Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2026 Cumartesi

GALİP UÇAR'IN VARYASYON KALEMLER ADLI EDEBİYAT SİTESİNDE YAPTIĞI RÖPORTAJ

Yazar Galip Uçar'ın, Varyasyon Kalemler adlı edebiyat sitesi ve dergisiyle yaptığı kitapları üzerine Röportaj aşağıda linkte yer almaktadır. 


İçerik: 

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Malatya asıllı bir ailenin İstanbul doğumlu çocuğuyum. Klasik 80lerde darbe sıkışıklığında doğmuş, 90ların o safiyane yeni arayış dönemindeki geçiş dönemini yaşamış ve nihayetinde Milenyum kırılması ve yozlaşmasını da gençliğinde hissetmiş klasik bir insanım. 2008 senesinde Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduktan sonra 2009’da öğretmenlik yaşamım başladı. 2010’da Eğitim Yönetimi ve Denetimi yüksek lisans programını ardından da Tarih ve Kültürel Miras ve Turizm lisans programlarını da bitirdim. Bu üçünün birbirini tamamlayıcılığıyla da kültürel olarak kendimi donatarak öğretmenlik ve eğitmenliklerimde öğrencilerime, on sekiz senedir, bilgi vermeye devam ediyorum.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Lise yıllarında çok da etkili olmayan yazılar olsa da tabi ki Türkoloji bölümünü bitirince yazarlık etkisi altında oluyorsunuz. Editör ve eleştirmen olarak da yetiştirilseniz de o birikim ve sürekli okuma halleri biraz da ilgi varsa sizi yazarlığa itiyor. Lakin daha çok coğrafî bazlı anlaşılmama ya da anlaşılmayanları anlatabilme derdine düşme yazmaya daha çok yönlendirdi. Düşünün ki ötekiyi, anlaşılmayanı, dışlananı yahut sıradan yaşayan ve hayattan beklentisi kalmamış ümitsiz birini anlatıp onun varlığını gösteriyorsunuz. Bu bambaşka bir misyon. Yahut görülmeyen küçük ayrıntıları göstermek, sezdirmek, fark ettirmek.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Tam olarak edebi metin diyebileceğim eser, Yeditepe Üniversitesi’nde bir derste ki Hilmi Tezgör’ün dersiydi, ona da selam olsun, Ukraynalı bir ailenin, kadının adı Daria adamın adı Anatoli’ydi, durum hikayesiydi.

4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Öncesinde şiirler yazıyordum ama hikâyede iddialı olduğumu düşünmüyordum. Deneme yeteneği olabilecek yazar olarak arada sırada yazarım diyordum. O hikâyeyi yazarken de sonra okuduğumda da, gelen tepkilerle de “yahu oluyormuş demek” diye düşünüp şu an 3 hikâye kitabı sahibi ve çeşitli dergilerde hikâyeleri çıkmış biri olarak karşınızdayım

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

İlla ki vardır. Yazar illa ki kendinden katıyordur. Tekrar eden temalar Toplumcu Gerçekçi bir yazar olmam sebebiyle illa ki var. Halkı halkın dilinden halkça anlatıyorum. Onların dertleri, yaşamları devam ettikçe de farklı şekillerde devam edecektir.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Karakterler elbette yazarlardan parçalar içerir. Tamamen kurgu bir karakter olabileceğine inanmıyorum. İnsan illa ki kendini katıyor. Bulduğum değil varım

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım 2023 senesinde Mart ayında çıkan İmsomnik Gecelerin Öyküleri ki yakın zamanda ikinci baskıya da geçti. 2008 ile 2022 arasında yazdığım öykülerden oluşuyordu. Sonra Öğretmenlerden Hikâyeler adlı ağırlığımı koyduğum, editörlüğü ve yayımcılığı da benim olan ama piyasaya sürülmeyen, kolektif bir kitap çıktı. O dönem çalıştığım okulda ve çevresindeki okullarda çalışan öğretmenleri ikna ettiğim bir projeydi. 2025 senesinde Yokluğunda adlı şiir kitabım çıktı. 2024 Eylül’ü ile 2025 Şubat’ı arasında yazdığım şiirlerden oluşuyor. Hepsini Caddebostan Sahili’nde yazmıştım. İçinde toplumcu gerçekçi öğeler olsa da İkinci Yeni’ye daha yakın şiirleri içeriyor. 2026 senesinin Mart ayında ise iki kitabım çıktı. Bunlardan biri, on senenin üzerinde eğitimini verdiğim Diksiyon, Sunuculuk, Spikerlik dersinde ve sonrasında öğrencilerin tavırlarını ve tepkilerini gözlemleyerek, ihtiyaçlarına yönelik hazırladığım 10 bin metnin 1000 adedinden oluşturduğum ve içinde teorik bilgilere de sahip olan Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri eğitim kitabı ve de ailemin kökeninin geldiği Malatya ve kültürünü, dilini içeren Malatya Hikâyeleri adlı öykü kitabım.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Hepsinde illa ki ben varım, anılar var, yaşanılanlar var, gözlemler var. Ama Malatya Hikâyeleri, köklerime, kültürüme ve memleketime olan bir armağan. Özellikle de deprem sonrası yıkılan ve ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin, ta Aslantepe’den bu yana gelen o kültürünü, yaşam stilini, sıradan olaylarla nakşetmek istedim. Dilini elbette. Yöresel diyalogları da içerdiğinden Türkoloji kökenim de eserin içinde etkili

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Ben ilhama pek inanmıyorum. Ne kendisine, ne perisine. İçsel bir yetenek, bir şeylerle tetikleniyor ve beyin, ürettiklerini parmak uçlarına sinirler aracılığıyla yönlendiriyor ve o trans halinde ki gerçekten hayattan kopuyorum yazarken, eserler ortaya çıkıyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Fikri bir durumsa, o ideolojiyi savunma ve hayatta tatbik içgüdüsü. Kurgusal durumda ortaya konmuş fikir ise insanlığa onu anlatmak gerekliliği. En eski zamanlardan bu yana edipler aslında hikâye hatta masal anlatıcısı değil mi? Destan dönemini düşünün, yazının olmadığı dönemleri. Bir destancı gelip, bir meydanda olanları anlatmıyor muydu? Bu sayede insanlar dostunu, düşmanını bilmiyor muydu? Hadi her şeyi bırakalım daha önceye gidelim. Duvar yazıları daha doğru haliyle duvar resimlerine. Mağaraya ne için çizildiler? Bir derdi anlatmak için, bir şey duyurmak için. Yahut bir şeyi öğretebilmek için…

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Rutinim yok. Bir anda geliyor ve ben yazıyorum. Bunun için teknolojiye de aşırı müteşekkirim. Hemen başımın ucunda duran telefonu alıp, gece aklıma gelen bir şeyleri not alabiliyorum. Yine aynı telefonun not bölümüne yanımda kağıt olmadığı herhangi bir yerde eserleri kaydedip hatta yayınlayabiliyorum. Rutin olmayı bırakın bazen kendime “bir dur” diyerek rutini kırmaya yönelik daha az üretmeye yönelik çabam bile var. Bu okuyucuya bu kadar eser sunmak nasıl gelirin bir önyargısal durumu. Bazen akla hayale sığamayacak sayıda gün içinde yazı çıkabiliyor.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Genellikle gece vakitleri ondan sonra da gurub vakitleri yazmak iyi geliyor. Gecenin tek kötü yanı uyur uyanık halde üşenip de yazmadığım ve sabah unuttuğum projeler oluyor. Yüzlerce böylesi gitmiştir.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Genellikle zorlanmıyorum. Eskiden ev ortamı yahut çevre diyebilirdim ama teknoloji sayesinde bu aşıldı. Tabi ki tekrara düşmeme kaygısı illa ki vardır. Bu zorlayıcı bir unsur olabilir.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Olmuştur. “Aman ne uğraşacaksın” diye birkaç kere demişimdir. Sonrasında iki, üç yazı çıkmıştır ama

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ben toplumu, toplumdaki gerçekleri anlatırım. Yahut fütüristik eser yazdıysam, toplumda ne gibi deformasyonlara yol açabileceğini içinde barındıran ama ihtimali büyük kurgularla yazarım. Bireysel şiir ya da hikâyem de vardır ama mesele insan oldukça bir insan, bir halkın parçası ise ve o halk, bir yerin toplumuysa toplumculuğu barındıran eserler ve insanı insana anlatan konular ve mesajlar vardır. Bir zaman, bir kişi “İlla bir şey anlatmak, bir ders vermek zorunda mı?” diye sorduğunda öyle içimden geldiğince ve aslında benlik olmayan dörtlükleri de not aldım. Onlar da kitap olacak halde basımlarını bekliyorlar. İçerikleri ya da oluşumları “hiçbir şey anlatmamak” üzerine olsa da illa bir şeyler anlatıyorlardır.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Ne hissettiler, ne betimledilerse o. Ders almasınlar ama bazı farkındalıkları da metinden edinip, hayatta gözlerine yeni şeyler illa ki çarpsın. Bakmasınlar, görsünler.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Zorunda değiller. Ben asla zorlamam. Bir nedeni de yok. Ama illa bir neden gerekiyorsa fark edemediklerini fark etmek, bakıp da görmediklerini görsünler, bilmediklerini aysınlar diye belki.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Ben benim, onlar kendileri. 9 milyar insan, içinde ikiz, üçüz kişiler de var ama hepimizin bedeninde organlarımız özellikle beyin ve yüreklerimiz ayrı. Bende benim yüreğimin süzgeci ve beynimin yaratıcılığı var. Önemli olan da zaten bu özgünlük

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Hayat yaşanır, yaş aldırır. Gün doğar, gün yaşanır, gün biter. Lakin gün içinde öylesine yaşamak da vardır, bazı şeyleri görüp, anlamlandırmak da. İşte bu cesareti edebilmeliler. Empati önemli. “Neden acaba?” sorusu, “Niye yapmış olabilir ki?” sorusu da önemli. Her verileni öylesi kabul etmemek lazım. Kişisel özgürlük alanına saygı önemli olmakla beraber sıradan kopup, kara koyun olmak lazım. Sırada beklerken kafayı şöylesi bir dışarı çıkartmazsan, sıranın sonunda ne var? Trafik neden tıkalı? Bunları anlamadan sadece bekleriz. Bakmaya değil görmeye, anlamaya ve sorgulamaya çalışsınlar. Bazen ulu çıkar, kutsal ağaç dedikleri ve tapındıkları bir fiskeyle yıkılacak çürük odun parçasından ibarettir. Bunu bilsinler

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Cesaret et ve üşenme

20 Mayıs 2026 Çarşamba

USLANACAK

 Yağmur yağıyordu yüreğime

Oysa yaz düşleri kurduran 

Mayısın herhangi bir günüydü

Ben ki gözlere aldanmayı bırakmış

Sözleri umursamaz olmuştum

Renklerin önemi kalmamıştı

Ha bir kafe melange

Ha bir Türk kahvesi

Hepsinin tadına varmıştım

Aldanmıştım

Uzaklarda ihanet buluşmaları

Hain kurgular

Öylesine yaşıyorlar sanıyorlardı oysa

Yaz gelecekti

Deniz kıyıları

Kumsallar ve güneş

Kim derdi 

Yağmur damlalarının halkaları yayılacak

Yüreğim suskunluğa karışacak

Bir daha hiçbir renge aldanmamak üzere

Uslanacak


GALİP UÇAR                                     MAYIS  2026

Şiir 20 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

USLANACAK



16 Mayıs 2026 Cumartesi

HAFIZA ADİL DEĞİLDİR

 seslendiren : Galip Uçar müzik : Galip Uçar / GELEMİYORUM alıntı: Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri / Galip Uçar


14 Mayıs 2026 Perşembe

80 Eylülü

 Az önce

Şadlık havası esen evde
Sesler kesilince
Hazin ve sessiz odada
Bir anne
Ellerini dizlerine koyunca
Yüzünde bir endişe
Gözlerinde teessür
Kim der ki az önce
Gülüp eğlenen bu kadın
Neden böyle üzgün
Dudakları titrek
Gözleri yaşlı diye
Demincek giden çocuğunun
Ümitsizlikle dönüşünü beklemekte
Oysa küçük kızı akşamleyin
Okulda defterindeki notları gösterirken
Taktir edip koskocaman gülmekte
Gururla sayfaları görmekte
Mutlu olmaktaydı
Şimdi
Nasıl bağrına basacaktı
O yavrucağı gözyaşlarını durdurup
Baban gelmedi
Şüphesiz gelemeyecek de
Bulaştı ya bu müsibet
Dönemeyecek
Nasıl diyecekti
Baban
Ya kayıplara karışacak
Ya boynunda yağlı urgan
Bir şafak vakti asılacak
Yahut bir işkencehanede
Bitkin bedeninde kalbi duracak
Yahut ciğerleri bitene değin
Şu duvarların demirlerin ardında
Eriye eriye kalacak
Nasıl diyecekti
Ülkesini sevmenin cezası bu diye
Babanı bir daha görememek
Yurt sevdasının bedeli diye

GALİP UÇAR.          MAYIS 2026   ÇAPA

Şiir 15 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




12 Mayıs 2026 Salı

DEVR-İ YIL

 Ben

Ölüleri serpiştire serpiştire
Yürürürken
Paralel topraklara
Birden
Şu gri asfaltın dibinde bitiverdi
Papatya
Ak teni yaprak narini
Sarısı sırma incesi
Dalları yeşil bakar
Gün dediğin geçip gider
Devr-i yıl dediğin sabit
Her defasında beni yakar
Belki iyi geçmiştir de
Hissettirmez kavlini bana
Ben giderim bir menzile de
Bodur mor çiçekler beni kucaklar

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026



5 Mayıs 2026 Salı

O YERDESİN

 Bazı zamanları anlatması zordur

Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağındaBazı zamanları anlatması zordur
Ben ki
Kendimi bildim bileli
Her şeyini sevdiğim
Güneşin en güzel doğduğu yerdesin
Uçsuz bucaksız
Yeri doldurulamayan
Kutsal bir sır gibi ruhuma saklanan
Yeşilin en güzel baktığı
Sarının sırma sırma dalgalandığı
Mal mülk dünyanın bilirim
Gördüğüm kadarıyla kalırım
Dilimdeki lezzet
Dağarcığımdaki anılar
Gündür mutlu olurum
Gündür sessiz geçip gider
Ufuktan bir bulut geçer
Görür seni toprağında

GALİP UÇAR.       MAYIS 2026

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



30 Nisan 2026 Perşembe

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

YÜREĞİNİN EŞLİKÇİSİ

Konunca parmağına
Sırma saçlı, güzel ötüşlü
Altın rengi bir kuş…
Sesini dinle, sırtını okşa
Sar sarmala, gagasından öp

Anlatsın sana sevdayı,
Aşkın büyüsünü;
Yüksek dağları,
Derin gölleri,
Yeşilin en yeşilini,
Sarp kayalıkları,
Yarları, uçurumları,
Memleket memleket geldiği yolları,
Yorgunluğunu ve mucizeleri…

Bakmaya doyama
O gizemli gözlerine;
Altın kanatlarında sakladığı
Mutluluğu sunsun ellerine—
Bırakma…

Kaybetme vakti değil artık şimdi.
Işık saçan güzelliğiyle
Bilinmez diyarların kraliçesi
Şimdi parmağında

GALİP UÇAR.           NİSAN 2026 

Şiir 30 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




27 Nisan 2026 Pazartesi

VAY KARADENİZ

                   VAY KARADENİZ


Kuğu değildir
Şu deli nehirlerde gezen
Dağlarda uçar serseri bir atmaca
Sarışın çiçekler açar
Sarp kayalardan yaylalara doğru
Bulut çeker de yine uykusuz
Vay yeşiline yandığımın
Gözlere öylesi güzel mi düşersin
Ve her çay tanesi
Yeşil değil mi
Kara kaderine bürünmezden evvel
Sırtlarında örme küfeler
Allı şalını kuşanınca kadınlar
Bakış bakış isyan değil mi
Bu yayla kadar yüksek dertlerine
Teslim olunmuşluğun soluk beyazı teniyle
Vay Karadeniz
Sana radyoaktif yağmurlar yağdı da
Yine bin verdi toprağın milyon verdi
Ve baskınlarla kuşatıldığında kentlerin
Teslim olmak bilmezken yiğitlerin
Sürmene çakısından daha keskin
Taraçalardan daha uçurum yürekleriyle
Onlar gidince artlarından
Göğsüne saplanınca
Çöl topraklardan gelen ihanetlerin
Ve senin düşündüklerin saçılıp da
Dalga dalga kıyılara
Yutunca hepsini kapkara deniz
Sen dilsiz ahalin dilsiz
Böylesine yuvarlanıp düşmedin mi
Oysa
Sert vururdu topukların
Horon ile ezerken yeşil çimleri
Ve tüfeğin tetiğine sert basan parmakların
Kardeş kardeş tutardı diğer elleri
Sarp ve zorken dağa giden yolları
Taş köprülerinde fırtınalar koparken
Şimdi niyedir böyle anılman
Tam da saat on iki vururken
Sen de vururdun gaybananın alnından


GALİP UÇAR.          NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 27 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



VAY KARADENİZ


25 Nisan 2026 Cumartesi

UYANIŞ

 Kış günleri bitmek üzereyken

Bir sabahın erken vakti
Gömüldüğüm yastığımdan
Kalkıyorken başım
Kulağıma bir şeyler fısıldandı

Hoş geldin rüyana günaydın
Hoş geldin şimdi vaktidir baharın
Bak bilmediğin şeyler seni bekliyor
Yeryüzünde çimenler
Renk renk çiçekler uyanıyor

Odadaki yalnızlığım
Sessizliğime karışıyor
Dağılmış yatağımda
Hafif uyuşmuş ayağım
Beni oraya doğru kaldırıyor

Rüyama hoş buldum
Vaktiymiş anladım şimdi baharın
Öğreneceğim kim bilir neler var
Çimen kokuları
Kaç bin rengini bilmediğim çiçek

Dokundu tenime rüzgar
Göz kapaklarımı iyice kaldırdı
Rüya gerçeğe döndü
Çekti beni içine
Kaybedeceğin şeyler var kazanacakların için

Huzurumu kaybettim
Yeni mutluluklarım için
Sakinliğimden vazgeçtim
Maceralara girsin
Aşklarla çırpınsın diye kalbim

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 25 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



21 Nisan 2026 Salı

ANLATIRKEN YOKLUĞUMDA VARLIĞIMI

 Fotoğrafları hatıraları boşver

Sokakları

Yığın yığın insanları

Tramvay yollarını

Kebapçıdan gelen kokuları

Markette şarap şişelerini çikolataları

Arabalarım trafiğini

Trafik lambalarını

Soda şişelerini ve içindeki limonu

Yokuşları

Kaldırımları

Boş dükkanları

Bunlardan nasıl uzak kalacaksın

Anlatırken hepsi yokluğumda varlığımı


GALİP UÇAR           NİSAN 2026

Şiir 21 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



18 Nisan 2026 Cumartesi

ARAFIM

 Ar ile sorguladım kendimi

Yüzleştim

Af diledim ihanetlerime

Karakterimden

Bundandır işte dedim ona

Bundandır

Arafım


GALİP UÇAR      NİSAN 2026


Şiir 18 Nisan 2026 tarihinde  Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır 

ARAFIM





9 Nisan 2026 Perşembe

MALATYA HİKÂYELERİ

 


GALİP UÇAR'ın Malatya'nın çeşitli yerlerinde geçen, Malatya diline ve sosyolojisine de rastlayacağınız MALATYA HİKÂYELERİ adlı hikaye kitabı yayındadır. 

İnternet kitapçılarından temin edebilirsiniz


KİTAP SATIŞ LİNKİ : MALATYA HİKAYELERİ SATIN ALMA

5 Nisan 2026 Pazar

YAKUT

 

                                                                               YAKUT

                Uzun yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.

                Büyük kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı. Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir gömlek.

                Tabi bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı, yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı. Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.

                Kızı ve torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.

                Okula vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.

                Gösterilerin başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.

                Torununun gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.

                Sahneye yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı kolyeydi. Hatta bu kolye…

                Tam da o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene.  Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi. Tabi kızı da arkasından koştu.

                O yaşlı ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa geçiyordu.

                Tam ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp, kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:

-“Durun, durun!”

-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”

-“Anne iyi misin?”

-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel kızım bende de var o taştan.”

-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”

-“Doğduğundan beri ha!”

-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”

-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”

-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”

-“Olur baba.”

                Kız ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak bir yere geçip konuşmaya devam etti:

-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”

-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun değil mi?”

-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten sizin çocuğunuz değil mi?”

-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”

-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”

-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.

                Apar topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp, daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye gittiler. Akıllarında bin bir soru…  


GALİP UÇAR


Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır



ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


25 Mart 2026 Çarşamba

KENDİNİ ÜZMEYE KORKAR

 Hani bir martı kadar hür

Ama bir o kadar deniz bağımlısı tutsak
Hani insan içinde gayrî ihtiyarî
Yaşar ya bir şeyleri
Amaçtır mutlu ve rahat ettirmek sevdiğini
Bir yandan da koşullarını kendince uyarlayarak
Kendine adapteli bir huzur
Gelecek daha belli değilken
Bir an ötesi kesik soluk kadar yakın
Ömür kadar uzakken
Düşleri kurmak için şimdiyi yok etmek
İsyan ederken bir şeylere
Bir yandan da tutsaklıktan korkarak
Geri çekilecek en iyi konumda durmak
Sözde yanında olmak
En yalnız bırakarak
Bir martı zarafetinde güzel
Bir martı açlığında vahşi
Bir martı bencilliğinde
İşte böyledir insan
Sevdim der de
Kendini üzmeye korkar

GALİP UÇAR MART 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 25 Mart 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



6 Mart 2026 Cuma

BU HAYAT SENİN BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL SEVDİĞİM

 Sen hayatı pembeye boyarım sanırsın

İstersen güneşi kendine döndürürsün
Talih denileni kendin mi yazarsın
Bu hayat senin bildiğin gibi değil sevdiğim

Ben hayatın ümitsizliğini görürüm
Geceyi de gündüzü de yaşar bilirim
Andan ötesi yoktur söylerim
Bu hayat senin bildiğin gibi değil sevdiğim

Nergis çiçeğinin suya düşmüş gölgesi
Sanırsın narin kabuğun nadir incisi
Elbet sen de görürsün hayatın sancısı
Bu hayat senin bildiğin gibi değil sevdiğim

GALİP UÇAR.        MART 2026

Şiir 6 Mart 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır





28 Şubat 2026 Cumartesi

İÇGÜDÜSEL BIR SANCI

 İçgüdüsel bir sancıyla başladı her şey

Ne bir rehber ne bir öğretmen ne de bir bilge
Ne yazaman yazıldığı belirsiz bir kitabın
Dağınık sayfaları önümde
Benim en ümmî halimde
Bir hissin çekim gücüyle topladım hepsini
Derdim önüme düzgünce bir bir
Baktıkça harflare bana ne oluyor dedim
Ben görmeden önce böyle biri değildim
Öyle tekinsiz bir halde gir kelimelerden yollar dünya ile arama
Ben iyice bir yabancı yepyeni bir öteki
Yapayalnız bulup da kendimi sustum
Suskunluğumla bozdum ümmî zihnimi
Konuştum konuştum en deli halimle
Ne periler ne cinler ne insan
Bir ben vardı benle konuşan
Beni benden başka delirten yoktu
Çekildikçe çekildik bu alemin kuyusundan içeri içerime
Ne sesimi duyan ne delirdi diyen ne dinleyen
Doğmadığım köklenmediğim toprakların bir fidanı oldum o an
Gerçek ismimi fısıldadılar can suyumla
Günahımdan arındırdılar başkalarının bedelinden
Pusulasız bir gemiydim rotası belirsiz
Menzili her yer
Çırılçıplak bir mezar yeri servisiz çiçeksiz çalısız
Mezar taşlarının mermerden tuallerine
Kargalarından kaçan kuzgunların gagalarıyla kazıdığı
En dadaist tavırla sürrealist sanat eserlerinin çarpıklığında
Anlamının anlamsız derin manalarının anlaşılmaz anlamlılığında
Küçük kırık mermer parçalarının diziminden oluşan kolyelerin
Üst üste bindirilerek inşa edilmis
Zafer taklarından yeni doğuş kutlamalarında geçerken
Sarsıldı tavan ve yırtıldı ortadan
Gök girdi içeri en mavi
Zaman büküldü
Savaş arabalarının tekerlek seslerine
Tank paletlerinin sesleri karıştı
Nöbet bekleyen askerlerin parola haykırışlarına
Mermi vızıltıları karıştı
Krallıkların surları yıkıldı kapıları açıldı
Namları ölümsüz savaşçılar mezarlarından dirildi
Yaralı bir şovalye aksayarak yürüdü
Bir cadının oğlu elinde kanlı bir kazık
Anasının göğsünden söküp de aldığı
Gözleri kan çanağı savuruyor etrafa
Kime değerse değsin umrumda değil
İçinde intikam ateşi
Ben uyanmaya hazır göğerirken
Tüm kötüler birbirini öldürüp temizledi
Toprak kan kokup kızarsa da
Yeni maviliğe doğru saf bir ışık hüzmesi belirdi

GALİP UÇAR            ÇEKMEKÖY Şubat 2026

Şiir 28 Şubat 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır