Hiç bir şehri
özlediniz mi? Sessiz ve sakin gece boyunca sokaklarını dolaşmayı, oturup bir
yerden ışıklarını seyretmeyi peki? Ben çok özledim?
Mevzubahis
şehir İzmir. Gariptir bir insanı özler gibi özlüyorum İzmir’i. Mithatpaşa’da
oturup Karşıyaka’nın ışıklarını izlemeyi, Kordon’da yürümeyi, balık tutan
insanlara selam vermeyi. Konak İskelesi’nin beni karşılamasını. Martıların
vapurları kovalamasını. Her şeyini özledim İzmir’in.
Dario
Moreno Sokağından yürüyüp asansörle yukarı çıkıp körfezi seyretmeyi ve her
nefes aldığımda özgür olduğumu hissetmeyi çok özledim. Bir kahvehaneye girip
insanlarının ettiği muhabbetleri dinlemeyi, kendimce onlara katılmayı.
Sonra
vapura binip Bostanlı’ya doğru yavaş yavaş giderken denizi seyretmeyi.
İndiğimde Göztepe’den yanaşan feribotu görmeyi ve beni faytonların
karşılamasını. Yunuslar heykelinden içeriye doğru yürüyüp tertemiz sokaklarda
yürümeyi.
Sonra
tren istasyonuna gitmeyi. Oradaki duvarlarda KSK taraftarının yazdığı
sloganları görmeyi ve Karşıyaka Merkeze doğru yürürken üzerimde salınan yeşil
kırmızı bayrakları.
Ülke
çapında güzellikleri ünlenmiş kızların servi boylarıyla salına salına güvenli
yürüyüşleriyle yanımdan geçişlerini. İnsanların demokrat ve sosyal
anlayışlarını. Sahilde spor yapanları ve sadece körfezin havasını alıp gazete
okuyanları çok çok özledim.
Karşıyaka’dan
Bostanlı’ya yürürken KSK’nin kulüp binasını ve kürek tesislerini görüp merakla
izlemeyi ve yol üzerindeki heykellere bakmayı. Sonra Bostanlı’dan feribota
binip Göztepe’ye doğru ilerlemeyi. Feribot içinde insanlarla uzun sohbetler
etmeyi. Orta yaşlı insanların gittikçe büyüyen üniversiteli nüfusunun şehri
güzelleştirdiğinden bahsetmelerini, laiklikten, özgürlükten, hak ve eşitlikten
bahseden her yaştan insanları.
Üçkuyular
İskelesi’ne iner inmez hemen yan taraftaki lokantada balık ve içki içmeyi sonra
yürüyerek teleferiğe gitmeyi ve tepeye çıkmayı. Teleferiğin içinden tüm körfezi
seyretmeyi. Teleferikle en tepeye çıktığımda yeşillikler arasından beliren
baraj gölünü.
Sonra
akşamüstü olduğunda otelime dönüp güzel bir akşam yemeği eşliğinde körfezden
güneşin batışını önce sarı sonra kırmızı sonra mor halleriyle izlemeyi.
Ardından odama çıkıp Karşıyaka’nın parıldayıp sönen ışıklarını izlemeyi. O
sırada aldığım kuruyemiş ve kahvemle keyif çatmayı.
Sonra
dışarı çıkıp Alsancak’a gitmeyi. Orada gece hayatını yaşayan insanları görüp
izlemeyi ve bir yerde oturup bir şeyler içmeyi. Sokaktan gelen müzik seslerini.
Ardından “Aşıklar Yolundan” yürüyerek Konak Merkez’e varmayı. Asmaaltına
gitmeyi. Gece olmasına rağmen Kordon’da canlı olan yaşamın içine katılıp
dakikalarca dalga seslerinin müziği eşliğinde yürümeyi.
Anlayacağınız
hiçbir kadının bana yaşatamadığı en büyük aşkı yaşadığım İzmir’i çok özledim…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder