Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

galipucar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galipucar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2026 Salı

HÛLASA

 Hûlasa
Önce kendi kendimi öptüm
Tebrik ettim
Sonra
Oturup izledim
Hiçbir şeyleri olmayanların
Her şeylerini ellerinden aldıklarını
Durdum
Ellerimi sıktım
Tebrik ettim
Yol tükenmişti
Bir banka oturdum
Güneş tepedeydi
Yola koyulduğumdaki kadar
Yakıyordu güneş
Sözlerimin kısaldığı gibi
Yol da kısalmış
Tek hece boyunda da
Bitti
Söz ve sözcük cesetlerim
Muhtemel fosilleşmişti bile
Hatta
Duyanlarda
Salgınlar da başlamış
Belki veba olmuştu
O zamanki bakışlar gibi
İştahlı baygınlıkların
Paylaşım sorunlu parselizasyonlarından
Arta kalmış
Bölüne bölüne
Birleşik hale gelmek durumunda
Debisiz bir deniz kıvamında
İsyan etmektelerdir
Durdum
Gözlerimden öptüm
Kemirgenliklerin
Günahkâr yaralarının
İltahap tutmuş kabuklarını
İrin irin akıtıyorlarken
Ben kıyısına şezlong açıp
Uzanmışlığın en kara haliyle
Yoldaydım
Hûlasa
Yol bitti
Bu bankta
Soyundum derimden
Soymadan her cenah
Dediklerime
Söylediklerime
Anca geliyorlardı
Başında da
Sonunda da
Yüzümde
Sırtımda
Taş ezikleri
Çok şükür
Görmedikleri yeni yolda
Çoktan
Ayakkabımı
Toza bulamıştım


GALİP UÇAR                                      AĞUSTOS 2026    ORMANKÖY

Şiir 18 Ağustos 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınmıştır

HÛLASA



 

14 Ağustos 2026 Cuma

ŞANLI GALATASARAY


Galip Uçar'ın 2026 2027 sezonu başlangıcı için Galatasaray Spor Kulübü'ne yazıp bestelediği ŞANLI GALATASARAY şarkısı 14 Ağustos 2026 tarihi itibariyle youtube üzerinden yayındadır








 

11 Ağustos 2026 Salı

GÜVERCİN UÇSA

 Betona gül dikilmez

Bilirim

Ellerinde kaç diken kesiği

Yara

Ah güvercin uçurdum

Ayrı ayrı diller konuşan

Aya doğru uçtu

Ayla rengi birdi

Görülmez oldu

Korktu elbet o da

Sığındı bir buluta

Saklandı sakındı kendini

Sense

Uzanmış sırtında acılar ve yükleri

Bense

Belki rahat bir döşekte 

Yahut

Sallanan bir ranzada

Ufacık bir pencerede

Aynı bulutu ve ayı görerek

Aynı coğrafyaların seyrinde

Gönülde bin kırık

Bin biri ekleme derdinde

Bir akarsu yatağında

Bir ağaç gölgesinde

Bir dağın sarpında

En nihayetinde bir caddenin

Yoğunluğu içinde 

En sessiz ve sakin halimle

Kavuşma hayalinde

Bir kere tutsam da elini

Hiç bırakmasam derdinde

O şehirler

O kasabalar

O köyler

Ve yıkık evler

Ve sular altındaki sokaklar

Ve mezarlıkların harabe halleri

Her şeyi takıp da bir uçurtmanın kuyruğuna

O koca bulutla

Takas etsek

Güvercin dönse göğüne

Hepsi yerleşse saklısına 

Bereket bereket yağsalar 

Bir zaman sonra

Bizden çok uzakta

Uzak olsa

Olmasalar bir daha

Güvercin uçsa

 

GALİP UÇAR                                 AĞUSTOS 2026



Şiir 11 Ağustos 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

GÜVERCİN UÇSA

7 Ağustos 2026 Cuma

6 Ağustos 2026 Perşembe

HATIRLARIM

 Hatırlarım


Şu gürül gürül akan


Dağ başındaki çeşmenin başında


Ağladığın yerde


Çocukların ellerinde çomak


Koşuştururlardı


Uzakta bir koyun sürüsü


Ardında onlara benzeyen


Bulutların kümülüsü


Hiçbir aynaya bakmamış gibi


Mutlu ve dağınıktı


Geçip giden günler


Bir trenin sesi de gelirdi


Uzaktan


Çok uzaktan


Ne bineni biz


Ne ineni


Oysa


Sonra niye


Avucunda


Göğsünden vurulmuş


Bir kuşla geldin


GALİP UÇAR



Şiir 6 Ağustos 2026 tarihinde Boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır

Hatırlarım

4 Ağustos 2026 Salı

GALLİPOLİ ÖNÜNDE

 Uzak diyarlardan çıktım Gallipoli yoluna


Dalgalar dalga aştım geldim kıyı boyuna


Bilmezdim meğer getirmişler bizi oyuna


 


Patlayan gökyüzü değil, gözlerim oldu


Kör  oldu gözlerim, dostlarım artık yoktu


Evimin ışığı hayallerimde soldu


Gallipoli önünde gençliğim öldü


 


Toprak kayar ayaklarımdan, düşlerim uzak


Dumanlar içinde kayboldum çığlıklar tuzak


Ben düşsem de toprağa hatıralarım kalacak


 


Patlayan gökyüzü değil, gözlerim oldu


Kör  oldu gözlerim, dostlarım artık yoktu


Evimin ışığı hayallerimde soldu


Gallipoli önünde gençliğim öldü


 


Mektupta annemin sesi yüreğime saplanır


Yarim yıldızlarca uzak ciğerime yaslanır


Şu şarapnel parçaları etlerime saplanır


 


Patlayan gökyüzü değil, gözlerim oldu


Kör  oldu gözlerim, dostlarım artık yoktu


Evimin ışığı hayallerimde soldu


Gallipoli önünde gençliğim öldü


 


Rüzgar bir gün fısıldar mı şu garip yokluğumu


Çıkınımda umut kalmadı yitirdim son umudumu


Görmediğim şu tüfek kollar ölümle boşluğumu


 


Patlayan gökyüzü değil, gözlerim oldu


Kör  oldu gözlerim, dostlarım artık yoktu


Evimin ışığı hayallerimde soldu


Gallipoli önünde gençliğim öldü


GALİP UÇAR




Şiir boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır GALLİPOLİ ÖNÜNDE

3 Ağustos 2026 Pazartesi

NE EDERSEN KENDİNE EDERSİN

 Ben senin  parmaklarına değmedim ki

Neden yasemenler açsın

O yoğun trafikli cadde kenarı kaldırımlarda

Neden çimler bitsin en ferahından

Yeşil bir huzuru kaybettirdin kendine

Kendine duvarlarını ördün öreli

Ben ki

Uzak dağların kuytusundan bir berfim

Sanma ki bir çatlak bir sızıntı arar da giderim

Göl olmuşum da en tazesinden yüzmek varken

Neden bir musluğa sıkışıp da yüzünü yuğmamı beklersin

Yine de

Sen ne edersen

Kendine edersin

GALİP UÇAR



Şiir 3 Ağustos 2026 tarihinde KİBELE KÜLTÜR SANAT dergisinde yayınlanmıştır

Ne Edersen Kendine Edersin

2 Ağustos 2026 Pazar

GÖNDERMELİ ÇOCUKLARI ÇİÇEKLERLE ŞİİRİ KİBELE KÜLTÜR SANAT DERGİSİ 8. SAYISINDA

 Kibele Kültür Sanat dergisinin Ağustos 2026 tarihli 8. Sayısında GÖNDERMELİ ÇOCUKLARI ÇİÇEKLERLE şiiri yer almaktadır. Ayrıca şiir üçüncülük ödülüne de layık görülmüştür






1 Ağustos 2026 Cumartesi

ÖZGÜR BIRAKIN ARTIK BENİ

 Söz ve müziği Galip Uçar'a ait olan İtalyan Pop tarzı ÖZGÜR BIRAKIN ARTIK BENİ youtube üzerinden 1 Ağustos 2026 tarihinde yayındadır






31 Temmuz 2026 Cuma

CEPHEDE ÖLEN ASKER

 Kara bulutlar kızıl bir renge bürünürken


Bomba kraterlerin aşağısındaki ufukta sabah yanarken.


Ölen asker bana küsmüş gibi başını çeviriyor öte yana


Geri dönen ihtişamı yahut bu beladan kurtuluşu seyreder gibi;


Parmakları göğe doğru kalkmış ne işaret ediyor


Kutsal parlaklığın alevler içinde yanıp kül olduğu yerde;


Gözlerinde yansıyan ışıltı, sadece ölüm karanlığının sarısı


Ve dudaklarında fısıldanan bir isim.


Uğruna öldürtüldüğü Vatan


Bazı insanların konuşmasını duyduğunuzda, coşardı ya kalbimiz


Çocukların hıçkırıklar ve küfürlerle Batı'ya gittiğini görünceye dek


Yeni yıkanmış bir çarşaf kadar beyaz suratlarla, asık suratlarla,


Çelenkler, mezarlar ve cenaze arabaları özlemiyle döndüler ve gittiler o evlerine.


Ama onlara bunu yapmanın yolu öğretildi


Saraylarında oturan ziyafet sofralarındaki kimselerin emirleriyle


İnançlı kutsanmış askerler gibi; aceleyle yollandılar cephelerine


Ve titreyen iniltilerle; zafer yakındır denilere


Elbet bu günler de geçip gidecek


Gitmedi


Kaldı şu meydanda


Çürümeye yüz tutmuş cesedim


Saymayı bıraktığım günler gibi


Kim bilir hangi cephedeydim


GALİP UÇAR

Şiir 31 Temmuz 2026 tarihinde Boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır

cephede ölen asker

29 Temmuz 2026 Çarşamba

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA BİR ER

 

Bunlar kim?

Neden uzanıyorlar bu alacakaranlıkta burada?

Neden şu çukurda oturuyorlar?

Neden sallanıyor gövdeleri yarlarda,

Niçin araf gibi gölgeleri,

Çenelerinden sarkan dilleri,

Kafataslarının ölgünlüğünde kötü kötü sırıtan dişleri?

Acı darbeleri üstüne darbe mi yemişler,

Ama hangi yavaşlık panik getirir ki,

Bu uçurumları mı oydum, yıpranmış göz çukurlarımın etrafına?

Saçlarımdan ve avuçlarımdan hiç

Sefalet kavurur da yer mi insan kendini.

 

Elbette yok olduk

Evet yok olduk

Yok ettiler bizi

Yok ettiler çılgın gençliğimizi

Ne uğruna?

Söyle ne uğruna?

Uyutulduk ve cehennemde yürütüldük;

 Biz

Bize bu cehennemlikleri yaşatanlar kim?

 

Bunlar,

Ölülerin zihinlerini ele geçiren adamlar.

Saçlarında cinayetlerin sözde prestijleri,

Bir zamanlar tanık edildiğimiz sayısız cinayetlerin.

Etten bataklıklerda ilerlerken bu çaresizlerken biz,

Mutlulukla nefeslere hava dolduran akciğerlerden

Akan kanı yuttuğumuz ciğerlere dönen.

Bunları her zaman görmeli ve duymalı, anlatmalı

Silah sesleri ve uçan kasların, beden parçalanması,

Eşsiz katliamlar ve insan israfları

Bu adamlardan kurtarılması gerek dünyanın.

 

Elbette yok olduk

Evet yok olduk

Yok ettiler bizi

Yok ettiler çılgın gençliğimizi

Ne uğruna?

Söyle ne uğruna?

Uyutulduk ve cehennemde yürütüldük;

Biz

Bize bu cehennemlikleri yaşatanlar kim?

 

Bu yüzden gözbebeklerim hala küçülüyor,

Hala işkence görüyor bedenim

Beyinlerimize geri dönüyorlar, çünkü duyularımızdalar

Güneş ışığı bir kan lekesi gibi uyandırırken bizi;

Gece ölüm karası gibi geliyor;

Şafak, yeniden kabuğu kopmuş kanayan bir yara

Samimi bir şekilde gülümseyen cesetlerin

Ölüm gerçekliğinde korkunç sahteliğini taşıyor.

Onları vuranların peşine düşüyorlar, kardeşim,

Onları da bize vurduruyorlar

Savaş ve delilik getirenlerin peşine düşmüyorlar.

 

Elbette yok olduk

Evet yok olduk

Yok ettiler bizi

Yok ettiler çılgın gençliğimizi

Ne uğruna?

Söyle ne uğruna?

Uyutulduk ve cehennemde yürütüldük;

Biz

Bize bu cehennemlikleri yaşatanlar


GALİP UÇAR

Şiir 29 Temmuz 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

1. Dünya Savaşında Bir Er





28 Temmuz 2026 Salı

HARBE GİDEN DELİ ÇOCUKLAR

 Şok ve gerginlikten

Dilleri kekeme olmuş kopuk kopuk konuşan
Kendileri genç görünüşleri yaşlı
Gözleri yorgun bakan bu çocuklar
Elbet bir gün iyileşecekler
Ve çıkacaklar siperlerinden
Üzerlerine vuran yeni doğmuş güneşli bir sabahta
Çıkacaklar elbet!
Çıkacaklar!
Çünkü yaşadılar eski zamanlarında
Özledikleri o günleri
Yeniden tadacaklar
Yeniden yaşayacaklar o peri masalı gecelerini
Yeniden konuşmayı öğrenecekler sevgi sözleriyle dolu
Ama unutmayacaklar elbette
Yanı başlarında bir hiç uğruna ölen arkadaşlarını
Onların hayaletlerine de boyun eğmeyecekler savaş boyunca
Çağırdıklarında gitmeyecekler onların yanlarına
Gurur duyacaklar elbet onlar için
Korkmadan yürüdükleri için zalim kurşuna
Tüm gururlarını paramparça eden
Bu şanlı zalim savaşta
Savaştaki bu adamlar
Asık suratlı eski mutlu
Savaş meydanında bu çocuklar
Nefret bakışlı, hayalleri hayatları kırık
Deli çocuklar
Harbe giden bu çocuklar
Elbet siperlerinden bir gün
Güneşe çıkacaklar


GALİP UÇAR

Şiir 28 Temmuz 2026 tarihinde Boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır

HARBE GİDEN DELİ ÇOCUKLAR


1. DÜNYA HARBİ

 1. DÜNYA HARBİ adlı müzik albümü; GALİP UÇAR'ın 2014 2015 yılları arasında, Avustralya'nın Melbourne şehrinin üniversitesi MONASH  UNIVERSİTY'den aldığı "WORLD WAR 1, A HISTORY IN 100 STORY" adlı eğitim ve İngiltere'nin Leeds şehrinin üniversitesi LEEDS UNIVERSITY'den aldığı "WORLD WAR ONE HEROISM THROUGH ART AND FILM" adlı eğitim esnasında, 1. Dünya Savaşı'nda, özellikle de ÇANAKKALE SAVAŞI (kara ve deniz) içinde yaşanan gelişmelerden etkilenerek yazdığı şiirlere, 2020 yılı sonrası yaptığı bestelerden oluşan bir müzik albümüdür

Şarkıların şiirleri ve besteleri GALİP UÇAR'a aittir. Şarkı içerikleri tamamen savaştaki askerlerle empati kurularak yazılmış ve o ruha uygun şekilde de bestelenmiştir. Albüm; savaşın karanlık yanını, askerlerin acılarını, ruh hallerine etkilerini, savaşın karamsarlığıyla oluşan yeni tip insanların adaptasyon sorunlarını ve savaş karşıtlığını içerir.



26 Temmuz 2026 Pazar

PUNKANATOLİA MÜZİK PROJESİ - 6. ŞARKI - CYP RİOTS

 PUNKANATOLİA Müzik Projesi, GALİP UÇAR'ın, Kıbrıs'tan öğrencisi olan ERSİN SARIALİOĞLU'yla İstanbul'da bir buluşması esnasında konuştuğu başlıklardan biri olan, "Etnik Öğelerin Punk - Metal Kurgusuna Eklenebilmesi" konusu üzerinde konuşmalarından ortaya konulmuş ve sonrasında denemeler yapılmasıyla olabilirliği ortaya konmasıyla oluşmuş 6 enstrümantal Punk şarkıdan oluşan bir projedir. 

Projenin özelliği, elektro gitarların yerel enstrümanların çalınma özelliğiyle çalınması, yahut onların sesine ya da tavrına yakın çalma denemesi yapılması, yerel ritimler, etnik ritimler karıştırılarak riflerin onlara göre atılmasıyla oluşturulmasıdır. 

Temiz bir PUNK METAL yahut PUNK ROCK tavır dinlerken içinde ANADOLU motifleri ve tavırlarını hissedeceksiniz

PROJENİN ALTINCI ve son ŞARKISI CYP RIOT youtube üzerinden yayındadır

Projenin tasarım ve müzikleri GALİP UÇAR'a aittir




25 Temmuz 2026 Cumartesi

GÜLTAÇ

 

Uzak dağların dahi tipiden görünmediği günlerdendi. Sabahın erken bir vaktinde, güneş; ki zar zor gökyüzünde görülürdü, cama vurup da evi aydınlattığı ilk an yatağından kalktı. Kardeşlerini bir bir kontrol etti. Hepsi uyuyordu. Parmak uçlarında yürüyerek odadan, kapıyı gıcırdatmamayı başararak çıktı. Hafifçe kapıyı kapadıktan sonra tekrar etrafı kolaçan etti. Anne ve babasının olduğu odanın kapısı aralıktı. Ağır adımlarla oraya doğru yürüdü. Annesi derin uykudaydı. Babası ise yoktu. Belli ki ya gece gelmemişti, ya da çok daha erken av ya da tomruk toplamaya çıkmıştı.

Babasının evde olmamasına çok mutlu oldu. Çünkü bu kara kış aylarında, evin boyunu aşan karlara çıkmasına hiç izin vermiyordu. Elinden geldiğince de kızıyordu. Hayatı boyunca aslında hiç kızamamış, kıyamamıştı. Erzurum’un güneyinde, soğuk mu soğuk, az haneli bir köydelerdi. Palandöken’e uzak olsalar da Erzurum’un olanca buzu, soğuğu köylerinde de vardı. Köy kış zamanı ıssızdı. Ne olur, ne olmaz diye babası çıkmalarına izin vermiyordu. Şu zamana kadar köylerinde ayı görmemişlerdi ama kurdu, tilkisi hep iniyordu. Bir de tepelerde arada sırada çığ da düşüyordu.

Bu tehlikelerin dışında babası Gültaç’a hiç kıyamıyordu da. Öyle ki annesi Gültaç’a hamileyken, Doğu’da her erkeğin, oğlum olsun beklentisi varken, babası hep kız istemişti. Hatta babası: “Eğer böyle ak bir kız doğur da doğurduğun gün senin başına şu dağlardaki gülleri toplayıp taç yapayım” demişti annesine. Öyle de yapmıştı. Gültaç tarlada doğduğu gün, babası akşamına gidip dağlardan gülleri toplayıp, karısına güllerden taç yapmış, kızının adını da Gültaç koymuştu.

Gel gelelim o gün babası yok diye Gültaç, kendini karlara attı. Bir o yana, bir bu yana koştu. Buzlu yerlerde koşa koşa kaydı. Evdeki; bir bölümü kırık leğeni alıp hafifçe tepelerden kaydı. Tam artık kendinden geçercesine eğlenirken, uzaktan bir kadının geldiğini gördü ve apar topar eve koştu.

Şalvarı ve üstü sırılsıklamdı. Bunu gören annesi; ona bağırdı, kızdı. O da üşütmemek için annesinin ısıttığı suyu alıp, hızlıca banyoya gitti yıkandı. Elleri kolları soğukla oynamaktan mosmor olmuştu. Yıkandıkça eski beyazlığına dönmüştü. Yıkanması bittiği an kapıya doğru geldiğinde, içeride bir kadının sesini duydu. Hemencecik üstünü kalın bir şeylerle giyinip, mutfağa koştu. Ocakta kaynayan çayı bardaklara döktü, sonra birkaç adım atıp, oturma odasında kim var diye baktı. Babası da gelmişti. Ona da bardağını koydu.

Bardağının yanına da babasının sevdiği kıtlama şekerini de uzunca haliyle tepsiye koyup, odaya doğru yürüdü.

Babasının elinde bir fotoğraf vardı, kadın da ona bir şeyler anlatıyordu. O an odaya girdiğini gören babası:

-“Heh işte! Gültaç’ım da geldi. Gel kızım otur” dedi ve çayları siniye koydurduktan sonra yanına oturttu.

Kadın, Gültaç’ı baştan ayağa bir süzdükten sonra: “Tü tü tü tü maşallah. Çok da güzelmiş. Yaşın kaç kızım senin?”

Gültaç cevap vermedi. Annesi de babasının gözlerine bakıp, onay aldıktan sonra konuşmaya başladı:

-“Ablam 24 oluyor bu sene.”

-“E biraz geç kalmamış mı? Kızım sen evlenmek için gecikmedin mi? Evde mi kalacaksın?”

Gültaç yine suskun kaldı. Bir de başını öne eğdi, öylece durdu. Babası sözü aldı:

-“Gültaç benim kıymetlim. Bizim buralar biliyorsun zordur. Annesine, bana hiç zahmet de çektirmedi. Ben de onu gözümden sakındım. Diğer kızlarım da öyle ama Gültaç başkadır. Eversem erken everirdim ama biz erken everildik de noldu? Kızım inşallah iyi bir adama gelin gidecek, vakti gelince. Geç kalmadık şükür”

-“Okuttunuz mu kızı?”

-“Yok göndermedim.”

-“Türkçesi var mı?”

-“Yok anlar ama konuşamaz. Okula gitmediğinden. Ben bile askerde öğrendim biliyorsun. Ne hanım, ne Gültaç, ne diğer çocuklarım, oğlanlar hariç Türkçe bilmiyorlar.”

-“Şimdi bey. Gelelim asıl söze. Bak sana fotoğrafı verdim. Bu da Erzurumlu, yiğitçe bir delikanlıdır. Vaktinde gurbete gitmiş. İstanbul’da kendi hayatını oturtmuş. Yaşı da geldi gelecek. Bizim de köyden komşuları oğlu. Namuslu, eli yüzü düzgün, evine bağlı, evi çekip çevirecek, eşine iyi avrat olacak bir kız arıyorlar. Ben de sizin köylü Mihman’ın hanımı Zelal’den duydum, senin kız varmış. O da anlattı, gözün gibi bakarmışsın. Maşallah gördüm

de çok da güzel, hanım kız olmuş. Ben derim ki, bak oğlan bu. Gelin bu kızı, bu oğlana gelin edelim. Gitsin İstanbul’da yuvasını kursun, evi barkı olsun, balalara karışsın.”

-“Vallaha iyi dersin, hoş dersin de, bu adamı tanımayız etmeyiz. Dediğin gibi iyi midir? Nerden bilek?”

-“Ben konuştum. Senin kızdan da bahsettim. Olurunuz varsa, biletlerinizi de ayarlayacak, sizi İstanbul’da ağırlamak ister. Gidip görün. Nerede yaşayacak? Nasıl bir adam? Gözünüzle görün. Gönlünüz de ısınırsa, kızın da oraları severse, sende he dersen olur bu iş.”

Biraz daha konuştuktan sonra kıtlama şekerinden büyükçe bir parça koparıp, ağzına da çaydan büyükçe bir yudum aldıktan sonra babası Gültaç’ın gözlerine baktı. Sonra da kadına dönüp:

-“E olur bakalım. Hele bir konuş.”

Kadın konuşma bittikten sonra köyden ayrıldı. O gece evde derin bir sessizlikle geçti. Zaten dışarıda da tipi hayli artmıştı. Elektrikler de gidince, gaz lambasını yakıp, sessizce oturdular. Arada babası bir iki türkü söyledi. Sonra herkes erkence yattı

Ertesi sabah, daha saat öğlene varmadan, kapıları çalındı. Gelen, dünkü kadındı. Elindeki üç bileti gösterdi ve konuşmaya başladı:

-“Bak bey. Bu hem senin, hem hanımının, hem de Gültaç’ın biletleri. Yarın akşama Erzurum’dan otobüsünüz kalkacak. Akşam sekize alındı. Hazır edin de gidin görün. İnşallah hayırlara vesile oluruz da bu akça kıza bir yuva kurmuş oluruz dedi.”

Ertesi sabah erkenden yola koyuldular. İki saate yakın bir yol çekip, Erzurum’a vardılar. Babası, sürekli kızına bakıyordu. Otogara yakın bir yerde cağ kebabı yapan lokantayı gördü. “Haydi” dedi “şurada bir cağ kebabı yiyek de öyle binek şu otobosa”

Cağ kebabını yediler, otobüse bindiler. Gece, hayli ayazdı. Üstlerine kalınca giyindiler. Otobüs kapalı olsa da içi çok soğuktu. Seher olana dek buz gibi otobüste yol yaptılar. Sabahsa dağların arasından sızan güneş, Gültaç’ın yüzüne vurunca uyandı. Yolu izledi. Saatler saatleri kovaladı. En nihayetinde İstanbul yazısını görünce heyecanla annesinin koluna vuruverdi. Annesi aniden uyandı. Kızgın kızgın baktı. Gültaç, annesine dönüp:

-“Bak ana, İstanbul”

Trafiğin zoruyla bir saat kadar sonra Boğaz Köprüsü’nden geçtiler. Kış günü, masmavi denize yukarıdan bakmaya hayran kaldılar. Gültaç, belki de biraz da bu sebepten İstanbul’dan kalmaya ısınıvermişti. Bir saat kadar daha gittikten sonra, ayakları şiş halde otogara vardılar.

Otogar’da kapkara, uzunca boylu bir adam, üstünde gri bir palto, altında eskimiş bir pantolonla onları karşıladı. Birbirlerine bakıp, kim bu acaba diye merak ettiler. Adam yanlarına yanaştı:

-“Babam hoş gelmişsen. Ver alam valizini. Zahmet ettirmeyek sana” dedi.

-“Hoş gördük, hoş gördük de sen kimsin?”

-“Babam ben Allahın emriyle kızına talip olan Gazanfer.”

-“Lo Gazanfer.”

-“He Gazanfer babam. Hoş gelmişsen. Ana sen de hoş gelmişsen. Hele buyurun taksi şurada.”

-“Hoş gördük de bize fotoğrafta başka adam gösterdiler. Sana hiç benzemez.”

-“Yok babam o benim biraz eski fotoğraf. Bibimgillerde bir o vardı.”

-“Yahu oğul. Oradaki adamın gözleri renkli senin kahve, oradaki adam kısaca sen maşallah dağ kimin. O fotoğraftaki sen değilsen.”

-“Babam benem. Haydi siz de yorgunsanız. Sizi otelinize koyak sonra yemekte konuşuruz.”

Taksiyle otogardan, otele gittiler. Otele varana kadar kimseden ses çıkmadı. Otele vardıklarında da orta düzey bir şehir otelinde olduklarını görünce, babası anlamıştı. Ne adam o fotoğraftaki adamdı, ne de o kadar varlıklıydı. Ama elden ne gelsin.

Yerleştikten sonra aşağıya inip, adamla buluştular. Yemek yediler, konuştular. Adam anlattı, babası da Gültaç da dinledi. En nihayetinde bir iki gün orada kaldılar. Sonra köye dönemezden önce, adamla anlaşıp, gel Erzurum’a iste, nişanı, düğünü yap, telli duvaklı al kızı, öyle getir buraya dendi.

Erzurum yolunda Gültaç yola bakıp dalıyor, babası Gültaç’a bakıp bakıp dalıyor, düşünüyordu. Fukaralık, kızı köyde kalıp, evde sürüneceğine, evini barkını kurup, şehirde belki daha rahat yaşayabilecekti. Bu kabullenmek zorundaydı. Hanımı da zaten böyle demişti.

Üstüne bir de darısı inşallah diğer kızların da başına diye eklemişti. Yol uzadı gitti. Ertesi günün ışıklarında Erzurum’un soğuğu otobüste hissedilmeye, uçsuz bucaksız beyazı gözleri kör edip kapatmaya başlamıştı. Gültaç, birazdan köyüne varacak, son kereler oralarda gezecek, çeyizini toparlayacaktı.


GALİP UÇAR


Eser 25 Temmuz 2026 tarihinde boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır

GÜLTAÇ


AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO PROJESİNİN ÜÇÜNCÜ ŞARKISI - NELLA TERRA DEL NOSTRO  AMORE  

 AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO projesi kapsamında yapılan şarkılardan üçüncü şarkısı olan NELLA TERRA DEL NOSTRO  AMORE  youtube üzerinden yayındadır

söz - müzik: GALİP UÇAR 

çeviri: Drmazl






24 Temmuz 2026 Cuma

BİR KÜRDİLİHİCAZKÂR ŞARKI GİBİ

 Kürdilihicazkâr bir taksim yapılırken

Bir çınar devrildi o an

Yaprakları renk renk saçıldı

Kurumaya uzandı toprağa

Oysa fidanken dahi nasıl da dikti

Sağlı sollu zalim rûzgara karşı dimdikti

Şimdi dalı ahşap parçası

Yaprakları süpürge sonrası

Kendi şu zavallı diye anılıp kalacak ya

Belki içinden bir şeyler de doğacak

Bir ud, bir sazın teknesi

Bir kalemin gövdesi

Gurbete giden bir geminin güvertesi

Anısı dağılacak

Bir Kürdilihicazkâr şarkı misali

Kulaktan kulağa

Ama kendi olmayacak

Unutulacak

Çok belli


GALİP UÇAR      TEMMUZ 2026     

Şiir 24 Temmuz 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

BİR KÜRDİLİHİCAZKÂR ŞARKI GİBİ




19 Temmuz 2026 Pazar

PUNKANATOLİA MÜZİK PROJESİ - 5. ŞARKI - ORİENT RİOTS

 PUNKANATOLİA Müzik Projesi, GALİP UÇAR'ın, Kıbrıs'tan öğrencisi olan ERSİN SARIALİOĞLU'yla İstanbul'da bir buluşması esnasında konuştuğu başlıklardan biri olan, "Etnik Öğelerin Punk - Metal Kurgusuna Eklenebilmesi" konusu üzerinde konuşmalarından ortaya konulmuş ve sonrasında denemeler yapılmasıyla olabilirliği ortaya konmasıyla oluşmuş 6 enstrümantal Punk şarkıdan oluşan bir projedir. 

Projenin özelliği, elektro gitarların yerel enstrümanların çalınma özelliğiyle çalınması, yahut onların sesine ya da tavrına yakın çalma denemesi yapılması, yerel ritimler, etnik ritimler karıştırılarak riflerin onlara göre atılmasıyla oluşturulmasıdır. 

Temiz bir PUNK METAL yahut PUNK ROCK tavır dinlerken içinde ANADOLU motifleri ve tavırlarını hissedeceksiniz

PROJENİN BEŞİNCİ ŞARKISI ORİENT RİOTS youtube üzerinden yayındadır

Projenin tasarım ve müzikleri GALİP UÇAR'a aittir



17 Temmuz 2026 Cuma

AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO PROJESİNİN İKİNCİ ŞARKISI -TEMPO D'AMORE A PORTOFİNO

 AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO projesi kapsamında yapılan şarkılardan ikinci şarkısı olan TEMPO D'AMORE A PORTOFİNO youtube üzerinden yayındadır

söz - müzik: GALİP UÇAR 

çeviri: Drmazl



Mentre la sera scende sulla costa di Portofino
Il mare sussurra alle pietre delle case antiche
Quando sfiori con il piede l’acqua del mare
Le onde si ritirano piano, come per rispetto

A Portofino il mare crede nell’amore
Nel momento in cui ti vedo, il mio cuore ti abbraccia
E il mondo intero si purifica dal male
Nelle notti blu del Mediterraneo nasce un libro d’amore

Quando il vento gioca tra i tuoi capelli
I gabbiani raccontano di noi tra cielo e scogli
E sorseggiando il vino del colore dell’amore
Le nostre labbra diventano eternità

A Portofino il mare crede nell’amore
Nel momento in cui ti vedo, il mio cuore ti abbraccia
E il mondo intero si purifica dal male
Nelle notti blu del Mediterraneo nasce un libro d’amore

La notte scende sul porto come un sogno
Le porte si chiudono, ma le strade ci aspettano
Indossi un abito rosa appena sbocciato
E cammini con me, mano nella mano a Portofino

A Portofino il mare crede nell’amore
Nel momento in cui ti vedo, il mio cuore ti abbraccia
In quell’istante il mondo si purifica dal male
E nelle notti blu del Mediterraneo nasce il nostro amore



PORTOFİNO'DA AŞK ZAMANI

Portofino kıyılarında akşam çökerken
Deniz, eski evlerin taşlarına fısıldıyor
Ayağına değdiğin anda
Dalgalar, sanki saygıdan dolayı yavaşça geri çekiliyor

Portofino'da deniz aşka inanıyor
Seni gördüğüm an kalbim seni kucaklıyor
Ve tüm dünya kötülükten arınıyor
Akdeniz'in mavi gecelerinde bir aşk kitabı doğuyor

Rüzgar saçlarında oynarken
Martılar gökyüzü ve kayalıklar arasında bizden bahsediyor
Ve aşk rengindeki şarabı yudumlarken
Dudaklarımız sonsuzluk oluyor

Portofino'da deniz aşka inanıyor
Seni gördüğüm an kalbim seni kucaklıyor
Ve tüm dünya kötülükten arınıyor
Akdeniz'in mavi gecelerinde bir aşk kitabı doğuyor

Gece limana bir rüya gibi çöküyor
Kapılar kapanıyor ama sokaklar bizi bekliyor
Üzerinde yeni açmış pembe bir elbise var
Ve Portofino'da el ele yürüyorsun

Portofino'da deniz inanıyor Aşk
Seni gördüğüm an, kalbim seni kucaklıyor
O anda dünya kötülükten arınıyor
Ve Akdeniz'in mavi gecelerinde aşkımız doğuyor


13 Temmuz 2026 Pazartesi

ALDANMA GÜLÜN RENGİNE


 
Aldanma gülün rengine

Gerçeğini ara solgun yaprağında

Bak dibindeki çorak toprağına

Anla da gör kendi halini

Anlatırsın da dinleyenin yoktur

Sanırsın etrafında dostun çoktur

Yüreğinde saplanmış sevda değil oktur

Anla da gör kendi halini

İçindeki fırtına nasıl yankılanırsa

Dermanını ararsın sen de boşlukta

Sessiz sandığın bir kıyamet akşamında

Anla da gör kendi halini

Bir kızıl vedadır her uyku insana

Kendi vicdanına mağlubiyettir aslında

Gün ve akşam düşüncesizliğinin ortasında

Anla da gör kendi halini

Bir bahar sabahı dağda kalan son kar gibi

Şu sarp kayalıkların ulaşılmazdır ya dibi

Sen ki o dağın en solgun çiçeği

Anla da gör kendi halini

İnsan kandıkça başkasını yakınlaştırır

Anlamaz ki o gidişle kendini kendinden uzaklaştırır

Bir gün gelir bu kasavet ruhundan fışkırır

Anla da gör kendi halini

Galip der ki sana yazdığım bu şiir

Hem geçmişini hem de geleceğini bilir

Sadece anda gördüğün gerçektir

Anla da gör kendi halini


GALİP UÇAR.         NİSAN 2026 ÜMRANİYE


Şiir boyalıkelimeler sitesinde 13 Temmuz 2026 tarihinde yayınlanmıştır