GALATA KULESİ GRİ ŞEHİR VE MOR KAFALAR
Önce belli belirsiz bir şey
sebebiyle uyanır insan. Yatak döşek bin bir bela. Kalksan yol kolay, gün uzun,
iş, güç, dert tasa. Binlerce yalan içinden yine birini yaşayacaksın. Kalkmasan
pek de olmuyor. Mırın kırın, kendine söve söve, dünyaya ata tuta yol alırsın
tuvalete doğru ya belki de günün tek gerçek noktasıdır seni karşılayan. En pis
halinle bile seni sever. Garip ama anne şefkati gibi geliyor böyle dediğimizde
de kulağa. Sokağa çıkarsın Şehr-i İstanbul olanca griliğiyle üstüne üstüne
gelir. Genç ve heyecanlı bir kız değilsin, hatta hiç kız olmadığından belki
olanca adamlığınla sevemezsin bir türlü. Zaten tek kafan güzelken iyi gelir
şehir ya da sevgilin yahut en yakın dostunla vakit geçirirken. Kısaca öylesi
yorgun bir kafa karşılar seni Şantiye misali şehrinde. Arabaların gürültülerini
ve isini tozunu da eklemek lazım. Yine özleyip sürekli dönüyorsan vardır elbet
bir şeytan tüyü bu şehirde.
Olası mutluluklar içinde uzaktan
Galata Kulesi'ni görmek gibi acayip huylarım vardır. Severim bilmiyorum belki de
gerçekten bir Lord, asilzade ya da senin benim gibi geceden kalma hüzünbâz bir
ayyaş. Ama düşünsene kaç yüz yıldır orada. Hem de başına neler neler gelmiş.
Gözetleme kulesi yapmışlar, yangın kulesi yapmışlar; ama en komiği de
zannederim bu yangın kulesiyken yanmayı başarmış güzel bir abimizdir kendisi,
zindan yapmışlar; içinde kim bilir ne zulümler, ne itiraflar, ne ihanetler, en
son da malum restoran. Çatal seslerinin o mükemmel ahenginde kazık kazık
fiyatlara maruz bırakmışlar, o fiyatların ceremesini de kule çeker olmuş. Ama
hep bende yeri de bambaşka olmuş. Dibinde içmişim, dibinde sevmişim, dibinde
öpüşmüşüm, dibinde ağlamış ne bileyim. Dibi adamın dibi olmuş bana. Ama herif
de karizmatik hani İtalyancayla başlamış hayata sonra Osmanlısı mı dersin? Levanteni
mi? Galatlısı mı? Ladinosu mu? İşgal Dönemini hiç saymıyorum. Ama benim kafadan
olduğu kesin kendisinin ya da doğru tabir etmek gerekirse sanırım ben onun
kafadanım. Sonuçta yüzlerce yıl büyük bir abimiz kendisi bizden ve
delikanlılığı da raconu da kendisinden öğrendik. O da illa ki kapmıştır
çevresinde gezen Külhanîlerden bir şeyler.
Söylentiler de var malum;
kendisinden yaşça büyük olan bir hanımefendiye aşıkmış. Ne var yani biz de
olmadık mı zamanında, ya da olur gibi yapmadık mı sevişebilmek için. Ama bizim
kulenin kafası pek de bizden değil. Nasıl bir sevgiyse öyle gözlerini dikmiş
duruyor ona. Mevzubahis malum Kız Kulesi. Kaderleri aynı gibi, aslında biraz da
acınası. Sen Kraliyetin en önemli şahıslarının yuvası ol, hatta prensesin
korunağı ol sonra gel bir restoran haline getiril ve yine o kazık fiyatların
küfürlerine göğüs ger, tüm suçu üzerine al.
Kuleler ve aşklar araya girmeden
şehir diyorduk ya. Şehir aslında gri. Diyeceksiniz sanki kuleler değil mi? Ona
bakışınıza bağlı. Bence Galata Kulesi gayet bağrını yeterince açmış, janti bir
takım elbiseli ama son zamanlarda slimstraight bir siyah bir kot giyinmiş
üzerine de hoş bir tshirt atmış duruyor. Benim kadar göbekli biri olmasa da
belki de artık o da biraz salmış olabilir, bilemiyorum.
İş, güç, yorgunluk ya da
işsizlik, halsizlik, illa ki yorgunluk şehrin bir armağanı mı? Yoksa insanın
yaşamaya mahkum olduğu bir hâl mi? Bilemedim.
Ama insan hani iş güç bittiğinde ya da akşamüstü olduğunda koşa koşa bir
sevgilinin ellerini tutup kendini kollarına atmak ister ya. Gözlerine bakıp
huzur bulmak, onu öptüğünde her hücresinde bir hareket olur ya. Hani onlar gibi
olmadığımızdan çoğu kez gözlerimiz aşktan kördür ve fiziği görmez, yüreğe ve
ruha aşıktır, karaktere hayrandır ya. En sevdiğimiz şarkıyı çevrende milyonlar
yürüyormuş da, sana bakıyorlarmış da görmeden bağır çağır ona ya da onlar
söylersin ya. İşte öyle bir şeye ulaşmak ne zor ve ne mucizevidir. Entelektüel
kafası mı dersin yoksa modern insan kafası mı? Ama sanırım romantik bir
solcunun şehri duygusal yaşarken aşk ile dolması en iyi tabir. Ya da bir kişiyi
“Halkım Kadar Seviyorum” diyecek mertebeye ulaşması gibi.
Sözün sonunda yorgun uyandırsa da
şehir her daim ve yatak sevişmeyi bitirmek istemeyen bir sevgili edasında sarsa
da seni. Sen barındırıyorken içinde Galata ve Kız Kulesi’ni, istediği kadar
zorbalığını yapsın bu gri şehir. Senin kafan Galata Kulesi kafası olsun. Sevgilinin
ki ise Kız Kulesi kafası, inadına grilerin içinde mor kalabilmenin heyecanı
bitmez. O kadar doğru yaşarsın ki yine de yanlış hissettirmek için elinden
geleni yaparlar elbet. Ama mor pek de kirlenmez
GALİP UÇAR 2015