Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

30 Haziran 2026 Salı

KARACAOĞLAN MÜZİK ALBÜMÜ

 GALİP UÇAR'ın; KARACAOĞLAN şiirlerinden bestelediği şarkılardan oluşan, türkü formundaki  5 şarkılık albüm 30 HAZİRAN 2026 tarihinde youtube üzerinden yayınlanmıştır.



1- BANA KARA DİYEN DİLBER
2- BİTTİ M'OLA ŞAM ELİNİN HURMASI
3- DÖNDÜR BOYNUN BENDEN YANA
4- SANA DEDİM ALLI GELİN HAS GELİN
5- HAKKIN KANDİLİNDE GİZLİ SIR İDİM



29 Haziran 2026 Pazartesi

KALPTEN

 GALİP UÇAR'ın KALPTEN adlı şiiri boyalıkelimeler sitesinde yayınlamıştır



28 Haziran 2026 Pazar

PUNKANATOLİA MÜZİK PROJESİ - 2. ŞARKI - GOSSİP

 PUNKANATOLİA Müzik Projesi, GALİP UÇAR'ın, Kıbrıs'tan öğrencisi olan ERSİN SARIALİOĞLU'yla İstanbul'da bir buluşması esnasında konuştuğu başlıklardan biri olan, "Etnik Öğelerin Punk - Metal Kurgusuna Eklenebilmesi" konusu üzerinde konuşmalarından ortaya konulmuş ve sonrasında denemeler yapılmasıyla olabilirliği ortaya konmasıyla oluşmuş 6 enstrümantal Punk şarkıdan oluşan bir projedir. 

Projenin özelliği, elektro gitarların yerel enstrümanların çalınma özelliğiyle çalınması, yahut onların sesine ya da tavrına yakın çalma denemesi yapılması, yerel ritimler, etnik ritimler karıştırılarak riflerin onlara göre atılmasıyla oluşturulmasıdır. 

Temiz bir PUNK METAL yahut PUNK ROCK tavır dinlerken içinde ANADOLU motifleri ve tavırlarını hissedeceksiniz

PROJENİN İKİNCİ ŞARKISI GOSSİP youtube üzerinden yayındadır

Projenin tasarım ve müzikleri GALİP UÇAR'a aittir





26 Haziran 2026 Cuma

DÖNÜLMEZ YOLLARDAN ARTA KALAN

 Galip Uçar'ın kaleme aldığı, toplumcu gerçekçi,  DÖNÜLMEZ YOLLARDAN ARTA KALAN şiiri boyalıkalemler adlı sitede 26.06.2026 tarihinde yayınlanmıştır

DÖNÜLMEZ YOLLARDAN ARTA KALAN



25 Haziran 2026 Perşembe

3 GÜL HİKÂYE SERİSİ / 1- GÜLSÜM 2- GÜLAY 3- GÜLENDAM

 GALİP UÇAR'ın 3'lü hikâye serisi olarak tek kahraman üzerinden yazdığı 3 GÜL hikâye serisi boyalıkelimeler sitesi üzerinden yayında

1- GÜLSÜM

GÜLSÜM

GÜLSÜM

            Sabahları böyle erken uyanmayı hiç sevmezdi. Hele ki haftanın ilk günü, nefret ederdi sabahlardan. Yorganı üzerinden yavaş yavaş soluna doğru attı. Bir gözü kapalı olarak odayı tek gözüyle süzdü. Her şey yerli yerindeydi. Uyuduğu vakti hatırlamıyordu. Hatta yatakta olduğunu dahi kestirememişti. Kendi kendine: “Helal olsun be! Yatağı bulabilmişim” dedi.

            Hafif bir hareketle doğruldu, oturur pozisyona geldi. Beyaz tülün ardından dışarıya baktı. Apartmanlar, hep apartmanlar. Hepsi de yerinde duruyordu. Mahalle eski bir mahalle olsa da evler yakın zamanda yenilendiği için ve nasıl başarıldıysa; bulunduğu sokağın tamamındaki evler tamamen yenilendiği için, mahalle eski olsa da evler yeniydi. Yeni olduğu kadar da grilerdi. Nasıl da pazartesiye yaraşır bir görüntüydü bu. Eskiye özlem duyayım dese, o da olmazdı. O evlerin tamamı eskiden de griydi ama daha açık griydi. Şimdi tek farkı yeni gri ve yenilenmiş olmalarıydı.

            Yine yavaş hareketlerle bacaklarını yere uzattı. Ellerini saçının üzerinde gezdirdi ve at kuyruğu yaparcasına bir yerde avuç içinde saçlarını sıkıştırdı. Gözlerini kapadı kısa bir süre, tekrar açtı. Bunu yaparken kafası öne eğik, sırtı kambur pozisyondaydı. Gözlerini açtığı an dik durdu. Tekrar gözlerini kapattı. Burnundan derince bir nefes çekti, ağzından hızla üfledi. Sonra bir derin nefes daha. İçerisinde biraz tuttuktan sonra bu sefer hafifçe dışarıya saldı nefesini. Gözlerini açtı. Karşısında ayna duruyordu. Aynadan gözlerinin içine baktı. Henüz ayılamamış ve hala şiş gözlerini gördü. Bir şey yapmadı. Ayağa kalktı, yavaş yavaş dolaba doğru yürüdü. Dolabı açtı. Birinci çekmecesini kendine doğru çekti. Telefonunu oraya koymuştu. Açma düğmesine bastı. Biraz açılmasını bekledi. Şifreyi girdi. Şifresini girdikten sonra telefonunun açılmasını beklerken bir yandan da gözleriyle dolabın içini süzdü. Hafif kül rengi, küt saçlarına uygun ne giyebilirdi, onu düşündü. Bu sırada telefon tamamen açılmış ve bildirimler arka arkaya gelmeye başlamıştı.

            Geceleri telefonu açık yatmazdı. Her zaman uyku öncesinde illa kapardı. Bir de hiçbir zaman başkasının evinde kalmazdı. Gece biriyle kalacak olsa da gün ışımadan önce illa evine gelir ve odasında yatardı. Bu onun değişmez kuralıydı. Çocukluktan beri tembihliydi. Eğer ki evinin olduğu şehirdeyse, o gece taksi ya da illa bir ulaşım aracı bulunur ve eve dönülürdü. Onun çevresinde olacak kişiler de bunun bilinciyle onunla ilişkilerini kurardı. Eve erken gelmezdi, erken de yatmayı hiç sevmezdi ama gece illa o yatakta geçecek ve odasının lambası sönecekti. He bir kuralı daha vardı. O yatakta sabah yalnız uyanacak ve odasında güne yalnız merhaba diyecekti. Bu sebeptendir ki sevgilisi olan kişilerle her zaman sorun yaşamıştı. Onların evinde kaldıysa bile gece illa dönmüş kalmamıştı. Kendi evine gelenleri de gün ışımadan bir saat öncesinde evinden kovarcasına göndermişti. Dayanabilen birkaç kişi olmuştu. Şu an olan da onlardan biriydi.

            Aslında onun da dayanabilme sebebi evli olmasıydı. Çalıştığı firmanın rakip firmasında üst düzey bir yöneticiydi. Çocukları ve hala mutlu giden bir evliliğini sandığı karısı vardı. Firmalar arasındaki hırs ve rekabetle geçen toplantıların birinde Gülsüm’ün müthiş sunumları ve savunmalarını görmüş ve onun bu karizmatik hallerine hayran kalmıştı. İşte böyle bir günde daha tekliflerin sunulup, ihale bitiminde bir cesaret, Gülsüm’ün yanına gelmiş ve yemeğe çıkmayı teklif etmişti. Gülsüm’ün kabul edeceğini hiç beklemiyorken, kabul edilen teklifiyle şaşırsa da bunun bir iş taktiği olduğunu düşünüp, akşamki yemeğe tedbirli gelmişti. Lakin gel zaman git zaman, ilişkinin boyutu değişmiş, aşk ilişkisi olmasa da karşılıklı keyif ve zevk çıkarı doğrultusunda bir ilişki oturmuştu.

            Bu ilişkinin kurallarının olması gerektiğini ilk gün Gülsüm ona söylemişti. Bu kurallardan da ilki; haftada bir gün görüşülecek ve o gün hep sabit olacaktı. O gün de haftanın en yorucu günü olan pazartesi günü olmalıydı. Çünkü pazartesi günü, hem haftaya başlamanın stresi, hem hafta sonundan kalan iş birikmişliği, klasik olacak belki ama sendromları olan ama daha önemlisi zihince de atlatılıp ne kadar eğlenilmeye en elverişsiz gün olsa da asıl eğlenilmesi ve zihnin boşaltılması gereken gündü. Tabi aynı zaman da stres yaşamın bedenin de rahatlaması, gevşemesi gereken gündü. Bu sebepten görüşülecek gün, sebep ya da mazeret asla kabul edilmemek koşuluyla pazartesi olmalıydı. İş gezileri, yıldönümleri, doğumgünleri dahi olsa o gün asla bir başka yere gidilmeyecekti. Hasta dahi olunulsa yan yana gelinilecek ve beraber yaşanılacaktı. Buna karşılık evli olması ve çocuklarının olması kabullenilerek geri kalan altı gün onlara bırakılacaktı. İkinci koşul ise asla ve asla saçının rengi ve şekline karışılmayacaktı. O, kül saç rengini seviyor ve yirmili yaşlarında dahi o renge boyatıyordu saçlarını. Hatta üniversitenin ilk senesinden itibaren kül rengi ve küt saçlarını hiç değiştirmemişti

            Gerekli hazırlıklarını yaparken bir yandan da sevgilisinden gelen sabah mesajlarını ve akşam nerede buluşacaklarına dair mesajları okudu. Hızlıca da cevabını yazdı. Daha sonra ağır adımlarla koridorda duran sehpanın yanına gitti. Arabasının anahtarını aldı. Sonra da duvarda asılı duran evinin anahtarını. Kapıyı kapatıp, kilitledi. Asansörü çağırırken bir yandan da telefonundan gelen mesajları ve mailleri kontrol ediyordu. Asansör geldiğinde ise ilk adımını atar atmaz tekrar aynaya baktı. Saçını düzeltti. Kül rengi saçına uygun olarak beyaz blazer ceket, içine kül rengi ama aralarında açık yeşil tonlar olan bir gömlek giymiş, altına da beyaz diz üstünde biten bir etek giyinmişti. Ayakkabıları ise ince topuklu ve gömleğinin detayındaki renkte bir yeşil ayakkabıydı. O kendini incelerken, nihayet asansör arabanın bulunduğu otopark katına gelmişti.

            Yine ağır adımlarla ve topuk sesi boş otoparkta yankılana yankılana yürüdü. Arabasının yanına geldi. Kapıyı açtı, koltuğa oturdu. Aynaya baktı. Dikiz aynası daha büyük gösterdiği için makyajındaki ayrıntıları daha iyi görüyordu. Ruju hoşuna gitmemişti. Çantasından çıkartıp, biraz daha sürdü. Sonra telefonunu eline aldı ve konuşmaya başladı:

-“Selam Meryem. Ben şimdi yola çıkıyorum. Sen randevularımı düzenledin umarım… Unutma asla ve asla saat beşi geçmeyecek şekilde takvimimi ayarlayacaksın. Akşam Çengelköy’deki yeni açılan yerde randevumuz olacak, sen orayı ara, zaten biliyorlar ama her zaman yediğim yemek ve içkiyi hazırlasınlar. Kesinlikle gecikme istemiyorum. Bir de lütfen ben gelmeden odamda double espresso hazır olsun. Asla ve asla bugün uykum açılmadı. Sert bir şey içmem gerekiyor. Raporlar umarım hazırdır ama raporlardan önce atılacak imzalar varsa masamın ortasına koy ve en geç yarım saat içinde odamdan teslim al. Sanırım yirmi dakika içinde orada olurum. Bir de lütfen saat on bir civarındaki ara öğünüm için o sevdiğim meyvelerden bir tabak hazırla ve otuz yedinci kattaki boğaza bakan masaya koy. Beni anladığın ve asiste ettiğin için tekrar teşekkürler, bu sözleri biliyorsun ki telefonda söylemek zorundayım, ofiste üstün olarak emirlerim arka arkaya gelecek ve benden pek güzel bir söz duyamayacaksın; her zamanki gibi, bu sebepten kapatmadan önce kolay bir gün geçirmeni diliyorum” dedi ve arabasının kontağını açtı. Yavaş yavaş arabasının hareket ettirirken, caz müziği çalan bir radyo frekansını ayarlayarak, hafif piyano solosu eşliğinde şehrin kaosunun içine daldı. Gün uzundu ve gece yine burada bitmeliydi…  

2- GÜLAY

GÜLAY

            Öğle vaktine doğru uyandığı için her zaman olduğu gibi bugün de dinç kalkmıştı. Enerjik bir şekilde hızlıca mutfağa gitti. Masanın üzerinde duran limon, salatalık, maden suyu, maydanoz karışımı suyu, büyükçe bir bardağa doldurdu ve yudum yudum içti. Ferahlamıştı. Nedense, gece derin ve sakin bir uyku geçirmesine rağmen içi yanarak uyanmıştı. Üzerinde masmavi saten bir pijama vardı. Çok seviyordu. Durduk yere o pijamasını okşayıp, keyif alabiliyordu.

            Aslında bu okşama huyu her zaman da ona zevk vermişti. Sevgilisinin de en çok saçlarını okşamayı seviyordu. Onu öpmeden önce saçlarını uzun uzun karıştırır sonra öperdi. Dün gece de sinema dönüşünde arabada uzun uzun saçlarını okşamış sonra da onun evine gitmişlerdi. Hatta o kadar fazla okşamıştı ki adam doğru düzgün filmi bile takip edememişti. Hele ki aksiyon bölümlerinde; saçının çekilmesi ve başının itilmesinden dolayı, en heyecanlı sahnelerin çoğunu kaçırmıştı. Ama okşamak, Gülay’ın en sevdiği şeydi. Haz aldığı nokta okşamaktı.

            Gariptir ki okşanmayı hiç sevmedi. Sevgilisi dahi olsa kendisini, özellikle de saçlarını asla okşatmazdı. Siyah saçlarına dokunulmaması onun için çok önemliydi. Saçları düzdü ve omzunun biraz altına kadar uzunluktaydı. Kendisi bile saçlarına dokunmazdı. Her zamanki doğal haliyle kalmasını isterdi.

            Suyu bittikten sonra dolaba doğru yöneldi. Dolaptan probiyotikli yoğurdunu aldı, buzdolabını kapısını kapattı. Daha sonra üst tarafta bulunun dolap kapağını açtı. Oradan doğranmış kuru meyvelerin bulunduğu kavanozu indirdi. Diğer eliyle de hemen dizinin ucundaki çekmeceyi çekip, kaşık aldık. Kavanozu açtıktan sonra kaşığı iki kere dolu dolu kavanoza doldurup kuru meyveleri tezgahtaki tabağına koydu. Sonra üzerine yoğurdu döktü. Birkaç adım attıktan sonra balkon kapısının yanındaki kapağı açtı, oradan chia tohumu olan kavanozu aldı. Ondan da bir kaşık dolusu alarak tabağına koydu. Sonra onu bırakıp aynı yerdeki yulaf dolu kavanozu aldı. Yulaftan üç kaşık kadar koydu ve kavanozu yerine bıraktı. Hızlıca tabaktakileri karıştırdıktan sonra masanın üzerine bıraktı ve odasına doğru yürüdü.

            Odasına geldiğinde ilk önce camı açtı. Karşısında ne kadar apartmanlar olsa da odaya temiz hava dolsun diye sonuna kadar camı açmıştı. Camı açtıktan sonra hemen camın yanındaki koltuğa oturdu. Biraz dışarıya baktı. Sonra dik pozisyona gelip, gözlerini kapattı. Camdan gelen serin havayı derince burnundan içine çekti. Sonra hızlıca ağzından dışarıya üfledi. Sonra bir derin nefes daha çekti, biraz içinde tuttu. Sonrasında ağzından hafif hafif üfleyerek gözlerini açtı. Biraz başı dönse de ferahlamıştı. Saatine baktı. Neredeyse saat on iki olmak üzereydi. Salı günleri sokak bu saatlerde dingin oluyordu. Hemen koltuktan kalkıp, dolabına yöneldi. Kapıyı açtı. Gözleriyle kıyafetlerini süzdü. Parlament mavisi taytı ve üzerine de parlament mavisi çizgileri olan siyah tişörtünü giymeye karar verdi. Onları dolaptan alıp, yatağının üzerine koydu.

            Ardından tekrar dolabına yöneldi. Koltuk altlarını kokladı, ter kokuyordu. Göğsüne doğru da kokladı. Hatta daha iyi koku alabilmek için üzerindeki pijamanın göbeğine kadar olan düğmelerini açtı. Sutyen takmamıştı. Gece yatarken sevmezdi. Zaten sanırım eve de sutyensiz gelmişti. Dün gece sevgilisinin evinde üç dört kadeh içki içmiş, daha sonra gecenin ortalarına kadar hayli yoğun ve yorucu bir sevişme yaşamışlardı. Hala da bunun ağrısını kasıklarında hissediyordu. İçinde: “Birazdan sporu yapar, sonra da yoga yapar gevşetirim kendimi, zaten dünkü sevişme sonrası hayli esnedim” diye geçirdi. Eve geldiğinde ise neredeyse güneş doğmak üzereydi. Üç, dört saatlik uykuyla olmasına rağmen kendini zinde hissediyordu. Zaten her Salı günü böyle geçiyordu.

            Dolabın önünde kendini koklaması bittikten sonra dolabında yer alan çekmecelerden ikincisini açtı. Gün içinde kullanacağı eşyaları buraya koyuyordu. Hatta o kadar içmişti ki, sesler onu rahatsız eder olmuştu. Gece bu sebepten dolayıdır yüzüklerini de kolyesini de hatta cüzdanını dahi buraya koymuştu. Telefonu da buradaydı. Telefonunu açtı. Gelen mesajlara baktı. Kafasında kendince bir takvim oluşturdu.  Sonra yatağına dönüp seçtiği kıyafetleri giyindi.

            Giyinme işlemi bittikten sonra tuvalete gitti ve orada her zaman olduğu gibi güneş kremini yüzüne sürdü. Daha sonra parlak ve renk değiştiren sportif güneş gözlüğünü taktı ve kapının önüne geldi. Parlak ve renk değiştiren şeyleri çok severdi. Spor ayakkabısı da bu nedenle böyle renklerden oluşuyordu. Böyle bir spor ayakkabı ya da kıyafet bulduğu an, parası neymiş, fazla mıymış, kullanışlı mıymış bakmadan hemen satın alırdı. Bu ayakkabıya da ciddi bir rakam ödemişti. Umurunda değildi. Spor yapmadan önce her Salı günü bu ayakkabıyı giyer öyle çıkardı. Hemen kapının orada duran sehpadan evin anahtarını ve telefonla konuşması için kulaklığını aldı. Anahtarı ve telefonunu bel çantasına koydu. Telefonla, kulaklığın bağlantısını gerçekleştirip, kulaklığı da sağ kulağına taktı. Mutfağa doğru yönelip, spor yaptığında kullandığı mavi su matarasını aldı. Onu da bel çantasının yanındaki özel bölüme koydu. Kapıyı açtı ve hızlı adımlarla merdivenden indi.

            Bu sırada sevgilisini aradı. Telefonu açmadı. Mesaj atmaya karar verdi. Apartmanın kapısından çıktığı an, hemen sağ tarafa geçti ve sevgilisine mesaj attı:

            “Bugün spor salonunu saat üç gibi açacağım. Arka arkaya özel çalışmalar var bir de kapatmadan önce bir ritmik dans isteyen kişi. Bu nedenle dışarıda yemek yemeye gerek yok. Ben sanırım on gibi çıkabileceğim. Spor salonunda yemek yerim. Sen saat on buçuk gibi benim evin önünde gelirsin, eve beraber gireriz. Evde vakit geçirmek güzel olacaktır. Bu akşam sakinlik ve romantiklik istiyorum. Zaten sabaha enerjik başladım. Aynı sakinlikle devam ederiz ama sonrası… unutma ona göre kendini hazırla.”

            Mesajını yazdıktan sonra sokağı ilerisindeki parka doğru hafif tempoyla koşmaya başladı. Bir yandan da saatinden koşu temposuna uygun, enstrümantal şarkıları ayarlıyordu. Parkın içinde girip, dört tur attı, sonra biraz ilerideki yeşillik alana doğru temposunu hızlandırarak ilerledi. Siyah saçları, o koştukça omzuna vuruyordu. Belki okşanmayı sevmiyordu ama saçlarının omzunu dövmesi onu kamçılıyordu. Saçı omzuna vurdukça daha bir tempolu ve daha da konsantre olarak koşuyordu.

            O hırslıydı ve koştukça sanki bir şeylerin, onu yoran, onu sıkan, onun peşinden gelip ona baskı uygulayan bazı şeylerin de üzerine basıp, onları ezip, parçalayıp geçiyordu. O güçlü bir kadındı, romantikti de. Ama biliyordu ki bu dönem romantizmin dönemi değildi. Dönem güçlü olmanın, güç gösterisinin dönemiydi.



3- GÜLENDAM

GÜLENDAM

GÜLENDAM

            Saatin zilinin çalmasıyla beraber koşa koşa dolabına koştu. İlk çekmeceden yeni iç çamaşırlarını aldı. Bol ve rahat olanlarından seçti. Sadece sutyenini sporcu sutyeni olanlarından taktı. Hareket ettiğinde göğüslerinin oynamasını istemiyordu. Hem kendisi rahatsız oluyordu, hem de çevrenin ona bakmasını istemiyordu.

            Daha sonra üçüncü çekmeceyi açarak oradan telefonunu aldı. Düğmesine bastı. Açılmasını beklerken, sehpanın üstünde duran defterini karıştırdı. O günün tarihine geldi. Gideceği yer Tarabya’daydı. Yolu biraz uzundu ama işini de yapmak zorundaydı.

            Altına şalvarımsı, geniş bir eşofman altı giyindi, üstüne ise fuşya renginde bir tişört. Sonra da büyükçe çantasını alarak yola koyuldu. Evinden çıktıktan sonra etrafa selam vere vere, ana caddenin üzerinden yürüdü. On dakika kadar yürüdükten sonra sahile inen minibüslerin kalktığı durağa gelmişti. İlk minibüs doluydu ama biraz daha vakti olduğundan binmek zorunda da değildi. bir sonraki minibüsü bekleme kararı aldı. Çantasını açıp, ince, uzun sigarasından bir dal çıkarttı. Dudağına koydu ve çantasının içerisinde uzunca bir vakit çakmağını aradı. Bulamadı. Ceplerini yokladı. Orada da yoktu. En sonunda çantasının içindeki küçük cüzdana koyduğunu hatırladı ve ona ulaştı. Fermuarını hızlı bir hamleyle açıp, içinden mor renkli çakmağını çıkarttı. Sertçe bir hamleyle çakmağı çakıp, sigarasını yaktı. Bu sırada ilk minibüs de kalkmıştı. İkinci minibüs de yanaşmasına karşın, sigarası bitmedi diye hemen binmedi. Etrafı süze süze sigarasını içti. Minibüs dolmakta olsa da kendisine son yer kalana dek sigarasından vazgeçmedi. Minibüs neredeyse tamamen dolmak üzereyken sigarasını yere attı ve boş olan son iki koltuktan birine oturdu.

            Sarsıla sarsıla yaptığı yolculuktan sonra nihayet sahile ulaşmıştı. Oradaki durağa geldiğinde minibüs şoförüne müsait bir yerde inmek istediğini söyledi. Zar zor da olsa durağa yakın bir yere yanaşan minibüsten, kapı önüne yığılmış insanları ite ite çıkabildi. Minibüsten indiğinde ise derin bir nefes aldı. Tekrar çantasını yokladı, yeni bir sigara çıkarttı ve sigarasını yaktı. Durağa doğru sakin adımlarla yürüdü. Durakta bulunan tabeladan Tarabya’ya gideceği otobüsün numarasına ve kaç dakika sonra geleceğine baktı. Sekiz dakikası vardı. Durak içinde sigara içilmesi yasak olduğu için, durağın yan tarafına geçti ve sigarasını içmeye devam etti.  Nihayet otobüs geldiğinde ise sigarası çoktan bitmişti.

            Otobüsle yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk yaptıktan sonra Tarabya’ya ulaştı. Beş dakika kadar daha yürüme mesafesi vardı. Aslında sahile yakın olsa da ev yokuşta olduğu için beş dakika sürüyordu. Evin kapısına geldiğinde ise kapının yanındaki siyah camdan kendini kontrol edip, üstünü başını düzeltti. Eliyle kapıyı iki kere tıklattı. Duyan olmadı. Zil çalmayı hiç sevmezdi. Hele ki sabah saatlerinde zilin çalması onu rahatsız ettiğinden kimseye de bu eziyeti yapmak istemezdi. Ama çalmak zorunda kaldı. Bir dakika kadar sonra ise kapı açıldı, içeriye buyur edildi. Ağır adımlarla kısa üç merdivenden aşağıya inerek salona ulaştı. Karşısında duran, altmışlı yaşlarda, sarı boyalı, omuzlarında biten saçlı, simsiyah bir takım giyinmiş kadın ona seslendi:

-“Hoş geldin. Lütfen rahat ol.”

-“Rahatım zaten hanımım. Gecikmedim değil mi?”

-“Yok yok gecikmedin. Merak etme. Üstünü değiştirmek iste misin?”

-“Yok hanımım ona göre giyindim geldim. Çıkışta giyinir çıkarım.”

-“Nereden başlayacaksın?”

-“Siz nereden istersiniz?”

-“Aslında odalardan başlasan iyi olur. Sonra salona girersin. En son da mutfakta akşam yemeğini hazırlarsın bir de orayı temizler çıkarsın.”

-“Olur hanımım sorun değil.”

-“Normalden biraz fazla para bırakacağım. Şaşırma. Piyasa fiyatını biliyorum ama ben paranın çok daha iyi işler yapabileceğini ve memnun olan birinin çok daha iyi çalışacağını kendi şirketimden biliyorum. O sebepten piyasadan yarı fiyat daha fazla parayı vestiyerin oradaki kalemliğin içine bırakacağım. İşini bitirdiğinden, onu da alır, kapıyı çeker çıkarsın.”

-“Tabi hanımım. Yemek olarak ne emredersiniz?”

-“Buzdolabının üzerinde bir liste var. Malzemelerinin de tamamı buzdolabının içinde mevcut. Mümkün olduğunca bol zeytinyağı kullan. Hee unutmadan. Çıkmadan yaptığın yemeklerden sen de ye öylece çık. Benim evimden kimse ne emeğini almadan çıkar, ne de karnı doymadan.”

-“Teşekkür ederim hanımım.”

-“Ben şirkete geçiyorum. Evde çalışanlardan da yardım istersin ama acil bir şey olursa beni direk ara. Eğer toplantılardan birinde değilsem zaten hemen dönerim, eğer açamadıysam da asistanım açacaktır. Ona da istediğin gibi anlat bana bir yolunu bulup ulaşır.”

-“Tamam hanımım. Çok teşekkür ederim.”

-“Hadi o zaman kolaylıklar dilerim. Umarım kazasız belasız, kendini de çok yormadan işini yaparsın. Memnun olursak da tabi ki devam ederiz.”

-“İnşallah hanımım.”

            Kadın konuşması bittikten sonra sert ve hızlı adımlarla evden çıktı. Bir dakika kadar sonra da hızlıca kalkan bir arabanın sesi duyuldu.

            Gülendam söylendiği gibi, çok da dağınık olmayan odalardan temizliğe küçük küçük başladı. O sırada yanına gelen bir kişi ona seslendi:

-“Şey, Gülendamdı değil mi?”

O sırada ona seslenildiğini anlamadı

-“Gülendamdı değil mi? Gülendam”

Arkasını dönüp baktı. Evde çalışanlardan biriydi

-“Evet Gülendam. Buyrun.”

-“Biz genellikle çalışırken müzik dinleriz de eğer sen de istersen sana da bir kulaklık verelim. Merkezi sistemden onu da bağlayalım sen de müzik dinleyerek çalışmana devam et.”

-“E olur. Çok da güzel olur”

-“Tamam. O zaman birazdan sisteme bağlayıp getiriyorum. Nasıl olsun kulak içi mi, baş üstü mü?”

-“Vallahi baş üstü olursa sevinirim. Kulak içinde güm güm rahat edemiyom.”

-“Tamam bekle geliyorum.”  

            Yatağı toplamış, yandaki komodinlerin tozunu alırken aynı kişi elinde kulaklıkla girdi. Kulaklığı uzattı. Gümbür gümbür sesler geliyordu. Teşekkür edip, elinden aldı. Kulağına taktı. Hızlıca bir pop müzik çalmaktaydı. Yavaş yavaş müziğin de temposuna uyarak toz almaya devam etti.

            Yaklaşık altı saat sonra ise mutfakta işlerini bitirmiş ve kadının dediği gibi yemeklerden kendine kadar olanı da yemişti. Onları da toparladıktan sonra tuvalete doğru gitti. Çantasını da yanına almıştı. Çantasında çıkışta giyeceği kıyafetleri çıkarttı ve üzerini değişti. Sonra makyaj malzemelerini çıkarttı. Kıpkırmızı bir ruj sürdü. Pembece bir allıkla yanaklarını derinleştirecek şekilde makyajına devam etti. Sonra göz kenarlarından yukarıya doğru çizgisel rimelini de çekti.

            Tuvaletten çıktığında, ona kulaklığı getiren çalışan öylece bakakaldı. Yabancı biri sanmıştı.

-“Kimsiniz? Nasıl eve girdiniz?”

-“Abla tanımadın mı? Ben Gülendam Gülendam.”

-“Gülendam mı? Nasıl bu kadar değişebildin?”

-“Eh makyaj bu. Kadının mucizesi değil mi?”

            Kadının şaşkın bakışları arasında vestiyerin oraya gitti ve kendisine söylenen kalemliği aldı. İçine açıp bakmadan çantasına koydu. Ayakkabılarını giyinip, dışarıya çıktı. Evden sahile kadar yürüdü. Sahilden biraz daha ilerledi. Beş dakika sonra bir banka oturup, telefonunu çıkarttı. Birisini aradı:

-“ Alo! Nasılsın? Ben hazırım. Napalım? Sarıyer’de o sahildeki mekana mı gidelim? Ben çok yakınındayım. On, on beş dakika kadar sonra orada olurum. Ama merkezde önce bir bankaya uğrayayım da şu imzaları atıp, işlemleri başlatayım olur mu? Tamam biz otuz, otuz beş dakika sonra diyelim o zaman. Tamam öptüm. Merak etme gecesi de çok güzel olacak.” 



24 Haziran 2026 Çarşamba

AŞKIN SARMAŞIĞI

 Söz ve Müziği GALİP UÇAR'a ait olan AŞKIN SARMAŞIĞI 24 Haziran 2026 tarihinden itibaren youtube üzerinde yayınlanmıştır




23 Haziran 2026 Salı

BİLİRİM İSTANBUL'U

Yükselmeyi taş taş üstüne koymak sanan İstanbul
Denizinin altından karışmadan akan nehirini bilirim
Tepelerinde yaz güneşi görüp de olan sarı kirazlarını
Gökdelenlerinin rüzgarları kesip de dutları kuruttuğunu bilirim
Gemiler geçerken uzak uzak semtlerine
Kavak'a çıkınca balık yine de deli yellerini bilirim
Yalılarının gösterişli resmi geçitlerinin ardında
Hazin ve sahte yaşamların geçimsizliklerini bilirim
Doldurma topraklarla genişletilirken sen
Köhne arka sokaklarında dimdik durmaya çalışan ahşap binalarını bilirim
Martılar hava koridoru bulup da bırakınca kendilerini süzülmeye
Pamuk bulutların doluşup da fırtına örgütlenmesine hazırlanmasını bilirim
El ele gezerken insanlarım koca caddelerde sahil boylarında
Zora katlanamayıp da sıkıyı görüp emek vermemek için kaçanlarını da bilirim
Sen koca görkemli ve hep arzulanan bir şehirsin de
Ey İstanbul senin çürümüş ihtiyar titrek bedenini ben bilirim

GALİP UÇAR                                             HAZİRAN 2026 SULTANTEPE

Şiir 23 Haziran 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır BİLİRİM İSTANBUL'U


21 Haziran 2026 Pazar

PUNKANATOLİA MÜZİK PROJESİ - İLK ŞARKI - PUNKANATOLİA

 PUNKANATOLİA Müzik Projesi, GALİP UÇAR'ın, Kıbrıs'tan öğrencisi olan ERSİN SARIALİOĞLU'yla İstanbul'da bir buluşması esnasında konuştuğu başlıklardan biri olan, "Etnik Öğelerin Punk - Metal Kurgusuna Eklenebilmesi" konusu üzerinde konuşmalarından ortaya konulmuş ve sonrasında denemeler yapılmasıyla olabilirliği ortaya konmasıyla oluşmuş 6 enstrümantal Punk şarkıdan oluşan bir projedir. 

Projenin özelliği, elektro gitarların yerel enstrümanların çalınma özelliğiyle çalınması, yahut onların sesine ya da tavrına yakın çalma denemesi yapılması, yerel ritimler, etnik ritimler karıştırılarak riflerin onlara göre atılmasıyla oluşturulmasıdır. 

Temiz bir PUNK METAL yahut PUNK ROCK tavır dinlerken içinde ANADOLU motifleri ve tavırlarını hissedeceksiniz

PROJENİN İLK ŞARKISI ve PROJEYE İSMİNİ DE VEREN PUNKANATOLİA youtube üzerinden yayındadır

Projenin tasarım ve müzikleri GALİP UÇAR'a aittir


PUNKANATOLİA VİDEOSU:








19 Haziran 2026 Cuma

AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO PROJESİNİN İLK ŞARKISI - İMMAGİNA

 AMORE SCRİTTO İN TURCO ROCCONTATO İN İTALİANO projesi kapsamında yapılan şarkılardan ilki olan İMMAGİNA youtube üzerinden yayındadır



İMMAGİNA

Di fronte alle Alpi
Sulle rive del Lago di Como
Sul balcone di una casa
Immagina noi due

Muri abbattuti
Liberati dal dolore
Avendo ottenuto ciò che merita
Immagina un amore

La tua pelle scura serena
I tuoi occhi castani felici
Pieno di speranza nella vita
Immagina una vita

Appoggiata al mio corpo
Il tuo cuore che batte più forte
Insoddisfatto d'amore
Immagina un amore

Spogliato della sua oscurità
Avendo assaggiato i suoi vini
Avendo scritto il proprio destino
Immagina una vita

HAYAL ET

Alpler'e karşı
Komo Gölü kıyısında
Bir evin balkonunda
İkimizi hayal et

Duvarlar yıkılmış
Acıdan kurtulmuş
Hak ettiğini almış
Bir aşk hayal et

Koyu, sakin tenin
Mutlu kahverengi gözlerin
Hayata umut dolu
Bir hayat hayal et

Vücuduma yaslanmış
Kalbin daha hızlı atıyor
Aşktan memnun değil
Bir aşk hayal et

Karanlığından arındırılmış
Şaraplarını tatmış
Kendi kaderini yazmış
Bir hayat hayal et

GALİP UÇAR


18 Haziran 2026 Perşembe

OLSAN DA OLMASAN DA

 Açmamışsam uzoyu

Bir kenarda bırakmışsam
Bil ki seni sevdiğimdendir
İçmemek için kedere heba etmemek içindir
O akşamların keyfini
Kadehte bir deli bulut girdabı misali
Senle yaşamayı beklemektendir
Umarsızca bırakıldığım yalnızlığımı
Bir ben kendimle çekmektir
Olsan da olmasan da yaşam devam etmektedir

GALİP UÇAR                                         İCADİYE


Şiir 18 Haziran 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır