Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

27 Nisan 2026 Pazartesi

VAY KARADENİZ

                   VAY KARADENİZ


Kuğu değildir
Şu deli nehirlerde gezen
Dağlarda uçar serseri bir atmaca
Sarışın çiçekler açar
Sarp kayalardan yaylalara doğru
Bulut çeker de yine uykusuz
Vay yeşiline yandığımın
Gözlere öylesi güzel mi düşersin
Ve her çay tanesi
Yeşil değil mi
Kara kaderine bürünmezden evvel
Sırtlarında örme küfeler
Allı şalını kuşanınca kadınlar
Bakış bakış isyan değil mi
Bu yayla kadar yüksek dertlerine
Teslim olunmuşluğun soluk beyazı teniyle
Vay Karadeniz
Sana radyoaktif yağmurlar yağdı da
Yine bin verdi toprağın milyon verdi
Ve baskınlarla kuşatıldığında kentlerin
Teslim olmak bilmezken yiğitlerin
Sürmene çakısından daha keskin
Taraçalardan daha uçurum yürekleriyle
Onlar gidince artlarından
Göğsüne saplanınca
Çöl topraklardan gelen ihanetlerin
Ve senin düşündüklerin saçılıp da
Dalga dalga kıyılara
Yutunca hepsini kapkara deniz
Sen dilsiz ahalin dilsiz
Böylesine yuvarlanıp düşmedin mi
Oysa
Sert vururdu topukların
Horon ile ezerken yeşil çimleri
Ve tüfeğin tetiğine sert basan parmakların
Kardeş kardeş tutardı diğer elleri
Sarp ve zorken dağa giden yolları
Taş köprülerinde fırtınalar koparken
Şimdi niyedir böyle anılman
Tam da saat on iki vururken
Sen de vururdun gaybananın alnından


GALİP UÇAR.          NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 27 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



VAY KARADENİZ


25 Nisan 2026 Cumartesi

UYANIŞ

 Kış günleri bitmek üzereyken

Bir sabahın erken vakti
Gömüldüğüm yastığımdan
Kalkıyorken başım
Kulağıma bir şeyler fısıldandı

Hoş geldin rüyana günaydın
Hoş geldin şimdi vaktidir baharın
Bak bilmediğin şeyler seni bekliyor
Yeryüzünde çimenler
Renk renk çiçekler uyanıyor

Odadaki yalnızlığım
Sessizliğime karışıyor
Dağılmış yatağımda
Hafif uyuşmuş ayağım
Beni oraya doğru kaldırıyor

Rüyama hoş buldum
Vaktiymiş anladım şimdi baharın
Öğreneceğim kim bilir neler var
Çimen kokuları
Kaç bin rengini bilmediğim çiçek

Dokundu tenime rüzgar
Göz kapaklarımı iyice kaldırdı
Rüya gerçeğe döndü
Çekti beni içine
Kaybedeceğin şeyler var kazanacakların için

Huzurumu kaybettim
Yeni mutluluklarım için
Sakinliğimden vazgeçtim
Maceralara girsin
Aşklarla çırpınsın diye kalbim

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 25 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



21 Nisan 2026 Salı

ANLATIRKEN YOKLUĞUMDA VARLIĞIMI

 Fotoğrafları hatıraları boşver

Sokakları

Yığın yığın insanları

Tramvay yollarını

Kebapçıdan gelen kokuları

Markette şarap şişelerini çikolataları

Arabalarım trafiğini

Trafik lambalarını

Soda şişelerini ve içindeki limonu

Yokuşları

Kaldırımları

Boş dükkanları

Bunlardan nasıl uzak kalacaksın

Anlatırken hepsi yokluğumda varlığımı


GALİP UÇAR           NİSAN 2026

Şiir 21 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



18 Nisan 2026 Cumartesi

ARAFIM

 Ar ile sorguladım kendimi

Yüzleştim

Af diledim ihanetlerime

Karakterimden

Bundandır işte dedim ona

Bundandır

Arafım


GALİP UÇAR      NİSAN 2026


Şiir 18 Nisan 2026 tarihinde  Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır 

ARAFIM





14 Nisan 2026 Salı

KIRMIZI TÜRK HAYAT DERGİSİ GALİP UÇAR TANITIM KÖŞE YAZISI

 



Kırmızı Türk Hayar dergisi Galip Uçar ve yazarlığı ile kitapları hakkında tanıtım köşe yazısında yer verdi

9 Nisan 2026 Perşembe

MALATYA HİKÂYELERİ

 


GALİP UÇAR'ın Malatya'nın çeşitli yerlerinde geçen, Malatya diline ve sosyolojisine de rastlayacağınız MALATYA HİKÂYELERİ adlı hikaye kitabı yayındadır. 

İnternet kitapçılarından temin edebilirsiniz


KİTAP SATIŞ LİNKİ : MALATYA HİKAYELERİ SATIN ALMA

DİKSİYON HİTABET SUNUCULUK MİKROFON SANATI TANIMLAMALARI VE ARAŞTIRMA METİNLERİ

 


GALİP UÇAR'ın diksiyon eğitimi üzerine yazdığı, teori ve 1000 adet alıştırmayı içeren kitabı yayınlanmıştır

İnternet kitapçılarından bulabilirsiniz

Kitap almak için : DİKSİYON KİTABI SATIN ALMA LİNKİ

5 Nisan 2026 Pazar

YAKUT

 

                                                                               YAKUT

                Uzun yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.

                Büyük kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı. Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir gömlek.

                Tabi bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı, yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı. Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.

                Kızı ve torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.

                Okula vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.

                Gösterilerin başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.

                Torununun gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.

                Sahneye yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı kolyeydi. Hatta bu kolye…

                Tam da o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene.  Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi. Tabi kızı da arkasından koştu.

                O yaşlı ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa geçiyordu.

                Tam ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp, kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:

-“Durun, durun!”

-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”

-“Anne iyi misin?”

-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel kızım bende de var o taştan.”

-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”

-“Doğduğundan beri ha!”

-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”

-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”

-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”

-“Olur baba.”

                Kız ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak bir yere geçip konuşmaya devam etti:

-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”

-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun değil mi?”

-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten sizin çocuğunuz değil mi?”

-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”

-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”

-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.

                Apar topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp, daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye gittiler. Akıllarında bin bir soru…  


GALİP UÇAR


Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır



ELLERİN ELLERİME DEĞMEDİĞİNDEN BERİ

 Ellerin ellerime değmediğinden beri

Takmam bana hediye ettiğin o yüzüğü
Değmiyorsa elim eline
Yüzüğe parmağım ne ola ki
Mevsimler gelir geçer
Turnalar leylekler göçer
Değişir elbette ağaçların renkleri
Yapraklar bazı yeşillenir bazı düşer
Elin elime değmezden beri
Bilmem saatler kaçın kaçı
Seni göremediğim o estetik açı
Hangi müzelere saklansa da bir bende değer
Açsa da allı morlu çiçekler
İçlerinde ateşli korlu harlı yanar
Zamanında öptüğüm o yanaklar
Şimdi yas-ı siyaha döner

GALİP UÇAR       NİSAN 2026 ÇEKMEKÖY

Şiir 5 Nisan 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


4 Nisan 2026 Cumartesi

HEKİMHAN HEKİMHAN (müzik albümü) (söz - müzik: GALİP UÇAR)

 Galip Uçar'ın Malatya Hikâyeleri adlı hikâye kitabını yazdığı sırada, Malatya üzerine yazdığı şiirlere yaptığı bestelerden oluşan 8 türkü formunda şarkının olduğu HEKİMHAN HEKİMHAN adlı müzik albümü 4 NİSAN 2026 tarihinde yani 4.4 Malatya'nın plakasıyla özdeşleşen ve Dünya Malatyalılar Günü olarak kutlanan günde youtube üzerinden yayında

DİNLEMEK İÇİN HEKİMHAN HEKİMHAN 






 

HEKİMHAN HEKİMHAN

Yel eser dağlardan, geçer köylerden,

Gönlüm geçmez oldu gurbet derdinden.

Bir gül açar sanki vay Mezirme’den,

Kokusu sinmiş de Hekimhan yelinden.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.

Dipsizgöl üstünden düşer ay yüze,

Sevdan yakar beni gece gündüze.

Yâr gider pazara, al sürür yüze,

Bir selam göndermiş yâr mektup ile.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.

Cevizler olunca dallar eğilmiş,

Bir köy türküsüyle gönül geçecek.

Demir yol üstünden tren geçecek,

Her türkü duyunca yürek üzülecek.

Hekimhan, Hekimhan, yârim orada,

Mor sümbüller açar oy kayalarda.

Turnalar göç eder Fırat’ın suyunda,

Ben kaldım hasretle uzak yolunda.






HEKİMHAN GÜLÜ

Saçların tel tel töküli yüze

Yüreğime ok ok bakıyi gözle

Sarı eteğiyle ince beliyle

Geziniy duruyu Hekimhan'ın gülü

Oy benim yarim

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Şeker mi Şerbet mi tatlıdır yüzü

Bakıp doyulmuyu tılsımlı gözü

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Oy benim yarim

Allı yanağında güller açılıyi

Ceviz renk saçları vay salıniyı

Ab-ı kevser suyu ile yıkanıyi

Geziniy duruyu Hekimhan'ın gülü

Oy benim yarim

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Şeker mi Şerbet mi tatlıdır yüzü

Bakıp doyulmuyu tılsımlı gözü

Geziniy duruyu Hekimhan gülü

Oy benim yarim



HEKİMHALI YARİMİ

Hekimhan'la Arguvan'ın arası ölem arası

Yârim oldu yüreğimin sılası ölem sılası

O yârin gözlerin rengi elası ölem elası

 

Seviyom da Hekimhanlı yârimi ölem yârimi

Çekiyom kız sevdasını derdini ölem derdini

 

Şu dağlardan kar mı yağar buz üste ölem buz üste

Nasıl konmuş ela gözün kaş üste ölem kaş üste

Bin kez vurdu yüreğimi kirpikle ölem kirpikle

 

Seviyom da Hekimhanlı yârimi ölem yârimi

Çekiyom kız sevdasını derdini ölem derdini



HEKİMHANIN GECELERİ

Şu dağların üstünde, duman molur, kar molur,

Diley kar molur, Hekimhan’ın şu kıvrımlı yolu da,

Aman bize dar molur, diley dar molur,

Akşamüstü karanlık da basınca, diley gardaş basınca.

Hekimhan’ın geceleri zor molur,

Gardaş bana zor molur, diley gardaş zor molur,

Aşığa da zor molur.

Arguvan’dan bir haber gelir dostunan,

Aman gelir dostunan, diley gelir dostunan.

Yâr göynek göndermiş bana postunan,

Kara kara postunan, diley ölem postunan.

Eğnime mi giyem üstünen, diley ölem üstünen.

Hekimhan’ın geceleri zor molur,

Gardaş bana zor molur, diley gardaş zor molur,

Aşığa da zor molur.



MALATYA'DA GÜNLER BÖYLE SÜRÜLÜR

Eski tandırlarda dumanlar tüter

Taş sokaklarından gelir çocuklar

Avlu kapısında hal gönül bilir

Kaysı dallarında güneşin ışır

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Her türkü içinden bir sızı taşar

Misafire sofra siniler taşar

Bir tas ayran ile ekmek bölünür

Sözler namus olur yemin bilinir

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Toprak damlarında yıldızlar uyur

Cümle gönüllerde dostluk kurulur

Yüreklere özlem özlem türkü dolunur

Bağına bahçene bereket konur

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür

Kaysı dallarından güneş görülür

Çarşının içinden geçip yürünür

Malatya'da günler böyle sürülür

Malatya'da günler böyle sürülür



OY MALATYALI YARİM OY

Beydağı'ndan kaya kaya inerim

Yârim seni sokak sokak gözlerim

Sen gelip geçmezsen durup inlerim

 

Oy yârim Malatyalı yârim oy yârim oy

Nere gidem sevdasına saldı oy beni oy oy

 

Hekimhan'dan toplamışım cevizi

Yârim gidek haydi topla çeyizi

Sevdan beni ezim ezim eziyi



MALATTYA YOLLARI DA BANA DERT OLMUŞ

Beydağı'nın başına kar mı yağmış anam kar yağmış

Kaysı dallarına dert mi çökmüş anam dert çökmüş

O yâr gitmiş sılaya da dönmemiş anam dönmezmiş

Malatya yolları da bana dert olmuş ölem dert olmuş

Yârin hasreti çökmüş de yüreğime zulm olmuş anam zulm olmuş

 

Kerneğin deresi nereye akar ölem nereye akar

Ruhumun sıkılır oy hasretin çağlar ölem  nasıl da çağlar

Yâre ulaşamam ellerim bağlar ölem ellerim bağlar

Malatya yolları da bana dert olmuş ölem dert olmuş

Yârin hasreti çökmüş de yüreğime zulm olmuş anam zulm olmuş



MALATYA ELİNDE BİR YAR SEVDİM

Malatya elinde sevdim bir yari

Ölem o yari

Uy kaşları karadır gözler sürmeli

Gözler sürmeli

O yarin kalbinde hükmüm sürmeli

Anam sürmeli

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O güzel gözüne sevdalı bakam

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O suna bakışa sevdalı kalam

Hekimhanlı yarin gözleri ela

Ölem oy ela

Bakışları saldı beni bir dara

Ölem oy dara

Görmedim günlerdir başım hep bela

Ölem hep bela

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O güzel gözüne sevdalı bakam

Di gel yarim di gel

Kurbanın olam

O suna bakışa sevdalı kalam


ŞİİRLER: GALİP UÇAR

MÜZİKLER: GALİP UÇAR