Güfte ve Bestesi GALİP UÇAR'a ait olan, Türk Sanat Müziği Nihavend Makamı şarkısı GELSENE EY SEVGİLİ GURUB VAKTİNDE, 25 Ekim 2026 tarihinde youtube üzerinde yayınlanmıştır
Blog Ziyaretçi Sayısı
Ara ve Bul
Blog Site Translation
25 Ekim 2026 Pazar
GELSENE EY SEVGİLİ GURUB VAKTİNDE
GELSENE EY SEVGİLİ GURUB VAKTİNDE
Bir güvercin bir kayık geçer Dalyan'dan
Güneş yine batıyor şu ufuklardan
Işıklar süzülüyor Caddebostan'dan
Gelsene ey sevgili gurub vaktinde
El ele dolaşalım senle sahilde
Leylekler göç eder son yaz gelince
Adanın son vapuru şurdan dönünce
İçimdeki gün hevesi o an bitince
Gelsene ey sevgili gurub vaktinde
El ele dolaşalım senle sahilde
GALİP UÇAR
şiir 25 Ekim 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır
https://kibelekultursanat.com.tr/gelsene-ey-sevgili-gurub-vaktinde-galip-ucar/
14 Ocak 2026 Çarşamba
KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI
Henüz bozulmuştu Taksim
Parlıyorken iyice Kadıköy
Gözlerini hatırlarım
Aşkın içine daldıran
Soğuk gecelerde
Sarhoş adım sokaklarda
Kol kola yürüyüşleri
Kadıköy geceleri bilir aşkımızı
Sokak lambaları bakardı
Köşe başı öpüşmelerinde
Alev alevdi İstanbul
Daha kirli adımlar girmemişken
Dalgalar vuruyorken Moda'ya
Hissederdim tenini
Sıcak bir şarap gibi
Yaz gecelerinde
Adalar ve yakamoz
Büyülü gülüşlerini
Kadıköy geceleri bilir aşkımızı
Sokak lambaları bakardı
Köşe başı öpüşmelerinde
Alev alevdi İstanbul
GALİP UÇAR OCAK 2026
Şarkı 13 Ocak 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır
KADIKÖY GECELERİ BİLİR AŞKIMIZI
6 Ekim 2025 Pazartesi
İSTANBUL ORATORYOSU / THE ORATORİO OF İSTANBUL
Galip Uçar'ın, bir sabah Balat Sahili'ndeki parkta karanlıkta yürürken, yüzünü Çamlıca tarafına doğru çevirdiğinde, güneşin doğuşuyla birlikte "Çamlıca'nın üzerinde bir güneş" sözünü yazmasıyla ve o anda geçen Eminönü Alibeyköy tramvayının geçiş sesinin ritmiyle, bu dizeyi okuyarak başlattığı 2022 yılından bu yana da İstanbul'u anlatan şiirlerin, opera müziği halinde şekillendiği İSTANBUL ORATORYOSU, İstanbul'un Düşman İşgalinden Kurtuluş gününde, 6 Ekim 2025 tarihinde Youtube üzerinden yayınlandı.
22 şiire yazılmış şarkı ve 51 dakikalık bir sanat şöleniyle anlarınıza konuk olmaya hazır bu albüm
Tüm İstanbullulara ve Konstantin'in kurduğu günden bu yana gelişerek büyüyen ve herkes için mucize bir şehir olarak yaşayan İSTANBUL'a, Galip Uçar'ın armağanıdır
17 Mart 2025 Pazartesi
YOKLUĞUNDA SATIŞA ÇIKTI
Galip Uçar'ın 3 kitabı olan ve ilk şiir kitabı YOKLUĞUNDA Od Kitap tarafında yayınlanarak okuyucuyla buluştu
Satın almak için : YOKLUĞUNDA SATIŞ LİNKİ
23 Ocak 2025 Perşembe
KADIKÖY SAHİLİ'NDE BATAR GÜNEŞ
Kıpkırmızı al kızıl
İnsanlar akın akın
Yetişmeye çalışırken bir yerlere
Evlerine
Barlara
Otobüslere
Sekiz vagonlu metrolara
Güneş kaçtıkça kaçıyor
İskelenin beyazı griye çalıyor
Martılar griye
Vapurlar griye
Kediler bazı duvarların üzerinde
Vaktinde üstüne yazılan sloganların
Boyandığı griye
Boğa heykelinin çevresi doluyor
Hayli saçma insanların da olduğu gûruh
Bazı boğaya biniyor
Bazısı okşuyor boynuzlarını
Bazısı da vuruyor kafasına
Oysa sabah hayli sakin ve rahatken boğa
Bozuluyor huzuru onun da
Maç günü yavaştan doluşan sokak araları
Yarım yamalak takım marşı çalan
Davulcu ve zurnacının
Tiz ve tok tınılarıyla sarsılıyor
Halay çekenler mi
Para atanlar mı
Hava basanlar mı
Bahariye yokuşu başındaki tezahüratlar
Sarhoş adım Yoğurtçu'ya doğru yöneliyor
Otobüsler kuyruk kuyruk
Efes Pasajı önünde
Çilek Sokak'tan Vişne Sokak'a
Dedikodu yapa yapa yürüyen
Alışveriş torbalı kadınlar
İki kilise arasında
Ellerinde çiçekleriyle sevgilisinin kolunda
Şaçları renkli renkli kızlar
Yahut
Simsiyah giyinmiş kızlar
Sakalları şekil şekil genç erkekler
Elinde mojosuyla
Lezzetten kendinden geçmiş çocuğa
Bakıp da imrenen çingene çocuğunun
İlgisini dağıtmak isteyen
Hayli etine dolgun
Çıkık kalçası
Güllu dallı şalvarıyla
Sattığı çiçekler kokan çingene kadın
Kıpkırmızı al kızıl
Kadıköy Sahili'nde
Batar güneş adım adım
31 Aralık 2023 Pazar
ŞAİR KADIKÖY
Kadıköy'ün sokakları hep denize çıkar
Şurası DağlarcaŞurası Arif Damar kokar
Bir yerlerden gelir Nazım Hikmet'in sesi
Sokaklar adımlanır Cemal Süreya dizeleri gibi
Hafiften raylardan ilerler Moda Tramvayı
Taş duvar hep sanat kokar
Belki de bundandır
Kadıköylü hep mutlu yaşar
20 Aralık 2023 Çarşamba
BİR KADIKOY VAPURU
Gün yeni doğuyordu
Pembelikler sızıyordu
Gri bulutlar arasından
Durak camları olanca kırağı
Çimler ölümü beklercesine donuk
Bir Kadıköy vapuru kalktı o an
Burnu doğuya dönük
Martıdan daha beyaz
Martı kadar sessiz
Bir Kadıköy vapuru gitti ağır
Sis çökmüşken uzak tepelere
Bir havuz ortasında
Yükselip alçalan suyun ritmiyle
Güneşin Çamlıca’dan doğma hızında
İlerledi ve gözden kayboldu
Galata Kulesi civarında
GALİP UÇAR ARALIK 2023 AYVANSARAY
Şiir 20 Aralık 2023 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır
video linki: BİR KADIKÖY VAPURU
14 Ocak 2021 Perşembe
KOY KOY KOY KOY KOY
KOY
KOY KOY KOY KOY
İstanbul’un ilk soğuk akşamı nedense bu sene cumartesi gününe denk geldi. Ben de kendime verdiğim bir sözden ötürü İstanbul’un her ilk soğuk akşamında dışarı çıkar eğlenmeye çalışırım.
Bugün ise Kadıköy’de her ay 70’ler Pop Party yapılan ve benim de daimi müşterisi olduğum Hera’daydım. Biraz geç gitsem de sırılsıklam bir halde yer bulmaya uğraştım. Yazın uğradığımda dört beş kişi dahi olduğu olmuştur. Bugün ise tıklım tıklımdı. Bu da üniversitelerin açıldığını tam olarak bana hissettirdi.
Peki ne bu yetmişler pop party? Türk Pop Müziği'nin, Rock Müziğin ve Folk Müziği'nin 1970 yılında 1980 yılına kadar olan ve kitleleri etkileyen parçalarından seçmelerin olduğu bir gece.
Zar zor yer bulup, biraz da tanınmamdan dolayı biraz kıyak geçilip hemen ortaya bir masa hazırlandı. Ben üzerimdeki sırılsıklam montu ve şapkayı çıkarıp oturdum. Girdiğimde “Fessupanallah” çalıyordu.
Gariptir ama ben bu parçada insanların hâlâ neden oynadığını anlayamadım. Düşünseniz adam “Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah” diyor çevremdekiler göbek atıp, kalça sallıyor. Düşündüm düşündüm bir mana bulamadım. Ama zannederim bugün çözdüm. Bilinçli olmasa da toplumsal geleneğimiz, kültürel alt yapımız bir tür acıya güler hale gelmiş. Her türlü eğleniriz. Derin felsefeye vursak bir bakıma şöyle diyoruz: “Ulan dertler akın akın gelin sizi sallamıyorum bile bak göbeğimi atıyorum döktürüyorum sen gelmeye devam et” der gibi bir kafa tutma bu.
Gerçekten de düşünürsek hayatın her alanında bunu yapmıyor muyuz? Cepte beş kuruş yok, evde durumlar kötü, ülkenin durumu kötü, takım tutuyorsan takımın pek de iyi gitmiyordur ama sen yine de gidip bir kahveye ya da bir arkadaşına herhangi bir konuda yapma da olsa sahte de olsa gülebiliyoruz. Bir şekilde neşeleniyoruz.
Daha sonra bir anda ortam sessizleşti. Plağın üzerinde iğne ince bir ses çıkararak ilerlemeye başladı ve o an işte gecenin herkesi birbirine bağlayan ve herkesin ağzından senkronize çıkan bir parçanın girişi kulaklara yaklaştı. Ve hep bir ağızdan: “Bir teselli ver. Bir teselli ver. Yarattığın Mecnun’a bir teselli ver…” herkes kadehinden bir yudum alır ve: “Sevenin halinden, sevenler anlar” derken eller açık avuçlar bir öne bir geriye gider “Gel gör şu halimi bir teselli ver” kadeh sertçe masaya konur “Aramızda başka biri var ise, tertemiz aşkımı bana geri ver” ve herkes hep bir ağızdan kendinden geçmiş olarak: “Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum, ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum.” Diyerek devam eder ve insanlar dalar gider. Tekrar bir ara girer ve parçanın ikinci bölümü başlar. Sonra tekrar insanlar bir bölümde hep bir ağızdan kendinden geçerler: “Aşkın zehir olsa yine içerim, yolun ecel olsa korkmam geçerim”. İnanın o hazzı yaşamanızı isterdim.
Sonra durulmuş insanlar bir anda “Oldu en sonunda oldu bim bam bom” diye ayağa fırlarlar ve hepsi ayrı telden dans ederler. Düşünsenize ne kadar da ülkemiz gibi değil mi? Ağlanacak halimize güleriz. Daha doğrusu bir dakika önce derdimizden, sevdamızdan, aşkımızdan ağlarken bir dakika sonra küçük bir şeyden mutluluk duyup kendilerinden geçip dans ederler.
Sonra yeni gelen bir arkadaşı selamlayıp biraz konuşurken aynı tempoda birkaç parça daha devam etti. Ama bir anda bir elektronik bağlamayla kendimize geldik ve 70’ler partisinde olduğumuzu hatırladık. Bağlama introsunun ardından giren ses bize “Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü” diyordu. O efsane parça. Apaçık erotik olup da muhafazakarlığımızla bilinen toplumumuzun hepsinin severek dinlediği ve söylediği türküdür bu.
Daha sonra bir yabancılı yerlili öğrenci grubu Hera’ya girdi. En çok 21 yaşında kişilerdi. Garip yanı anlamadıkları parçalarda saçma sapan danslar ettiler. Neden saçma sapan dans diyorsun diye çıkışabilirsiniz ama “Değmen benim gamlı yaslı gönlüme” diye Edip Akbayram söylerken onlar kalça kıvırtıp Psycadelic bir dans yapıyorlardı. Hadi sözlerden geçtim yabancılar anlamazlar ama insanda birazcık ritim kulağı olur.
Fessupanallahla başlayan dans süreci Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlümeyle devam etti. Ama buna onlarca örnek verebiliriz ülkemizde. Mesela doğuda bazı çekilen halaylar gerçekten sözlerle çok ironik. Elbette bunun Kürtçeden yanlış çevrilmesi de etkili ama “Makaram sarı bağlar kız söyler gelin ağlar, Niye ben ölmüşmiyem Asiyem karalar bağlar” derken nasıl eğlenceli bir halay çekilir.
Hadi her şeyi bırakalım resmen ırzına geçilmiş bir Şivan Perwer parçası var. Cane Cane. Arkadaşlar Türkçeye nasıl düzgün çeviririz de terörist damgası yemeyiz, mimlenmeyiz diye korkudan “Bendim buraların şahı ağası, Viran olmuş gitmiş Harran Ovası” diye söz yazılmış. Ama sözlere dikkat edin ve bunla çekilen halaya ve halayın nerede nasıl çekildiğini düşünün. İnanın ben bunu dinledikçe ve halay çektiklerini gördükçe intihar edesim geliyor. Gerçekten ırzına zorla geçilmiş bir parça artık.
Hera’ya geri dönersek, benle oturan birkaç arkadaşımı uğurladıktan sonra o zamanın klasik parçalarıyla gece devam etti. “Senden başka”, “Gölge Etme Başka İhsan İstemem”. “Son Verdim Kalbimin İşine” ve tekrar orada yabancıların ırzına geçtiği “Çemberimde Gül Oya”.
Evet arkadaşlar Çemberimde Gül Oya’da da kıvrak danslar edildi. Bir dümbelek olması ve sözlerin anlaşılamamasından dolayı orada hadi yabancıları bırakalım onlara eşlik eden Türkçe bilen kişiler bu parçada göbek attılar. O anda Ali Kocatepe devreye girdi ama ne hacet bunu da anlamadılar: “Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı, elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı…”
Ve derdimi anlarmış gibi bir anda plak yine o ince sessiz çığlığını atıp bir gitar introsuyla “İspanyol Meyhanesi”ne başladı. “Kararmış tahta masamızda bir şişe şarap, Gecelerden bir gece bezginiyiz, üstelik adam akıllı sarhoşuz…” işte bu gece en çok beni içiren parça da bu oldu. Daldım gittim uzaklara. İnanın o an gözümün önünde koyu kahverengi bir ağaçtan tahta masa, üzerinde kopkoyu buzbağ şişe içinde koyu kırmızı şarap. Bir an kendimi öyle hayal ettim. İspanyol Meyhanesi’yle o kadar da güzel gitti ki. Kesinlikle yaşamanızı isterdim.
Bardağımın dibinde biraz daha bira vardı ve saat biri birazcık geçiyordu. O anda barın içini sert bir davul sesi ve adice olduğu ya da adice deyip de haksızlık etmeyeyim çok da gelişmemiz amatör bir elektro gitarın sesi doldurdu. Bildiğiniz Osmanlı ritmiydi ve genç birkaç kişinin ağızlarından “Nihansın dideden ey mest-i nazım, bana sensiz cihanda can ne lazım…” diye parçalarını söylediler. Ben de saate bakıp, içimden de: “Keşke bir de Tanju Okan’dan “Koy koy koy” parçası çalsa” diye geçirirken içkimin son yudumunu da alıp hesabı istedim.
Tam hesabı öderken bir anda keman sesiyle o parça başladı. Tanju babanın sesiydi. “Değişmez sorumuz, nedir ki sonumuz? Toprak değil mi erkeni geçi, Aldırma sen doldur be meyhaneci. Koy koy koy koy koy…koy koy koy koy koy…. Koy koy koy koy doldur efkarlandım yine bu gece. Koy koy koy koy koy… koy koy koy koy koy dostlar gitmeden gizlice. Çok ülkeler gördüm, çok diyarlar gezdim. Öğrendim alemin sırrı nedir, Dünyanın merkezi bu meyhanedir. Koy koy koy koy koy…koy koy koy koy koy…. Koy koy koy koy doldur efkarlandım yine bu gece. Koy koy koy koy koy… koy koy koy koy koy dostlar gitmeden gizlice. Ölürsün dediler, dün içirmediler. Sanki sarhoş oldum bilmem neden, çıkmam tövbe bir daha meyhaneden. Koy koy koy koy koy…koy koy koy koy koy…. Koy koy koy koy doldur efkarlandım yine bu gece. Koy koy koy koy koy… koy koy koy koy koy dostlar gitmeden gizlice.”
Gecenin sonunda beni en çok mutlu eden şey, evet mükemmel bir parti geçirdim, saçma sapan eğlenenler olsa da ve şarkıların ırzına danslarıyla geçseler de saygı duymak gerek değil mi? Eğlendiler. Ben ise işte o son parça da eğlendim. Kendimden geçmişim gözlerim kapalı haykırarak “Koy koy koy koy koy” diye söylemişim…
Son olarak şunları diyeceğim. Kadıköy Barlar Sokağı’nda; Kadife Sokak, HERA adlı barda her ayın son cumartesi günü 70ler Pop Party her daim yapılmaktadır. Ben orada olacağım, siz de kesinlikle kaçırmayın.
GALİP UÇAR 2011
ÇARŞIDA
Çarşıda
Çarşıda ellerinde torbalarıyla yürürken, balıkçının önünde durdu. Tezgâhtaki balıkları gözlerinin kırmızısına, pullarının parlaklığına değin süzdü. Sonra etiketlere ilişti gözleri: “Hamsi 25 TL, Çipura 40″…
Kendi kendine, “Ulan bu mevsim de balık yiyemeyeceksek ne zaman yiyeceğiz” diye söylendi. Zaten elim kolum dolu bir de bunu mu ekleyeceğim, boş ver diye içinden geçirip meyhanenin oraya doğru adımlarını attı. Meyhanenin önünde her zamanki klasik kalabalık vardı.
Dört yol ağzında birbirine yol vermeyen insanlara bakan erken öğle saatlerinde rakılarını yudumlayan insanların ve genellikle de turistlerin hayret dolu bakışları arasından sola dönüp yokuştan aşağıya yürüdü. Petshop yine kapısının önüne papağanı koymuştu. Arkadaş, o ne lanet papağandı. Hem gelene geçene sataşıyor hem de biraz seveyim desen parmağını kapıyordu. Zaten adı semtte “Kelpeten” e çıkmıştı. Tuttu mu da bırakmıyordu şerefsiz. Bu sırada papağana şaşkın bakışlarıyla, kesintisiz bakan, üzerinde bej bir mont, boynunda kırmızı bir fularla 6 belki 7 yaşlarında, kıvırcık sarı saçlı, beyaz tenli, mavi gözlü çocuğu gördü. O an ne papağan, ne yokuş, ne deminki kalabalık…
Her şey aklından çıkmıştı. Kızın o hayret dolu bakışlarındaki şaşkınlık ve mutluluğun tarifi yoktu. Biraz köşeye çekilip bir iki dakika onu izledi. Kız soluk almadan, sanki dünyaca ünlü bir operanın en önemli sahnesini izliyormuş gibi papağana odaklanmış, onun her hareketini hayretle izliyordu. Sanki başka bir gezegenden yeni bir canlı türü gelmiş de karşısına çıkmıştı ve o da bu şokla öyle donakalmıştı. İçinden, “Baksana, bir çocuk böylesi mutlu olabiliyorsa yine de umut var” diye geçirdi ve yokuştan aşağı yürümeye devam etti. Nedense kızın o kırmızı fuları onu bambaşka yerlere götürmüştü. En son böyle bir fuları mitingde çevresindeki insanlarda görmüştü. O an yer çekimine sürekli yenik düşen top sakalı biraz olsun doğruldu, yüzünde hafiften bir gülümseme, “Yahu nasıl da kazandık yıllar sonra İstanbul’u” diye mutlu oldu.
Birkaç saniye sürdü bu gülüşü, sonra seçimin ardından siyasi sahneden çekilip, biraz daha pasif yaşadığı aklına geldi. E, yorulmuştu, normaldi. Dile kolay on üç yaşından beri içindeydi siyasetin. Ne pisliklerini görmüştü. Dedikoducusu mu dersin, alt kazanı mı, safı mı, salağı mı, rantçısı mı, anti-sosyal olup sadece sosyalleşmeye geleni mi? Her şeyini görmüştü bu yolun. Sadece kendi cenahı değil başka cenahları da, fraksiyonları da… O an kendine kızdı. Niye seviniyordu ki? Sevinmesi normaldi aslında, yıllardır verdiği mücadelede nihayet bir zafer yaşamıştı. Öyle böyle değil ama en büyük şehri almışlardı. Bir şehri almak yeter miydi peki? Tek bir şehir… Tamam, en kalabalık olanıydı, tamam en büyük bütçeliydi, tamam en gözle gözükeniydi, en büyük sahneydi belki ama tek bir şehir! Hatta ülkenin en kozmopolit köyüydü. Kültürünü kaybetmiş, sömürülmüş, sömürmüş, yenilmiş, her yeri rant alanına dönmüş, yeşili gitmiş, suyu kirlenmiş, denizleri mahvolmuş… Tek bir şehir… Bu sefer alaycı bir gülüşle, “Arkadaş Fenerbahçeli de değilim ki! Sadece Galatasaray’ı yeneyim de şampiyon olmasam da olur diye siyasi bir mantık mı olur. Bir şehri almak değil mesele. Mesele tüm ülkeyi kurtarmak, özgürleştirmek değil mi?” diye içinden geçirdi. Siyasete tekrar başlamalı. Acaba ilk toplantı ne zamandı. Şöyle sağdaki sokaktan dönüp bir partiye mi uğrasam dedi, vazgeçti. Elindeki torbalara baktı. Azıcık da olsa kıyma almıştı. Oyalansa bozulurdu. Hem daha alacağı çok şey de vardı. Aşağıdaki markete uğrayacaktı. Kesin oraya girmeden de birkaç arkadaşına rastlar ayaküstü muhabbet, sohbet falan, zaten akşamüstü illa ki akşama dönerdi. Partinin sokağına giden dönemece bakakalıp, yokuştan aşağıya doğru yürüdü. Hava kış olmasına rağmen güzeldi. Bere takmamıştı. Normalde tüm kış başı üşürdü. Elindeki torbaları iyice kavradı ve yokuşunda yürümeye devam etti…
GALİP UÇAR 2020
Mart 2020'de Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır



.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)




