek
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Dündü o zulmün mermileri bedenleri deldi
Şimdi çelik kanatlar özgürlükle geldi
Bir mazlum halka göklerden yine can verdi
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Bu çelik kanatlarla dağılır kara bulutlar
Zalim korkudan kaçar kaçarken de kan ağlar
Şimdi mazlum analar yasını huzurla tutar
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Mavi doğan ay şimdi gökte gümüştür
Mazlum Türk halkı nihayet özgürlüğü görmüştür
Artık tutsaklık yok adada her zerreye hürlük örmüştür
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Toros'ta doğan güneş Beşparmaklar'da parlar
Erir artık saklayamaz zulmü saklayan karlar
Ay yıldızlı al bayrak her sancağı kaplar
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

Sanma ki anlatılan hikayeydi bitti
Bir destandı şafakta özgürlüğe yetti
Bu topraklar teslimiyeti değil hürriyeti seçti
Akdeniz güneşi hürriyete parlayacak

3 Temmuz 2024 Çarşamba

2018 - 2024 ARASI SAHNELENMİŞ ESERLERİN POSTERLERİ













Eserlerin yazarı Galip Uçar
Poster tasarımları da Galip Uçar'a aittir

 

TÜRKİYE AVUSTURYA MAÇI ÜZERİNE

        Türk futbol tarihinin yine ya "tarih yazdık"  ya da "tarih yazmaya devam ediyoruz" ikilemindeki günlerden birindeyiz.        Türk Futbol Milli Takımı'nın, Kore'de oynanan ve Dünya üçüncülüğü elde ettiği maçın ardından bu sefer de tarihine Avrupa Kupası'nda hangi derecede bitireceğini belirleyeceği bir maçı bu akşam saat 22.00'da izleyeceğiz.

       Rakip, çok da yabancısı olmadığımız, Almanya'dan sonra en çok vatandaşımızın olduğu Avusturya. Hatta öyle ki kadromuzun içinde de Avusturya doğumlu Mert Müldür de var. Hani şu Gürcistan maçında, o muhteşem ilk golü atan oyuncu. Dün de Montella'yla beraber basın toplantısına katılmıştı. Avusturya doğumlu olmasının dışında tabi ki bu basın toplantısında yer alış aynı zamanda : "Sizi iyi tanıyoruz" demenin de başka bir yanı...
     Kalibre olarak yakın seviyede görünsek de oyuncu kalitesi olarak tek tek alırsak üstün olduğumuz bir ülke ama unutmayalım ki tek maçlık ve bu tek maçla beraber çeyrek finale yol açacak bir karşılaşma olacak. Yani bu maçın konsantrasyonu da bambaşka olacak. Oyuncular verebildiklerinin en üst seviyesini sahaya yansıtacaklar ki zaten yapmayıp da kaybettiklerinde bu onların kupaya vedası olacak. Kısaca maça "Ölüm - Kalım" maçı dersek yeridir.
     Tabi Çekya maçında, Rumen hakemin uçuşan kartları arasında ceza alan, takımın 10 numarası yani oyun kurucusu Hakan Çalhanoğlu'nun ve Samet Akaydın'ın maçta olmayacağını da düşünürsek, kadro dengesi daha bir eşitleniyor gibi duruyor.
      Böyle kritik bir maç için, klasik bir bakışla cezalı oyunculara üzülmeyi bırakmamız ve gerek sahada, gerekse tribünde, bu tek maçlık finale konsantre olmalı ve Hakan'ın yerine Orkun gibi bir yeteneğe sahip olduğumuzu hatırlamalıyız.
Büyük ihtimalle bugün oyun kuruculuk görevi Orkun'da olacaktır. Samet yerine ise Merih Abdülkerim defansı sağlam duracak, sağ bekte Mert Müldür yine ileri geri hareket edip oyunu açan taraf olacaktır. Sol bekte Ferdi'nin bu maçta çok daha iyi olacağıni düşünüyorum. Madem ölüm kalım maçı aynı zamanda vitrin için de son maç olacaktır. Bir de başarılı bir oyun ve galibiyet olursa gözler daha da üstüne çekilecektir.
      Orta sahanın ortasında İsmail ve Kaan Ayhan önlerinde forvete destek olacak ve nihayet tam yerinde sağ kanatta oynayacak Barıs Alper, ileri ortada Hakan yerine Orkun, sol kanatta da yine hızlıyla Kenan yer alacaktır.
      Forvette ise tek başına, gerek baskılardan dolayı, gerekse de olması gerektiği için Arda Güler'in oynamasını bekliyorum.  Eğer ki Montella risk alır da oynatmaz yine Barış Alper'i forvete dikerse büyük kumar oynamış ve bence kadroyu yüksek bir güçle çıkarmak yerine eşit seviyede Avusturya'ya karşısına çıkarmış olur. "Cenk de var ama" dediğinizi duyuyorum ama son maçta güzel bir gol atsa ve toparlasa da hala "ikinci yarının forvet anahtarı" görülüyor
      Ben bu maçın ve geçerse diğer maçların Montella için İtalyan milli takım teknik direktörlüğü yolunun kestirmesi olduğunu düşünmekteyim. İsviçre'ye elenmiş İtalya'nın başarılı Montella'yı, eğer Montella'yı elinden kaçırmışsa Türkiye'nin de Murat Yakın'ı milli takım başına geçirebileceğini tahmin ediyorum. Tabi bu tahminler iyi bir futbol seyircisi ve bilimsel futbola inanan benim tahminim. TFF yönetimindeki değişimler ya da sabitlikler bu kararları elbette kendi görüşlerine ya da yakınlıklarına göre değistirecektir
        Sonuç olarak önemli bir maça, son 16 olmasına karşı, bir final nitelikli maça çıktığımız ortada. Milli takımımızın daha ağır bastığı da gözlemlenebilir ama dün oynanan Slovenya Portekiz maçı, Gürcistan Portekiz maçı, İsviçre İtalya maçı, Romanya'nın gruptaki hareketliliğini de göz önünde bulundurup, bu maçlarda neler olacağını, yetenek, konsantrasyon ve güç belirleyecektir. Kısaca ya Avrupa Kupası'nda yazdığımız tarihle kalacağız ya da yarından itibaren tarih yazmaya devam edeceğiz...

GALİP UÇAR

Not: yazı saat 19.00 civarlarında yazılmıştır. Milli takım tam da aynı kadro ve sistemle sahaya çıkmış ve 2 - 1 galip gelmiştir

Not: Başka bir yerde tahminim sorulduğunda maçın 2 1 biteceğini ve orta tempoda devam edeceğini söylemiştim. Bu tahminim de tutmuştur

2 Temmuz 2024 Salı

BULDUM SENDE KENDİMİ

 Ben ben idim

Bir cihana sığmayan
Divane deli
Gördüm seni bir hal
Memleketimden oldum
Edildim yerimden
Ellerin memleket oldu bana
Tutundum saçlarının perçemine
Aman toplama saçlarını
Vatansız kalırım
Bahçende açan gülün yaprağına düştüm
Koparma ey gülüm dikenine vurulurum
Yüreğimin kırıkları kadardır bahçende güller
Benden başkası söylenmesin
Sussun cümle bülbüller
Ve ben sen olmuşum
Vatanım yurdum
Tenini bayrak bilmişim
Durulmuşum
Yıllarca uykusuzluğumdan sonra
Senin göğsünün sıcağında
Sızıp uyumuşum
Bana deli derlermiş
Ki desinler beli
Seni gördüğüm her an
Delirmezsem korksunlar
Işıkları kesilmiş unutulmuş bir şehirken
Gözlerine gözüm değmiş baş şehrin olmuşum
Ve kafeste bir kuş isem
Olsun ki umduğum  yurdum göğüs kafesindir
Kanatlarım ne işe yarar
Ya tut beni kafesinde
Ya tut elimi kanadım ol
Gezelim aşk diyarlarını
Ben ki
Özgürlük gününü hayal eden bir köle
Kendi bedeni hapis
Anahtarım oldun kalbimde
Açtım kilitlerimi
Şimdi senle yürüdüğümüz yolda
İster dikenli ister çimenli
Durmaya ne hacet
Bak ufuklar güzel
Ve güneşli
Bazen batar yahut doğar
Ama aşk güneştir
Öylesi sarı
Öyle kırmızı
Mosmor şafaklı
Suyumsum
Nefesimsin
Vatanımsın en nihayetinde
Gözlerinin her dokunduğu zerre
Bana memleket

GALİP UÇAR.           2024 HAZİRAN ÜSKÜDAR

Şiir 2 Temmuz 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şiiri okumak için BULDUM SENDE KENDİMİ

18 Haziran 2024 Salı

EYÜP SULTAN TARİHİN İZİNDE PROJESİ TEŞEKKÜR BELGESİ TAKDİMİ

 Eyüpsultan İlçesi Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve okul ismine göre payımıza düşen "Şair Nabi Biyografisi ve Eserleri" ayağını başarıyla ve tebrik alarak gerçekleştirdiğimiz için hem bana hem de çocukların gıyabında teşekkür belgesi okul müdür sayın Taki Akbulut tarafından tarafıma takdim edildi.

Proje kapsamında tüm okulların gösterileri incelenmiş ve sadece bizim gösterimizin gerçekleştirilmesi karar alınmıştır. Bu tekli gösteri 12 Haziran 2024 salı tarihinde Şair Nabi İlkokulu Konferans Salonu'nda Eyüpsultan İlçesi Emniyet Müdürü, Eyüpsultan Milli Eğitim Müdürlüğü şube müdürleri ve okul müdürleri ile Şair Nabi İlkokulu öğretmenleri ve velileri önünde sergilenmiştir

Eser Galip Uçar tarafından yazılmış ve yönetmenliğini de yaparak çocuklarla beraber anlatıcı pozisyonunda sahnede yerini alarak gösteriyi gerçekleştirmiştir

10 Haziran 2024 Pazartesi

ÖZLEMİNLE BAŞ BAŞA

 Bir özlem beliriverir aniden

Siyah ve beyaz çizgiler halinde
Dağıtır dengesini astigmatının
Öldüresiye bir göz kamaşması
Baş dönmesi
Ulaşılmaz ve çok derinde
Parmak şekilli altın madenlerinin göbeğinde
Bembeyaz bir ışık
Orta yaşın vermiş olduğu bilinç
Bir o kadar da umursamazlık
Geçip gider önümden o özlem
Beliriverdiği yerden ötelerin
Bir duvara yaslanmanın saadeti sırtında
Şapkanın gölgesi altında
Baş dönmesek kalır geride
Onu dahi umursamazsın
Yaşanır biter bilmem kaç saat
Sonrası hayat

GALİP UÇAR.            2024 HAZİRAN MERDİVENKÖY

Şiir 10 Haziran 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır Özleminle baş başa

7 Haziran 2024 Cuma

BAHAR HİKÂYESİ

 Serviler arasında erguvanlar vardı

Bahardır
Buz gibi soğuk bakardı
İliklerine kadar titrerdin
Yağmurlu sabahları
Gri perdeler kapardı
Yeşildi yeşil olmasına
Bin bir tonu vardı
Bahardı
Bahar olmasına ama
Öyle soğuk bakardı
Anlam veremezdin
Üstüne bir çığ düşmüş
Güle çiğ düşmüş
Farkı ne
Bahardı
Oldukça soğuk bakardı
İliklerine kadar titrerdin
Siyatik ağrılarının güdümünde
Gün başlardı
Yeşil yeşilliğini bilirdi elbet
Sen hangi ton senin anlamazdın
Güneş ise örtünüp güneşliğini
Bitmeyen regl ağrılarıyla
Yanar dururdu
Her sancıda bir patlama
Kendi kendini koparır dururdu
Bahardı
Sopsoğuk bakardı
İçin ürperir
İliklerine kadar titrer
Yeşiline dalar giderdin
Sırılsıklam
Belinden kavrardı
Hızlıca çekerdi seni
Bükebilmek için
Siyatik ağrıları
Yeşil tonları
Bahardı
Sopsoğuk bakardı

GALİP UÇAR.  2024 HAZİRAN PİERRE LOTİ

Şiir 07 Haziran 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır BAHAR HİKÂYESİ

2 Haziran 2024 Pazar

EGESEL

 Ah Ege

Açsan kollarını
Sarsan beni sımsıkı
Sanki nolur
Tüm bedenim deniz
Tüm bedenim tuz
Ve soğuk
En sıcak rüzgarların
Tenimi okşayarak yakışında
Ve mavi
Ve taş
Ve dağlar
Göğsüme göğsüme ağaç sallayan
Ferah bir kılıç
Eskrim ölümsüzlüğünde
Gömüldüğüm sapsarı kumlar
Ve yengeç
Ve lipsos
Ve gümüş balıkları
Rehberliğinde bir adanın
Taşlık kıyısına uzandığımda
Denizkızlarının tacizlerinden
Kulaç kulaç kaçarken
Kızsa Poseidon
Büyük bir dalgayla savrulsam
Ardımda nasıl beğenmezsin kızlarımı
Naralarını ata ata
Kavuşsam başka bir kıyıya
Ve karpuz
Ve domates
Ve soğuk bir su akımında
Arınsam bazı yüklerden
Bazılarını da denize atsam
Ah Ege
Açsan kollarını
Sarsan beni sımsıkı nolur
Uzak gemilerin ıssız gidişi
Ve bir yerden yankılana yankılana gelen
Buzukinin hırçın sesi
Ve Zeus
Ve İon Denizi
Nihayet İzmir
Kordon boyundan yürüsem
Bazı epik destanların izinden
Ve yangınlar
Ve işgaller
Kaç kurtuluş bilmem
Kimden
Kimlerden
Neden
Kaç hançer gibi bayrak sapı
Tam göğsümüzde
Tren istasyonlarındaki raylardan gelen
Fren sesleri
Vapurun Alsancak'a yanaşırken
Bir çekik gözlü kıza çapkın bakışı
Yıldızlı gökler
Koca bir ay
Turunç rengi güneş
Ağaçlarda sallana sallana çürüyen
Ve antik kentlerin arasında
Gerçek yalan hikayeler
Al ve kucakla beni
Sar sakla
Deniz kıyısında bir taş okulun
Dalgadan yosunlanmış bahçesine koy

GALİP UÇAR.         2024 HAZİRAN

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 02.06.2024 tarihinde yayınlanmıştır EGESEL

18 Mayıs 2024 Cumartesi

DİKSİYON SPİKERLİK SUNUCULUK KURSU BAŞLADI

 BESMEK ve Cihangir Halk Eğitim Merkezi işbirliğiyle, eğitimini verdiğim, Diksiyon Spikerlik,Sunuculuk kursu 16 Mayıs itibariyle başladı





15 Mayıs 2024 Çarşamba

EYÜP SULTAN TARİHİN İZİNDE PROJESİ ŞAİR NÂBÎ GÖSTERİSİ

 Eyüp Sultan Tarihin İzinde projesi kapsamında Şair Nâbî konulu biyografik gösteri 11 Mayıs 2024 tarihinde gerçekleştirildi

Galip Uçar'ın yazıp, hazırladığı ve öğrencilere de uygulattığı proje Şair Nâbî'yle aynı ismi taşıyan ilkokulda gerçekleşti

Bu kapsamda katılımcı öğrenciler de ödüllerini aldılar

Gösteriyi izleme linki:Şair Nabi Gösterisi

Aslî gösteri ise 11 Haziran 2024 tarihinde Şair Nabi İlkokulu konferans salonunda Eyüp ilçesi Emniyet Müdürü, Eyüp İlçe Milli Eğitim Şube Müdürleri, okul müdürleri, ögretmenler ve velilerin katılımıyla gerçekleşti. Büyük beğeni toplayan gösteri sonunda ise tebrikler kabul edilip fotoğraflar çekildi