Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2026 Pazar

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜMDE

 Seni düşündüğümde bile

Rastgiderdi işlerim
Bir kuş kafesinden kaçardı
Bir fikrî suçlu cezaevinden çıkardı
Belli bir halk haklarını alıp özgürleşirdi
Köylere elektrik su giderdi
İlkokullar açılırdı hemen kıyılarına
Kar suları eriyip nehirlere karışırdı
Baharı hisseden çiçekler açardı
Meyvelerin müjdelerini verirdi
Seni düşündüğümde
Dünya güzelleşirdi
Bir kedi göbeği yumuşaklığına erişirdi

GALİP UÇAR.      ŞUBAT 2026 SAHRAYICEDİT

Şiir 15 Şubat 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



4 Ocak 2026 Pazar

DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA

 Sensiz İstanbul sokaklarına

Sensizliği yazdım kar kar
Bir gün bile duramadılar
Eritip de kendilerini
Denize karıştırdılar
Kayboldular
Dayanamadılar
Bense
Dört yüz bilmem kaç damlada
Karışamadım
Kendi iç suyuma
Bir ulu ağaç gibi
İçten içe kurudum
Dallarım değdi yere

GALİP UÇAR.      OCAK 2026

Şiir 4 Ocak 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


ŞİİR VİDEOSU: DÖRT YÜZ KÜSÜR DAMLA



16 Ağustos 2025 Cumartesi

AŞKIN ZAMANI (ŞİİR - MÜZİK)

Günün en sıcak saatlerinde Ayağımı yakıyorken kumlar Mavi bir deniz haydi gel deyip Derin kalbinde beni kucaklar Sahilin bu en güzel hali Benziyor sana Giyin sende gel En güzel yazları bana Şimdi aşkın zamanı hadi durma Aşk ateşiyle kalbimde yaşa Uzun geceler başlarken güneş batışıyla Senin güzel başın omzumda Artık sadece mevsim değil bu yaz Sende öpüşlerle kalbime aşk yaz Sahilin bu en güzel hali Benziyor sana Giyin sende gel En güzel yazları bana Şimdi aşkın zamanı hadi durma Aşk ateşiyle kalbimde yaşa


GALİP UÇAR HAZİRAN 2025

Şiir 16 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

AŞKIN ZAMANI



4 Ağustos 2025 Pazartesi

SEN BENİM GÜNEŞİM

 Kalbim sen yokken

Susuz bir çöldü Gözlerin yağmur oldu Yağdı bana Sen göğümün En parlak duran yıldızı Sana bakıp da Bulurum yolları Sen benim güneşim Hayatta tek eşim Sessiz gecede güzel sesimsin Fısıldar meltemler Her gün adını Söylerim şarkı şarkı aşkını Senin bir öpüşün Sonsuzluğa davet Ab-ı hayat suyundan içmek Yakıyorken beni Aşk ateşinle Savur her yana küllerimi Sen benim güneşim Hayatta tek eşim Sessiz gecede güzel sesimsin Fısıldar meltemler Her gün adını Söylerim şarkı şarkı aşkını

GALİP UÇAR TEMMUZ 2025

Şiir 4 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

23 Ekim 2023 Pazartesi

YÜREK KIYILARINA VURAN

 Bir geminin ardından

Kıyıya vuran dalganın
Yarattığı selle
Vurdun yüreğimin kıyılarına
Güneşliydi hava
Sıcaktan akan terler
Gözlerimi yakıyordu
Ben ondan yakınıyordum
Bir ağacın gölgesi altında
Çarşaf gibiydi deniz
Ona sarınıp yatardım
Yemyeşil yapraklardan yastıklarım
Sonbahar uğrasa da azdı
Kış çok nadir
Bir geminin dalgasıyla
Vurdun yüreğimin kıyılarına
Üşüdü yüreğim
Hatırladı geldiği coğrafyaları
Sele kapıldı gitti

GALİP UÇAR.    EKİM 2023 BALAT

Şiir 23 Ekim 2023 tarihinde Kibele Sanat Dergisinde yayınlanmıştır

Okum linki

YÜREK KIYILARINA VURAN

video linki: YÜREK KIYILARINA VURAN



14 Ocak 2021 Perşembe

GALATA KULESİ - GRİ ŞEHİR - MOR KAFALAR

 

                   GALATA KULESİ GRİ ŞEHİR VE MOR KAFALAR

Önce belli belirsiz bir şey sebebiyle uyanır insan. Yatak döşek bin bir bela. Kalksan yol kolay, gün uzun, iş, güç, dert tasa. Binlerce yalan içinden yine birini yaşayacaksın. Kalkmasan pek de olmuyor. Mırın kırın, kendine söve söve, dünyaya ata tuta yol alırsın tuvalete doğru ya belki de günün tek gerçek noktasıdır seni karşılayan. En pis halinle bile seni sever. Garip ama anne şefkati gibi geliyor böyle dediğimizde de kulağa. Sokağa çıkarsın Şehr-i İstanbul olanca griliğiyle üstüne üstüne gelir. Genç ve heyecanlı bir kız değilsin, hatta hiç kız olmadığından belki olanca adamlığınla sevemezsin bir türlü. Zaten tek kafan güzelken iyi gelir şehir ya da sevgilin yahut en yakın dostunla vakit geçirirken. Kısaca öylesi yorgun bir kafa karşılar seni Şantiye misali şehrinde. Arabaların gürültülerini ve isini tozunu da eklemek lazım. Yine özleyip sürekli dönüyorsan vardır elbet bir şeytan tüyü bu şehirde.

Olası mutluluklar içinde uzaktan Galata Kulesi'ni görmek gibi acayip huylarım vardır. Severim bilmiyorum belki de gerçekten bir Lord, asilzade ya da senin benim gibi geceden kalma hüzünbâz bir ayyaş. Ama düşünsene kaç yüz yıldır orada. Hem de başına neler neler gelmiş. Gözetleme kulesi yapmışlar, yangın kulesi yapmışlar; ama en komiği de zannederim bu yangın kulesiyken yanmayı başarmış güzel bir abimizdir kendisi, zindan yapmışlar; içinde kim bilir ne zulümler, ne itiraflar, ne ihanetler, en son da malum restoran. Çatal seslerinin o mükemmel ahenginde kazık kazık fiyatlara maruz bırakmışlar, o fiyatların ceremesini de kule çeker olmuş. Ama hep bende yeri de bambaşka olmuş. Dibinde içmişim, dibinde sevmişim, dibinde öpüşmüşüm, dibinde ağlamış ne bileyim. Dibi adamın dibi olmuş bana. Ama herif de karizmatik hani İtalyancayla başlamış hayata sonra Osmanlısı mı dersin? Levanteni mi? Galatlısı mı? Ladinosu mu? İşgal Dönemini hiç saymıyorum. Ama benim kafadan olduğu kesin kendisinin ya da doğru tabir etmek gerekirse sanırım ben onun kafadanım. Sonuçta yüzlerce yıl büyük bir abimiz kendisi bizden ve delikanlılığı da raconu da kendisinden öğrendik. O da illa ki kapmıştır çevresinde gezen Külhanîlerden bir şeyler.

Söylentiler de var malum; kendisinden yaşça büyük olan bir hanımefendiye aşıkmış. Ne var yani biz de olmadık mı zamanında, ya da olur gibi yapmadık mı sevişebilmek için. Ama bizim kulenin kafası pek de bizden değil. Nasıl bir sevgiyse öyle gözlerini dikmiş duruyor ona. Mevzubahis malum Kız Kulesi. Kaderleri aynı gibi, aslında biraz da acınası. Sen Kraliyetin en önemli şahıslarının yuvası ol, hatta prensesin korunağı ol sonra gel bir restoran haline getiril ve yine o kazık fiyatların küfürlerine göğüs ger, tüm suçu üzerine al.

Kuleler ve aşklar araya girmeden şehir diyorduk ya. Şehir aslında gri. Diyeceksiniz sanki kuleler değil mi? Ona bakışınıza bağlı. Bence Galata Kulesi gayet bağrını yeterince açmış, janti bir takım elbiseli ama son zamanlarda slimstraight bir siyah bir kot giyinmiş üzerine de hoş bir tshirt atmış duruyor. Benim kadar göbekli biri olmasa da belki de artık o da biraz salmış olabilir, bilemiyorum.

İş, güç, yorgunluk ya da işsizlik, halsizlik, illa ki yorgunluk şehrin bir armağanı mı? Yoksa insanın yaşamaya mahkum olduğu bir hâl mi? Bilemedim.  Ama insan hani iş güç bittiğinde ya da akşamüstü olduğunda koşa koşa bir sevgilinin ellerini tutup kendini kollarına atmak ister ya. Gözlerine bakıp huzur bulmak, onu öptüğünde her hücresinde bir hareket olur ya. Hani onlar gibi olmadığımızdan çoğu kez gözlerimiz aşktan kördür ve fiziği görmez, yüreğe ve ruha aşıktır, karaktere hayrandır ya. En sevdiğimiz şarkıyı çevrende milyonlar yürüyormuş da, sana bakıyorlarmış da görmeden bağır çağır ona ya da onlar söylersin ya. İşte öyle bir şeye ulaşmak ne zor ve ne mucizevidir. Entelektüel kafası mı dersin yoksa modern insan kafası mı? Ama sanırım romantik bir solcunun şehri duygusal yaşarken aşk ile dolması en iyi tabir. Ya da bir kişiyi “Halkım Kadar Seviyorum” diyecek mertebeye ulaşması gibi.

Sözün sonunda yorgun uyandırsa da şehir her daim ve yatak sevişmeyi bitirmek istemeyen bir sevgili edasında sarsa da seni. Sen barındırıyorken içinde Galata ve Kız Kulesi’ni, istediği kadar zorbalığını yapsın bu gri şehir. Senin kafan Galata Kulesi kafası olsun. Sevgilinin ki ise Kız Kulesi kafası, inadına grilerin içinde mor kalabilmenin heyecanı bitmez. O kadar doğru yaşarsın ki yine de yanlış hissettirmek için elinden geleni yaparlar elbet. Ama mor pek de kirlenmez

                                                                                                                             

  GALİP UÇAR                              2015

SORULAR

 

                                                           SORULAR

            Hiç düşündünüz mü? En son ne zaman bir tren geçerken oturup hayretlerle izlediniz. Peki en son ne zaman bir sahile gidip mânâsızca denize saatlerce baktınız. Ya ne zaman bir anda karar verip alıp da başınızı hiç tanımadığınız bir şehre gittiniz?

            Bir dağın başında çadır kurup, sadece bir kamp ateşiyle ısınıp yıldızların imparatorluğunun eşiğinde oturdunuz mu tek başınıza? En son ne zaman içinizden gele gele istem dışı türkü söylediniz?

            Ya en son olarak ne zaman bir Karadeniz Sahili'nin en dibine gidip bileklerinize kadar dalgalara battınız? Peki ya aynı ülkeyi paylaşıp da dillerini anlamadığınız birini dinleyip de onun yaşadığı şehirde en son ne zaman kendi ülkenizde kendinizi yabancı hissettiniz?

            En son ne zaman birinde çok farklı olduğunuzu görüp kendinizi şanslı hissettiniz? Peki ne zamandı en son okulları olmayan çocukların kilometrelerce kar içinden yürüyerek okullara koşuşmasını gördüğünüzde? Yoksa siz servisinizle rahat rahat gittiğiniz okula girerken her gün of puf çekerek mi giderdiniz? Bir de üstüne okulu kırıp eğlenceler mi yapardınız? Peki en son ne zaman o eğlencelerden gerçekten zevk aldınız?

            Hatırlar mısınız bilmem ama en son ne zaman çok çok ciddi bir konuyu arkadaş grubunuzla konuşmuştunuz? Ya da sevgilinizle en son ne zaman sadece birbirinize sarılıp hiç bir şey düşünmeden saatlerce sessiz duydunuz? Hatırlar mısınız bilmem ama en son ne zaman sevgilinizin elini tuttuğunuzda ya da onu içten bir öptüğünüz de en küçük hücrelerinizin dahi kıpır kıpır olduğunu hissettiniz?

            Peki en son ne zaman bir nehri geçmeye kalktınız? Ne zamandı en son yüzünüzü manasızca akan bir dereden su avuçlayıp da yıkadığınız? En son ne zaman bir sevgili için yağmurda ıslanmasın, üşümesin diye koşa koşa kendiniz sırılsıklam olarak onu örtecek saracak bir şey aldınız?

            En son ne zaman gerçekten aşık olmuştunuz? Ne zamandı en son iki kolunuzu iki yana açıp arkaya doğru yaslanıp sevdiğiniz kişiye aşkınızı haykırmanız? Ne zamandı en son dertten içtiğiniz içki? Ne zaman sarhoş olup da derdinizi hiç sansürsüz bir dostunuza anlattığınız?

            Peki en son ne zaman gerçek bir dostunuz vardı hayatta? Ne zamandan beri “acaba kuyumu kazar mı?” sorusunu sormadan bir dost edindiniz? En son ne zaman ağlamıştınız? En son ne zaman bir Sezen Aksu şarkısı dinleyip hayallere dalmıştınız? En son ne zamandı soluksuzca bir kitabı bitirdiğiniz?

            Hiçbir meydanda halay çeken ya da horon tepen kişileri izlediniz? En son ne zaman gaydanın sesini duymuştunuz? Ya da bir bağlamanın yanık türküsünü dinlediniz? Ne zaman sert sesiyle bir çello sizi cezp edip düşlere daldınız?

            En son ne zaman küfür ettiniz? En son ne zaman lanet ettiniz? En son ne zaman kendinizi rezil ettiniz?

            En son ne zaman kendiniz için alışveriş yaptınız? Ne zamandı en son kimseye beğendirmemeye uğraştığınız kendinizi? En son ne zamandı gerçekten kendinizi aşka adayarak seviştiğiniz? Ne zaman kurmuştunuz bir yuva hayali? Peki ne zamandı yüreğinizin mantığınızı dövüp de gözünüzü kör eden bir aşka ittiği gün?

            En son ne zaman terk edildiniz? En son ne zaman aldatıldınız? En son ne zaman aldattınız? Peki en son ne zaman yanlış aldatılıp da sevdiğinizin içinde yüreğinizi bırakıp ayrıldınız?

            En son bu soruları ne zaman sormuştunuz kendinize? Pardon en son ne zaman insan olduğunuzu düşünmüştünüz? Peki ya en son ne zamandı içinize BEAT kaçtığı gün?




AYRILIĞA ÜÇ DURAK KALA



 

Ayrılığa Üç Durak Kala

Ayrılığa üç durak kala

Hava soğuk ama güneşli

İnsanlar kuru dallar kadar anlamsız

Ayrılığa üç durak kala

Ben

Hala 

Seni

Seviyorum

Yazık

Yıkılsın

Cümle Balat Fener Ayvansaray 

Eyüp yıkılsın

Umrum mu

Yıkılsın tüm kötü gün barındıranlar

Toz olsun

Karışsın havaya

Ve 

İsterse Boğaz kurusun

Çöksün yerin dibine Çamlıca

Onca kavgam boşa gitsin

Gitmedi mi sanki

Gitmedi mi 

Sen gibi nice sevgiler

Ki 

Sen

Onlar olmayandın

Ayrılığa üç durak kala

Yırtıp geçse de şehri

Otobüsler

Olduğu yerde çakılıp kalacak

Zaman

Ayrılığın olduğu

Tam o an

GALİP UÇAR 2020 (99 A otobüsü, Fener Durağı)

Şubat 2020'de Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

şiir linki

BENİ YALNIZ KOYMA İSTANBUL SONBAHARLARI'NDA

 

Beni Yalnız Koyma İstanbul Sabahlarında

Beni yalnız koyma
Sıcak ve sessiz
İstanbul hafta sonu sabahlarında
Birdenbire anılar düşüyor aklıma
Birdenbire sıkıyor içimi
Hesaplar sorgulamalar
Terazi hep devriliyor
Dağıtıyor masayı ağırlıklar
Adaleti kalmıyor hayatın
Hep ağır basıyor bir yan
O bir yan hep içimi eziyor
Beni yalnız koyma
Sıcak ve sessiz
İstanbul hafta sonu sabahlarında
Çayın tadı
Rüzgârın serinliği yitiyor
Gölge gölgesiz oluyor
Karanlık olup duruveriyor
Üstüme düşen
Manasız kanallardan geçiyor beynim
Düşüyor da düşüyor bir yerlere
Her yanı fotoğraflı tünellerde anılar
Bakıp bakıp canım yanıyor
İpleri gevşiyor hayatın
Ayaklar durmak bilmeden koşuyor
Beni yalnız koyma
Sıcak ve sessiz
İstanbul hafta sonu sabahlarında
Hazan rüzgârları esiyor
Sarı yapraklar dökülüyor
Üstüne bassam
Çatır çutur dağılacaklar

GALİP UÇAR 2020

Eylül 2020'de Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

şiir linki

SÖYLE DE TUTUNAYIM

 

SÖYLE DE TUTUNAYIM


Tüm çıplaklıklara gözümü yumdum
Kör ettim gözlerimi şıklıklara
Aşkları bir bir doğrayıp
Koydum bir kâğıt gemiye
Bıraktım sokaktan çamurlu akan dereye
Sevgiler yalan sözlere karıştı
Yitirdi inandırıcılığını
Çıktı fezaya
Birçok boş kelime gibi
Salındı uzay boşluğunda
Zenginliği unuttum
Umudu da
Fakirliği de
Düşmemeye direne direne
Kırdım ayaklarımı
Ayakta duramaz olunca
Düşmek de kalmadı
Süründüm belki sürüngen olmadım
İlla bir omurgam vardı
El pençe divan durmadım
Yazın denizi
Kışın dağı
Baharda kırı
Bir yerlerde bıraktım
Ceplerim bomboşluğun ağırlığında
Pantolonum yer çekimine yenik
Yürüdüm gün doğmadan sokaklarda
Aynı sokaklardan
Gün batmadan yine geçtim
Dönmek için
Para geldi geçti
Mutluluk geldi geçti
Umut geldi geçti
Şans geldi geçti
Hırs geldi geçti
Her şeyden vazgeçtim
Hepsinden bir bir
Umursamaktan da
Umursanmaktan da
Bana sadece
Yaşamak için bir gaye söyle
Söyle de tutunayım

GALİP UÇAR 2020 

Şiir Aralık 2020 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

link: Söyle De Tutunayım