Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

literature etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
literature etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2026 Cumartesi

GALİP UÇAR'IN VARYASYON KALEMLER ADLI EDEBİYAT SİTESİNDE YAPTIĞI RÖPORTAJ

Yazar Galip Uçar'ın, Varyasyon Kalemler adlı edebiyat sitesi ve dergisiyle yaptığı kitapları üzerine Röportaj aşağıda linkte yer almaktadır. 


İçerik: 

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Malatya asıllı bir ailenin İstanbul doğumlu çocuğuyum. Klasik 80lerde darbe sıkışıklığında doğmuş, 90ların o safiyane yeni arayış dönemindeki geçiş dönemini yaşamış ve nihayetinde Milenyum kırılması ve yozlaşmasını da gençliğinde hissetmiş klasik bir insanım. 2008 senesinde Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduktan sonra 2009’da öğretmenlik yaşamım başladı. 2010’da Eğitim Yönetimi ve Denetimi yüksek lisans programını ardından da Tarih ve Kültürel Miras ve Turizm lisans programlarını da bitirdim. Bu üçünün birbirini tamamlayıcılığıyla da kültürel olarak kendimi donatarak öğretmenlik ve eğitmenliklerimde öğrencilerime, on sekiz senedir, bilgi vermeye devam ediyorum.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Lise yıllarında çok da etkili olmayan yazılar olsa da tabi ki Türkoloji bölümünü bitirince yazarlık etkisi altında oluyorsunuz. Editör ve eleştirmen olarak da yetiştirilseniz de o birikim ve sürekli okuma halleri biraz da ilgi varsa sizi yazarlığa itiyor. Lakin daha çok coğrafî bazlı anlaşılmama ya da anlaşılmayanları anlatabilme derdine düşme yazmaya daha çok yönlendirdi. Düşünün ki ötekiyi, anlaşılmayanı, dışlananı yahut sıradan yaşayan ve hayattan beklentisi kalmamış ümitsiz birini anlatıp onun varlığını gösteriyorsunuz. Bu bambaşka bir misyon. Yahut görülmeyen küçük ayrıntıları göstermek, sezdirmek, fark ettirmek.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Tam olarak edebi metin diyebileceğim eser, Yeditepe Üniversitesi’nde bir derste ki Hilmi Tezgör’ün dersiydi, ona da selam olsun, Ukraynalı bir ailenin, kadının adı Daria adamın adı Anatoli’ydi, durum hikayesiydi.

4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Öncesinde şiirler yazıyordum ama hikâyede iddialı olduğumu düşünmüyordum. Deneme yeteneği olabilecek yazar olarak arada sırada yazarım diyordum. O hikâyeyi yazarken de sonra okuduğumda da, gelen tepkilerle de “yahu oluyormuş demek” diye düşünüp şu an 3 hikâye kitabı sahibi ve çeşitli dergilerde hikâyeleri çıkmış biri olarak karşınızdayım

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

İlla ki vardır. Yazar illa ki kendinden katıyordur. Tekrar eden temalar Toplumcu Gerçekçi bir yazar olmam sebebiyle illa ki var. Halkı halkın dilinden halkça anlatıyorum. Onların dertleri, yaşamları devam ettikçe de farklı şekillerde devam edecektir.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Karakterler elbette yazarlardan parçalar içerir. Tamamen kurgu bir karakter olabileceğine inanmıyorum. İnsan illa ki kendini katıyor. Bulduğum değil varım

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım 2023 senesinde Mart ayında çıkan İmsomnik Gecelerin Öyküleri ki yakın zamanda ikinci baskıya da geçti. 2008 ile 2022 arasında yazdığım öykülerden oluşuyordu. Sonra Öğretmenlerden Hikâyeler adlı ağırlığımı koyduğum, editörlüğü ve yayımcılığı da benim olan ama piyasaya sürülmeyen, kolektif bir kitap çıktı. O dönem çalıştığım okulda ve çevresindeki okullarda çalışan öğretmenleri ikna ettiğim bir projeydi. 2025 senesinde Yokluğunda adlı şiir kitabım çıktı. 2024 Eylül’ü ile 2025 Şubat’ı arasında yazdığım şiirlerden oluşuyor. Hepsini Caddebostan Sahili’nde yazmıştım. İçinde toplumcu gerçekçi öğeler olsa da İkinci Yeni’ye daha yakın şiirleri içeriyor. 2026 senesinin Mart ayında ise iki kitabım çıktı. Bunlardan biri, on senenin üzerinde eğitimini verdiğim Diksiyon, Sunuculuk, Spikerlik dersinde ve sonrasında öğrencilerin tavırlarını ve tepkilerini gözlemleyerek, ihtiyaçlarına yönelik hazırladığım 10 bin metnin 1000 adedinden oluşturduğum ve içinde teorik bilgilere de sahip olan Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri eğitim kitabı ve de ailemin kökeninin geldiği Malatya ve kültürünü, dilini içeren Malatya Hikâyeleri adlı öykü kitabım.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Hepsinde illa ki ben varım, anılar var, yaşanılanlar var, gözlemler var. Ama Malatya Hikâyeleri, köklerime, kültürüme ve memleketime olan bir armağan. Özellikle de deprem sonrası yıkılan ve ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin, ta Aslantepe’den bu yana gelen o kültürünü, yaşam stilini, sıradan olaylarla nakşetmek istedim. Dilini elbette. Yöresel diyalogları da içerdiğinden Türkoloji kökenim de eserin içinde etkili

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Ben ilhama pek inanmıyorum. Ne kendisine, ne perisine. İçsel bir yetenek, bir şeylerle tetikleniyor ve beyin, ürettiklerini parmak uçlarına sinirler aracılığıyla yönlendiriyor ve o trans halinde ki gerçekten hayattan kopuyorum yazarken, eserler ortaya çıkıyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Fikri bir durumsa, o ideolojiyi savunma ve hayatta tatbik içgüdüsü. Kurgusal durumda ortaya konmuş fikir ise insanlığa onu anlatmak gerekliliği. En eski zamanlardan bu yana edipler aslında hikâye hatta masal anlatıcısı değil mi? Destan dönemini düşünün, yazının olmadığı dönemleri. Bir destancı gelip, bir meydanda olanları anlatmıyor muydu? Bu sayede insanlar dostunu, düşmanını bilmiyor muydu? Hadi her şeyi bırakalım daha önceye gidelim. Duvar yazıları daha doğru haliyle duvar resimlerine. Mağaraya ne için çizildiler? Bir derdi anlatmak için, bir şey duyurmak için. Yahut bir şeyi öğretebilmek için…

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Rutinim yok. Bir anda geliyor ve ben yazıyorum. Bunun için teknolojiye de aşırı müteşekkirim. Hemen başımın ucunda duran telefonu alıp, gece aklıma gelen bir şeyleri not alabiliyorum. Yine aynı telefonun not bölümüne yanımda kağıt olmadığı herhangi bir yerde eserleri kaydedip hatta yayınlayabiliyorum. Rutin olmayı bırakın bazen kendime “bir dur” diyerek rutini kırmaya yönelik daha az üretmeye yönelik çabam bile var. Bu okuyucuya bu kadar eser sunmak nasıl gelirin bir önyargısal durumu. Bazen akla hayale sığamayacak sayıda gün içinde yazı çıkabiliyor.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Genellikle gece vakitleri ondan sonra da gurub vakitleri yazmak iyi geliyor. Gecenin tek kötü yanı uyur uyanık halde üşenip de yazmadığım ve sabah unuttuğum projeler oluyor. Yüzlerce böylesi gitmiştir.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Genellikle zorlanmıyorum. Eskiden ev ortamı yahut çevre diyebilirdim ama teknoloji sayesinde bu aşıldı. Tabi ki tekrara düşmeme kaygısı illa ki vardır. Bu zorlayıcı bir unsur olabilir.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Olmuştur. “Aman ne uğraşacaksın” diye birkaç kere demişimdir. Sonrasında iki, üç yazı çıkmıştır ama

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ben toplumu, toplumdaki gerçekleri anlatırım. Yahut fütüristik eser yazdıysam, toplumda ne gibi deformasyonlara yol açabileceğini içinde barındıran ama ihtimali büyük kurgularla yazarım. Bireysel şiir ya da hikâyem de vardır ama mesele insan oldukça bir insan, bir halkın parçası ise ve o halk, bir yerin toplumuysa toplumculuğu barındıran eserler ve insanı insana anlatan konular ve mesajlar vardır. Bir zaman, bir kişi “İlla bir şey anlatmak, bir ders vermek zorunda mı?” diye sorduğunda öyle içimden geldiğince ve aslında benlik olmayan dörtlükleri de not aldım. Onlar da kitap olacak halde basımlarını bekliyorlar. İçerikleri ya da oluşumları “hiçbir şey anlatmamak” üzerine olsa da illa bir şeyler anlatıyorlardır.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Ne hissettiler, ne betimledilerse o. Ders almasınlar ama bazı farkındalıkları da metinden edinip, hayatta gözlerine yeni şeyler illa ki çarpsın. Bakmasınlar, görsünler.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Zorunda değiller. Ben asla zorlamam. Bir nedeni de yok. Ama illa bir neden gerekiyorsa fark edemediklerini fark etmek, bakıp da görmediklerini görsünler, bilmediklerini aysınlar diye belki.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Ben benim, onlar kendileri. 9 milyar insan, içinde ikiz, üçüz kişiler de var ama hepimizin bedeninde organlarımız özellikle beyin ve yüreklerimiz ayrı. Bende benim yüreğimin süzgeci ve beynimin yaratıcılığı var. Önemli olan da zaten bu özgünlük

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Hayat yaşanır, yaş aldırır. Gün doğar, gün yaşanır, gün biter. Lakin gün içinde öylesine yaşamak da vardır, bazı şeyleri görüp, anlamlandırmak da. İşte bu cesareti edebilmeliler. Empati önemli. “Neden acaba?” sorusu, “Niye yapmış olabilir ki?” sorusu da önemli. Her verileni öylesi kabul etmemek lazım. Kişisel özgürlük alanına saygı önemli olmakla beraber sıradan kopup, kara koyun olmak lazım. Sırada beklerken kafayı şöylesi bir dışarı çıkartmazsan, sıranın sonunda ne var? Trafik neden tıkalı? Bunları anlamadan sadece bekleriz. Bakmaya değil görmeye, anlamaya ve sorgulamaya çalışsınlar. Bazen ulu çıkar, kutsal ağaç dedikleri ve tapındıkları bir fiskeyle yıkılacak çürük odun parçasından ibarettir. Bunu bilsinler

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Cesaret et ve üşenme

16 Mayıs 2026 Cumartesi

HAFIZA ADİL DEĞİLDİR

 seslendiren : Galip Uçar müzik : Galip Uçar / GELEMİYORUM alıntı: Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri / Galip Uçar


14 Mayıs 2026 Perşembe

80 Eylülü

 Az önce

Şadlık havası esen evde
Sesler kesilince
Hazin ve sessiz odada
Bir anne
Ellerini dizlerine koyunca
Yüzünde bir endişe
Gözlerinde teessür
Kim der ki az önce
Gülüp eğlenen bu kadın
Neden böyle üzgün
Dudakları titrek
Gözleri yaşlı diye
Demincek giden çocuğunun
Ümitsizlikle dönüşünü beklemekte
Oysa küçük kızı akşamleyin
Okulda defterindeki notları gösterirken
Taktir edip koskocaman gülmekte
Gururla sayfaları görmekte
Mutlu olmaktaydı
Şimdi
Nasıl bağrına basacaktı
O yavrucağı gözyaşlarını durdurup
Baban gelmedi
Şüphesiz gelemeyecek de
Bulaştı ya bu müsibet
Dönemeyecek
Nasıl diyecekti
Baban
Ya kayıplara karışacak
Ya boynunda yağlı urgan
Bir şafak vakti asılacak
Yahut bir işkencehanede
Bitkin bedeninde kalbi duracak
Yahut ciğerleri bitene değin
Şu duvarların demirlerin ardında
Eriye eriye kalacak
Nasıl diyecekti
Ülkesini sevmenin cezası bu diye
Babanı bir daha görememek
Yurt sevdasının bedeli diye

GALİP UÇAR.          MAYIS 2026   ÇAPA

Şiir 15 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




25 Nisan 2026 Cumartesi

UYANIŞ

 Kış günleri bitmek üzereyken

Bir sabahın erken vakti
Gömüldüğüm yastığımdan
Kalkıyorken başım
Kulağıma bir şeyler fısıldandı

Hoş geldin rüyana günaydın
Hoş geldin şimdi vaktidir baharın
Bak bilmediğin şeyler seni bekliyor
Yeryüzünde çimenler
Renk renk çiçekler uyanıyor

Odadaki yalnızlığım
Sessizliğime karışıyor
Dağılmış yatağımda
Hafif uyuşmuş ayağım
Beni oraya doğru kaldırıyor

Rüyama hoş buldum
Vaktiymiş anladım şimdi baharın
Öğreneceğim kim bilir neler var
Çimen kokuları
Kaç bin rengini bilmediğim çiçek

Dokundu tenime rüzgar
Göz kapaklarımı iyice kaldırdı
Rüya gerçeğe döndü
Çekti beni içine
Kaybedeceğin şeyler var kazanacakların için

Huzurumu kaybettim
Yeni mutluluklarım için
Sakinliğimden vazgeçtim
Maceralara girsin
Aşklarla çırpınsın diye kalbim

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 25 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



21 Nisan 2026 Salı

ANLATIRKEN YOKLUĞUMDA VARLIĞIMI

 Fotoğrafları hatıraları boşver

Sokakları

Yığın yığın insanları

Tramvay yollarını

Kebapçıdan gelen kokuları

Markette şarap şişelerini çikolataları

Arabalarım trafiğini

Trafik lambalarını

Soda şişelerini ve içindeki limonu

Yokuşları

Kaldırımları

Boş dükkanları

Bunlardan nasıl uzak kalacaksın

Anlatırken hepsi yokluğumda varlığımı


GALİP UÇAR           NİSAN 2026

Şiir 21 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



5 Nisan 2026 Pazar

YAKUT

 

                                                                               YAKUT

                Uzun yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.

                Büyük kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı. Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir gömlek.

                Tabi bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı, yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı. Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.

                Kızı ve torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.

                Okula vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.

                Gösterilerin başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.

                Torununun gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.

                Sahneye yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı kolyeydi. Hatta bu kolye…

                Tam da o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene.  Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi. Tabi kızı da arkasından koştu.

                O yaşlı ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa geçiyordu.

                Tam ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp, kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:

-“Durun, durun!”

-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”

-“Anne iyi misin?”

-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel kızım bende de var o taştan.”

-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”

-“Doğduğundan beri ha!”

-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”

-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”

-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”

-“Olur baba.”

                Kız ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak bir yere geçip konuşmaya devam etti:

-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”

-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun değil mi?”

-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten sizin çocuğunuz değil mi?”

-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”

-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”

-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.

                Apar topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp, daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye gittiler. Akıllarında bin bir soru…  


GALİP UÇAR


Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır



ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


9 Mart 2026 Pazartesi

KENDİYLE KAVGALI

 Bir değişik durumum ben

Kendiyle kavgalı
Göğermiş uzamıs ulu
Koca bir çınarım
Köksüz toprağa tutunmayan
Vaat edemem hiçbir şeyi
Kendime tutamamışım sözümü
Hareketsizim
Devrilmeye meyilli
Gel deseniz
İzimden belli olur yerim
Sürüne sürüne gelebildiğim
Sonra yağmurlar dolar oralara
Gel de uğraş sellerle çamurlarla
Şaşırmışken sert bir yel değse
Düşebilmesi muhtemelen yapraklarımla
Nasıl böyle durabildiğime
Bu amansız kavgada
Boğa boğa yüreğimi
İçime çizilen yeni yuvarlak çizgilerde
Kimseye evet demem
Yahut vazgeçemem
Şunun şurası ölüm
Bir milim eğim uzakken
Kurtulmaya da hiç niyetim yokken

GALİP UÇAR       MART 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 9 Mart 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




28 Şubat 2026 Cumartesi

İÇGÜDÜSEL BIR SANCI

 İçgüdüsel bir sancıyla başladı her şey

Ne bir rehber ne bir öğretmen ne de bir bilge
Ne yazaman yazıldığı belirsiz bir kitabın
Dağınık sayfaları önümde
Benim en ümmî halimde
Bir hissin çekim gücüyle topladım hepsini
Derdim önüme düzgünce bir bir
Baktıkça harflare bana ne oluyor dedim
Ben görmeden önce böyle biri değildim
Öyle tekinsiz bir halde gir kelimelerden yollar dünya ile arama
Ben iyice bir yabancı yepyeni bir öteki
Yapayalnız bulup da kendimi sustum
Suskunluğumla bozdum ümmî zihnimi
Konuştum konuştum en deli halimle
Ne periler ne cinler ne insan
Bir ben vardı benle konuşan
Beni benden başka delirten yoktu
Çekildikçe çekildik bu alemin kuyusundan içeri içerime
Ne sesimi duyan ne delirdi diyen ne dinleyen
Doğmadığım köklenmediğim toprakların bir fidanı oldum o an
Gerçek ismimi fısıldadılar can suyumla
Günahımdan arındırdılar başkalarının bedelinden
Pusulasız bir gemiydim rotası belirsiz
Menzili her yer
Çırılçıplak bir mezar yeri servisiz çiçeksiz çalısız
Mezar taşlarının mermerden tuallerine
Kargalarından kaçan kuzgunların gagalarıyla kazıdığı
En dadaist tavırla sürrealist sanat eserlerinin çarpıklığında
Anlamının anlamsız derin manalarının anlaşılmaz anlamlılığında
Küçük kırık mermer parçalarının diziminden oluşan kolyelerin
Üst üste bindirilerek inşa edilmis
Zafer taklarından yeni doğuş kutlamalarında geçerken
Sarsıldı tavan ve yırtıldı ortadan
Gök girdi içeri en mavi
Zaman büküldü
Savaş arabalarının tekerlek seslerine
Tank paletlerinin sesleri karıştı
Nöbet bekleyen askerlerin parola haykırışlarına
Mermi vızıltıları karıştı
Krallıkların surları yıkıldı kapıları açıldı
Namları ölümsüz savaşçılar mezarlarından dirildi
Yaralı bir şovalye aksayarak yürüdü
Bir cadının oğlu elinde kanlı bir kazık
Anasının göğsünden söküp de aldığı
Gözleri kan çanağı savuruyor etrafa
Kime değerse değsin umrumda değil
İçinde intikam ateşi
Ben uyanmaya hazır göğerirken
Tüm kötüler birbirini öldürüp temizledi
Toprak kan kokup kızarsa da
Yeni maviliğe doğru saf bir ışık hüzmesi belirdi

GALİP UÇAR            ÇEKMEKÖY Şubat 2026

Şiir 28 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




6 Şubat 2026 Cuma

RAYLAR ARASINDAKİ TAŞLAR

 Raylar arasındaki taşlar ki

Veda mektuplarında altı çizilen satırlardır
Adım izlerini yok edip
Kaybettirir yönünü
Bilinmez bir istasyona
Belki kar altında
Belki unutulmuş harabe
Deniz kıyısı tenhalığından
Çöl ortası kaosuna uzanan
Sessiz çığlık misali
Bir elektrik maviliğinde
Düşen yıldırım gürültüsünde
Dağlar arasında
Sarmaşıklarla kaplı
Eli kolu bağlı
Seyrüseferi şaşmış
Bankları yıpranmış
Orada bir yerde
İstasyona
Gidişten önceki
Mektupların altı çizili
Veda cümleleridir
Yeryüzüne çakılı
Bir heyelan alıp da
Söküp götürene dek
Ömrü olan

GALİP UÇAR  OCAK 2026 SÖĞÜTLÜÇEŞME

Şiir 6 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




15 Ocak 2026 Perşembe

ARAYIŞ

     Kaç günlük uykusuzluğundan dolayı göz altı morluklarının üstünden, yeşile yakın ela gözbebekleri ağlamamaya direnen doluluğunun içinden etrafa derin derin bakıyordu. Gayrı ihtiyari sol elini yüzüne koydu. Avuç içi ağzının çoğunu kapatıyordu. Diyecekleri elbette çoktu ama belki de bedeni ağzına avucunu refleks olarak bilinçli göndermiş, söyleme, diyordu.

     Metroda gidenleri uzun uzun, derin sessizliğiyle süzdü. Yanıbaşında bağıra çağıra konuşan iki adamın sözleri flu bir arka fondan ibaretti. İç sesi zaten başka sesleri duymasına izin vermiyor, konuşuyor da konuşuyordu.
     Uzun boylu olmasının avantajı olarak, metronun diğer vagonlarının uzaklarını da oturduğu yerden, yanında oturanların tepeleri üstünden görebiliyordu. Zaten bu hal de uzun boyundan dolayı başına gelmemiş miydi? Şimdi o uzun boy mütemadiyen içini kemiren soruların cevabını arayan, karanlık içinde dikilmiş bir deniz feneri gibi ayrıntı görmeye çalışan gözlerine alan açmaktan başka pek de işine yaramıyordu.
     İleride duran kahverengi pantolonlu, krem gömlekli kumral kadına baktı. Ten renginden çok kıyafetine uyumlu fondotenini fark etse de ayrıntılara takılma zamanı değildi. Sonra sarı bereli, gözlüklü, esmer, kıvırcık saçlı kadına ve ona harıl harıl bir şeyler anlatan şişmanca yanaklı, kalın gözlük çerçeveleri olan, gri şişme montlu kadına. Ağzını büzerek içinden: " Yok olmaz" dedi. Kafasını geriye doğru eğip, cama doğru yasladı. Bunalmıştı. Hafif gerindikten sonra bu defa da diğer tarafa doğru bakındı. Yanındaki adamlar hala konuşuyordu. Kelliklerinin altında karşılıklı sözleriyle bir şeyleri anlatıyor, karşılıklı cevaplıyorlardı. Umurunda bile değildi. Hatta yanındaki tepesi daha az kel adamın anlatırken yerinden kalkıp oturmaları bile normalde sinir olacağı bir hareket olsa da umruna gelmiyordu.
     Aniden metronun kapıları açıldı, bir grup insan istasyonda inerken, bir grup da; belli ki havaalanına gidecekler, ellerinde renk renk bavullarıyla metroya bindiler. Bir de lacivert eteği ve yeleği, içine giydiği beyaz gömleği, abartılı makyajıyla ve bereye benzeyen lacivert şapkasıyla bir hostes de olduğu vagona girdi. Hostesi baştan ayağa süzmesi sonrasında: " Bundan da olmaz. Bu mu? Hah!" diye içinden geçirerek gözlerini diğer vagona doğru dikti. Ağırlıkla erkeklerin oturduğu bir vagondu. Ayaktakilerin de çoğunluğu erkekti. Arada yer verilmesini bekleyen yaşlı kadınlar da vardı. Muhtemeldir ki muhacirlerden biri olan, sahte sarışın, açık tenli, kahverengi güneş gözlüğü camları olan, seksenlerden arta kalmış gibi duran kadına bakınca da: "Yok artık! O kadar da değil" dedi kendine ve gözünü başka yerlere dikti.
Yanındaki adamların gürültüden ibaret gelen konuşmalarının haricinde metroda yapılan anonslar da umuruna gelmediğinden o gürültüye karışıp gidiyordu. Bir ara sol dizinin arkası kaşındı. Gözünü vagondaki insanlardan ayırmadan sol elini uzatıp, hafif yaylanarak kaşımaya başladı.
Tam o an yanında oturan yaşlı kadının elinin önüne doğru uzandığını fark etti. Kafasını ona doğru çevirdi. Kadın telefonundan görüntülü olarak biriyle konuşmaya başlamıştı. Bir de onların yüksek tonlu konuşmaları, yeni gürültü olarak ortama eklenmiş oldu. Telefonun ekranına bakıp kendinin de görünüp görünmediğine baktı, ne olur ne olmaz diye biraz daha sağına doğru kendini çekti.
     Yeni istasyon da gelmişti. Yine inenler ve binenler oldu. Bu sefer gözüne metroya binen, muhtemelen Çinli iki kız takıldı. Normalde minik bilinseler de çok da minik olmayan boylarıyla adım adım ortaya doğru ilerlediler. Simsiyah giyinmişlerdi. Saçlarının üstüne doğru yerleştirdikleri güneş gözlükleri de gözleri gibi çekik bir modeldi. Sonra arkalarında belli belirsiz görünen yeşil türbanlı kadına baktı. Gözlerini çok tutmadan başka yere çevirdi. Bu sefer de parlak kırmızı rujuyla, kahverengi saçları omuzlarına dökülen, beyaz tenli, muhtemelen üniversiteli kızı gördü. Elindeki kot kumaşından çantasını diğer eliyle karıştırıp bir şeyler aranıyordu. Yine içinden: "Toy bu be! Yok bu da ı ı" dedi.
     Nihayet metro Kozyatağı'na vardığında ise koltuğundan kalkıp, ağır adımlarla metrodan indi. Yürüyen merdivenlere yürüdü. Yürüyen merdivenlerden bir basamağa binip, durdu. Hem önündekileri hem de yan taraftaki yürüyen merdivenlerden inen kadınları gözlüyordu. Merdiven turnikeye katına ulaştığında ise yine ağır adımlarla yürüyerek ve açık mavi örgü beresini başına takarak istasyonun çıkışına doğru ilerledi.
İstasyondan onu çıkaracak olan yürüyen merdivenin basamağına bindiğide ise  bir sesle irkilip kendine geldi: " Çi vanu see see...". Ardına dönüp baktığında, metrodaki Çinli kızların olduğunu ve birinin şarkı söylediğini fark etti. Önüne döndübsonra da tepeye doğru baktı. Gökyüzü bulutluydu. İçinden yine konuşmaya başladı: " Hangisiyle aldattı beni? Neyine göre anlayayım ki? Belki de yan yana oturduk. Yok yok bunlardan hiç biri bence olamaz..."
   
GALİP UÇAR.              OCAK 2026

Hikâye 15 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şubat 2026 sayısında YENİ YAZAR adlı dergide yayınlanmıştır





30 Aralık 2025 Salı

FUJİ KLİMANJARO

 Klimanjaro Dağı'nın doruklarına

Uzaktan göz beyazının parlaklığıyla bakan
Çamurlu ayaklarıyla Afrikalı çocuk
Fuji Dağı'nın doruklarına
Uzaktan göz beyazı çekiklikten belli olmadan bakan
Temiz kaldırımlardaki Japon çocuk
İkinize de bir çocuk gibi yaklaşmak gerek diye konuşulsa da
Ayaklarınızo bastığınız topraklarda
Yaşatıldığınız yaşamların kalitesini yaratanlar
Yaratıldığınız et kemik kan halinizle
Yani en insan halinizle
Sözde anlatıp anlıyoruz deseler de sizleri
Sizleri bu yaşamı seçememeye
Bu ortamda olanları yaşamaya
Zorunda kıldıklarındandır ki
Asla anlayamaz
Anlatamazlar
İnsanlığınızı
Çocukluğunuzu
Çünkü
İki dağ kadar büyüktür
Size yaşatılan farklar
Ve yine yaşatacaklar
İnanmayın onlara
İnanın içinizdeki çocuğun varlığına
Bulun birbirinizi
Bir çocuğun insanlığında
Anlaya anlaşa

GALİP UÇAR.             ARALIK 2025

Şiir 30 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




25 Aralık 2025 Perşembe

KARA KUMSALLAR

 Kara kumsalların altında uyuyan

Binlerce kilometre uzunluğunda buzlar
Yosun tutmuş yüzeyinizde
At nalları izleri var
Gökyüzünü habersiz ve ani kaplar
Kül dolu kara bulutlar
Kar içinden patlarken sımsıcak sular
Bak sen kirpiklerin donmuş olsa da
Ufukta giden çizgiyi bozmayan bir turuncu gemi var
Güneş vurdukça deliklerinden su salar buzullar
Eriyip de mat olunca koca buzdan dağlar
Bil ki yakındır patlayacak şu sessiz bir usta gibi uyuyan volkanlar
Yeni yolların çukurlarını açınca kızgın lavlar
Buzdan damla damla eriyip akan yolunu bulur o sular
Gökyüzü karanlığından doğan rengarenk ışıklar
Sonsuza dek bilinmezliklerinde dolanırlar

GALİP UÇAR.            ARALIK 2025

Şiir 25 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




22 Aralık 2025 Pazartesi

HOŞÇAKAL ÜLKESİNİN KIYISINDA

 Hep bir hoşçakal ülkesi sınırında beliririm ben

Kimisine kar yağar
Kimi öyle sıcak
Sırtımda bir rüzgar ki
Hep elveda makamında eser
Unutturur anları
Anıları yel alır gider
Birden bir sivri uç hissi tenimde
Kan sızar akar gider narsist nehirlere
Aynaların ölümcül yalanlarıyla avunanlar
Huzurlu hanelerindeler
Yıkanırlar yalan bakış yaşlarıyla
Küçük demir sobaları
Volkanmış sanırlar
Üzerime oynar dillerindeki tüyler
Aman bu da hep böyleler
Bir o yana
Bir bu yana yaslanırlar
Bense yeni bir hoşçakal ülkesi sınırında
Kontrollü geçişi adımlarım o anlar
Pasaportuma vurulacak
Kim bilir kaç hain yeni damga var

GALİP UÇAR.     ARALIK 2025 

Şiir 22 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




9 Aralık 2025 Salı

SAÇLARIN DA SEN GİBİ DEĞİŞTİ Mİ?

 Saçların da değişti mi sen gibi bilmiyorum

Ki ben
Çok daha tahammülsüz
Çok daha asi
Çok daha sessiz
Kabuğuna çekilmiş kendini durdurmak için
Kendine zarar
Görmediğim yıllar var
Garip yanı umursamıyorum ya
Öylesine yürüdüğüm yollar gibi
Bindiğim araçlar gibi
Duraklarda inişler gibi
Sıradanlıkta
Bir yerlerde birileri var
Ben varım bir yerlerde
Sen de
Saçların da sen gibi değişti mi bilmiyorum

GALİP UÇAR.      ARALIK 2025

şiir 9 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




7 Aralık 2025 Pazar

BENCİLEYİN BENCİLEYİN

 Vuslatta bir gül soldu

Türkü yaktım
Sazım çaldım
Ekmeğim katığım zayi ziyan
Zehir kokar aşım
Göz gözü görmez bir sismiş
Yarin vuslatı
Bir terteledir bu
Nâmümkün susması
Kim bilir hangi dalda
O çiçeğin sarısı
O yaprak düşmüş de
Kırılmış kuru yarısı
Bencileyin
Bencileyin

GALİP UÇAR.    ARALIK 2025

Şiir 7 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


24 Kasım 2025 Pazartesi

RAHVAN BİR GİDİŞ

 Sen

Tahta atlara
Pirinç kaplama sedef kakma
Örtüler yapıp da
Saklarken önünde bir duvarın
Hoşçakal
Koparıp iplerimi
Deli rahvan atlar misali
Tüm bağlılık ve bağımlılıklardan azade
Ardıma bakmadan
Dört nala gidiyorum
Gerçeğe
Hoşçakal
Daha görüşmeyiz belli ki
Bende kalp atışları
En yükseğinden
Sende donuk cansız
Parlak cisimler
Hoşçakal
Kıymet bilmez kıyamet koşularıyla
Kendine insafsız atlar gibi
Gidiyorum ufka doğru
Hoşçakal

GALİP UÇAR.        KASIM 2025

Şiir 24 Kasım 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

22 Kasım 2025 Cumartesi

NESRİN İÇLİ İLE PERSPEKTİF PROGRAMINDA YAZARLIK ÜZERİNE KONUŞTUK (ÇOK YAKINDA YAYINDA)

 Seyhan Soylu'nun CEOsu olduğu ve hem TV hem dergi bazlı çalışan ve inanılmaz çabaları olduğunu gözlediğim bu kanalda; NESRİN İÇLİ İLE PERSPEKTİF adlı programda, kendi talepleri üzerine YAZAR kimliğimle Yazarlık ve bağlantılı alanlar, özellikle kültür, müzik ve eğitim olmak üzerine konuştuk. Çok yakında yayında



11 Kasım 2025 Salı

OLAĞAN

 Melankolik ruhumda bahar kaygısı

Yatıya diye gelenlerin tanesi hani
Elbet seher vakti çıkar aydınlığın gölgesi
Birden susar beklentilerin melodisi

Orman içlerinde kırık şişeler
Ne sözler dendi de tutmadı niceler
Bir dolaba saklanır kayıp kimlikler
Kapak çarpışlarıyla yayılır isimler

Şimdi inansam da sana yanar başım
Sözlerinin çoğu yalan bilir inanırım
Hançer de soksan yüreğime akmaz gözyaşım
Donuk gözün bakışıyla öylece kalırım
 
GALİP UÇAR.                        KASIM 2025

Şiir 11 Kasım 2025 tarihinde Kibele Kültüt Sanat dergisinde yayınlanmıştır



22 Ekim 2025 Çarşamba

KALBİN SESİNİ DİNLE ( ŞARKI & ŞİİR)

Geceden sehere döner vakittir sana hep

Karanlığını sarhoşluğun adımlarına koyup Denizin kıyısına kurulan bir ev viraneliğinde Her yerinden rüzgâr geçerken verdiği sestir Kum taneleri desem değil Çakıl taşları desem eksik kalır Bir deniz kabuğu içine yerleşmiş de Kimsenin sesine sözüne tahammülsüz Dalga sesini dinler gibi Seni diliyorum her katrede Sen ki ömrümün özeti Kozadan çıkmak da özgürlük değildir bazen Kelebek olup ömrünün sonuna dönüşmek de Ben yoluna yorgun kafesler içinde bir kuş Kafes açılsa da uçmazım senin yüreğinden Sen bilmezsin kendini Ayda yaşayanın ayın o güzel parlayan ışığını bilemediği gibi Sen ise kendi renklerime sesimi boya Sana olan aşkımı boya Boya ki yasaklansa da yazmam bir gün Akıp dizelerimden eriyerek renklerin Yazsın yine sana olan şiirlerim Kanlı ciğerlerimin kırmızısıyla sana olan sevdamı Yüreğimin beyazıyla doyulmazlığını yazar dinlersin Bir deniz kabuğunu al Koy kulağına kapa gözünü Kalbimin sesini dinle Kıştan bahara dönüştür Anlatır yağmurları hışırtıları sana

GALİP UÇAR HAYDARPAŞA 2025

Şarkı 22 Ekim 2025 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır


Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 22 Ekin 2025 tarihinde yayınlanmıştır