Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

23 Ekim 2021 Cumartesi

O ÂNI BİR DAHA GÖREN OLMADI

 O ÂNI BİR DAHA GÖREN OLMADI


Vodina Caddesi'ni ağır adımlarla geçerken eski evlerin solgun ışıkları üstüne vuruyordu. Mutlu değildi. O da biliyordu ki ait olduğu yer orası değildi. Mutsuzluğu her halinden belli oluyordu. Daha sabahleyin işyerinde saçma sapan bir nedenden sinir patlamaları yaşamış, haklı da olsa kendini haksız duruma sokmuştu. Sonrasında yol cehennem gibi geçmişti. Hayatında ilk defa, yolda olmayı ve etrafı izlemeyi bu kadar çok seven adam, trende uyuklamıştı ve hatta neredeyse ineceği durağı kaçıracak olmuştu. Sağındaki banka atm'sine baktı. Elini pantolonunun sağ cebine attı, birkaç bozuk para vardı, sol cebini kurcaladı. Parmağındaki aslanlı yüzüğünün ağzında yer alan dişler yüzünden eli tam olarak cebine giremedi. Buna da çok sinirlendi.

"Öfff" diye bir ses çıkararak yürümeye devam etti. İçinden, Zaten bugün de yatmamıştır. Neyi bekliyorum ki, diye geçirdi. İlerideki karanlık sokaktan içeri girdi. Balat'ın eski cumbalı evlerinin arasından adım adım geçerken birden aklına, döndüğü yer geldi. Hafiften bir iç geçirdi. Sonra daha derin bir solukla iç geçirdi. Anlamsızca etrafına baktı. Kesinlikle buraya ait değildi. Ne bu evler ne bu sokaklar oydu. Sokağın üzerinde yer alan oval ışık rüzgârdan bir o yana, bir bu yana sallanırken, mutsuzluğu da içinde deliler gibi sallanıyordu. Hayır başı dönmüyordu ama içini sanki bir şeyler kemiriyor ve içten içe onu eritiyordu.

Sokak ayrımına geldiğinde tulumbacının önünde biraz durdu. Tatlıları seyretti. Aç değildi, canı da aslında tatlı çekmiyordu ama tulumbayı yemeyi de çok ama çok severdi. Zaten canı çekse de dükkân kapalıydı. Sanırım sadece onu sevindiren bir şeyleri görüp, azıcık da olsa mutlu olmaktı amacı. İkiye ayrılan yolun sağ tarafından yürüdü. İrili ufaklı kafelerin arasından geçti ve işkembe kokularının arasında trafik ışıklarına vardı. Gecenin soğukluğunu burada, trafik ışıklarında dururken iyice hissetti. Sonuçta karşısı Haliç'ti ve deniz kıyısında, bu yağmursuz kış gününün soğuğu daha da beter olacaktı. Ama içinden, Deniz illa ki iyi gelir, denize varmalı, deniz havasından iyisi var mı, diye söylenirken yeşil ışık yandı. Hızlı adımlarla ilk caddeyi geçip otobüs durağının oraya vardı. Diğer caddeye gidene kadar yine kırmızı ışık yanmıştı. Şöylece etrafına baktı. Rüzgârdan savrulan ağaçlar, karanlık, yıldızsız bir gece, yerlerde dal kırıkları, tek tük geçen arabalar... Hiçbirinin bir anlamı yoktu onun için. Sonra arkasını döndü. Balat'a baktı. Eski, bakımsız evlere, kör bakışlarla karanlık bakan dükkânlara, tepelerdeki çarpık apartmanlara, hepsine iyice, derin derin baktı. Yaşadığı evin yokuşuna doğru gözlerini çevirdi. Apartmanların arasında evini seçemedi. o kadar kalabalıktı, o kadar yığın yığındı ki bakarken dahi boğulur gibi oldu.

Oysa evin terasından baktığında Üsküdar'dan süzüle süzüle gelen vapuru ve onun bir o kadar aheste dalgalarının maviliklerde yayılışını seyrederdi. Bu seyir hali belki de onun, buradaki en ve tek mutlu olduğu anlardı. Ama o anlara da ancak çamaşırları asarken sahip olabiliyordu. Hani kaç ay olmuştu bir kez dahi çıkıp da terasta, elinde kahve, Haliç'i ve yedi tepeyi izlememişti, sadece keyfi olsun diye. Ya terası yıkarken, ki martılar sağ olsun çok pisletirlerdi ama o da onları ekmeklerle ve bulgurla beslemeyi çok severdi ve mükafat olarak da martılar dışkılarıyla ödüllendirirdi ya da çamaşır asarken ancak teras keyfini çıkarırdı. Zaten o an sevdiği kadın da evi topluyor ya da temizliyor olurdu. İşbölümü yaptıklarında yükte hafif ama canı da en yakan, özellikle de içi yakan işler hep ona düşerdi. Çünkü alışık olduğu yaşam tepelerin ardında, göklere uzanan yüksek binalardaydı. Zaten bu saatte de çıkıp gezme nedeni oydu. Onu bu ülkede hiçbir zaman anlamayıp, sıkıntılara düşüren insan kitlesiyle aynı yerde yaşıyor ve orada da farklı giyinip, farklı sözlerle konuştuğundan garipseniyordu. Kısacası birkaç kilometre ötede alıştığı yaşamdan uzakta, sanki çok uzak bir gurbetin garibiymiş gibi yaşıyordu. Işıklar yanında yine ağır adımlarla karşıya geçti ve inşaat sahasının içinden geçip, halı sahanın yanındaki kaldırımdan sahile doğru yürüdü. O an, sanki ona hoş geldin der gibi bir ağaç rüzgârın sertliğine kapılıp aşağı yukarı dallarını eğdi. Bulutların arasından parlak bir yarım ay belirdi. Adım adım denize yaklaştı. Derin bir nefes çekti, başına ağrılar girdi. Geçsin diye daha derin bir nefes çekti, İçi yandı, başı daha da ağrıdı. "Off," dedi, denize baktı. "Bana bu denizin bu yakası haram sanki, bana bu evler, bu semt haram." Mutsuzluğunu yanı başına oturduğu Haliç'e anlattı. O ânı bir daha gören olmadı


GALİP UÇAR

Hikaye 4.02.2020 tarihinde Oggito Dergisi'nde yayınlanmıştır

Hikayeyi okumak için: Hikaye Linki

İÇİNDEKİ AŞKALE

 İÇİNDEKİ AŞKALE


Sakin sakin, tren garına doğru yürüdü. Mor çantasının fermuarını aheste bir şekilde açıp, içini karıştırdı. Sırada bekleyen yoktu, acele etmesine de gerek yoktu. Tren daha gelmemişti. Sabahın bu saatlerinde, yaz günü zaten pek kimse kullanmazdı bu istasyonu. Bir iki defa daha karıştırdıktan sonra ulaşım kartını buldu, turnikeye bastı. Aheste adımlarının sesi boş istasyonun içinde yankılandı. Kalın topuklu, kırmızı ayakkabısıyla yürüdükçe sanki bir askerin postallarının sert sesi yankılanıyordu. Bir duvarın köşesine doğru geçip sırtını yasladı. Ulaşım kartını çantasına yerleştirdi ve kapadı. Camlardan içeri sızan güneşin yarattığı gölgeler gözüne takıldı. Önce gölgelere, sonra gölgesinin düştüğü objelere doğru gözlerini dikti. Biraz seyretti. Aslında her zaman gördüğü şeylerdi, istasyondaki direk ve cama yapıştırılmış afişin gölgesiydi bu. Çantasını sol koluna takıp diğer eliyle elbisesinin kalın askısını aşağı yukarı okşar gibi yapıp sıkıntısını geçirmeye çalıştı. Saatine baktı, daha birkaç dakika geçmişti. Cama baktı. Bu temmuz sıcağında içeride beklemenin daha serinletici olduğunu düşündü ama loş istasyon gittikçe onu boğuyordu. Zaten gece geç saatlere kadar çalışmıştı. Gece eve dönmek yerine ilk tren kalkana kadar beklemiş, masasındaki kâğıtlara bir şeyler karalamış, çoğunu da beğenmeyip, buruşturup çöpe atmıştı. Bir gıdım bile uykusu gelmemişti ama. Çünkü geceleri o kadar çok severdi ki; çoğu kez şafak vaktini izlemek için uyumadığı olurdu. Şafak vaktinin o mordan maviye dönen gökyüzü, ona heyecanların en büyüğünü yaşatırdı. Aynı lacivert geceden doğan turuncu güneşi izlemenin verdiği hazzın yaşattığı gibi, her şafak, ister kış, ister yaz olsun ona böyle duygular yaşatırdı. Hayatı boyunca çok izlemişti. Orta okuldan beri bunu alışkanlık edinmişti. Bazen ders çalıştığı masanın durduğu pencerenin önünden, bazen sevgisini açamadığı bir sevgiliyi özlediği ve sabahı ettiği; odasındaki tek kişilik koltuğundan, bazen sevemeyip onu çok sevdiğini bildiği ve ona teslim olduğu bir sevgilinin kolları arasında yatağından, çokça güneşin şafak vakti ufku yırtıp doğuşuna şahit olmuştu. Ama bugün başkaydı. Bambaşka bir duygu vardı içinde, bambaşka bir özlem. Pencereye dalıp gitti. Sonra aniden irkildi. Onu hayalinden döndüren ne diye etrafa bakındı, bulamadı. Bir an, minik siyah bir kedidir, sevip, oyalanırım diye düşündü. Bulamayınca üzüldü. O da bir kedi gibiydi. İçinde vahşi bir sarı kaplan yatarken, o minicik bir bedene sığınmış kara kediydi. İstasyona girdiği gibi aheste adımlarla binanın dışına doğru yürüdü. Ahşap kapıyı itip dışarı çıktı. Hava henüz çok ısınmamıştı. Görünmeyen denizin binaların arasında sızan serinliği raylara doğru esiyordu. Gökyüzüne baktı, hava apaçıktı. Bir tek bulut yoktu. O an sadece kendinin duyduğu bir türkünün girişi çaldı. Sonra sesi heyecanlı ve ürkek bir kadın sesi ilk sözlerini söyledi türkünün: “Ambela para para...” Türküyü mırıldanarak istasyonda bir o yana bir bu yana yürüdü. Sonra durdu, çantasını açtı, telefonunu eline aldı. Çalışırken sesini kapar, titreşim moduna alırdı, sesli hale getirdi. Bu arada mesaj var mı, yok mu? kontrol etti. Saatine baktı, sonra rayların uzağına. Trenden bir iz aradı, tam o an raylardan demirin ağır ve gürültülü sesi geldi ve nihayet uzakta trenin lokomotifinin görüntüsü. O bu sabah ne kadar ahesteyse, tren de sabaha inat o kadar hızlı yanaştı istasyona. Sert bir hidrolik sesiyle kapıları açıldı. İçeri girdi. Tüm koltuklar boştu ama oturmadı. Gidip bir pencerenin önüne, iki kolunu üst üste koydu. Onların üstüne de başını, ilerleyen trenin delip geçtiği semtlerin seyrine daldı. Hâlâ kulağında aynı türkü, hâlâ o kadının sesi sürekli dönüyordu. “Ambela para para...” Kendi de türküyü söylemeye devam etti. Siyah saçlarından kaşlarına doğru bir ter aktı. Tren hızla diğer istasyona ilerlerken Samatya civarındaki evleri seyretti. Tren raylara değdikçe koca bir tokmağın, raylara çiviyi sertçe mıhlarcasına çıkarttığı sese benzer bir ses çıkarıyordu. Durmadan çakıyor, çakıyor, çakıyordu. Terleyen alnı bir an buz kesti. Kulağında aynı sözler, “Ambela para para”, kulağında duyduğu dudağına ulaşıyor o da söylüyordu. Tren raylara vurdukça yaz günü üşüyordu. Türkünün sözleri dilinden daha sert dökülüyor, gözleri Samatya’ya daha donuk, yorgun bakıyordu. O an yaslandığı pencere kollarını dondurur gibi oldu. İçi ürperdi, korktu. İçinde bir boşluk oldu, ağlayası geldi. Bir şeyleri özler gibiydi. Birilerini özler gibi. Bir şeyler teninden yaz günü soğukla intikam alıyor gibi hissetti. Sığınacak bir yer aradı, kendini soluk soluğa bir koltuğa attı. Her nefesinin arasında o türkünün sözleri dökülüyordu dilinden: “Ambela para para...” Tren hızlanıp, raylara vurdukça nefesi de hızlanıyordu. Korkulu gözlerle sanki dehşet yaşamış gibi camdan Samatya’ya doğru bakıyordu. Kendini sakinleştirmeye çalıştı, yapamadı. Rayların sesinin ritminde, kulağındaki türküyü söylemeye devam etti: “Ambela para para, neylim aman, neylim aman…” Tren sert bir frenle istasyonda durdu. Hızlıca koltuktan kalkıp kendini dışarı attı. Gökyüzüne baktı. Bir tane bile bulut yoktu, hava sıcaktı. Temmuz sıcağı güne bastırmaya başlıyordu. Ama elleri kolları donmuş, içi buz gibiydi. İliklerine kadar titriyordu. Yaz günü Aşkale’nin dondurucu soğuğunu yaşadı o an. “Doğru yerde miyim,” diye istasyonun tabelasına baktı. Kocamustafapaşa İstasyonu’ndaydı. Biraz kendini toparlayıp istasyonun çıkışına doğru ilerledi. Kapıda bekleyen istasyon görevlisi onu gördü ve sordu: “Tanya iyi misin? Ne oldu sana böyle?” “İyiyim, iyiyim sanırım,” dedi. O sırada tren aniden kalktı, Tren demir raylara vurduğu an yüreği hopladı yine. Sanki üzerine bir kar yağdı, elinde eldivensiz tuttuğu, demir saplı bir çekiç, raylara kendi vuruyor gibiydi. Alnından akan ter kara kaşlarına gelmeden donuyordu. Eksi kırk derecede, bedelinin ne zaman biteceğini bilmediği bir sürgün gibi hissetti o an. Uzaklaşan trenin düdüğüyle irkilip kendine geldi. Görevliye derin ve ürkek baktı. Kafasıyla iyiyim gibi bir hareket yapıp merdivenlerden ağır ağır Samatya’ya doğru yürüdü.

GALİP UÇAR

Hikaye 26.12.2017 tarihinde Oggito Dergisi'nde yayınlanmıştır

Hikayeyi okumak için: Hikaye Linki

GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ 32. BÖLÜM TÜRK POP VE ROCK MÜZİSYENLERDEN YABANCI ŞARKILAR

  Her pazar; Radyo Göktürk'te, saat 20.00 ila 22.00 arası yayınlanan GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ programının, 24.10.2021 günkü yayın konusu, TÜRK POP VE ROCK MÜZİSYENLERİNDEN YABANCI ŞARKILAR adlı bu bölümümüzde Barış Manço, Cem Karaca, Ersan Erdura, Erol Büyükburç, Tanju Okan gibi Türk Müziğine damga vurmuş şarkıcılar ve onların zamanında gerek davet edilmeleri, gerek siyasi sürgün yaşamları gerekse de yüksek öğretim esnasında yurt dışında çıkarttıkları albümlerden ve yahut yurt dışında hit olmuş şarkıları okudukları eserlerini radyogokturk.com adresinden programımızı dinleyebilirsiniz.



14 Ekim 2021 Perşembe

GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ PROGRAMI 31. BÖLÜM 90'LAR HİT (SLOW)

  Her pazar; Radyo Göktürk'te, saat 20.00 ila 22.00 arası yayınlanan GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ programının, 17.10.2021 günkü yayın konusu, Türk Müzik Tarihi için çok önemli bir dönem olan 90'ların hit olmuş slow şarkıları. 90'LAR HİT adlı bu bölümümüzde 90'lara damga vurmuş şarkıcılar ve şarkılarla radyogokturk.com adresinden programımızı dinleyebilirsiniz


GALİP UÇAR’LA Z KUŞAĞI BİLMEZ 31. BÖLÜM 90LAR SLOW POP HİT PLAYLİST

1-      JALE … ÜZGÜNÜM

2-      AŞKIN NUR YENGİ … SUSMA

3-      YONCA EVCİMİK … CESARETİM YOK

4-      BURAK KUT … BEBEĞİMDİN

5-      NİLÜFER … HARAM GECELER

6-      HARUN KOLÇAK … YILLAR

7-      CANDAN ERÇETİN … YALAN

8-      FERDA ANIL YARKIN… ÜZÜLME

9-      İZEL … KIZIMIZ OLACAKTI

10-   AYŞEGÜL ALDİNÇ …. BENİ HATIRLA

11-   NAZAN ÖNCEL … GİTME KAL BU ŞEHİRDE

12-   ÇELİK DİLBERİM

13-   BORA ÖZTOPRAK … SENİ SEVİYORUM

14-   BENDENİZ … MÜJDELER VER

15-   YILDIZ TİLBE … DELİKANLIM

16-   TARKAN … KIŞ GÜNEŞİ

17-   BARIŞ ADLI ÇOCUK … SARAR YİNE

18-   ERCAN SAATÇİ … SAYENİZDE

19-   ZEYNEP… YANARIM

20-   HAZAL … SEVDİM


9 Ekim 2021 Cumartesi

ÖKSÜZ BİR KARADENİZ TÜRKÜSÜ

 

Öksüz Bir Karadeniz Türküsü


Sakin ve hüzünlü bir Karadeniz Türküsü çalar
Gece kadar derin
Gece kadar uzun
Gece kadar hasretlik dolu
Yeşil yapraklar bakar gözleriyle yollara
Bembeyaz yaseminler açar o an anılar
Ay parlağı gecenin en köründe
Yalan sanır şarkılarda dökülen gözyaşlarını
Olanca yılların yorduğu bakışları yalan sanır
Oysa tüm öksüzlüğüyle aşka hasretin
Ayağına kumlar değerken
Rakı kokusu dudaklarında
Yeni hasat edilmiş bir çayın
Ocakta tütüşü gibi
Tüter hasret dumanları da başında
Türküler de öksüz kalır
Derin derin içine işleyen
Okul önü vedaları gibi
En güzel anıları bırakıp
O sahte gülüşlü fotoğrafların arkasında
Bambaşka gösterirken kendini
Oysa
Yeni ve yorucu maceraların
Hayat yorgunu olunca
Kıymetini bilir gibi o okul yıllarının
Özler yasemin kokularını
Ay ışığı parlarken gecelerde
Yok
Horon tepilmez
Yok
Kolbastı oynanmaz sadece
Hüzünbâzdır Karadeniz
Yaylalarının yeşili kadar
Hüzünbâzdır türküleri
Çay bahçelerinin uçurum uçurum taraçaları kadar
Derinine işler insanın
Bir çayı yudumlayıp
Susuzluğunu giderir gibi
Çay bardağıyla
O öksüz kalmış soğumuş elini
Her yudum sonrası ısıtır gibi
Derinine işler
Bir şeyleri çok özler gibi
Uzun zaman sonra affedilip de
Hak ettiği topraklara döner gibi

Galip Uçar    Ağustos 2021

Şiir 7 Ekim 2021 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

Şiiri okumak için: şiir linki

GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ 30. BÖLÜM EDEBİ KİŞİLER 7. BÖLÜM AHMED ARİF

  Her Pazar Radyo Göktürk'te, yayın saati 20.00 ila 22.00 arası yayınlanan GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ programının, 10.10.2021 günkü yayın konusu, Toplumcu Gerçekçi Edebiyat Akımı'nın önemli şairi, ünlü yazar, Anadolu insanın sesi ve gerçeği olan  AHMED ARİF ve şiirlerine yapılan besteler




GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ İZMANÇO ÖZEL BÖLÜMÜ

Galip Uçar'la Z Kuşağı Bilmez'in özel bölümü olarak 6 Ekim 2021 günü saat 22.00'da yayınlacak; Barış Manço'nun en yaygın ve örgütlenmiş haldeki kitlesi İZMANÇO hayran grubuyla ortak çalışma sonucu gerçekleştirilecek olan, BARIŞ MANÇO ve İZMANÇO Özel Bölümü. Barış Manço'yu anma gecesi gibi yapılacak ve hayranlarının duygularını dile getireceği bu bölümde Barış Manço ve hayranlarını buluşturuyoruz.



2 Ekim 2021 Cumartesi

GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ 28. BÖLÜM ZEKİ MÜREN

  Her pazar; Radyo Göktürk'te, saat 20.00 ila 22.00 arası yayınlanan GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ programının, 26.09.2021 günkü yayın konusu, Türk Sanat Müziği'nin önemli temsilcilerinden olan, sanat güneşi ZEKİ MÜREN



GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ 29. PROGRAM ARANJMANLAR 3

  Her pazar; Radyo Göktürk'te, saat 20.00 ila 22.00 arası yayınlanan GALİP UÇAR'LA Z KUŞAĞI BİLMEZ programının, 03.10.2021 günkü yayın konusu, Dünya Müzik Listelerine adını yazdırmış ve ülkenize de Türkçe sözlerle girip çok sevilmiş olan ARANJMANLAR 3



19 Eylül 2021 Pazar

ÖZ-LEYİŞ

 

ÖZ-LEYİŞ


Özlemeyi özlemeyi bırakalı çok oldu bu şehirde
En son neredeydi nerede bıraktım kendimi
Hangi karanlık gecenin şafağıydı o son lezzet
Hangi sahildeydi son keyif
En son hangi yıldızın parlağı aydınlattı gözümü
Sonra gözümdeki feri ne aldı
Hangi dalga mutlu etti de sesiyle beni
Hangi dalgayla yitenler yitti
Düşünmeden en son ne zaman yürüdüm şehri
Hangi sokaklar kaybetti beni
Yasemin kokusu yiteli ne kadar zaman oldu
Ne zaman soldu mor renkleriyle pasiffloralar
Ne zamandır soludum kanalizasyonları
Ne zamandır alıştım kokularına
Duyarsızlaştı şehrin ışıklarına gözlerim
En son ne zamandı hayran hayran izlediğim
En son ne zamandı kendi yolumu izlediğim
En son ne zamandı kendi düşümden düşüp de
Benlik hafızamla yittiğim
Ruhumu hangi martı çaldı
Hangi çakıl taşlarıyla öğüttü
Nereye kustu kalıntılarını
Nereye küstü hayatım
Niye sustu bilmem
Konuşmak da gelmez içimden
Suskunsam özlemeyişimdendir
Kurmayışımdandır hayali
Alışılmış alıştırılmışlığa biattandır yani
Bilinçli durgunluktandır
Bilinçle istemeyişlerdendir
Bir Oblomov olmasam da
Bir Samsa gibi olmaktır
Bir bir gün gün kaybolmaktır
Her uyuyuşta ölmeye uyanmak
Her uyanışta ölmeye yürümektir

GALİP UÇAR

Şiir 19.09.2021 tarihinde Kirpi Edebiyat dergisinde yayınlanmıştır

Şiiri okumak için: şiir linki