Bursa’nın Yenişehir
kazasında doğup, Devlet-i Âli’ye nice hizmetlerde bulunup, nice makamlara
yükselmiş bir kişi olan Deli Hüseyin Paşa’nın hayatının anlatılacağı bu projede
Deli Hüseyin Paşa ve onun kahramanlıklarının yer aldığı ve Osmanlı Devleti’ne bulunduğu
büyük katkılar yer alacaktır.
Bursa’da küçük bir
kazada hayatına başlayan ve daha sonra Topkapı Sarayı’na baltacı olarak kabul
edilen Hüseyin’in Deli Hüseyin Paşa olmaya ve hatta Sadrazamlığa kadar
yükselişin son anda bazı iç oyunlarla engellendiği süreç Osmanlı Tarihine de
altın harflerle kazınacak nice zafer, nice kahramanlıklar ve nice efsanevi
olaylara sebep olacaktır. Bunlardan elbette en önemlisi, İran Sefirinin hediye
ettiği bir türlü bükülemeyen yayın, onlarca cengaver, onlarca yiğidin elinden
geçip de kurulamayıp nihayet Deli Hüseyin Paşa’ya gelince çocuk oyuncağı gibi
yayı eğip, kolayca kurmasıdır. Kendisini bu olayla Osmanlı Tarihinde altın
harflerle yer almakla bırakmayacak, halihazırda yaşayan aile fertlerine de bu
olay anısına Türkiye Cumhuriyeti devrinde “Çelikel” soyadı verilerek bu olay
onurlandırılacaktır.
Saray içinde nice
başarılarını ve sadakatini bir de böylesi olayla taçlandıran Deli Hüseyin Paşa,
bunların neticesinde, cengaverliği ve yiğitliğiyle, kendini kanıtlayıp, saray büyüklerinin
gözlerine girip, Budin Vilayetine, Beylerbeyi olarak atanmıştır. Tuna Nehri’nin
hemen karşısında bulunan sarayında hizmetine devam etmiştir.
Bu sırada, beraber
uğraş verdiği Davut Paşa bir çarpışmada tuzağa düşürülüp çok kötü durumda
öldürülüyor. Kendisiyle uğraş yoldaşı olan Deli Hüseyin Paşa dostuna
yetişemeyip, onun hayatını kurtaramadığı için çok büyük dertlere düşüyor ve bu
olay onun hayatında büyük bir yara olarak kalıyor. Hayatının çeşitli
süreçlerinde bu olay onu hep derin bir keder ve vicdani muhasebeye düşürüyor.
Budin’de en iyi ve
görkemli dönemlerinden birini geçiren Deli Hüseyin Paşa, bu bölgede yer alan
Karadeniz’de Ruslarla nice çarpışmaya giriyor ve onlardan büyük zaferler elde
ederek çıkıyor. Osmanlı’nın zaferlerine zafer katın, Balkanlardaki hakimiyeti
daha da sağlamlaştırıyor.
Devleti gibi görkemli
ve yakışıklı olan paşa, orta yaşlarında olmasına rağmen hala bekar ve
endamından biraz bile kaybetmemiş bir Osmanlı erkeği ve kudretli bir paşa
olarak bilinmektedir. Ata binme, kılıcını yiğitçe kullanma ve savaş konusunda
usta olan Deli Hüseyin Paşa, atının altın ve gümüşten yapılmış eğer ve
takımlarıyla da o dönem Osmanlı Devleti’nin zenginliğini ve görkemini de
sergilemektedir. Paşanın yiğitliği, yakışıklılığı ve heybeti, dostlarına güven
düşmanlarına ise korku salmakta, Osmanlı Devleti’nin otoritesini daha da
sağlamlaştırmaktaydı.
Elbette düşmanları
ondan korkup titrerken, ona karşı mücadeleler de vermekte, oyunlar
çevirmekteydi. Ama bazı düşmanları ise ona hayranlık ve aşk beslemekteydi.
Bunlardan biri Venedikli Kumandan Marko’nun kızı olan Elenor’du. Elenorla öyle
bir aşk yaşamaktaydılar ki Budin Kalesi’nin duvarların tırnaklarıyla sökecek
kadar büyük bir aşktı.
Tabi ki ünlü bir
kumandan olan Marko’nun güzel kızı Elenor’a tek aşık Deli Hüseyin Paşa değildi.
Ünlü komutanlardan Kornaro ve Zonkorolo da Elenor’a aşıktı. Fakat Elenor sadece
ve sadece Deli Hüseyin Paşa’nın aşkıyla yanıp tutuşmaktaydı. Diğer komutanlara
yüz bile vermemekteydi.
Böylesi zaferlerin
olduğu ve Osmanlı’nın kudretinin daha da arttığı bir dönemde, Osmanlı’nın
dostlarından olan Zafire, babasının dostu olduğunu sandığı Jak adında bir kişi
tarafından, babası evde yokken kaçırılır ve satılır. Sümbül Ağa’nın himayesine
giren Zafire, kızlar ağasının gözdesi olur ve çevresinde nice hizmetçiler, nice
kişiler dolar. Fakat böylesi bir ilgiye mazhar olan Zafire elbette saray
entirikaları ve dedikodulara da hedef olacak, makam peşinde koşan kişiler
tarafından bir tehdit olarak görülecekti. Nice büyük zaferleri kazanmış, üç kıtaya,
onlarca coğrafya ve insana yurtluk ve beylik etmiş Osmanlı, her döneminde saray
içi bu çekişmeler yüzünden, nice kaoslar, nice kritik dönemler yaşamış ve bazen
de büyük sorunlara hatta yönetimsel çöküntülere kadar uzanan bu kavgalar bir
türlü sona erememiştir. Tam da böyle bir durum yüzünde Zafire bir gece yüzüne
kezzap atılarak yakılır ve kaderi değişir. Sultan İbrahim bu durumu görüp, ona
acıyıp, baş kadını yapar. Bun olay üzerine hamisi olan Sümbül ise Mısır’a
azledilip, sürülür. Mısır’a giderken yanında hayli yüklü miktar servetini ve
Zafire’yi de götürür. Mısır’a gittikleri gemi ise yolda Malta Korsanları
tarafından saldırıya uğrar ve Sümbül ile Zafire öldürülürken Zafire’nin oğlu
kaçırılıp, Girit’e götürülür.
Bu olayı duyan Saray
yöneticileri durumu Padişaha iletir ve hemen sefer kararı alınır. Dönemin
kaptan-ı deryası olan Yusuf Paşa Girit’e Venediklilere karşı sefere çıkar ve
Marazini’nin başında olduğu Hanya Kalesi’nin önünde savaş verir. 3 günlük savaş
sonrası Hanya Kalesi alınır ve bu dönemde Budin’de beylerbeyi olan Deli Hüseyin
Paşa Hanya Kalesi’ne tayin edilir. Bu tayinle beraber; Deli Hüseyin Paşa’nın
kaderi de değişecektir. Büyük zaferlerin müjdecisi olan yola çıkar ve Budin
Beylerbeyliğini bırakıp, Girit’e ilerler.
Deli Hüseyin Paşa’nın
atandığı bu topraklarda, geldiği yerlerden tanıdık olduğu ünlü düşmanı
Zonkorolo’da bulunmaktadır ve Deli Hüseyin Paşa, Girit’te de ona karşı mücadele
verip, zaferler kazanmaktadır. Ama Budin’den sadece bu tanıdık değil başka
tanıdıklar da Girit’e tayin olup gelmiştir. Bunlardan biri de Kumandan
Marko’dur. Doğal olarak Kumandan Marko’nun tayiniyle beraber, Deli Hüseyin
Paşa’yı unutması için üzerinde baskı oluşturulan Elenor da babasıyla buraya
gelmiştir. Elenor burada içine kapanık, üzüntülü bir hayat geçirmektedir.
Babasının düşman komutanı olan Deli Hüseyin Paşa’yla olan aşklarına izin
vermemesi onu kahretmiştir. Tabi ki kendisi buradayken, Deli Hüseyin Paşa’nın
da aslında orada olduğunu bilmediğinden, Budin gibi uzak bir diyarda
bıraktığını sandığı sevdiğini deliler gibi özlemekte ve kendine kahretmektedir.
Bu sırada
Venediklilerle Osmanlılar arasındaki çatışmalar da iyice çetinleşmiştir. Hanya
Kalesi’nin önündeki Suda Limanı’na asker çıkarır gibi yapıp Deli Hüseyin
Paşa’yı tuzağa düşürmek isteyen Venedikliler aslında Tuzla yoluna doğru yönelip
büyük bir oyun çevirme planındadır. Deli Hüseyin Paşa burada 40 askeriyle 400
Venedik askerine karşı çetin bir mücadele verir. Bu 400 Venediklinin başındaki
komutan ise hiç yabancı olmayan Marko’dur. Deli Hüseyin Paşa ve Marko kılıç
kılıca mücadele verirler. Esteri Manastırı önünde Deli Hüseyin Paşa Marko’yu
omuz ve boğazından ağır bir şekilde yaralar. Tam öldürecekken bir haykırış
duyar. Bu haykırış Elenor’un haykırışıdır. Bu haykırışı duyan Deli Hüseyin
Paşa, Elenor’un hatırına babasını bağışlar ve öldürmez, esir alır.
Elenor babasının bu
durumuna çok üzülür ve yaralı olan babasının dayanamayıp öleceğinden korkup,
kale kumandanından, kalenin anahtarlarını alır ve Esterni Manastırı’nın dört
anahtarıyla beraber Deli Hüseyin Paşa’ya yollar, karşılığında babasının
affedilip, serbest bırakılmasını ister. Deli Hüseyin Paşa bunu kabul etmez,
anahtarları getiren ulağı geri yollar. Girit tam olarak alınana dek Marko esir
kalmalıdır. Buna karşılık Venediklilerin elindeki kale olan Esterni Kalesi’ne
hızlıca bir saldırı hazırlığına girişilir. İki yüz süvarisiyle kaleye karşı
saldırıyla geçen Paşa ve askerleri, savaş sırasında bir taktik uygular ve
çekilir gibi yapıp, yeldeğirmenlerine doğru yönelir. Bunu gören Venedikliler hücuma
geçip, kale kapılarını açarlar. Bu
boşluktan yararlanan Deli Hüseyin Paşa’nın komutasındaki Ahmet Ağa ve
yanındakiler Kale’ye aniden saldırıp, sancağı ele geçirirler. Venedikliler bu
akıl dolu oyun sonrası çil yavrusu gibi dağılıp, kaleden kaçarlar. Tam bu
sırada Deli Hüseyin Paşa’nın Elenor’u kaçırabileceğini düşünen Kornoro da
Elenor’u atına yükleyerek, oradan hızlıca kaçırır.
Zaferlerinin hepsini,
yanında bulunan nakkaşlara resmettirip, yollayan Deli Hüseyin Paşa, Padişahın
övgüsüne mazhar olmuş, ona bu nakş ettirdikleriyle zaferleri yaşatmıştır. Bu
resimler sonrasında zaferi iyice kavrayıp, Deli Hüseyin Paşa’nın yetenekleriyle
övününe ve gururlanan Padişah, fermanını yazarak onu Girit Serdarı ilan
etmiştir.
Padişah fermanında:
“Sen ki Hanya Kalesi Kumandanı Hüseyin Paşa. Din ve devlet için gösterdiğin
yararlılıkları işitip, memnun oldum. Seni Girit Serdarlığına tayin ettim” yazan
fermanın, Deli Hüseyin Paşa’nın yüzüne okunup, görevinin ilan edilmesini
emreder.
Fermanı yüzüne okunan
Hüseyin Paşa, o cengaverliğine, o yiğitliğine rağmen, ferman yüzüne okunurken,
onur ve gururundan gözyaşlarına boğulur. Bu olayın mutluluğuyla hızlıca bir
sonraki kale olan Resmo Kalesi’nin fethi için hazırlıklarına başlar.
O dönem için çok önemli
ve akla gelmeyecek bir dahiyane taktik olan lağım taktiğini kurgulayan Deli
Hüseyin Paşa, istikamcılarına, kale dibine dört lağım kazmalarını emreder.
Lağımcılar gece boyu, gizlice bu lağımları kazarlar ve içi barut dolu fıçıları
bu lağımlara yerleştirirler.
Ertesi sabah Deli
Hüseyin Paşa ve komutasındakilerin, gökleri inleten, kale duvarlarını delen top
atışlarıyla cenk başlar. Vakti geldiğinde ise Deli Hüseyin Paşa emrini verir ve
kale dibine gizlice kazılmış lağımlarda bulunan fıçılar ateşe verilir. Büyük
patlamaları duyan ve korkan Venedik askerleri, korkudan hızlıca kaleyi can
havliyle terk eder. Ölmemek için ölesiye kaleden kaçıp, saldırıya geçerler. Çok
büyük çarpışmalar sonucu Osmanlı Ordularını yenemeyeceğini anlayan askerler,
çıktılarından daha hızlı bir şekilde kaleye dönüp, ölmemek için kendilerini
kaleye hapsederler,
Savaşın ilk günü çetin
geçse de kale alınamadığı için Deli Hüseyin Paşa yeniden bir taktik düşünür ve
bu sefer on lağım açılması ve içine yine barutlu fıçılar konmasını emreder.
Gece dedikleri yapılır. Sabah uğraş başladığında, bir anda bu lağımlardan
patlayan fıçıların korkusuyla şaşkına dönen Venedikliler, duvarlarda açılan
deliklerden içeri giren Osmanlı Askerini görünce şok olurlar. Çarpışmaların
sonucunda Osmanlı Ordusu kesin bir zaferler Resmo Kalesi’ni teslim alır. Bu
sırada Deli Hüseyin Paşa ile Kornoro kılıç kılıca, göğüs göğüse bir çarpışmaya
girerler ve Deli Hüseyin Paşa, Kornoro’yu kılıcının maharetli hamleleriyle
öldürür. Lakin Elenor’u yine bulamaz.
Bir sonraki kale olan
Kandiye Kalesi için mücadele hazırlıklarına başlayan Deli Hüseyin Paşa, bu
kaleyi de kati bir zaferle fethetmeyi ister. Fakat bu dönemde anlaşılmaz
şekilde aşırı bir hastalığa yakalanan Deli Hüseyin Paşa, yataklara düşer. Bu
boşluktan yararlanan Marko ve yanındaki Diyan kaleden kaçar. Aynı anda
yakalanan Elenor da Resmo Kalesinde Türklerin elindeki esaretine başlar. Amaç
Marko’ya karşılık kızı Elenor’u elde tutmaktır.
Girit’te verilen
mücadelelerin yirmi beşinci yılına gelinmiştir. Artık Girit’in en önemli kalesi
olan Kandiye Kale’si için zapt etme ve nihayet fethetme zamanı gelmiştir. Tam
da bu dönemde İstanbul’da Yeniçeri ayaklanmaları çıkmış, her zaman Osmanlı’nın
istikrarını etkileyen ve bir türlü bitmeyen saray içi entrika ve mücadeleler
gittikçe artmıştır. Saray kadınları devlet işlerine karışmış ve onların hatalı
ve devlete değil kendilerine fayda sağlayan bu hareketleri sokaktaki olayları
da daha fazla hareketlendirmiştir.
Bu durumdan faydalanan
Venedikliler, Çanakkale Boğazı çevresinde bulunan bir yerde konuşlandırdığı
ordusunu boğaza yönlendirip, burayı kapar ve Osmanlı başkentinin Girit’le olan
bağlantısını keser. Artık Girit’e ne askeri, ne sıhhi, ne de maddi yardım
ulaşabilmektedir. Girit’teki askerler maaşlarını alamamakta, aç bil aç
yaşamakta ve cephanesiz kalmaktadırlar. Bu elverişsiz koşullara rağmen paşa,
Devlet-i Âli’nin şerefli bir komutanı olarak, Osmanlı Devleti’nin bu halini
göstermeyip, kudretini ve şanını yeni zaferlere taşımak için uğraşa devam
kararı almış ve mücadelelerini sürdürtmüştür. Genç bir komutan olan Bordero
komutasında bulunan Venedik askerlerine karşı Deli Hüseyin Paşa ve
komutasındakiler hücuma geçmiştir. Karşılıklı verilen çetin mücadelenin
sonunda, neredeyse Deli Hüseyin Paşa’yla birebir güreşir gibi cenk veren
Bordero’yu, Paşa, üzerindeki onlarca kiloluk zırhı ve heybetine rağmen havaya
kaldırmış, başının üzerinde sallayıp, uzağa bir yerlere fırlatmıştır. Bordero
yerde kıvranırken yanına giden Paşa, Bordero’nun kulağına eğilip, onu esir
almayacağını buna karşılık burada yaşadıklarını gittiği yerlerde anlatmasını,
Osmanlı’nın gücünü duyurmasını emretmiştir. Bordero’yu bu olayları anlatmak
üzere Kandiye’ye yollayan Paşa, savaşın kaosu dindikten sonra bir anda
çenesinde bir acı hissetmiştir. Elini çenesine götürdüğünde ise çenesinden
vurulduğunu anlamıştır. Bu derin ve çok acı veren yarasına rağmen uğraşından
vazgeçmeyen ve zaferle çıkan Paşa, sağ yanağından girip, sol çenesinden çıkan
kurşuna rağmen verdiği bu mücadeleyle övgüye mazhar olmuştur.
Bu olaylar cereyan
ederken, Osmanlı Sarayı’nda da değişimler olmaktadır. Padişah Sultan İbrahim
tahttan inmiş yerine 4. Mehmet geçmiştir. Dördüncü Mehmet’in bir özelliği de,
zamanında Deli Hüseyin Paşa’nın içinde büyük ve derin bir yara ve acı bırakan
Davut Paşa’yı kurtaramaması olayının başkişilerinden Davut Paşa’nın hanımı olan
Gülnihal Hatun’un yeni padişahın bakıcısı olmasıdır. Padişah daha bir veliaht
çocukken, Gülnihal Hatun ona masal diye Deli Hüseyin Paşa’nın kahramanlıklarını
anlatmıştır. Dördüncü Mehmet’in çocukluğunun efsanevi kahramanı olan kişi Deli
Hüseyin Paşa’dan başka biri değildir. Yeni padişah Dördüncü Mehmet ona
hayrandır. Bir yolunu bulup Deli Hüseyin Paşa’yı görmek isteyen yeni padişah
Gülnihal Hatun’a Paşayı sorar. Gülnihal Hatun ise artık bir padişah olduğunu ve
istediği zaman bir ferman ile yanına bir göreve Deli Hüseyin Paşa’yı
alabileceğini söyler. Bunun üzerine sadrazamı olan Gürcü Mehmet Paşayı azleden
Dördüncü Mehmet yerine Deli Hüseyin Paşayı tayin eder. Lakin tam bu fermanın
yazılacağı gün, maddi sıkışıklıklardan ve elverişsiz koşullardan dolay bu olayı
gerçekleştiremez ve Ahmet Paşayı tayin eder.
Bu olaylar Pay-ı Tahtta
cereyan ederken, vurulmuş, yaralı yatan Deli Hüseyin Paşa, yaralanmasına neden
olan kurşunun açtığı delikleri, daha fazla dayanamayıp mendille kapatır ve yerinden
kalkıp Kandiye Kalesi’nin fethine uğraşmaya başlar. Bu sırada sarayca Girit’e
zamanında tayin olunmuş Voynuk Ahmet Paşa, Surnizen Mustafa Paşa ve Sekbancı
Mahmut Paşa biraraya gelip, toplandıkları yerde Deli Hüseyin Paşa’ya karşı
mücadele kararı alırlar. Ona yapılan yardımları kesme ve yeni Girit Serdarı
olarak Surnizen Mustafa Paşa’yı yapma kararı alırlar.
Paşa bu olaydan
habersiz, Kandiye Kalesi uğraşında yardım ister fakat kendisine karşı gizli
ittifak kurmuş bu paşalar, denizci olup kara askeri olmadıklarını öne sürerek
yardım teklifini reddederler. Ertesi sabah Kandiye Kalesi yolundaki sahil
kaleleri için verilen mücadele sırasında Kaptan Ahmet şehit olur ve bunun
üzerine hırslanan Deli Hüseyin Paşa sahildeki kaleyi hızlıca fetheder ve teslim
bayrağını çektirir. İstanbul’dan gelemeyen maddi ve cephane yardımlarına rağmen
hazırlıklar hızlanır.
Tam bu sırada Sekbancı
Mahmut Paşa ordunun içine bir haber salar. Bu haberde denilenler
şunlardır. şudur ki: Deli Hüseyin
Paşa’nın düşmanla ortak çalıştığı, Kandiye Kalesi’nin alınmasına girişimin
yapılmaması ve alınmaması gerektiğidir. İstanbul’un artık desteği çektiğini
orduya yayar. Hatta bu büyük iftiralar, çeşitli kişilerce İstanbul’a padişaha
dek ulaşır.
Bu haberler üzerine
askerler Girit’te Deli Hüseyin Paşa’nın sarayının önünde isyan ederler, hatta
sarayını ateşe verirler. Düşmanla işbirliğinin kanıtı olarak sunulan Elenor’a
gönül meylinin olması sebebiyle askerler Elenor’u kaçırırlar ve sarayı yağmalarlar.
Fakat olaylar sadece üç gün sürer ve askerler pişman bir şekilde tekrar
Paşa’nın emrine girer ve Kandiye Kalesi kuşatmasına hazırlanırlar.
İstanbul’a gelen
haberler elbette büyük yankılar yaratmış ve paşa aleyhine bir çok dedikodunun
ve karşı çıkışların oluşmasına sebep olmuştur. İstanbul’da ileride
sadrazamlığını garanti gören Deli Hüseyin Paşa ve askerler, ilerde başlarına
bir şey gelmesin diye laf edemediğinden, askerlerine çok büyük eziyetler
ediyor, onları perişan hallerde keyfine göre kullanıyor haberleri yayılmış ve
almış başını gidiyordur. Bu haberler sadrazama kadar ulaşmış, onun yerinde
gözünün olduğu ve onu düşürmek için mücadele verdiği söylenmiştir.
Bu olayların sonrasında
konu hakkında Çiftelerli Osman Paşa, Surnizen Mustafa Paşa, Yeniçeri ve
sipahilere mektuplar yazılmıştır. Olayları okuyan Çiftelerli Osman Paşa, yayı
eğip, oku kuran Deli Hüseyin Paşa’nın nereden ne hallere geldiğini düşünüp
derin bir iç geçirir. Gelen mektubu yeniçeri ve sipahilere de okur. Yeniçeriler
ise bu olayları duyup hayrete düşer ve saraya bu olayların böyle olmadığını
anlatan, Paşa’yı öven bir mektup yazar yollarlar.
Bu olaylar olurken azli
düşünülen Sadrazam Süleyman Paşa’nın yerine Köprülüzade Mehmet Paşa
düşünülmektedir. Fakat kendisinin disiplinsiz davranışları düşünülüp,
vazgeçilir. Onun yerine Deli Hüseyin Paşa önerilir. Zamanında Gülnihal Hatun’un
anlattıkları aklında olan padişah hiç tereddütsüz onu sadrazam olarak önerir.
Lakin kendisi Girit’te olduğundan o gelene kadar yerine sadrazam olarak
Sürnizen Mustafa Paşa’nın görev yapması buyrulur. Oysa ki Sürnizen Mustafa Paşa
zamanında isyanları başlatan kişidir. Görevinde geçici olduğunu anlayan
Sürnizen Paşa yeniçeriler ve sipahiler arasındaki gücünü kullanır ve bu
kişilerden saray çevresinde yeniden olay çıkartır. Ayak Divanı isteyen
yeniçeriler saray çevresinde toplanır ve sarayı kuşatır. Elli bin kadar
yeniçeri ayak divanı için ayaklanır ve padişahı bizzat görmek isterler.
Aralarıda Mehter Hasan Ağa gibi ünlü yeniçeriler de bulunan ağalar bizzat
isteklerini iletirler. Padişah bu konuşmalar sonrası hiddetle kararlar alıp,
Behram Ağa ve Bosnalı Ahmet ile Racu İbrahim Paşayı boğdurur. Olayların artması
üzerine Deli Hüseyin Paşa acilen davet edilir. Kaostan yararlanan Sürnizen
Mustafa Paşa mührü talep eder ve bir şekilde ele geçirir. Bu sırada Padişahla
iyice yakınlaşan Sürnizen Paşa, Deli Hüseyin Paşa hakkında birçok uydurma şeyi
padişaha inandırır ve onun sadrazam olmaması gerektiğine ikna eder. Bu durum
sonrasında padişah Sürnizen’i kalıcı olarak sadrazam olarak tayin eder.
Fakat zamanla Girit’ten
gelen haberler Sürnizen’i yalanlayıp, onun hakkında olumsuz şeyler olduğu şeklinde
padişahın kulağına çalınınca bir şekilde bahanesi bulunup Sürnizen Mustafa Paşa
görevinden azledilir. Bu fırsattan yararlanmak isteyen Köprülüzade Mehmet Paşa,
zamanında alt yapısı oluşmuş Deli Hüseyin Paşa aleyhtarı söylemin üzerine yeni
kötü şeyler de katıp, Deli Hüseyin Paşa’nın önünü kesmeye ve sadrazamlığa
gelmemesini sağlamaya çalışır. Hatta Deli Hüseyin Paşa’nın bir saray için bir
tehdit olduğu haberlerini çıkarır. Bu dönemde Dördüncü Mehmet padişah olunca,
çok itimat ettiği Köprülüzade Mehmet Paşa’nın sözlerine güvenmiş sadece
sadrazamlık makamına gelişini kapatmayı değil üstüne bir de Deli Hüseyin
Paşa’nın Girit Serdarlığından da azlini istemiştir.
Hızlıca padişahın
huzuruna çıkarılan Deli Hüseyin Paşa’ya padişah Kandiye Kalesindeki durumu sorar.
Deli Hüseyin Paşa yanlış verilen istihbaratları tahmin edip, onun yönünde
gerçekleri anlatmaya başlar. Bu sorular ve cevaplar bitince padişah, Osmanlı
Tarihine bir efsane olarak geçmiş Yay olayını sorar Deli Hüseyin Paşa’ya ve
elbette Kuloğlu olayını. Hatta sorularına cevap aldıktan sonra bu olayları
Gülnihal Hatun’dan duyduğunu da iletir.
Bu uzun konuşmaların
ardından Köprülüzade Mehmet Paşa, Deli Hüseyin Paşa’nın katlini ister. Bu katlin fermanı için hazırlık yapıldığını
duyan Reisülküttub Samizade ve Gürcü Kethüda acilen toplantı yapar ve Deli
Hüseyin Paşa’nın yanında yer alma kararı alır. Sabah Valide Sultan’ın yanına
giderler. Valide Sultan’a olayı anlatsalar da Sultan geçiştirir gibi yapıp, bir
yoluna bakarız der onları yollar. Bunun yanında Köprülüzade’nin de kendilerince
tayin edildiğini onlara iletir. Bu görüşmenin başarısızlığının ardından
Reisülküttubu Sadrazam Köprülüzade Mehmet Paşa katl fermanını yazdırması için
Şeyhülislam’a yollar. Şeyhülislam müftüsü buna olumsuz cevap verir. Burada zulmün
sabit olmadığı ancak zulmün sabit olması durumunda katlin kararının verileceğin
iletir.
Katli için uğraşıp,
başarı elde edemeyen Köprülüzade Mehmet Paşa, Deli Hüseyin Paşa’yı Kaptan-ı
Deryalığa tayin ettirip, saraydan uzak tutar. Gece Gülnihal Hatun bir şekilde
Deli Hüseyin Paşa’ya ulaşıp bu atamanın onun için bir entrika olduğu haberini
ona verir. Dikkatli olması gerektiğini söyler. Ertesi gün ise bir lider gibi
Kalyonlarının başına geçer. Nereye tayin olunursa halk ondan memnun kalır,
beklenen oyunlar tutmaz.
Deli Hüseyin Paşa,
Kaptan-ı Deryalıkta istenilen oyunlar tutmayınca azledilip Rumeli Beylerbeyi
yapılır. Buradaki görevi sırasında, parayla tutulan nice kişiler, Paşa
aleyhinde saraya mektuplar yazar. Bunların hepsi de şikayetname niteliğinde
mektuplardır. Belli bir süre geçtikten sonra Köprülüzade Mehmet Paşa bu
şikayetnameleri ondan saklayarak iltifat mektubu üzerinden Deli Hüseyin Paşa’yı
saraya davet eder. İstanbul’a geleceği duyulan ve halkça çok sevilen Deli
Hüseyin Paşa, yollarda sevinç ve sevgi ile karşılanır.
Deli Hüseyin Paşa
gelmeden hemen önce, sıcağı sıcağına Köprülüzade Mehmet Paşa, tüm
şikayetnameleri Padişaha okutur. Bu şikayetnamelerde miri malları çalmak,
haksız zengin olmak, zulmetmek gibi ağır suçlar da vardır.
Bunlardan habersiz
Pay-ı Tahta çıkan Deli Hüseyin Paşa, Padişah huzuruna varınca büyük hakaretlere
ve ithamlara uğrar. Girit’te askerlere yaptığı zulümlerden, haksız
kazançlarından, cebine attığı masraflardan bahsedilir. Oysa ki iltifat almak
için saraya davet edildiğini sanmaktadır. Padişah bu hakaretleri ettikten sonra
cevaben bunların iftira olduğu ama gerekirse ölümün de hak olduğunu iletir. Dün
doğup bugün öleceğini ölümden korkmadığını söyler. Bunun üzerine Yedikule
Zindanlarına gönderilir.
Sadrazam, Deli Hüseyin
Paşa Yedikule Zindanlarında hapisken yine katlini istese de yine katli
reddedilir. Bunun üzerine Sadrazam Köprülüzade Mehmet Paşa, kişilerin Deli
Hüseyin Paşa’nın oyunlarıyla onun katline engel olduklarını ve acilen bir
ferman ile katlinin gerçekleşmesine padişahı ikna eder. Padişah da katline onay
verir.
Alelacele daha çetin koşullarda bir zindana
gönderilen Deli Hüseyin Paşa, tüm gece hayatındaki hatıraları düşünür. Gülnihal
Hatun’u, Davut Paşa’yı, Budin’i, Budin’deki büyük aşkı Elenor’u, Girit
Zaferlerini düşünür. Lakin bunları düşünürken bir anda cellat zindana girer ve
Paşa’nın yanına gelir ve katlini gerçekleştirir.
GALİP UÇAR 2014
Makale Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır






























