Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

türk edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2026 Salı

ANİ İŞLER

Evinin bulunduğu apartmandan çıkıp, yokuştan aşağıya doğru yürüdü. Köşeyi dönmeden önce, pastaneden gelen poğaça ve tatlı kokuları onu mutlu etmiş, sokakta daha sakin yürümeye başlamıştı. Genellikle sokağa çıktığında huzursuz olurdu. Karakterinin mi psikolojisinin mi getirdiği bir şeydi bu? Bilinmez. Yokuşu indikten sonra ana caddeye çıktı. Hafta sonu kalabalığı toplanmıştı bile. Zaten saat de öğleni bulmuştu. Geç uyanmıştı. Genellikle hafta sonu hep geç uyanırdı. Akşamları geceleri hatta sabahları bulan bir uykusuzluk ya da aktivite düzeni olurdu. Dün gece de zaten üst mahalledeki tarihi yerlerin orada, eski bir binanın yıkık duvarlı avlusuna oturmuş, denizi tam gören bir noktada yer fıstığının eşlik ettiği içkisini yudumlamıştı. Aslında o saatlerde aşağıdaki barlar, kafeler dolu olur, bilhassa da maç izlemeye gelen kişiler oraları doldurur ve maç bitiminde başlayan canlı müzikle beraber de eğlenceler saat ikiye kadar sürerdi. Oralara da gittiği olmuştu ama o geceleri genellikle sakin bir yerden şehrin hareketliliğini izlemeyi severdi. Dün akşam da o akşamlardan biriydi. Birkaç şişe içkisini almış, çok sevdiği yer fıstığından da yarım kilodan fazla yanına alıp, midesi kazınırsa diye büyükçe bir çiğ köfte dürümü de yanında getirmişti. Artık çoğu kişi kullanmasa da, antikacıdan aldığı küçük radyosunu da yanında getirmiş ve sakin müzikler çalan bir radyo istasyonunu açmıştı. Sonbahar olmasına rağmen sıcak denilebilecek bir geceyi, o avluda, içkilerini bitirip, müziğini dinleyip, şehri seyrederek geçirmiş, sabaha doğru yan basa basa evine gelmişti.
Pastaneden gelen sakinleştirici kokulara dayanamayıp, kahvaltısını da doğru düzgün yapmadığından, pastaneden içeri girdi:
-Selamlar
- Selam. Nasılsın Savaş, baban nasıl oldu?
-İyi iyi çok daha iyi
-Geçen gün sizi gördüm, alelacele hastaneye gidiyordunuz sanırım?
- Evet. Geçen gün kötü oldu, apar topar gittik.
-Şimdi nasıl peki?
-Evde yatıyor. Dinlenmesi lazım.
-Dükkana sen mi bakıyorsun?
-Bazen ben bazen de çırağı açıyor.
-Anladım. Ne istersin ne vereyim sana?
-Valla yokuştan acayip güzel kokular geldi. Sen bana bir dereotlu poğaça, bir de susamlılardan bir tanesini versene
-Hangisinden olsun susamlı
-Ne bileyim neler var?
-Sosisli, kaşarlı, sade, peynirli
-Kaşarlı ver sen
-Çay ister misin?
-Büyük bardakta olursa iyi olur
- Tamam sen otur ben getiriyorum
Dükkanın önünde, köşede duran masaya oturdu. Orası hem caddeyi, hem alt caddeyi, hem de evinin bulunduğu yokuşu görüyor ve bir çok konuma hakim olabiliyordu. Otururken çevredeki esnafla başıyla selamlaştı. Bir dakika sonra da önüne gelen siparişlerini büyük keyifle yemeye başladı. Kesilip de getirilmiş olan poğaça ve susamlıdan bir lokma alıyor, tam boğazına gidiyorken bir yudum çay içiyordu. O sırada da mahallede ne oluyor, ne bitiyor izliyordu. Çocukluğundan beri bu masaya oturur, mahallede olan biteni izlerdi. Mahalledeki değişimler ise onu hem heyecanlandırıyor, hem de korkutuyordu. Tanımadığı kişiler, farklı giyimli, farklı konuşmalı, farklı yaşamlı insanlar mahalleye gelip, evleri tamir edip, oturuyordu. Oysa insanlar bu mahalleden, iyi bir iş bulup kurtulmak ve daha yeni evlerde oturmayı arzu ediyorlardı. Bu kişiler ise buraları duyduklarından beri, varlarını yoklarını buralara getirip, evler satın alıp, çoğu zaman da bu evlerle beraber dükkanlar da satın alıp, buralarda yaşıyor, buralarda çalışıyordu.
Ağır ağır yemekleri yedikten sonra hesabı ödeyip, masadan kalktı. Midesini fazlaca doldurmasa da dün geceden kalan bir ağırlık ve yanma vardı. Bunu geçirmek için, yeni açılan marketin önünden geçerek, ilerideki bakkala gitti:
-İmdat Abi burada mısın?
-Bekle bekle
-Abi soda alacağım
-Bekle geliyorum. Yedi aylık mı doğdun? İşimiz var ki orada değiliz
-Abi alayım ben sodayı, koyayım paranı tezgaha
-Yahu bekle
-Abi işim var
-Aman
Arka taraftan üstü başı toz içinde, tezgaha doğru gelip:
-Yahu Savaş bir beklemeyi öğrenemedin
-Abi
-Ne abisi. Ne alacaksın sen?
-Şu limonlu sodalardan alacağım
-E alsaydın
-İmdat Abi dedim ya alıp, parayı koyayım
-Ya arkadan duyuluyor mu sesin? Bir şeyler vıdı vıdı ediyordun bekle dedim
-Abi ne kadar bu
-1. 25 o
-Abi market daha ucuza satıyor
-E git o zaman. Market orada
-Abi müşteri kaybedersin adam 75 kuruşa satıyor sen 1.25’e
-Napayım? Almak isteyen ondan alır, isteyen benden alır.
-Al abi. Şu 1 şu da 25 kuruş
-Baban napıyor baban? Görünmüyor hiç?
-Nolsun hastalıkla uğraşıyor işte
-Bir iyileşemedi. Götürmüyor musun düzgün doktora?
-Götürmez olur muyum? Daha geçen gün apar topar gittik hastaneye
-Hastane demiyorum. Düzgün doktora götürmüyor musun?
-Abi iyi doktorlara götürüyorum. Elimden geldiğince, duyduğum en iyilerine götürüyorum.
-Yazık oldu adama. Kaç senedir sürünüyor adamcağız. Şu arkadaki İzak Efendiye niye götürmüyorsun?
-Anlar mı ki?
-Oğlum adam neredeyse mahalle kuruldu kurulalı burada doktor.
-Abi onun gözü görmüyordur?
-Oğlum makineler yokken adam eliyle makinelerin yaptıklarını anlıyordu. Mahallede kaç kişiyi ölüm döşeğinden döndürdü. O iyi doktordur bir de ona götür.
-Olur abi götürürüm bir ara.
-Ne bir arası. Adamı al götür. İzah iyi adamdır, işinin ehlidir.
-Peki İmdat Abi götürürüm.
Sodasını konuşurken içtikten sonra dükkandan çıkıp, mahallede yürümeye devam etti. Cadde üzerine yeni açılmış tatlı ve kahve ağırlıklı şeyler satan, açıldığından beri de içi de dışı da dolu olan dükkana baktı. Sonra yeni açılmış büfeye. Karşısındaki markete, ki oradaki en büyük markettir, sebze ve meyveler indirilip, taşınırken, manavın oturup, sigara içerken bacak bacak üstüne atıp, izlemesini gördü. Manava başıyla selam verdi, manav da elindeki sigarasını başının hizasına kaldırıp, elini hafif oynatarak karşılık verdi. Birkaç adım attıktan sonra cebinden listeyi çıkardı. Kasaba girdi. Kasap yerinde yoktu. Oğlu oraya bakıyordu. İçeri girdi:
-Selam Savaş Abi nasılsın?
-Nolsun aynı işte. Bildiğin gibi. Pek değişmiyor bizde bir şey.
-Abi ne vereyim sana?
-Sen bana bir kilo, yok yok bir buçuk kilo çıtır yap.
-Hemen abi.
-Sizde fiyatlar mı düştü?
-Evet abi ya. Dayanacak güç kalmadı.
-Daha geçen gün göğsü senden yirmiye almamış mıydım ben?
-Evet abi. Yirmiydi. Şimdi on altıya indirdik.
-Büyük indirmemiş misiniz?
-Abi piyasası yirmi de millette para mı kaldı? Şu etlere baksana öylece kalakaldı. Anca tavuk ve ciğer gidiyor. Biraz da incikle, boyun.
-E baban memnundu durumdan?
-Ya abi babam boş konuşuyor. Millette para mı kaldı? Haftada bir ödeme geliyor. Toptancıya kalemi kalemine ödüyoruz, malı da alıyoruz. Sonuç? Kesilmese melum melum bakacak koyunu kuzusu, önümde et parçası olarak bakıyor bana.
-Çok mu azaldı satış?
-Öyle böyle değil. Kilo oranları da düştü, et almayıp, tavuk alanlar da.
-Vay anasını. Siz de böyle yakınacakmışsınız ya?
-Abi babam bile söylenir oldu düşün.
-Sen o zaman bana iki kilo göğüs de ver.
-Tamam abi.
-Hatta sen… Pirzola kaça indi?
-17 oldu abi.
-Bir kilo da pirzola ver sen bana
-Etten ister misin?
-Yok ya şu sıralar çok zor? Belki hafta içi kıyma almaya gelirim
-Tamam abi. Sen otur ben hemen hazırlıyorum.
Oturup, on dakika kadar bekledi. Sonra cebinde titreyen telefonunu aldı, açtı. Konuştu.
Hemen ayağa kalkıp:
-Sen şu benim siparişleri dolabında tutsan da ben bir, iki saate gelip alsam olur mu?
- Olur abi de hayırdır. Babaya bir şey olmadı inşallah?
-Yok yok. Hayır bu sefer.
-Olur abi tutarım. Kapatma saatini biliyorsun alırsın ondan önce
-Ayda yılda bir, bir iş görüşmesi geldi onu da kaptırmayayım.
-Aman abi koş koş. Bu dönemde ekmek aslanın ağzında.
-Valla bak siz imanlı ailesiniz. Bir dua mua et de olsun şu iş.
-Büyük bir iş mi abi?
-Kendi alanımda olmayan bir iş. Ama ben bu işten alır yürürüm gibi. Öyle hissediyorum.
-Tamam abi istediğin dua olsun. Tabi ederim.
-Sağol kardeşim.
- Abi senin tavukları şu ciğerlerin arkasına koyuyorum. Ödemeyi şimdi mi yaparsın gelince mi?
-Vereyim şimdi.
-Tamam abi. Kartla mı?
-Yok sen şu nakitten al. Hemen gideyim.
-Tamam abi. Abi ben olmazsam Nergiz burada olur. Ablamdan alırsın.
- Tamam.
- Hadi abi hayırlısıyla şu işini de al da. Umduğun gibi olsun. Görüşürüz abi, işin gücün rast gelsin
-Eyvallah kardeşim
Tam dükkandan çıkıyordu ki:
-Abi
-Efendim kardeşim
-Abi ama sinir minir. Aman abim biraz orada kontrol et. Ban hep kendine yapıyorsun.
-Merak etme kardeşim sen. Sen işine gücüne bak
-Abi haddimiz değil ama. Bak heveslenmişsin, heyecanlanmışsın. Kontrol et de şu sinirini al bu işi
-Tamam hadi hadi işine bak. Akşam alırken malları konuşuruz oyalama beni

Dedikten sonra çıktı ve hızlı adımlarla caddede yürüyüp, sağ taraftaki caddeye döndü. Oradaki küçük esnafların önünden giden dar sokaktan ana caddeye çıktı ve otobüs durağına vardı. Görüşmeye gideceği otobüsü beklemeye başladı. Durakta ayakta duruyordu ama heyecandan bacağı sallanıp duruyordu. Belli süre ayakta bekledi, sonra oturdu. Karşıdaki iskeleye yanaşan vapura baktı. Sonra ilerideki ışıklarda duran otobüsü gördü, ayaklandı ve asfalta doğru indi. Onu görsün diye elini kaldırıp, otobüsün gelmesini bekledi.

GALİP UÇAR

Hikâye 6 Temmuz 2026 tarihinde Boyalıkelimeler sitesinde yayınlanmıştır




 

25 Şubat 2024 Pazar

Dİ'Lİ GEÇMİŞ ZAMANDA BİR YAŞAM

 

Gökte ateş saçarak bir yıldız kaydı

Buradaki inançlara göre o bir candı

Belki bir sevdiği vardı

Kimbilir kime yardı

Deniz kenarına bir cigara sardı

Durup durup ağlardı

Bazı bazı gülerdi

En sevdiği oyuncağı bebekti

Gözlerinden bakan mavi bir melekti

Hayatta en çok yediği de kelekti

Güldüğü anlar çok seyrekti

Bir zaman bir işe girdi

Yoğun işin ortasında verilen maaş asgari ücretti

Büyük şehirde yaşamak tam bir rezaletti

Dönse şehrine bekleyen onu birkaç saçma atan tüfekti

Onun kaçtığı töreydi

Elbette umutları vardı

Bir gün gazeteye resmiyle basıldı

Bulunduğu bir ortamda güzelliği dehşetti

Muhabirler onun hayranlıkla seyretti

Sokaklarda kayar gibi giderdi

Gülüşlerinden esen yemyeşil bir bahardı

Yine hayallerine daldı

Bir sabah köşe başında beynine giren kurşundu

Üzerine serilen siyah beyaz bir gazeteydi

Gazetenin üstündeki onun resmiydi

Karlı bir kış sabahı gömüldü

Yaşadığı gibi sessiz bir şekilde gitti

Sevdiği insanlar mezarı başında yıkıldı

Kendi gibi beyaz bir kefene sarıldı

Cenazesi ikindide kılındı

Belki de sadece bir yıldızdı


GALİP UÇAR                                        2013 SAHRAYICEDİT


Şiir 25 Şubat 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: Dİ'Lİ GEÇMİŞ ZAMANDA

21 Mart 2023 Salı

İMSOMNİK GECELERİN ÖYKÜLERİ

Basılan ilk kitabım, "İmsomnik Gecelerin Öyküleri", Parya Kitap tarafından yayınlanmış ve satışa sunulmuştur

18 kısa öyküden oluşan kitap, çeşitli yerler ve çeşitli olaylardan kurgulanmış birbirinden bağımsız öykülerden oluşmaktadır



kitabı şu linkten satın alabilirsiniz: İMSOMNİK GECELERİN ÖYKÜLERİ SATIŞ YERİ



1 Aralık 2022 Perşembe

ARALIKLAR

Saçlarından fırlayan rahvan atlar
Dört nala koşarken üstüme üstüme
Bir esmer kadın güzelliğinde
Ve yaz günüdür ille de
Ne dağlarda gezen yörükler
Ne şehrin gri evleri
Bir nehir akar
Can verir
Bakışlar ah bakışlar
Öylesine yakın
Derin çok derin
Uzak ulaşılamayacak
Kemer tokalarının ışıltısını saran
Simsiyah derilerin esaretinde
Deliklerden sızdığı kadardır şimdi aşk
Aralık günü belki güneş doğuracak
Bir aralık hayatı yaşatacak
Ah kuşları uçacak
Çiçekleri açacak kulak üstlerinde
Okşanan yanak kızarıklığı utancında
Seherlere uyandıracak
Belki farklı farklı şehirlerde yaşatacak
Ama illa ki imkansızı barındıracak

GALİP UÇAR            2022     KARAKÖY

Şiir 28 Kasım 2022 tarihinde Zamansız Dergide yayınlanmıştır


Şiiri okumak için: Aralıklar

8 Mart 2022 Salı

GÜNEŞİ SANDALIMA KOYDUM

 

Güneşi Sandalıma Koydum


Güneşi sandalıma koydum
Kirletmesinler diye
Seher vaktinde
Asıldım küreklere
Çek babam çek
Aslan balıklarının kortejinde
Gümüş balıkları deniz fenerim
Tanrıların korkaklığı olan
Dağlara ada dağlarına doğru
Çalınmış ateşlerinden de büyük
Bir yükü sırtıma yükledim
Kıyılarına vardım
Ve kafa tuttum onlara
Saklandılar kaçtılar
Kirlettirmedim güneşi
Günün kalabalığına
Riya sürdürmedim
Bir parça ışın verdi bana
Ellerim aydınlık
Sür dedi başına
Sürdüm
Daha sür dedi
Sürdüm derin derin
Şimdi dedi dokun kıyılarına denizin
Dokundum
Açıldı dalgalardan perdeler
İstiridyelerin ağzı açıldı
Binlerce inci atladı kumul yüzeye
Adım adım birbirlerine yaklaştı
Birleştiler bir anda
Ay oldular
Bir ışın daha verdi güneş
Değdir dedi elini inciden aya
Değdirdim
Sedefleri parladı
Ve yükseldiler o an göğe
Üfle dedi güneş
Üfledim
Çıktı inci birliği fezaya
Parladı göğün en ortasında
Şimdi dedi bir yosun al
Aldım elime yosun demetini
Bağla yosun demetiyle
Denizin bir yanıyla bir yanını
Daima birlik olsunlar
Ayrılmasınlar hiç
Birbirlerinden hiç kopmasınlar
Bir dalgayı tuttum
Sonra diğer dalgayı
Bağladım yosunlarla birbirlerine
İnciden ay parladı
Yakamozunu düşürdü
Yosun bağından dikiş izine
O gün bugündür
Bu izleri gören olmadı
Güneşi sakladım
Bir ada dağının sırtına
O gün bugündür bilen olmadı
Güneşi bulup da daha
Kirletebilen olmadı
Kayık desen
Sakladı deniz göğsüne
O gün bugündür
Soran olmadı
Çalınan ateşi koydum elimle
O gün bugündür
Çalan olmadı
Dağ başlarını temizleyeli
Yücelere saklanabilen olmadı

GALİP UÇAR   2022 MART

Şiir 08.03.2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

Şiir okumak için: Şiir Linki

12 Şubat 2022 Cumartesi

KULE DİBİNDE

 

KULE DİBİNDE


Dayamışız sırtımızı Galata Kulesi’ne
Elimiz elimizde
Damarlarımızda az önceki kırmızı şarap
Cilası olan beyaz şarapla savaşıyor
Bakmıyoruz gözlerime
Bakmadan bekliyoruz
Hiçbir medeniyet yuva olmamış bize
Hiç bir kültüre ait değiliz
Ama hepsi biziz
Dudağımızda eskimiş bir tada karışmış pas
Dilimiz yorgun
Boğazımız yanık
Terimiz karışmış gözbebeğimize
Kirpiklerimizde bakışlar yanık
Bir kedi geçiyor
Umursamadan bizi
Bir martı uçuyor üstümüzden
Hezarfen misali
Gecenin şaşasından eser kalmamış
Gündüze ise daha çok var
Parmak uçlarımıza sirayet ederken
Akşamın uyuşukluğu
Üstümüz başımız kirli mi
Biz kirli miyiz
Kirlendik mi biz de
Kirlettik mi
Bilmiyoruz
Fransızca şarkılara Rum ezgileri karışıyor
Bir İtalyan şarkıcı söylüyor bunları
Yahudi bir akordeoncu eşlik ediyor
Siyah bir şise yuvarlanıyor yokuştan aşağıya
Sokak lambalarının sarı spotunda
Alkışlıyor meddah izleyenleri meydanlara doluşmuş
Sırtımızda Ceneviz soğuğu
Birikintilere ay vuruyor
Bir bıçak yırtıyor tualleri
Tomtom’a doğru bir köpek kaçıyor
Biz sırtımızda Ceneviz taşları
Uzaklarda Konstantin
Yakınlarda işgal güçleri
Tadı bozulmuş caddenin
İlhamı kalmamış
Bir Fikret bunalımında
Sırtımızda Ceneviz baskısı
Atlılar çekerken kabinleri
Tünel sarsıntılarında
Ellerinde uzun sigaralıklarla
Yosmalara taş çatlatıyor fahişeler
Yüksek Kaldırım’dan yukarıya
Saklanıyor kuytu köşelere aydınlar
Terzihanelerde İngiliz kumaşlarının seriliş sesleri
Fransız stili kesen makasların demir çığlıkları
Kuleden atlayanlara şiirler yazılıyor
Dibindeyiz
Bekliyoruz
Bakmadan gözlerimize
Biz böyle ölene dek
Yağmur hiç kesilmesin diye

GALİP UÇAR      GALATA 2022

Şiir Kirpi Edebiyat Dergisi'nde (74. Sayı) 10 Şubat 2022 tarihinde yayınlanmıştır

Şiiri okumak için : Şiir linki

8 Ocak 2022 Cumartesi

KESTANE SOKAK

 

Kestane Sokak


Birazdan geçecektir
Gözlüklerinin buğusuyla
Başı öne eğik
Siyah saçları yanlardan kıvır kıvır dökülen
Kırmızı pardesölü kadın
Damlardaki karın rüzgara kattığı ayazla
Ayazağa’dan bu yana esen
Prusya mavisi gözleri
Ve Alman parlak beyaz teniyle
Yaşamına anlam arayan
İrice sarışın öğrenci kız
Nefes nefese tırmanacaktır
Hemen ardından
Birbirine karışmış
Siyah kıvırcık düzensiz sakalı
Esmer teninde siğiller yara berelerle
Göbeği kendinden önce yürüyen
Biçimsiz adımlar atan
Kılığı kıyafeti bozuk
Ama içi bilinmez
Önyargıyla dağıtılmaya hazır adam
Tırmanacak merdivenlerin kestiği kaldırımdan
Üst mahallelere doğru
Pembe çantası sırtında
Mavi beslenmesi elinde
Beyaz sakallı
Gri bereli
Sırtında haki montu eskimiş
Solunda kız torunu
Sağında erkek torunu
Yürüyor aşağıya doğru
Ergen çocuklar siyah kıyafetleriyle yürürken liselerine
Yaprakları dökülmüş kızarmış ağaçların durgunluğu
Eskimiş imar bloklarının yüz soğukluğu
Tek başına yalnızlığını yaşayan zeytin ağacı
Sapsarı ayvalar ve çürük çarık elmalar
Parkların duvarlarında rastgele yazılar
Taşları buz kesmiş beyaz mezarlar
Boyaları dökülmüş okuldaki duvarlar
Tartan pistleri sökülmüş parklar
Aniden gündüzü hissedip ışıkları sönen lambalar
Dört yol ağzından nasıl geçerim diye düşünen insanlar
Bir kedi arabalardan kaçıp da büfe ardına sığınırken
Metrodan işçiler çıkıp da gözleri güneş görüp kamaşırken
Levent üzerinde bir pembe gün uyanırken
Bir sabah erken
İstanbul’un kuzeyinin başlangıcındayken
Olanlar budur Kestane Sokak’ta yayan

GALİP UÇAR / 2022 EYÜP

Şiir 8.01.2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır.

Şiir linki: Şiiri okumak için

22 Kasım 2021 Pazartesi

PROLETERYA

 

PROLETERYA


Güneş henüz yükselirken çıkar yollara

Üstlerinde aldıkları yılı dahi hatırlamadıkları montlarıyla

Çiy düşmüş camların önünden geçerek

Elleri üşüyerek yürürler duraklara

Akıllarında bin bir soru

Yüreklerinde geçim derdi

Ne günü anlarlar

Ne de geceyi

Kurulmuş bir saat gibi

Gelip geçer zaman

Onlar yelkovanın oynadığı kaderlerinde

Zoraki dönen bir akrep

Çevirirler çarklarının memleketin

Yok parasına

Ay sonunu görebilmek için

Yok pahasına sattıklarının hüznü

Geleceksizliğin umutsuzluğun hüznüne karışır

Uyanır sabahın en erkeninde


GALİP UÇAR EKİM 2021


Şiir Kirpi Edebiyat Dergisi'nde 22.11.2021 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir Linki: Şiir Linki

2 Kasım 2021 Salı

Sahil Türküsü

 

Sahil Türküsü


Birazdan dağların ardından
Portakal rengine çalıp
Batacak güneş
Ne çare
Ama dalgalar
Bitmeyen bir şarkının
Sonsuz dansında
Adımları bir ileri bir geri giden
Uslanmaz usanmaz bir kavalye gibi
Bazen sararak belini
Bazen tutarak elini
Bazen yaslanarak omzuna
Vuracak sahildeki çakıl taşlarına
Gökyüzü ayı çağıracak sahnesine
Önce mavi giyecek
Sonra en şaşalı ve parlak
Beyaz elbisesiyle çıkacak ay
Ve yıldızlardan kurulu orkestrasını
Takdim ederek
Başlayacak gece şarkısına
Bir yengeç yürüyecek kumlarda
Bir deniz tavşanı savrulacak kıyıya
Yosunlar dağılacak şarkının hüznünden
Islak kumlar kuru kumlara kenetlenecek
Midye kabuğunu biraz sıyırıp
Soprano sesiyle eşlik edecek
İstiridye durur mu
Kocaman açıp da ağzını
O bariton sesiyle
Bastıracak tüm vokalleri
Ufukta karanlık maviyi yenecek
Bir gece sahilin türküsü
İşte böyle söylenecek

Galip Uçar 2021 Ekim

Şiir 2 Kasım 2021 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

Şiir Linki: Şiir linki