Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2026 Perşembe

GUBARÎ

 Söz ve Müziği Galip Uçar'a ait olan ve iki versiyon olarak piyasaya sunulacak GUBARÎ adlı pop rock tarz şarkı

22 Mayıs 2026 tarihinde youtube üzerinden ilk versiyon GUBARÎ ve 23 Mayıs 2026 tarihinde GUBARÎ AKLÎ olarak ikinci versiyon halinde yayınlanacaktır.

Versiyon farkları şunlardır: 

Orijinal versiyon kadın sesi ve yadıma şeklinde sözü içeren ilk şiir halin bestesidir

AKLÎ versiyonu ise yadıma yerine aklıma olarak okunan güncellenmiş ve erkek sesiyle okunmuş versiyondur








10 Mayıs 2026 Pazar

AÇMAM KALBİ ARTIK SANA ( MÜZİK)

 Söz ve müziği GALİP UÇAR'a ait olan AÇMAM KALBİ ARTIK SANA şarkısı 10 Mayıs 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır


AÇMAM KALBİ ARTIK SANA

30 Nisan 2026 Perşembe

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

Konunca parmağına
Sırma saçlı, güzel ötüşlü
Altın rengi bir kuş…
Sesini dinle, sırtını okşa
Sar sarmala, gagasından öp

Anlatsın sana sevdayı,
Aşkın büyüsünü;
Yüksek dağları,
Derin gölleri,
Yeşilin en yeşilini,
Sarp kayalıkları,
Yarları, uçurumları,
Memleket memleket geldiği yolları,
Yorgunluğunu ve mucizeleri…

Bakmaya doyama
O gizemli gözlerine;
Altın kanatlarında sakladığı
Mutluluğu sunsun ellerine—
Bırakma…

Kaybetme vakti değil artık şimdi.
Işık saçan güzelliğiyle
Bilinmez diyarların kraliçesi
Şimdi parmağında

GALİP UÇAR.           NİSAN 2026 

Şiir 30 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




21 Nisan 2026 Salı

ANLATIRKEN YOKLUĞUMDA VARLIĞIMI

 Fotoğrafları hatıraları boşver

Sokakları

Yığın yığın insanları

Tramvay yollarını

Kebapçıdan gelen kokuları

Markette şarap şişelerini çikolataları

Arabalarım trafiğini

Trafik lambalarını

Soda şişelerini ve içindeki limonu

Yokuşları

Kaldırımları

Boş dükkanları

Bunlardan nasıl uzak kalacaksın

Anlatırken hepsi yokluğumda varlığımı


GALİP UÇAR           NİSAN 2026

Şiir 21 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



5 Nisan 2026 Pazar

ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


15 Şubat 2026 Pazar

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜMDE

 Seni düşündüğümde bile

Rastgiderdi işlerim
Bir kuş kafesinden kaçardı
Bir fikrî suçlu cezaevinden çıkardı
Belli bir halk haklarını alıp özgürleşirdi
Köylere elektrik su giderdi
İlkokullar açılırdı hemen kıyılarına
Kar suları eriyip nehirlere karışırdı
Baharı hisseden çiçekler açardı
Meyvelerin müjdelerini verirdi
Seni düşündüğümde
Dünya güzelleşirdi
Bir kedi göbeği yumuşaklığına erişirdi

GALİP UÇAR.      ŞUBAT 2026 SAHRAYICEDİT

Şiir 15 Şubat 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



6 Şubat 2026 Cuma

RAYLAR ARASINDAKİ TAŞLAR

 Raylar arasındaki taşlar ki

Veda mektuplarında altı çizilen satırlardır
Adım izlerini yok edip
Kaybettirir yönünü
Bilinmez bir istasyona
Belki kar altında
Belki unutulmuş harabe
Deniz kıyısı tenhalığından
Çöl ortası kaosuna uzanan
Sessiz çığlık misali
Bir elektrik maviliğinde
Düşen yıldırım gürültüsünde
Dağlar arasında
Sarmaşıklarla kaplı
Eli kolu bağlı
Seyrüseferi şaşmış
Bankları yıpranmış
Orada bir yerde
İstasyona
Gidişten önceki
Mektupların altı çizili
Veda cümleleridir
Yeryüzüne çakılı
Bir heyelan alıp da
Söküp götürene dek
Ömrü olan

GALİP UÇAR  OCAK 2026 SÖĞÜTLÜÇEŞME

Şiir 6 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




23 Ocak 2026 Cuma

EY AŞK ( AŞK DÖNGÜSÜ)

 Daha hiç kimse

Ve hiçbir şey var olmadan önce

Var olmuştu 

AŞK


Her şeyin ötesinde

en saf ve en güzel olandı

Öz olmuştu 

AŞK


Hiçlikten olmuştu

Sonra gizemli koroların melodileriyle

Işık saçarak geldi 

AŞK


Dünya görünmezdi

Şekilsiz biçimsizdi

Tertemizdi verdi ruhunu

AŞK


Denize su

Göğe Bulut

Ateşe yeldi

AŞK


Kalbe mesken

Ruha huzur

İnsana dert oldu

AŞK


hiçten geldi

yayıldı kalplere

yine döndü hiçliğe

AŞK

GALİP UÇAR                                             HAZİRAN 2025

Şiir 23 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

EY AŞK ( AŞK DÖNGÜSÜ)




20 Ocak 2026 Salı

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

 Gözlerinin şefkati

Ah o kahvelerin en güzeli
En lezzetlisi
Gözlerinin o derin sakin bakışı
Her derde deva dokunuşun
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

Gözlerinin güzelliği bilinmez bir ülke
Mutlu huzurlu ve özgürlüğü olan
Uçsuz bucaksız sınırsız
Gökyüzüne eş
Tatmadığım kahve çekirdeklerinin
Albenisiyle insanı aşka çeken
O güzel
O en kahverenginin haliyle
Uzak diyarların dağ çiçeklerinin şifası

Ama ah ne yazık bana
Ne yazık
Çok derin yaralarım
Ah ne yazık iyileşmez
İyileşemez yaralarım
Kalbimdeki
Kalbimin en derinindeki
O yaralarım
Ne yazık
Gözlerinin en güzel kahverengisi bile
Deva olamaz kalbimdeki yaraya
Çünkü sen de bilirsin ki
O gözlerinin kahverengisinden oldu
Bu gönül yaram

GALİP UÇAR                                       2025 İSTANBUL


Şiir 20 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

GÖZLERİNİN EN GÜZEL KAHVERENGİSİ

Gözlerinin en güzel Kahverengisi Müzik

Şarkı 2 Nisan 2026 tarihinde yayınlanmıştır

14 Ocak 2026 Çarşamba

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI

 Henüz bozulmuştu Taksim

Parlıyorken iyice Kadıköy

Gözlerini hatırlarım 

Aşkın içine daldıran

Soğuk gecelerde 

Sarhoş adım sokaklarda

Kol kola yürüyüşleri


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul


Daha kirli adımlar girmemişken

Dalgalar vuruyorken Moda'ya

Hissederdim tenini

Sıcak bir şarap gibi

Yaz gecelerinde

Adalar ve yakamoz

Büyülü gülüşlerini


Kadıköy geceleri bilir aşkımızı

Sokak lambaları bakardı

Köşe başı öpüşmelerinde

Alev alevdi İstanbul

GALİP UÇAR       OCAK 2026

Şarkı 13 Ocak 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır

KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI



11 Ocak 2026 Pazar

SERVİNİN MATEMDEN EĞİLME VAKTİ DEĞİL

 Sen ki karanlıktaki en parlak nur denizi

Sabır taşı barajları çatladı
Sardı afetleri aşıklar diyarlarını
Beden nameleri kapıldı dalgalara
Ay ışığı vurmaz sel suyuna
Bekleme benden romantik sözler
İsyan günleridir
Uzak çöllerde unutulmuş vahaları getirdim
On beş yıl uzaklıktan
Adım adım taban kesikleriyle
Hüzün geceleri bitmeye yakın
Romantik gecelerin ise manası yok şimdi
İsyan vaktidir
Sabır taşından barajlar çatladı
Sessizlik fedakârlıktır
Sonunu düşünme korkaklık
Şimdi cesaret vaktidir ya
İsyan günleridir
Laleler güller açacak yakındır
Şu kurak çatlamış yataklarda
Servinin matemden boynunu eğme vakti değil

GALİP UÇAR.         OCAK 2026

Şiir 11 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



4 Ocak 2026 Pazar

DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA

 Sensiz İstanbul sokaklarına

Sensizliği yazdım kar kar
Bir gün bile duramadılar
Eritip de kendilerini
Denize karıştırdılar
Kayboldular
Dayanamadılar
Bense
Dört yüz bilmem kaç damlada
Karışamadım
Kendi iç suyuma
Bir ulu ağaç gibi
İçten içe kurudum
Dallarım değdi yere

GALİP UÇAR.      OCAK 2026

Şiir 4 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


ŞİİR VİDEOSU: DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA



15 Aralık 2025 Pazartesi

AĞLARUM YANARUM

 Galip Uçar'ın Karadeniz Türküsü esintisiyle ve yerel dil ögelerini kullanarak yazdığı AĞLARUM YANARUM adlı türkü formunda şarkı youtube üzerinde yayında

AĞLARUM YANARUM



9 Aralık 2025 Salı

SAÇLARIN DA SEN GİBİ DEĞİŞTİ Mİ?

 Saçların da değişti mi sen gibi bilmiyorum

Ki ben
Çok daha tahammülsüz
Çok daha asi
Çok daha sessiz
Kabuğuna çekilmiş kendini durdurmak için
Kendine zarar
Görmediğim yıllar var
Garip yanı umursamıyorum ya
Öylesine yürüdüğüm yollar gibi
Bindiğim araçlar gibi
Duraklarda inişler gibi
Sıradanlıkta
Bir yerlerde birileri var
Ben varım bir yerlerde
Sen de
Saçların da sen gibi değişti mi bilmiyorum

GALİP UÇAR.      ARALIK 2025

şiir 9 Aralık 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




31 Ekim 2025 Cuma

YILLAR SONRA ( ŞARKI ŞİİR)

 

Ay! seni gördüm dün rüyamda

Her zaman buluştuğumuz sokakta.

Gizli gizli bekliyordun,

Sende beni seviyordun

Konuşmaya doymuyordun

Yıllar sonra, yıllar sonra

Gizli gizli bekliyordun

Sende beni seviyordun

Öpmelere doymuyordun

Yıllar sonra yıllar sonra

Ya Sonra?

En kötü ihtimalle

Tutuşuruz biz el ele

Dolaşırız bir sahilde

Yıllar sonra, yıllar sonra

Dolaşırız bir sahilde

Yürürüz mutlu günlere

Ay! şimdi biz seninle,

Çok farklı köşelerde,

Ayrı gayrı hayatlarda,

Bilinmeyen kaderlerde,

Başka başka insanlarda,

Yıllar sonra, yıllar sonra

Yok edilmiş hayallerde

Söylenmemiş şiirlerde

Başka başka hanelerde

Yıllar sonra, yıllar sonra

Ya Sonra?

En kötü ihtimalle

Tutuşuruz biz el ele

Dolaşırız bir sahilde

Yıllar sonra, yıllar sonra

Dolaşırız bir sahilde

Yürürüz mutlu günlere

Şimdi söyle imkansız mı

Yeniden sevmek sevilmek

Buluşup da o sokakta

Yıllar sonra, yıllar sonra

Buluşup da o sokakta

Sonsuza dek sevişmek


GALİP UÇAR.     2017   GÖZTEPE

Şiir 31 Ekim 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır 

YILLAR SONRA

Yıllar Sonra



31 Temmuz 2025 Perşembe

YAZ AŞKI ( ŞİİR / ŞARKI)

 Güneş ağır ağır ufuktan batarken

Sıcak kumların altında saklı bir sır gibi Adımlarını attın kumsala Girdin yüreğime birden Zaman durdu o an Aşkına düştüğüm zaman Gözlerinle yazdın yüreğime Aşkını aşk aşk diye Yaz aşkı Güneşin batışı gibi güzel Yaz aşkı Hiç bitmesin dilerim o an Yaz aşkı Unutulmaz bir masal gibi Yaz aşkı Ah kalbimde aşk aşk yanar Gülüşünün ışıkları doğarken Gece yıldızlar hep parıldar Bir aşk şarkısı mırıldanır yüreğim İçime gelir bahar Aşkınla dolup taşar hayatım Bir anda her yer mor çiçekler açar Sahilde kumlara yazarım Aşkını aşk aşk diye Yaz aşkı Güneşin batışı gibi güzel Yaz aşkı Hiç bitmesin dilerim o an Yaz aşkı Unutulmaz bir masal gibi Yaz aşkı Ah kalbimde aşk aşk yanar

GALİP UÇAR TEMMUZ 2025 BAĞDAT CADDESİ

Şiir 31 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


YAZ AŞKI

25 Temmuz 2025 Cuma

AMA BEKLE BENİ (ŞİİR & ŞARKI)

 Ağlama

Acı çekme güzel sevgilim

Seni bırakıp da gitmem gerekti

Ama bil ki

İçim yana yana

Yüreğim ağlaya ağlaya gidiyorum

Sanma ki öyle rahat

Sensiz

Hep acı çekeceğim

Hep ağlayacağım

Hala seni çok seviyorum

Her zaman da çok seveceğim

Her zaman da seni

Tek seni isteyeceğim


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


Çünkü bu kalp senin

Senin kalbin de bende saklı

Söyle kalbin benim mi?

İkimiz

Her yerde her neredeysek

Bir aradayız değil mi?


Beni bekle diyemem sana

Ama bekle

Bekle beni

Bir gün elbet döneceğim


GALİP UÇAR             TEMMUZ 2025


Şiir 25 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şarkısı youtube üzerinden yayındadır

AMA BEKLE BENİ

18 Temmuz 2025 Cuma

HER ŞEY SENİ HAYKIRIYOR FISILTIYLA ( ŞİİR - MÜZİK)

 Gümüş ayın altında

Gölgeler dans ederken

Gece gizli bir melodiyi

Fısıldayarak söylüyordu

Sokak lambaları titreye titreye yanarak

Dansın ritmine eşlik ediyordu


Karanlıktaki fısıltılar

Şarkı şarkı adını söylüyordu bana

Şarkı şarkı aşkını anlatıyordu

Aşkla söylediğim adınla dans ediyordum sokakta


Pencereler dansın ve müziğin ateşiyle

Gecenin karanlığında tamamen buğulanıyor

Gerçekliğin esnek dikişleri yırtıla yırtıla

Ayan ediyor aşkın dansını gecede

Bu sonsuz yolların bir tanesinde

Hayallerinin hayaletlerine sarılıp dans ediyorum


Karanlıkta kahkahanı duyuyorum

Tatlı ve çılgın bir melodi

Yıldızlar da eşlik ediyor şarkının nakaratına

Bu gece yarısı aşk zincirinde her şey seni haykırıyor fısıltıyla


GALİP UÇAR          TEMMUZ 2025 


Şiir 16 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat Dergisinde yayınlanmıştır

her şey seni haykırıyor fısıltıyla

Dinlemek için: HER ŞEY SENİ HATIRLATIYOR FISILTIYLA

7 Haziran 2025 Cumartesi

DENİZE BIRAKTIM

Denize bıraktım kendimi
Bir yanı su alan tekne gibi
Üstüm başım köpük
Dalga dalga sallanmışım
Yosunlara saklıdır efkârım
Yarim
Ayvaz yüreklim
Gelmiş mi sonbaharı aşkın
Çöller mi çeker
Kum fırtınalarının dehşetlerine bizi
Zerreciklerin tokadıyla yanar yanaklarımız
Susuz ve kurak çatlak dudaklarımız
Gölgesi düşmüş bir öğle vaktinin
Gri kara bulutların ardından
Saat seslerinden başka ses kalmamış
Sözler unutulmuş
Kağıtlar çöplerde saklı
Yahut yanık
Küle dönmüş o ilk zamanların lütfu
Uçuşmus hafif yelle
Savrulmuş bir yerlere
Yarim
Ayvaz yüreklim
Bir otobüsün tekerlekleri gibi
Döne döne ezmişiz yılları
Ama en çok da yüreğimizi belki
Kanı gitmiş
Beyazı kalmış
Onda da lastik izleri
Ne dermanı kalmış titremeye
Ne damarı yolu
Çökmüş bir menfezin üstünden geçen
Sanki paslı kırık bir demiryolu
Kaç vagonu devirmiş
Kaç ağıt yakılmış ardından
Kaç istasyon gelmesini beklerken
Seferlerini iptal etmiş
Yarim
Ayvaz yüreklim
Sonbaharıysa şimdi aşkın
Yapraklar
Takvim yaprakları gibi söküldüyse
Zaman misali bir yalan
Olmayansa
An an dahi değildir artık
Ellerini uzatan
Üşüten bir demir cevheri
İçten içe paslı
Sonbaharıysa bu aşkın
Geçmiş günlerin ağıtlarıyla
Yorgun
Yaslı
Su almak vaktidir
Köpük köpük
Derinliklerin lacivertine meraklı

GALİP UÇAR                                  EYLÜL 2024

 Şiir 7 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

24 Mayıs 2025 Cumartesi

FIRAT'A AKAN AŞK

 

                                               

Malatya’nın dağlarla çevrili, baharda badem ağaçlarının çiçeklendiği küçük bir Alevi köyü olan Karagözler’de hayat yavaştı ama gelenekler ve yaşam çok hızlıydı. Bu köyde her sabah horoz sesleriyle uyanılır, kadınlar tandır başında ekmek pişirir sonradan tarlaya, bahçeye gider, erkekler ise tarlaya gider sonra da ticaret için merkeze inerdi. Ancak bu sıradan hayatın ortasında iki yürek, sıradanlığa sığmayan bir aşkın hikâyesini yazıyordu: Zehra ve Ali Cem.

Zehra, köyün saygı duyulan ailelerinden biri olan Kaya ailesinin yedi çocuğunun en küçük kızıydı. Gözleri dağ çiçekleri kadar parlak, sesi ise rüzgârın yapraklarda bıraktığı titreşim kadar naifti. Onun güzelliği yalnızca dışıyla sınırlı değildi; yüreği, dedesinden öğrendiği deyişlerle, anasından miras kalan sabırla yoğrulmuştu. Kitap okumayı sever, fırsat buldukça köyün dışındaki tepelere çıkar, orada yalnız kalıp hayaller kurardı. En büyük hayali bir gün öğretmen olup başka köylerdeki çocuklara ışık olmaktı. Bu hayalini defterinin ilk sayfasına şöyle yazmıştı: "Bir gün, bir çocuğun gözlerinde umut olacağım. Sonra o ve diğerlerine bildiğim tüm şeyleri öğreteceğim."

Ali Cem ise köyün tarihi cem evinin dedesinin torunuydu. Babası yıllar önce İstanbul’a çalışmaya gitmiş, annesiyle birlikte köyde kalmıştı. Sessiz, derin bakışlı, saz çalan, kelimeleri dikkatle seçen bir gençti. Onun kalbinde aşk, sadece bir duygu değil; bir inanç, bir yol, bir meydandı. Genellikle dağlarda, tepelerde yalnız yürür, doğayı, nehirleri, çağlayanları dinlerdi. Sazını eline aldığında herkes susardı, çünkü onun tellerinden çıkan sesler bir başka diyara götürürdü insanı. Kadim bir müzik çınlardı köyün üzerinde. Kendi iç dünyasında, kelimelerle ve melodilerle kurduğu evrende yaşardı. Elbette köyde bahçede, tarlada da çalışırdı.

Zehra ile Ali Cem’in yolları çocukken cem evinde kesişmişti. Dede Halil’in anlattığı Pir Sultan Abdal hikâyelerini dinler, yaşıtlarıyla semah döner, cem bitiminde avluda toplanan kalabalık içinde sürekli göz göze gelir, gizli gizli gülüşürlerdi.

Zaman geçtikçe bu gülüşler bir başka anlam taşımaya başladı. Onların arasında konuşulmayan ama hissedilen bir bağ vardı. Aşka dair ne varsa, köyün patika yollarında, kurumuş dere yataklarında, gece yıldızların altında paylaşılan sessizliklerde büyüdü. Her karşılaşma bir niyaz gibiydi, her bakış bir yemin gibi.

Ancak her aşk, hele ki böyle bir köyde, sınanırdı. Zehra 18’ine bastığında, köyün zenginlerinden Celal Ağa’nın oğlu İbrahim, onu istemeye geldi. İbrahim büyük şehirlerde okumuş ama köyüne dönmüş, babasının kayısı ve dal bastı bahçeleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Parası, karizması ve en önemlisi de Celal Ağa’nın baskısı vardı. Zehra'nın babası İlyas Kaya, bu evliliği köydeki konumlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak gördü. Annesi Hatice ise kocasının kararlarını sorgulamaz, geleneklerin yolundan giderdi.

İbrahim kibirliydi. Zehra’ya sadece bir eş değil, bir mal bir mülk gibi bakıyordu. Her görüşmelerinde söz dönüp dolaşıp “Ben sana her şeyi sağlayacağım, başka ne istersin?” cümlesine gelirdi. Oysa Zehra’nın aradığı milyonlarca para, lüks bir konut, binlerce altın değil; ruhunu anlayan, onu ömür boyu sevecek, ona saygı gösterecek, insanlığıyla huzur bulacağı bir yoldaştı. İbrahim'in etrafında olan varlığı ve sürekli söz ettiği varlığı Zehra’yı yoruyor ve her gördüğünde ruhunu boğuyordu. Ali Cem’in ise varlığı, ona bir nefes gibi gerekiyordu.

Zehra, İbrahim’le evlenmemek için itiraz ettiğinde, annesi Hatice ona, "Kızım, biz de bu köyde baş eğdik, sen de eğeceksin," derdi. Ama Zehra'nın kalbi çoktan Ali Cem'e mühürlenmişti. Gün geçtikçe içine kapanıyor, odasında sakladığı defterlerine yazılar yazıyordu. O defterlerden birinde Ali Cem'e yazılmış şu satırlar vardı:

“Ben seni gökyüzüne yazdım, Cem. Rüzgâr esse bile silinmeyecek kadar derine.”

Tek sığınağı, Ali Cem’le haftada bir, iki kez de olsa, köyün dışında, eski değirmenin yakınında buluşabilmekti. Bu buluşmalarda sessizlik konuşurdu, gözler dile gelirdi. Sazın tınısı, kalplerini birbirine yaklaştıran köprüydü.

Bir gece, ay ışığı kayısı bahçelerine düşerken, Zehra ve Ali Cem eski değirmenin orada buluştular. Sazı elinde, gözlerinde sükût olan Ali Cem, sadece şunu dedi:

"Zehra, seni Fırat suyu gibi sevdim. Sessiz, derin ve dönüşsüz. Ama artık bu köy bizi boğuyor."

Zehra gözyaşlarını tutamayarak, "Kaçalım Cem… Başka bir yere gidelim. Ben bu baskılarla yaşayamam," dedi. Elini Ali Cem’in eline koyduğunda, kararlılığı gözlerinden okunuyordu.

O gece, eski değirmenin merdivenlerine oturdular ve kaçış planını yapılmaya başladılar. Ali Cem’in dayısının Elazığ’da merkezdeki bir köyde  tanıdığı vardı, onları orada nikâh kıyacak bir belediye görevlisi ile buluşturacaktı. Geceleri gizlice buluşarak her detayı planladılar. Zehra annesinden habersiz çeyizinden birkaç parça aldı, Ali Cem ise dedesinden kalan sazını, birkaç parça kıyafetini ve yadigar kitaplarını koydu valizine. Bir de küçük bir defter: Zehra’nın ona yazdığı şiirlerin olduğu defter.

Kaçış gecesi yaklaştıkça, Zehra’nın kalbi bir yandan umutla çarpıyor, bir yandan vicdanıyla savaşıyordu. İbrahim’in ailesi sürekli gelip gidiyor, istemeye gelmek için nabız yokluyordu. Her geldiğinde babasının artık sabrını yitirdiğini söylüyordu. Böyle günlerin bir akşamında, Zehra’nın annesinin yanına gelen İbrahim’in annesi, Zehra’ya Ali Cem’in adını ağzına aldı ve sertçe konuşmaya başladı:

"Bu oğlanın peşinden gitmeye kalkma sakın, rezil ederim ikinizi de bu köyde. Seni oğlum İbrahim’den başkasına yâr etmeyeceğim"

Zehra hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerini pencereye dikti, yumruğunu sımsıkı yaptı. O gece kesin kararını verdi. Ya özgürlükte sevdiği adamla, mutlu yaşayacaktı, ya sevginin hiçliğinde, kendisini kafasına takmış, varlığıyla övünen bir adamın malı olarak yaşayacaktı.

Kaçış gecesi, köy ahalisi uykudayken Zehra evden çıktı. Çıplak ayakla bahçelerin arasından koştu. Ay ışığında kayısı ağaçlarının dalları sallanıyor, köpeklerin havlamaları rüzgâra karışıyordu. Ali Cem onu köyün çıkışında, çeşmenin önünde bekliyordu.

Göz göze geldiklerinde her şey sustu. At arabasına binip Fırat kıyısına vardıklarında şafak yeni söküyordu. Nehir kıyısında onları bekleyen eski bir kayık vardı. Bir komşu köylü eski okul arkadaşları, Ali Cem’in saz çaldığını duyup, aşkının acısını anlayıp, eskiden beri de birbirlerine yanık olduklarını bildiği için onlara yardım etmeye razı olmuştu.

Ali Cem, Zehra’nın elini tuttu. "Bu nehir bizim özgürlüğümüz. Geriye bakmak yok," dedi. Zehra başını salladı, gözleri doluydu ama bu sefer korkudan değil, kararlılıktandı.

Kayık Fırat’ın serin sularında ağır ağır süzülürken, güneş ufukta belirdi. Nehrin her kıvrımı onlar için yeni bir umuttu. Köyden hayli uzaklaştıktan, Fırat’ın Elazığ kıyılarına varılmaya yakın, Zehra, kayığın ucuna oturup göğe baktı. Ali Cem, sazını çıkarıp çalmaya başladı. İlk kez kendi yazdığı bir deyişle seslendi suya:

"Ey Fırat, bizi taşı sonsuzluğa, Bu sevda yansa da köyde, Bir umut bırak ardımıza."

Gün yükseldikçe, yeni bir hayata yaklaşıyorlardı. Elazığ’a vardıklarında, onları bekleyen adam, sessizce başını salladı. "Hazırsınız," dedi. Önceden, belediyeden ayarladığı yıldırım nikâhı kıyıldı. O an, Zehra’nın içinden büyük bir yük kalktı. Ruhu özgürleşti, huzura erdi.  Artık ne babasının, ne köyün, ne de geleneklerin prangaları kalmıştı. Sadece aşk vardı. Sonsuz ve özgür aşk.

Aylar sonra bir haber yayıldı köye. Zehra ve Ali Cem, bir kasabadaki iki küçük okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Zehra, çocuklara dikiş, nakış, bez bebek yapımı öğretiyor, Ali Cem ise okuma yazma öğretiyor derslerin bazılarında onlara saz çalıyor, deyişler öğretiyor, onların da hayal kurmasına yardım ediyorlardı. Öğrencilerinden biri, bir gün Zehra’ya şöyle demişti:

"Öğretmenim, siz masallardan geldiniz değil mi?"

Zehra gülümseyerek o güzel, siyah saçlı kız öğrencisine cevap verdi: "Hayır, biz gerçeği masal gibi yaşamayı seçtik."

Ve Fırat, o gün iki aşığın sırrını usulca alıp taşıdı, dağların ötesine. Ama bu kez yalnızca sır değil, yeni ve özgür bir hayatın hikâyesini de götürdü beraberinde. Aşk, bazen bir kayıkla mutluluğunu yaşamaya başlar, bazen de bir defterde yazılan küçük bir şiirle. Ama gerçek aşk, sonunda hep özgürlüğü bulur ve ele ele tutuşturur.

O defterde ise şu iki şiir bulunur:

Sırrımız Fırat'ta Kaldı

Gör ki aşk neylemiş bizi,
Yâr ile bir yol düşledi gönül.
Ocaklarda köz, yüreklerde iz,
Bir muratla yandık, serden geçtik.

Nefes oldu adın dudağımda,
Her dem seni andım niyaz gibi.
Köyde kaldı adımız, küskün bakışlarda,
Biz düştük yola, aşkı yol belledik.

Bir el verdik, bir can koyduk ortaya,
Fırat şahittir, gece yoldaşımız.
Zehra’m dediğim, Cem’im dediğin,
Seri aşk olanlar bilir halimizi.

Dönen dönsün biz dönmeyiz bu yoldan,
Pir Sultan misali asılsak da.
Aşk bir meydan, aşk bir cümle sır,
Sırrımız kaldı değirmen taşında.

Saz sustuğunda ben sen oldum,
Sen gözyaşıyla dolu bir temmuz.
Bu sevdada ne bir ev, ne bir çeyiz,
Bir kayık, bir nehir, bir umut.

Ey yâr, aşkın cümlesi bizde yarım kalmaz,
Vurulsa da dağlar, dağlar bizi ayırmaz.
Zalimin sözü sussa da gecede,
Bizim deyişimiz yıldızlara yazılır.

Yâr İçin Düşülen Yol

Döndüm döndüm, kendime gelemedim,
Yâr için düştüm de, sıladan geçtim.
Bir söz söylesem dağlar ağlaşır,
Ben aşkı cem eyledim, serden geçtim.

Gönül bir ateş, külü Fırat’ta,
Sırrım nehirde, gülüm rüyada.
Bizim sevdamız nice ocakta,
Yanıp da kül olmadı, gül oldu sonunda.

Bir yanda dede sözü, bir yanda yâr,
Yol ikrardır, aşksa meydan.
Ben Zehra’yı gönlümde darda sakladım,
Ali Cem’i sazla, nefesle andım.

Ne bir düğün isterdik, ne de toy,
Bir kayık yeterdi, iki cana doy.
Ey Hak, nasip eyledin bu vuslatı,
Ay doğdu geceye, yıldızlar şahitti o son koy.

Zulmün köyü ardımızda kaldı,
Her hece bir niyaz, her adım bir duaydı.
Deyiş söylerken aşkı anlatırız,
Yâr için düşülen bu yol Hakk’aydı.

 GALİP UÇAR                           MAYIS 2025

Hikaye 24 Mayıs 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

FIRAT'A AKAN AŞK