Basılan ilk kitabım, "İmsomnik Gecelerin Öyküleri", Parya Kitap tarafından yayınlanmış ve satışa sunulmuştur
18 kısa öyküden oluşan kitap, çeşitli yerler ve çeşitli olaylardan kurgulanmış birbirinden bağımsız öykülerden oluşmaktadır
Basılan ilk kitabım, "İmsomnik Gecelerin Öyküleri", Parya Kitap tarafından yayınlanmış ve satışa sunulmuştur
18 kısa öyküden oluşan kitap, çeşitli yerler ve çeşitli olaylardan kurgulanmış birbirinden bağımsız öykülerden oluşmaktadır
VATANDIR ÇANAKKALE
Bir toprak
Çiçek verir
ağaç verir
Bir toprak
uğruna
Kaç binler can
verir
Kolay değil
Vatandır bu
Yurt edinmiş
halkım
Kolay değil
Ne zorluklarla
çilelerle yurt olmuş
İyi günü
görmüş
Kötü günü de
görmüşüz
Ama böylesi
kötü günlerde
Kol kola
Can cana
vermişiz
Yedi düvel
üstümüze gelmiş
Topu tüfeği
gemisi
Bir olmuş
saldırmış da
İlle de vatan
demiş vermemişiz
Kilitbahir
kilitlenmiş canımızla
Ya istiklal ya
ölüm demişiz
Milyonlarca
kardeşim
Bacım yaşasın
diye
Ölmeyi emir
almış
Göğsümüzü
siper etmişiz
Kurşunlar
çakışmış birbirine
Binlerce şehit
düşmüşüz
Tepelerde
sahillerde denizde
Çanakkale
geçilmez
Dur yolcu
demişiz
Canımızı
vermişiz de
Vatanı
vermemişiz
SARIŞIN BİR KURDUN GÖZÜNDEN
Bir
sarışın kurdun
Mavi
gözlerinden
Uzun
uzun baktım
Şanlı
Çanakkale’ye
Gördüm
kefensiz yatanı
Gördüm
gözünde vatanı
Haykırdım
boğazlardan
Dur
Dur
yolcu
Bu
topraklar
Sadece
toprak değil
Bu
topraklar
Uğruna
can verilmiş şanlı vatan
Bil
ki ölümsüzdür
Altında
şanlı yatan
GECE AY VE YILDIZI
Gecenin
ayı
Gecenin
yıldızı
Günün
güneşi
Hepsi
şahittir
O
dağlarda
Tepelerde
Aç
susuz
Vatan
diye direnen
Türkün
şehididir
Bir
kapıyı tutmadır ki
Tüm
Anadolu’yu korur
Türkün
ateşidir bu
Çanakkale’ye
savrulur
şiiri dinleme linki: ÇANAKKALE ÜÇLEMESİ
Uluslar, gerek varlıklarını, gerekse de kültürlerini çeşitli anlatılarla yahut ögeleri bir sonraki nesillere aktararak sürdürür ve böylece yaşamaya devam ederler. Günümüz koşullarında dahi bazı yaptıklarımız, yaşantılarımız aslında binlerce yıl önceki atalarımızdan bizlere mirastır. Onların yazı olmadığı dönemde yani sözlü edebiyat dönemi olarak kabul ettiğimiz dönemde, ellerinde saz dillerinde destanlarda anlattıkları yaşamların nesillerce aktarımı sonucunda bizlere kadar gelen çeşitli kalıtımlar da vardır.
Bu kalıntılardan biri de ağıtlardır. Yuğ törenleri yani ölüm sonrası cenaze törenlerinde ölenin ardından okunan hali olan “Sagu” şiirlerinden bu yana dönem dönem, özellikle de dinsel ögelere bağlı olarak değişimler yaşamış olsa da, öz olarak ölen kişinin karakterine, yaşantılarına vurgu yapan içinde nasıl öldüğünü de barındıran, genellikle de ezgili olarak okunan yas şiirleri olmuştur.
Sıradan kişiler yahut kahramanlık gösteren birilerinin ardından da yakılmıştır. Ama bunlar sadece ulusal savaşlarda, uğraşlarda, gazalarda yakılanlarla sınırlı değildir. Yahut Türklerin ağıtları sadece Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Batı Trakya, Orta Doğu, Yemen örneği varsa Arap Yarımadası ya da mevcut coğrafyamız Anadolu’da yakılmamıştır. Bir de nedense göz ardı edilen Kıbrıs adasında da Türklerin ağıtları vardır. Hele ki bu ağıtlardan biri vardır ki, bir yiğidin arkasından yakılması dışında, antiemperyalist ögeleri de taşımaktadır.
Bilindiği üzere, 2. Abdülhamit Devri’nde Kıbrıs adası, Kafkasya’da yaşanan problemler sebebiyle, koruma altında kalması için İngilizlere kiralanmış ve kiralama sürecinin dahilinde, Birinci ve İkinci Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı ve sonrası mağlubiyet sebebiyle İngilizler tarafından ilhak edilmiş ve Kıbrıs bir İngiliz sömürgesi ya da Britanyalıların tabiriyle Kıbrıs Kolonisi kurulmuştur.
Kıbrıs’ta yaşayan, Türkler, Rumlar, Maronitler dışında adaya İngilizler de yerleşmiş ve koruma bahanesiyle aslında Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’nın güvenliğini elinde tutup, bölgeye en yakın stratejik bölge olan Kıbrıs’ı kiralayan Britanyalılar, Kıbrıs’ta da yoğunlaşmaya başlamıştır. Tabi ki Osmanlı Dönemi’nden kalma ve daha öncesinde de Arap işgalleriyle gelip adaya yerleşen Arap nüfusu da vardır.
İşte bu Arap kişilerden birisi de Arap Ali’dir. Arap Ali, Mağusa Limanı’nda çalışan bir liman işçisidir. Tabi ki bu sıfatıyla Arap Ali, aslında konumuza işçi, emekçi başlıklarını da koymaktadır. Ama işçi, emekçi kavramının bir ötesine de Arap Ali’nin bazı özellikleri bizi getirebilmektedir. Arap Ali, işini yap, görme, duyma, denileni uygula tarzı bir liman işçisi değildir. Arap Ali, haksızlığa başkaldıran, işçiyi ezmeye çalışan kaptanların ve ustaların da karşısına dikilen bir kişiliğe sahiptir.
Hatta öyle bir isyankâr karaktere sahiptir ki, uslansın diye Seniha adında bir kızla genç yaşta evlendirilir ki belki evlenip, çoluk çocuğa karışında durulur diye. Evlendikten sonra genç yaşta üç çocuğu da olsa Arap Ali’nin karakteri değişmez.
Zaten Mağusa Limanı çevresinde de bu gibi olaylarla ve isyankarlığıyla bilinen Ali’nin bir diğer yarası da, ne kadar belli etmese de içten içe belli ki onu yemektedir, yaşadığı toprakların sömürge durumunda kalması ve adalıların kendi topraklarında, uzak diyarlardan gelenler tarafından yönetilmesidir.
Elbette 1960lı senelere kadar olan dönemde her Kıbrıslı, İngiliz pasaportuna da sahip olmuş ve bu sömürgeleşmeyi olumlu olarak da kullanmıştır. Bunlara örnek bazı olaylar şunlardır: İngiliz pasaportu sayesinde “Commonwealth” adı verilen Britanya Krallığı’na ait sömürge ülkelerde yaşama, çalışma, okuma hakları. İngiliz sömürgeleri ve Ada Krallığı arasında serbest ticaret anlaşmaları ve bu gibi çeşitli imtiyazlardan söz edebiliriz. Tabii eğitim alanı sanırım buradaki avantajların başında geliyor olsa da kendi ülkesinde, ne kadar kendi dilini konuşuyor olsalar ve kendi okulları mevcut olsa da yönetsel olarak Britanya Krallığı’nın istediklerini yapılması ve onların tek söz sahibi olması özgürlük alanını da kısıtlamıştır. Sonuçta bir sömürge ülkesinin vatandaşlarıdırlar ve herkes de Krallık için çalışmaktadır.
İşte Arap Ali de bu sömürge vatandaşlardan birisi olarak yaşamını sürdürmekte olan Limasol ya da Kıbrıslı Türklerin tabiriyle Leymosunlu Kıbrıslı Türklerden biridir. Mağusa da günümüzde 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Gazi Mağusa olmuştur, liman işçisi olarak çalışan ve çok büyük varlığa sahip olmayan, geçinmeye çalışan diğer her işçilerden biridir. Kıbrıs’ın genel özelliklerinden birisidir ki akşamları içki içmeyi severler. Günümüzde de bu sürmekte olan bir gelenektir. Özellikle de meyhane geleneği Kıbrıs’ta eski zamanlardan bu yana yaygın bir gelenektir. Genellikle çalışan kişiler, işleri ya da mesaileri bittikten sonra meyhanelere, hem eğlenmeye hem de sosyalleşmeye gitmektedirler. Liman işçilerinde eski dönemlerden beri bu meyhane geleneği hep de vardır.
Tabii ki İngilizlerin de “Pub” adını verdikleri, birahane olarak tercüme edebileceğimiz bir bar ya da bizim meyhane kültürüne yakın bir kültürü vardır. İşte bu meyhane gecelerinden birinde Arap Ali, içkisini içerken, meyhanede eğlenen ama eğlenirken de meyhanedeki Kıbrıs’ın yerlisi halka eziyet edip, onlarla dalga geçen başka bir İngiliz sömürgesi olan Hindistan’dan gelen Hintli İngiliz askerleriyle bir şekilde takışır. Onların insanlara yaptıklarına meyhanede karşı koyar ve yedi Hintli İngiliz askerleriyle atışır.
Ertesi gün, Ali limanda çalışmasını bitirdikten sonra yine meyhaneye giderken, meyhanenin önünde dün kavga ettiği yedi Hintli İngiliz askerinin, ellerindeki silahlar ve o silahlara takılı süngülerle onu beklediğini görür. Bir şey olacağından emin olsa da yiğitliyle ve korkusuzluğuyla bilinen Arap Ali meyhaneye yürüyüşünden vazgeçmez. Bu askerlerden birisi Ali’ye doğru hamle yapar ama Ali güçlü yapısıyla onu yere indirir. Bunu yumruğu bahane eden diğer altı asker de olaya müdahil olur ve Ali’yi süngülemeye başlar. Bu süngü darbelerine rağmen onlarla boğuşmaya devam eden Arap Ali, ilk başta yere serdiği askerin hınçla ona sapladığı süngü darbesiyle artık dayanamaz hale gelir.
Artık kan kaybından baygın hale gelmiş olan Arap Ali’yi bu askerler, sömürge halklara ibret olsun, kimse otoriteye ve onun en küçük yapısı olan erlere dahi başkaldıramasın diye sürükleye sürükleye Mağusa Limanı’na getirirler ve meydana sererler. Olayı duyan karısı Seniha ise koşarak kocasının kanlı bedeninin olduğu meydana gelir ve yanına oturur. Arap Ali son bir dermanla karısına:
“İskele’den çıktım yan basa basa, Mağusa’ya vardım kan kusa kusa,
Mağusa Limanı, limandır liman, beni öldürende yoktur din iman” dediği rivayet edilmiştir.
Karısının da buna karşılık:
“Uyan Ali’m uyan, uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun” dediği söylenmiştir.
Rivayet odur ki bu sözleri duyan halk arasında bu sözler yayılmış ve mevzubahis ağıtın da temel sözleri haline gelmiştir.
Mağusa Limanı türküsü olarak bilinen ama yerelde Arap Ali Ağıtı olarak anılan bu ağıtın ülkemizde bir tek versiyonu bilinse de tek versiyona sahip değildir. Belki ezgisel olarak aynı olsa da şiir olarak farklılıklar göstermektedir.
Ülkemizde ve Türkiye üzerinden yayılan türkü versiyonun sözleri şu şekildedir:
Mağusa Limanı limandır liman (aman aman) (x2)
Beni öldürende yoktur din iman (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
İskele’den çıktım yan basa basa (aman aman) (x2)
Mağusa’ya vardım kan kusa kusa (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Mağusa Limanı’ndan aldılar beni (aman aman) (x2)
Üç mil uzağına attılar beni (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Bu versiyon ülkemizde ve bizden yayılacak şekilde bilinen Arap Ali Ağıtı’nın, Mağusa Limanı’nın sözleridir. Bu hale yakın ama yerelde okunan bir başka versiyonu da şudur:
Magusa Limanı limandır liman (aman aman) (x2)
Beni öldürende yokdur din iman (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
İskele’den çıkdım yan basa basa (aman aman) (x2)
Magusa’ya vardım gan gusa gusa (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Ölür oldum hey hey bak neler oldu (aman aman) (x2)
Elbiselerim da gan ile doldu (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Magusa Limanı’ndan aldılar beni (aman aman) (x2)
Üç mil uzağına addılar beni (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun
Bu versiyon, İngiliz arşivlerinden elde edilen ve söyleyeni belli olmasa da yani anonim olsa da Zehra İbrahim tarafından derlenen versiyondur. 1979 senesinde “Kıbrıs Türküleri ve Oyun Havaları” adlı kitapta yer alan versiyon da budur.
Yine aynı kitaptan elde edilen başka bir versiyon ise şu şekildedir:
Meyhaneden çıgdım sağ selamed
Yan tarafıma bagdım kobdu gıyamed (x2)
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yeni gamlara da dayanmaz oldun
Meyhaneye girdim üş gonyag işdim
Düşmannarı gördüm gendimden geçdim
Yedi süngü yedim sekizde düşdüm
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yeni gamlara da dayanmaz oldun
Meyhaneden çıgdım yan basa basa
Ciyerlerim döküldü gan gusa gusa
Ölümüme sebep oldu Magusa
Uyan Alim uyan uyanmaz oldun
Yeni gamlara da dayanmaz oldun
Bir başka ve çok daha az bilinen versiyonu ise, daha ağıt özellikleri taşıyan ve ilginç şekilde sitemkarlıkları da içeren, Sonay Kuyucuoğulları versiyonudur. Bu versiyonun şiiri ise şu şekildedir:
Bohçamı aldım çıktım, karım dedi gitme
Ya gelirim ya gelmem sakın merak etme
Meyhaneye vardım üç gonyak iştim
Düşmanları gördüm gendimden geçtim
Yedi süngü yedim sekizde düştüm
Uyan Arabalim uyan uyanmaz oldun
Yediğin süngülere dayanmaz oldun
Meyhaneden çıktım yan basa basa
Ciğerlerim döküldü gan kusa kusa
Beni canımdan etti ah o Magusa
Uyan Arabalim uyan uyanmaz oldun
Yediğin süngülere dayanmaz oldun
Magusa Denizi limandır liman
Yedi mil açığında yatarım aman
Ağlarım inlerim yok mudur duyan
Uyan Arabalim uyan uyanmaz oldun
Yediğin süngülere dayanmaz oldun
Selam edin anneme kına yaksın eline
Ali’sin öldürdüler vadı geldi yerine
Üç çocuğum var benim aslın gendi evine
Senihamı göndersin geri gendi köyüne
Sonuç olarak, ta İlk Türklerden bu yana gelen sagu, ağıt şiirlerinin bir başka ve göz ardı edilenlerinden biri de Arap Ali Ağıtı olan ve Mağusa Limanı türküsü olarak bilinen, Arap Ali’nin ölüm hikâyesini anlatan ağıttır. Arap Ali ağıtının en önemli özelliklerinden biri de en az Gazavatname ve Yapay Destanlar kadar mücadele içermesidir. Ne kadar yapma destanlar özellikle kahramanlıklar içerse de belli oranda; özellikle de Kurtuluş Savaşı’yla ve Çanakkale Savaşları’yla ilgili olanlar, antiemperyalist ögeler içermektedir. Ama ağıtlar için Türkiye’nin 60’lar ve 70’lerde siyasi dönemlerinde yazılan ağıtlar haricinde, Türk Edebiyatı’na antiemperyalist bir ağıt olarak kayda geçebilecek ilk ağıdır Arap Ali Ağıtı’dır. Arap Ali Ağıtı sadece bir kişinin ardından yakılmış bir ağıt değil, aynı zamanda antiemperyalist bir Kıbrıs edebi eseridir. Bu eser alegorik olarak da Kıbrıs içinde yer alan halkların sömürgeciliğe karşı mücadelelerini ve toplumcu gerçekçi ögeleri de içermektedir. Bu sebepten dolayıdır ki Arap Ali Ağıtı çok çeşitli sosyopolitik ögelerle okunmalı ve yorumlanmasında da bu tavır ele alınarak gerek şiirsel, gerek müzikal olarak işlenmelidir.
GALİP UÇAR
Yazı 19 Şubat 2023 tarihinde OGGİTO dergisinde yayınlanmıştır
04.04.2023 tarihinde Daima Edebiyat dergisinde yayınlanmıştır
okuma linki: ARAP ALİ AĞITI