Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

galipucar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galipucar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2026 Cumartesi

GALİP UÇAR'IN VARYASYON KALEMLER ADLI EDEBİYAT SİTESİNDE YAPTIĞI RÖPORTAJ

Yazar Galip Uçar'ın, Varyasyon Kalemler adlı edebiyat sitesi ve dergisiyle yaptığı kitapları üzerine Röportaj aşağıda linkte yer almaktadır. 


İçerik: 

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Malatya asıllı bir ailenin İstanbul doğumlu çocuğuyum. Klasik 80lerde darbe sıkışıklığında doğmuş, 90ların o safiyane yeni arayış dönemindeki geçiş dönemini yaşamış ve nihayetinde Milenyum kırılması ve yozlaşmasını da gençliğinde hissetmiş klasik bir insanım. 2008 senesinde Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduktan sonra 2009’da öğretmenlik yaşamım başladı. 2010’da Eğitim Yönetimi ve Denetimi yüksek lisans programını ardından da Tarih ve Kültürel Miras ve Turizm lisans programlarını da bitirdim. Bu üçünün birbirini tamamlayıcılığıyla da kültürel olarak kendimi donatarak öğretmenlik ve eğitmenliklerimde öğrencilerime, on sekiz senedir, bilgi vermeye devam ediyorum.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Lise yıllarında çok da etkili olmayan yazılar olsa da tabi ki Türkoloji bölümünü bitirince yazarlık etkisi altında oluyorsunuz. Editör ve eleştirmen olarak da yetiştirilseniz de o birikim ve sürekli okuma halleri biraz da ilgi varsa sizi yazarlığa itiyor. Lakin daha çok coğrafî bazlı anlaşılmama ya da anlaşılmayanları anlatabilme derdine düşme yazmaya daha çok yönlendirdi. Düşünün ki ötekiyi, anlaşılmayanı, dışlananı yahut sıradan yaşayan ve hayattan beklentisi kalmamış ümitsiz birini anlatıp onun varlığını gösteriyorsunuz. Bu bambaşka bir misyon. Yahut görülmeyen küçük ayrıntıları göstermek, sezdirmek, fark ettirmek.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Tam olarak edebi metin diyebileceğim eser, Yeditepe Üniversitesi’nde bir derste ki Hilmi Tezgör’ün dersiydi, ona da selam olsun, Ukraynalı bir ailenin, kadının adı Daria adamın adı Anatoli’ydi, durum hikayesiydi.

4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Öncesinde şiirler yazıyordum ama hikâyede iddialı olduğumu düşünmüyordum. Deneme yeteneği olabilecek yazar olarak arada sırada yazarım diyordum. O hikâyeyi yazarken de sonra okuduğumda da, gelen tepkilerle de “yahu oluyormuş demek” diye düşünüp şu an 3 hikâye kitabı sahibi ve çeşitli dergilerde hikâyeleri çıkmış biri olarak karşınızdayım

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

İlla ki vardır. Yazar illa ki kendinden katıyordur. Tekrar eden temalar Toplumcu Gerçekçi bir yazar olmam sebebiyle illa ki var. Halkı halkın dilinden halkça anlatıyorum. Onların dertleri, yaşamları devam ettikçe de farklı şekillerde devam edecektir.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Karakterler elbette yazarlardan parçalar içerir. Tamamen kurgu bir karakter olabileceğine inanmıyorum. İnsan illa ki kendini katıyor. Bulduğum değil varım

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım 2023 senesinde Mart ayında çıkan İmsomnik Gecelerin Öyküleri ki yakın zamanda ikinci baskıya da geçti. 2008 ile 2022 arasında yazdığım öykülerden oluşuyordu. Sonra Öğretmenlerden Hikâyeler adlı ağırlığımı koyduğum, editörlüğü ve yayımcılığı da benim olan ama piyasaya sürülmeyen, kolektif bir kitap çıktı. O dönem çalıştığım okulda ve çevresindeki okullarda çalışan öğretmenleri ikna ettiğim bir projeydi. 2025 senesinde Yokluğunda adlı şiir kitabım çıktı. 2024 Eylül’ü ile 2025 Şubat’ı arasında yazdığım şiirlerden oluşuyor. Hepsini Caddebostan Sahili’nde yazmıştım. İçinde toplumcu gerçekçi öğeler olsa da İkinci Yeni’ye daha yakın şiirleri içeriyor. 2026 senesinin Mart ayında ise iki kitabım çıktı. Bunlardan biri, on senenin üzerinde eğitimini verdiğim Diksiyon, Sunuculuk, Spikerlik dersinde ve sonrasında öğrencilerin tavırlarını ve tepkilerini gözlemleyerek, ihtiyaçlarına yönelik hazırladığım 10 bin metnin 1000 adedinden oluşturduğum ve içinde teorik bilgilere de sahip olan Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri eğitim kitabı ve de ailemin kökeninin geldiği Malatya ve kültürünü, dilini içeren Malatya Hikâyeleri adlı öykü kitabım.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Hepsinde illa ki ben varım, anılar var, yaşanılanlar var, gözlemler var. Ama Malatya Hikâyeleri, köklerime, kültürüme ve memleketime olan bir armağan. Özellikle de deprem sonrası yıkılan ve ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin, ta Aslantepe’den bu yana gelen o kültürünü, yaşam stilini, sıradan olaylarla nakşetmek istedim. Dilini elbette. Yöresel diyalogları da içerdiğinden Türkoloji kökenim de eserin içinde etkili

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Ben ilhama pek inanmıyorum. Ne kendisine, ne perisine. İçsel bir yetenek, bir şeylerle tetikleniyor ve beyin, ürettiklerini parmak uçlarına sinirler aracılığıyla yönlendiriyor ve o trans halinde ki gerçekten hayattan kopuyorum yazarken, eserler ortaya çıkıyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Fikri bir durumsa, o ideolojiyi savunma ve hayatta tatbik içgüdüsü. Kurgusal durumda ortaya konmuş fikir ise insanlığa onu anlatmak gerekliliği. En eski zamanlardan bu yana edipler aslında hikâye hatta masal anlatıcısı değil mi? Destan dönemini düşünün, yazının olmadığı dönemleri. Bir destancı gelip, bir meydanda olanları anlatmıyor muydu? Bu sayede insanlar dostunu, düşmanını bilmiyor muydu? Hadi her şeyi bırakalım daha önceye gidelim. Duvar yazıları daha doğru haliyle duvar resimlerine. Mağaraya ne için çizildiler? Bir derdi anlatmak için, bir şey duyurmak için. Yahut bir şeyi öğretebilmek için…

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Rutinim yok. Bir anda geliyor ve ben yazıyorum. Bunun için teknolojiye de aşırı müteşekkirim. Hemen başımın ucunda duran telefonu alıp, gece aklıma gelen bir şeyleri not alabiliyorum. Yine aynı telefonun not bölümüne yanımda kağıt olmadığı herhangi bir yerde eserleri kaydedip hatta yayınlayabiliyorum. Rutin olmayı bırakın bazen kendime “bir dur” diyerek rutini kırmaya yönelik daha az üretmeye yönelik çabam bile var. Bu okuyucuya bu kadar eser sunmak nasıl gelirin bir önyargısal durumu. Bazen akla hayale sığamayacak sayıda gün içinde yazı çıkabiliyor.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Genellikle gece vakitleri ondan sonra da gurub vakitleri yazmak iyi geliyor. Gecenin tek kötü yanı uyur uyanık halde üşenip de yazmadığım ve sabah unuttuğum projeler oluyor. Yüzlerce böylesi gitmiştir.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Genellikle zorlanmıyorum. Eskiden ev ortamı yahut çevre diyebilirdim ama teknoloji sayesinde bu aşıldı. Tabi ki tekrara düşmeme kaygısı illa ki vardır. Bu zorlayıcı bir unsur olabilir.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Olmuştur. “Aman ne uğraşacaksın” diye birkaç kere demişimdir. Sonrasında iki, üç yazı çıkmıştır ama

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ben toplumu, toplumdaki gerçekleri anlatırım. Yahut fütüristik eser yazdıysam, toplumda ne gibi deformasyonlara yol açabileceğini içinde barındıran ama ihtimali büyük kurgularla yazarım. Bireysel şiir ya da hikâyem de vardır ama mesele insan oldukça bir insan, bir halkın parçası ise ve o halk, bir yerin toplumuysa toplumculuğu barındıran eserler ve insanı insana anlatan konular ve mesajlar vardır. Bir zaman, bir kişi “İlla bir şey anlatmak, bir ders vermek zorunda mı?” diye sorduğunda öyle içimden geldiğince ve aslında benlik olmayan dörtlükleri de not aldım. Onlar da kitap olacak halde basımlarını bekliyorlar. İçerikleri ya da oluşumları “hiçbir şey anlatmamak” üzerine olsa da illa bir şeyler anlatıyorlardır.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Ne hissettiler, ne betimledilerse o. Ders almasınlar ama bazı farkındalıkları da metinden edinip, hayatta gözlerine yeni şeyler illa ki çarpsın. Bakmasınlar, görsünler.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Zorunda değiller. Ben asla zorlamam. Bir nedeni de yok. Ama illa bir neden gerekiyorsa fark edemediklerini fark etmek, bakıp da görmediklerini görsünler, bilmediklerini aysınlar diye belki.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Ben benim, onlar kendileri. 9 milyar insan, içinde ikiz, üçüz kişiler de var ama hepimizin bedeninde organlarımız özellikle beyin ve yüreklerimiz ayrı. Bende benim yüreğimin süzgeci ve beynimin yaratıcılığı var. Önemli olan da zaten bu özgünlük

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Hayat yaşanır, yaş aldırır. Gün doğar, gün yaşanır, gün biter. Lakin gün içinde öylesine yaşamak da vardır, bazı şeyleri görüp, anlamlandırmak da. İşte bu cesareti edebilmeliler. Empati önemli. “Neden acaba?” sorusu, “Niye yapmış olabilir ki?” sorusu da önemli. Her verileni öylesi kabul etmemek lazım. Kişisel özgürlük alanına saygı önemli olmakla beraber sıradan kopup, kara koyun olmak lazım. Sırada beklerken kafayı şöylesi bir dışarı çıkartmazsan, sıranın sonunda ne var? Trafik neden tıkalı? Bunları anlamadan sadece bekleriz. Bakmaya değil görmeye, anlamaya ve sorgulamaya çalışsınlar. Bazen ulu çıkar, kutsal ağaç dedikleri ve tapındıkları bir fiskeyle yıkılacak çürük odun parçasından ibarettir. Bunu bilsinler

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Cesaret et ve üşenme

21 Mayıs 2026 Perşembe

GUBARÎ

 Söz ve Müziği Galip Uçar'a ait olan ve iki versiyon olarak piyasaya sunulacak GUBARÎ adlı pop rock tarz şarkı

22 Mayıs 2026 tarihinde youtube üzerinden ilk versiyon GUBARÎ ve 23 Mayıs 2026 tarihinde GUBARÎ AKLÎ olarak ikinci versiyon halinde yayınlanacaktır.

Versiyon farkları şunlardır: 

Orijinal versiyon kadın sesi ve yadıma şeklinde sözü içeren ilk şiir halin bestesidir

AKLÎ versiyonu ise yadıma yerine aklıma olarak okunan güncellenmiş ve erkek sesiyle okunmuş versiyondur








20 Mayıs 2026 Çarşamba

USLANACAK

 Yağmur yağıyordu yüreğime

Oysa yaz düşleri kurduran 

Mayısın herhangi bir günüydü

Ben ki gözlere aldanmayı bırakmış

Sözleri umursamaz olmuştum

Renklerin önemi kalmamıştı

Ha bir kafe melange

Ha bir Türk kahvesi

Hepsinin tadına varmıştım

Aldanmıştım

Uzaklarda ihanet buluşmaları

Hain kurgular

Öylesine yaşıyorlar sanıyorlardı oysa

Yaz gelecekti

Deniz kıyıları

Kumsallar ve güneş

Kim derdi 

Yağmur damlalarının halkaları yayılacak

Yüreğim suskunluğa karışacak

Bir daha hiçbir renge aldanmamak üzere

Uslanacak


GALİP UÇAR                                     MAYIS  2026

Şiir 20 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

USLANACAK



12 Mayıs 2026 Salı

DEVR-İ YIL

 Ben

Ölüleri serpiştire serpiştire
Yürürürken
Paralel topraklara
Birden
Şu gri asfaltın dibinde bitiverdi
Papatya
Ak teni yaprak narini
Sarısı sırma incesi
Dalları yeşil bakar
Gün dediğin geçip gider
Devr-i yıl dediğin sabit
Her defasında beni yakar
Belki iyi geçmiştir de
Hissettirmez kavlini bana
Ben giderim bir menzile de
Bodur mor çiçekler beni kucaklar

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026



10 Mayıs 2026 Pazar

AÇMAM KALBİ ARTIK SANA ( MÜZİK)

 Söz ve müziği GALİP UÇAR'a ait olan AÇMAM KALBİ ARTIK SANA şarkısı 10 Mayıs 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır


AÇMAM KALBİ ARTIK SANA

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Yazar Galip Uçar'la "MALATYA HİKÂYELERİ" Adlı Hikaye Kitabı Üzerine Röportaj

 

Muhabir: Sanal ortamda sizi araştırdığımızda, e-dergiler yahut matbu edebiyat dergilerine baktığımızda, sizin en önce şiirlerinize denk geliyoruz. Hatta araştırma yaptığımızda anılmalarınızda da şair olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Lakin basılmış kitaplarınızda ağırlıkla hikâye kitapları bunun sebebi nedir? Aslında bilinen bir kulvarda yürümektense neden başka kulvarda kitaplarınızı yayınladınız?

 

GALİP UÇAR: Haklısınız. İlk bakışta böyle görünse de şair kimliğimden vazgeçmiş değilim. Hâlâ da yazın yaşamımda şairliğim ön plandadır. Neden hikâyeci oldum dersek? Aslında her edip bir hikâyecidir. Edebiyatçı insan anlatandır. Sözlü dönemde meydanlarda destanları anlatandı, yazılı dönemde vakaları anlatan, modern dönemde ise olanları yahut kurguları ve ya olasılıkları anlatandır. Şiirler de zaten bir şeyleri anlatır ve dahi hikâye barındırır. Daha çok yazdığım hikâyelere okuyucu kitlesinin verdiği olumlu tepki ve dahasını istemesiyle yazmaya teşvik edilmem sonucu ortaya çıkan hikâyeler yığının toparlanması gerektiğinden ve aynı kitlenin onlara kalıcı olarak yani basılı ulaşmak isteme talebinin ağır basmasından hikâye kitaplarım yayınlandı. Toplum talep etti, seve seve yazdık ve kalıcı hale getirdik

 

Muhabir: “Malatya Hikâyeleri”. Neden Malatya üzerine hikâyeler yazdınız?

 

GALİP UÇAR: Cevabı basit. İstanbul doğumlu olsam da Malatya kökenli biri olmamdan. Yani doğuştan hem baba tarafı hem anne tarafından Malatya kültürüyle yaşamış ve büyümüş biriyim. Doğal olarak da kendi kültürüme ait bir ürün vermek boynumun da borcuydu.

 

Muhabir: Kitap hakkında özel olarak ne belirtmek istersiniz?

 

GALİP UÇAR: Malatya'nın kuzeyi ve güneyi birbirinden çok farklı davranır. Hele ki bu dönem göç ve deprem etkisi hayli farklılaştırdı. Misal kuzey Malatya kayısısıyla değil cevizi ve demiriyle ünlüdür. Velhasıl güney kadar düz bir coğrafya değildir. Nereden bakacak olursak Sivas'ın coğrafi başlangıcı ya da bitimi bile diyebiliriz. Hekimhan dağlarının üstü Sivas'a devam eder. Bu çok kültürlülük kitapta hayli yer alıyor. Hatta bir ara internette bir video dolaşırdı. Malatyalıların ortak özelliği Malatyalı olmalarıdır diye. O kadar doğru ki. Bu da kitabın içinde yer alıyor.

 

Muhabir: Yani Malatya'nın kültürel farklılıkları üzerine kurgulu bir kitap?

 

GALİP UÇAR: Aslında Türkolog olma özelliğim de içinde var. Malatya'nın yerel kelimelerini de illa kullandım. Ama bunu kullanırken o farklılık değil kuzeyin ve güneyin beraber kullandığı kelimeleri seçtim. Öyle bir yer ki Ermenilerden, Kürtlerden hatta Oğuz kökeni nedeniyle Karadenizle dahi bazı ortak kelime yahut tepki söylemleri vardır. Malatya "da" tepkisini verir ama Azerbaycan'daki Oğuz Türkleri de verir. Bayburt'a dek de etki var. Dülkadiroğlu'nun Ordu'ya dek uzanan coğrafyasını da eklersek. Zaten oturuyor. Ben de Türkolog yönümü bu şekilde kullanıp kitaba yansıttım.

 

Muhabir: Gerçek hikâyeler mi?

 

GALİP UÇAR: Karışık diyelim ama çoğunluğu kurgu. Misal Messi hiç milli takımıyla maça İstanbul'a gelmedi ve Malatya'dan bir çocuk o gelecek diye evden kaçmadı

 

Muhabir: Messili hikâye mi var?

 

GALİP UÇAR: Evet. Hatta şöyle bir komik durum var ki bu hikaye kurgusu bu kitabın yazılma başlangıcından eskidir. Yanlış hatırlamıyorsam 2013 yılı civarında Messi Türkiye'ye maç oynamaya gelir ve bir çocuk onu görebilmek için evinden kaçar kurgusunu not almıştım. 13 senede ancak toparlamışım.

 

Muhabir: Başka neler var içerikte? Bunun gibi ünlü kişiler var mı?

 

GALİP UÇAR: Yok. O da anlattığım üzere zaten kafamda olan bir hikâyeyi Malatya'ya adapte ettim. Kurgusal bazda doğa unsurlarına yüklediğim sihirler, büyüler, olağanüstülükler var. Bir de farklı yaptığım şu var ki hikâyelere adapte şiirler de kitapta yer alıyor.

 

Muhabir: Bunu neden yaptınız?

 

GALİP UÇAR: Şundan. Bu kitap aslında sadece bir hikâye kitabı değil. Aynı anda ben her hikâyeye uygun şiirler de yazdım. Uygun olmayan ama odağım Malatya olmasından dolayı Malatya üzerine türkü formunda şiirler de yazdım. Hatta o şiirleri besteledim de...

 

Muhabir: O zaman Malatya üzerine türküleriniz de bekliyor?

 

GALİP UÇAR: Beklemiyor. Dünya Malatyalılar Günü diye yaftalanmış “4. 4.” yani “44” plakadan feyz alınan 4 Nisan 2026 tarihinde Hekimhan Hekimhan adıyla youtube kanalım üzerinden, çeşitli yorumcu arkadaşların seslendirmesiyle albüm olarak yayınlandı.

 

Muhabir: Malatya üzerine hem hikâye kitabınız hem de türkü albümünüz var yani?

 

GALİP UÇAR: Türkü formunda şarkı demek daha doğru olur. Türküler anonim ve belli otantik kriterlerle oluşuyor benim görüşümce. Bunlar yazanı besteleyeni belli türkü formunda şarkılar. Ama kitapla beraber yazılan şiirler ve yapılan besteler olduğundan eşzamanlı dinlenirse içinde zaten Malatya bulunmak ve hissedilmekle beraber kitaptaki unsurlar da hissedilecektir.

 

Muhabir: Youtube kanalınıza nasıl ulaşabiliriz?

 

GALİP UÇAR: Benim ismimle aratılınca çıkıyor. Galip Uçar yazılınca zaten fotoğrafımdan da anlaşılıyor.

 

Muhabir: Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

 

GALİP UÇAR: Malatya kadim bir şehir. Çok sevmesem de malum bir söz var: "Akıllımız devlet yönetti delimiz Papa'yı vurdu" buna Kurtuluş Savaşı'nın en kritik savaşını kazanan ve işgali durduranın da bir Malatyalı olduğumu eklemeliyiz. Ülkenin en komik adamını da... Siyasetçi, sanatçı, biliminsanı hadi Battalgazi'yi de ekleyelim hayata damga vuran insanların memleketidir. Deprem elbette büyük zararlar verdi şehir yeniden kuruldu. Lakin Aslantepe'den Melitene'den bu yana yaşayan binlerce yıllık bu şehir önemini yitirmeden, dimdik Dünya'nın ilginç ve önemli bir noktası olarak devam edecektir. Bu iki sanatsal ürünüm de yaralı ama dik duran hemşehrilerime armağan olsun


RÖPORTAJ 9 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

 MALATYA HİKAYELERİ RÖPORTAJ

5 Mayıs 2026 Salı

O YERDESİN

 Bazı zamanları anlatması zordur

Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağındaBazı zamanları anlatması zordur
Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağında

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



30 Nisan 2026 Perşembe

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

Konunca parmağına
Sırma saçlı, güzel ötüşlü
Altın rengi bir kuş…
Sesini dinle, sırtını okşa
Sar sarmala, gagasından öp

Anlatsın sana sevdayı,
Aşkın büyüsünü;
Yüksek dağları,
Derin gölleri,
Yeşilin en yeşilini,
Sarp kayalıkları,
Yarları, uçurumları,
Memleket memleket geldiği yolları,
Yorgunluğunu ve mucizeleri…

Bakmaya doyama
O gizemli gözlerine;
Altın kanatlarında sakladığı
Mutluluğu sunsun ellerine—
Bırakma…

Kaybetme vakti değil artık şimdi.
Işık saçan güzelliğiyle
Bilinmez diyarların kraliçesi
Şimdi parmağında

GALİP UÇAR.           NİSAN 2026 

Şiir 30 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




27 Nisan 2026 Pazartesi

VAY KARADENİZ

                   VAY KARADENİZ


Kuğu değildir
Şu deli nehirlerde gezen
Dağlarda uçar serseri bir atmaca
Sarışın çiçekler açar
Sarp kayalardan yaylalara doğru
Bulut çeker de yine uykusuz
Vay yeşiline yandığımın
Gözlere öylesi güzel mi düşersin
Ve her çay tanesi
Yeşil değil mi
Kara kaderine bürünmezden evvel
Sırtlarında örme küfeler
Allı şalını kuşanınca kadınlar
Bakış bakış isyan değil mi
Bu yayla kadar yüksek dertlerine
Teslim olunmuşluğun soluk beyazı teniyle
Vay Karadeniz
Sana radyoaktif yağmurlar yağdı da
Yine bin verdi toprağın milyon verdi
Ve baskınlarla kuşatıldığında kentlerin
Teslim olmak bilmezken yiğitlerin
Sürmene çakısından daha keskin
Taraçalardan daha uçurum yürekleriyle
Onlar gidince artlarından
Göğsüne saplanınca
Çöl topraklardan gelen ihanetlerin
Ve senin düşündüklerin saçılıp da
Dalga dalga kıyılara
Yutunca hepsini kapkara deniz
Sen dilsiz ahalin dilsiz
Böylesine yuvarlanıp düşmedin mi
Oysa
Sert vururdu topukların
Horon ile ezerken yeşil çimleri
Ve tüfeğin tetiğine sert basan parmakların
Kardeş kardeş tutardı diğer elleri
Sarp ve zorken dağa giden yolları
Taş köprülerinde fırtınalar koparken
Şimdi niyedir böyle anılman
Tam da saat on iki vururken
Sen de vururdun gaybananın alnından


GALİP UÇAR.          NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 27 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



VAY KARADENİZ


25 Nisan 2026 Cumartesi

UYANIŞ

 Kış günleri bitmek üzereyken

Bir sabahın erken vakti
Gömüldüğüm yastığımdan
Kalkıyorken başım
Kulağıma bir şeyler fısıldandı

Hoş geldin rüyana günaydın
Hoş geldin şimdi vaktidir baharın
Bak bilmediğin şeyler seni bekliyor
Yeryüzünde çimenler
Renk renk çiçekler uyanıyor

Odadaki yalnızlığım
Sessizliğime karışıyor
Dağılmış yatağımda
Hafif uyuşmuş ayağım
Beni oraya doğru kaldırıyor

Rüyama hoş buldum
Vaktiymiş anladım şimdi baharın
Öğreneceğim kim bilir neler var
Çimen kokuları
Kaç bin rengini bilmediğim çiçek

Dokundu tenime rüzgar
Göz kapaklarımı iyice kaldırdı
Rüya gerçeğe döndü
Çekti beni içine
Kaybedeceğin şeyler var kazanacakların için

Huzurumu kaybettim
Yeni mutluluklarım için
Sakinliğimden vazgeçtim
Maceralara girsin
Aşklarla çırpınsın diye kalbim

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 25 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



21 Nisan 2026 Salı

ANLATIRKEN YOKLUĞUMDA VARLIĞIMI

 Fotoğrafları hatıraları boşver

Sokakları

Yığın yığın insanları

Tramvay yollarını

Kebapçıdan gelen kokuları

Markette şarap şişelerini çikolataları

Arabalarım trafiğini

Trafik lambalarını

Soda şişelerini ve içindeki limonu

Yokuşları

Kaldırımları

Boş dükkanları

Bunlardan nasıl uzak kalacaksın

Anlatırken hepsi yokluğumda varlığımı


GALİP UÇAR           NİSAN 2026

Şiir 21 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



18 Nisan 2026 Cumartesi

ARAFIM

 Ar ile sorguladım kendimi

Yüzleştim

Af diledim ihanetlerime

Karakterimden

Bundandır işte dedim ona

Bundandır

Arafım


GALİP UÇAR      NİSAN 2026


Şiir 18 Nisan 2026 tarihinde  Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır 

ARAFIM





9 Nisan 2026 Perşembe

MALATYA HİKÂYELERİ

 


GALİP UÇAR'ın Malatya'nın çeşitli yerlerinde geçen, Malatya diline ve sosyolojisine de rastlayacağınız MALATYA HİKÂYELERİ adlı hikaye kitabı yayındadır. 

İnternet kitapçılarından temin edebilirsiniz


KİTAP SATIŞ LİNKİ : MALATYA HİKAYELERİ SATIN ALMA

DİKSİYON HİTABET SUNUCULUK MİKROFON SANATI TANIMLAMALARI VE ARAŞTIRMA METİNLERİ

 


GALİP UÇAR'ın diksiyon eğitimi üzerine yazdığı, teori ve 1000 adet alıştırmayı içeren kitabı yayınlanmıştır

İnternet kitapçılarından bulabilirsiniz

Kitap almak için : DİKSİYON KİTABI SATIN ALMA LİNKİ

5 Nisan 2026 Pazar

YAKUT

 

                                                                               YAKUT

                Uzun yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.

                Büyük kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı. Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir gömlek.

                Tabi bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı, yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı. Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.

                Kızı ve torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.

                Okula vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.

                Gösterilerin başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.

                Torununun gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.

                Sahneye yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı kolyeydi. Hatta bu kolye…

                Tam da o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene.  Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi. Tabi kızı da arkasından koştu.

                O yaşlı ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa geçiyordu.

                Tam ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp, kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:

-“Durun, durun!”

-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”

-“Anne iyi misin?”

-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel kızım bende de var o taştan.”

-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”

-“Doğduğundan beri ha!”

-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”

-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”

-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”

-“Olur baba.”

                Kız ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak bir yere geçip konuşmaya devam etti:

-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”

-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun değil mi?”

-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten sizin çocuğunuz değil mi?”

-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”

-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”

-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.

                Apar topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp, daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye gittiler. Akıllarında bin bir soru…  


GALİP UÇAR


Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır



ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


4 Nisan 2026 Cumartesi

HEKİMHAN HEKİMHAN (müzik albümü) (söz - müzik: GALİP UÇAR)

 Galip Uçar'ın Malatya Hikâyeleri adlı hikâye kitabını yazdığı sırada, Malatya üzerine yazdığı şiirlere yaptığı bestelerden oluşan 8 türkü formunda şarkının olduğu HEKİMHAN HEKİMHAN adlı müzik albümü 4 NİSAN 2026 tarihinde yani 4.4 Malatya'nın plakasıyla özdeşleşen ve Dünya Malatyalılar Günü olarak kutlanan günde youtube üzerinden yayında

DİNLEMEK İÇİN HEKİMHAN HEKİMHAN 






 

HEKİMHAN HEKİMHAN

Yel eser dağlardan, geçer köylerden,

Gönlüm geçmez oldu gurbet derdinden.

Bir gül açar sanki vay Mezirme’den,

Kokusu sinmiş de Hekimhan yelinden.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.

Dipsizgöl üstünden düşer ay yüze,

Sevdan yakar beni gece gündüze.

Yâr gider pazara, al sürür yüze,

Bir selam göndermiş yâr mektup ile.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.

Cevizler olunca dallar eğilmiş,

Bir köy türküsüyle gönül geçecek.

Demir yol üstünden tren geçecek,

Her türkü duyunca yürek üzülecek.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.






HEKİMHAN GÜLÜ

Saçların tel tel töküli yüze

Yüreğime ok ok bakıyi gözle

Sarı eteğiyle ince beliyle

Geziniy duruyu Hekimhan'ın gülü

Oy benim yarim

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Şeker mi Şerbet mi tatlıdır yüzü

Bakıp doyulmuyu tılsımlı gözü

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Oy benim yarim

Allı yanağında güller açılıyi

Ceviz renk saçları vay salıniyı

Ab-ı kevser suyu ile yıkanıyi

Geziniy duruyu Hekimhan'ın gülü

Oy benim yarim

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Şeker mi Şerbet mi tatlıdır yüzü

Bakıp doyulmuyu tılsımlı gözü

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Oy benim yarim



HEKİMHALI YARİMİ

Hekimhan'la Arguvan'ın arası ölem arası

Yârim oldu yüreğimin sılası ölem sılası

O yârin gözlerin rengi elası ölem elası

 

Seviyom da Hekimhanlı yârimi ölem yârimi

Çekiyom kız sevdasını derdini ölem derdini

 

Şu dağlardan kar mı yağar buz üste ölem buz üste

Nasıl konmuş ela gözün kaş üste ölem kaş üste

Bin kez vurdu yüreğimi kirpikle ölem kirpikle

 

Seviyom da Hekimhanlı yârimi ölem yârimi

Çekiyom kız sevdasını derdini ölem derdini



HEKİMHANIN GECELERİ

Şu dağların üstünde, duman molur, kar molur,

Diley kar molur, Hekimhan’ın şu kıvrımlı yolu da,

Aman bize dar molur, diley dar molur,

Akşamüstü karanlık da basınca, diley gardaş basınca.

Hekimhan’ın geceleri zor molur,

Gardaş bana zor molur, diley gardaş zor molur,

Aşığa da zor molur.

Arguvan’dan bir haber gelir dostunan,

Aman gelir dostunan, diley gelir dostunan.

Yâr göynek göndermiş bana postunan,

Kara kara postunan, diley ölem postunan.

Eğnime mi giyem üstünen, diley ölem üstünen.

Hekimhan’ın geceleri zor molur,

Gardaş bana zor molur, diley gardaş zor molur,

Aşığa da zor molur.



MALATYA'DA GÜNLER BÖYLE SÜRÜLÜR

Eski tandırlarda dumanlar tüter

Taş sokaklarından gelir çocuklar

Avlu kapısında hal gönül bilir

Kaysı dallarında güneşin ışır

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Her türkü içinden bir sızı taşar

Misafire sofra siniler taşar

Bir tas ayran ile ekmek bölünür

Sözler namus olur yemin bilinir

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Toprak damlarında yıldızlar uyur

Cümle gönüllerde dostluk kurulur

Yüreklere özlem özlem türkü dolunur

Bağına bahçene bereket konur

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür



OY MALATYALI YARİM OY

Beydağı'ndan kaya kaya inerim

Yârim seni sokak sokak gözlerim

Sen gelip geçmezsen durup inlerim

 

Oy yârim Malatyalı yârim oy yârim oy

Nere gidem sevdasına saldı oy beni oy oy

 

Hekimhan'dan toplamışım cevizi

Yârim gidek haydi topla çeyizi

Sevdan beni ezim ezim eziyi



MALATTYA YOLLARI DA BANA DERT OLMUŞ

Beydağı'nın başına kar mı yağmış anam kar yağmış

Kaysı dallarına dert mi çökmüş anam dert çökmüş

O yâr gitmiş sılaya da dönmemiş anam dönmezmiş

Malatya yolları da bana dert olmuş ölem dert olmuş

Yârin hasreti çökmüş de yüreğime zulm olmuş anam zulm olmuş

 

Kerneğin deresi nereye akar ölem nereye akar

Ruhumun sıkılır oy hasretin çağlar ölem  nasıl da çağlar

Yâre ulaşamam ellerim bağlar ölem ellerim bağlar

Malatya yolları da bana dert olmuş ölem dert olmuş

Yârin hasreti çökmüş de yüreğime zulm olmuş anam zulm olmuş



MALATYA ELİNDE BİR YAR SEVDİM

Malatya elinde sevdim bir yari

Ölem o yari

Uy kaşları karadır gözler sürmeli

Gözler sürmeli

O yarin kalbinde hükmüm sürmeli

Anam sürmeli

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O güzel gözüne sevdalı bakam

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O suna bakışa sevdalı kalam

Hekimhanlı yarin gözleri ela

Ölem oy ela

Bakışları saldı beni bir dara

Ölem oy dara

Görmedim günlerdir başım hep bela

Ölem hep bela

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O güzel gözüne sevdalı bakam

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O suna bakışa sevdalı kalam


ŞİİRLER: GALİP UÇAR

MÜZİKLER: GALİP UÇAR