GÖZÜMDEN 21 ARALIK (KKTC’de Şehitler
Günü)
Geldiğim yerde; İstanbul’da aralık ayları çok soğuk olur.
Kar yağar, yağmurun aşırısı yağar, tir tir titrer insan. Buralarda Kıbrıs’ta
ise bize göre ılıman geçer aralık ayları. Ama hiçbir aralık, Türkiye’nin hiçbir
yerinde sizin 1963 Aralığı gibi üşmedik, tir tir titremedik.
Dayımın adındaki Cengiz, şehit Cengiz Topel’in isminden
gelmedir. Cengiz Topel’in şehit edildiği gün doğmuş dayım. 1960lı yıllarda
doğan birçok kişinin adı da Cengiz'dir. Kuzenlerimin ismindeki Barış ise 1974
Barış Harekatı esnası ya da sonrasında doğmalarında dolayı. Yine 1974’te Kıbrıs
Barış Harekatı’nı başarıyla gerçekleştirip, Kıbrıs Türkü'nün yanında olan ve
adaya barış getiren Bülent Ecevit’in ismi de verilmiştir çocuklara. O
dönemlerde ülkemdeki insanlar, barış harekatını selamlamak için hep gök mavisi
gömlekler giyinmişler, Ecevit’in açıklama yaptığı gömlek gök mavisi diye. Tabi
ki kızların da çoğunun ismi Ayşe Tatile Çıktı parolasından ötürü Ayşe olmuş.
Yani iki ülkenin acısı birlikte yaşanır, zaferi de hep beraber kutlanır. Şarkıları,
türküleri hep ortaktır. Hatta ne acıdır ki dost meclislerinde, mutlu anlarda
çalınan “Bekledim de Gelmedin” ve “Bir Gece Ansızın Gelebilirim” şarkıları
adadaki iki toplumun birbiriyle alay etmesi yahut tehdit etmesi gibi savaşı
tetikleyen unsurlar olarak kullanılmıştır. Oysa sanat; özellikle de müzik ve
edebiyat ne kadar insancıl ve barışçıldır. Ümit Yaşar’ın artık şiirlerin barış
içinde okunması zannederim ki kendi ruhunu da huzur içinde tutuyordur.
Az önce bahsettiğim
isimleri söylememin nedeni de şudur ki:
ben dayımın isimlerinden bir tanesi olan Cengiz isminin nereden
geldiğini öğrendiğimde, Kıbrıs’ta neler olduğunu araştırmaya başladım. Tabi
Cengiz Topel’in önce esir sonra şehit düşmesi ve ardı ardına birçok bağlantılı,
Kıbrıs Olayları ve Mücadelesiyle ilgili yeni başlık eklendi merak alanıma. Ama
bir ağustos akşamı, hava çok ama çok sıcakken kanımın donuşunu ve yaz gecesi
nasıl üşündüğünü sadece “Kanlı Noel” belgeselinde yaşadım.
Savaşlar kötüdür.
İnsan ki; iki insanın birbirine aşık olup, onların aşkından doğmasıyla
yaratılmıştır. Böylesi aşkla doğan bir varlık nasıl olur da vahşet, katliam
yapabilir. Günahsız çocuklar nasıl, henüz kendini savunamayacak kadar küçük
bebekler nasıl olur da öldürülür? Ben insanoğlunun kirli yüzlerinden birini o belgeselde
gördüm. Yaz günü bebeklere kıyan merminin soğukluğunu içimin derinliklerinde
hissettim. Hiçbir aralık soğuğunun, bir kalleş merminin demirinin soğuğu kadar
soğuk olamayacağını o gün anladım. Aşkla doğmuş bir insanın nasıl sevgisiz ve
zalim olabileceğini daha çok sorguladım o gün. Savunmasız bir halkın nasıl daha
dün komşu gördüğü, o açken tok yatmadığı, bahçede sohbetler ettiği kişilerden,
içten içe kinle beslenip de yok edildiğini gördüm.
Şimdi Kıbrıs’ta gökyüzüne bakıyorum. Gök mavi rengin umuduna,
gök mavi rengin özgürlük hissine, gök mavi rengin huzuruna ve Girne Kıyılarında
beyaz güvercinler uçuşuyor. Ne mutlu insana, ne mutlu insan olana. Ne mutlu
özgürce, kardeşçe yaşayabilen insanlığa. Barış ismi ne güzel bir isim! Hele ki
böylesi kalleş bedeller vermiş, insanlığın kendinden utandığı yıllardan sonra
ne güzel! Bir Akdeniz güneşi gibi Barış ismi insanlığın içini ısıtıp, o kan
donduran günlerden sonra ne güzel bir huzur veriyor insana. Böylesi kötü,
kalleş, hain aralıklar yaşanmasın bir daha…
GALİP UÇAR 2018