Güneş batar akşamüstü Kadıköy'de Kıpkırmızı al kızıl İnsanlar akın akın Yetişmeye çalışırken bir yerlere Evlerine Barlara Otobüslere Sekiz vagonlu metrolara Güneş kaçtıkça kaçıyor İskelenin beyazı griye çalıyor Martılar griye Vapurlar griye Kediler bazı duvarların üzerinde Vaktinde üstüne yazılan sloganların Boyandığı griye Boğa heykelinin çevresi doluyor Hayli saçma insanların da olduğu gûruh Bazı boğaya biniyor Bazısı okşuyor boynuzlarını Bazısı da vuruyor kafasına Oysa sabah hayli sakin ve rahatken boğa Bozuluyor huzuru onun da Maç günü yavaştan doluşan sokak araları Yarım yamalak takım marşı çalan Davulcu ve zurnacının Tiz ve tok tınılarıyla sarsılıyor Halay çekenler mi Para atanlar mı Hava basanlar mı Bahariye yokuşu başındaki tezahüratlar Sarhoş adım Yoğurtçu'ya doğru yöneliyor Otobüsler kuyruk kuyruk Efes Pasajı önünde Çilek Sokak'tan Vişne Sokak'a Dedikodu yapa yapa yürüyen Alışveriş torbalı kadınlar İki kilise arasında Ellerinde çiçekleriyle sevgilisinin kolunda Şaçları renkli renkli kızlar Yahut Simsiyah giyinmiş kızlar Sakalları şekil şekil genç erkekler Elinde mojosuyla Lezzetten kendinden geçmiş çocuğa Bakıp da imrenen çingene çocuğunun İlgisini dağıtmak isteyen Hayli etine dolgun Çıkık kalçası Güllu dallı şalvarıyla Sattığı çiçekler kokan çingene kadın Kıpkırmızı al kızıl Kadıköy Sahili'nde Batar güneş adım adım
GALİP UÇAR. OCAK 2025
FOTOĞRAF 23 OCAK 2025 tarihinde Galip Uçar tarafından Kadıköy Rıhtım'da çekilmiştir
Şiir 23 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır
Bu dönemin insanlarında; kendini farklı yetiştirmiş ve
sürüden erkence ayrılıp, yolunu kendi seçip, “benim yolum bana doğru”
mottosuyla ilerleyenleri tenzih ederim, eskiye özlem ya da eskiyi sömürme
diyebileceğimiz yepyeni bir moda ortaya çıktı. Vintage Modası. Kelime anlamıyla
aslında İngilizce’den çevirdiğimizde bağbozumu manasındaki bu kelime, aynı
zamanda eski zamanlarda, belli bir dönem moda olmuş ya da anlaşılmamış
değerlerin ya da ürünlerin, tekrar gündeme gelip, onların bire bir aynısı
olmasa da tekrar kullanılması olarak ele alınıyor. Aslında temelde “eski olduğu
için güzel” kavramı üzerine kurulan bu akım, enteresan şekilde bazılarınca,
gerçekten hakkı verilerek, geçmişin köşe bucakta anılarının saklanmış
hallerinden modern dünyaya yeniden sunuluyor, bazılarınca ise ne yazık ki içi
boş ve sadece gösteriş olsun diye kullanılıyor. Modern çağın hastalığı olan,
kullan, havanı at, gözler üzerine odaklansın, gözden düşmeye başladığında
yeniden çöpe gönder gibi bir döngü içinde Vintage Stili ne kadar var olabilecek
bunu ileriki dönemde göreceğiz.
Tabi girizgah bu kadar uzun olmasına karşın, ben güzel
ülkemin 70’li yıllarının anlaşılamadığını, hatta o, onurlu insanların yaşadığı,
hayatlarda bir gaye olan, mücadele ruhunun yaşadığı, kitapların da müziklerin
de çok daha anlamlı olduğu; evet belki sokaklarda çatışmaların, gençlerin
öldüğü ama haybeye değil inançları için öldüğü, o dönemi ülkenin belki Vintage
Modası'yla tekrar yeşertebileceği ümidindeyim.
Bir yanda da şu anki yirmili yaşlardaki neslin bu kadar
birbirlerine çıkarla yaklaşıp, yalanlar söyleyip; bu yalanlar bilinmesine
rağmen utanabilmez ve vicdanları sızlamazken, ben merkezli, hayli bencil,
insanların bilgilerini ve sevgilerini sömürüp, hayatlarının odağını sadece
gülmek, eğlenmek, kısa zevk ve heveslerle, cafe ya da barlarda vakitlerini
öldürüp, sadece sanal oyunlar değil birbirleriyle de oynadıkları bir ortamda,
sadece “yaşanmışlıkları var” diye bu Vintage Stilinin onurlu ruhunu nasıl
yaşatabilecekleri de bende soru işareti.
Düşünsenize, kendisinden iki, üç nesil önce, aşkın, sevginin
gerçek ama çekinerek, emek vererek, dayanışmaya dayalı olduğu ve büyük
ihtimalle emek emek bir sevginin yaşanmasına şahit olan elbiseler, şimdi
çamaşır değiştirir gibi sevgili değiştiren, aşkın libido ve testosteron
seviyesinin artışına göre var olup, düşüşüne göre aşk bitti şeklinde
yorumlandığı bir nesilde nasıl anlam kazanabilir?
Şarkı sözlerine bakarsak yahut o dönemler yazılmış
kitaplara, içlerindeki gerçekçiliğe, hayallere, umutlara, hayal kırıklıklarına,
acılara, yaşanmışlıkların sirayetleri olduğunu görüyoruz. Oysa şimdi; yine her
satırımda ilk paragrafta bahsettiğim kişileri tenzih ederek, sadece Sabahattin
Ali ünlü diye onun kitabıyla fotoğraf çektirip, sanki kitabı okuyormuş gibi
yapanlar mı dersiniz? Yoksa içi boş eğitimler alıp, sahte hava atmalar mı
dersiniz? Ne müziklerin, ne kitapların, ne de sanatın, hatta ne de modanın
anlamını ve ruhunu bilmeden içi boş yaşıyorlarken, nasıl “vintage” kavramıyla
yoğurabilecekler.
Hayır suçlamıyorum! Sadece bir feveran ama haklı bir
feveran. Belki de geç kalınmış bir feveran. Birilerine özenip, birilerini
kıskanıp, küçük ve sakin ama kalıcı mutluluklar yerine genel geçer, insanı
aşağılayan videolarda; sözde şaka yapılıyor, eğlenmeyi, olgunluğun bir erdem
olduğunu değil, dinazorluk ve içi geçmişlik olduğunu düşünen bir yapılan haklı
bir feveran bu. Bir de düşünün içi boş ama dışı hoş olsun benim olsun, keyfimi
alayım, günümü geçireyim, oyalanayım, sömürebileceğim kadar sömürüp, artık
sıkılınca ya da güldürmesi azalında; şaklabanlığı da yetmeyince tam tabiri,
yollarım mantığındanki kişilerde, geçmişin o tertemiz yaşanmışlıkları “vintage”
adıyla nasıl gerçek manasını bulabilir ki?
Kısacası küçük bir vintage* meselesi aslında çok derin bir
mesele ama umarım yirmili yaşlarda vintage diye giydikleri kıyafetlerin asıl
sahipleri, ne zorluklara göğüs gerip, ne onurlu sevdalar, aşklar yaşayıp,
dayanışmalarla yuvalarlar kurmuşken, yirmili yaşlarda bencil ve çocuk
şımarıklığını, ergenlikten çıkmayan, sömüren kişilerde nasıl yaşayabilir ki?
Cem Karaca’dan belki bir şarkının dizeleriyle bitirmeli yazıyı:
Sevinçlerimiz bile artık mekanik
Sevgisiz saygısız otomatik
Bu şarkı birilerine çok geç artık
Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık
*bit pazarına nur doğması bu olsa gerek. Geleceği kurar üretir
dediklerimizin, patch yöntemiyle oradan buradan bir şeyler atıştırıp,
harmanlaması sonucunda, ürettik zannedeip geçmişe özlem duyacak kadar hiçbir
şey olma ya da muasırını dahi sömüremeyip, ya da son zerre-i miskaline kadar
sömürüp, elde bir şey kalmayınca geçmişi sömürmek için saldırma hali.
Bazılarını ısrarla tenzih ederek…belki yazı sonrası, yazıya
ilaveten Zülfü Livaneli’den Her şey Satılık şarkısını dinlemeli. Çok daha iyi
anlaşılacaktır