Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

edebi dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebi dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2026 Pazar

YAKUT

 

                                                                               YAKUT

                Uzun yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.

                Büyük kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı. Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir gömlek.

                Tabi bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı, yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı. Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.

                Kızı ve torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.

                Okula vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.

                Gösterilerin başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.

                Torununun gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.

                Sahneye yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı kolyeydi. Hatta bu kolye…

                Tam da o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene.  Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi. Tabi kızı da arkasından koştu.

                O yaşlı ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa geçiyordu.

                Tam ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp, kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:

-“Durun, durun!”

-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”

-“Anne iyi misin?”

-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel kızım bende de var o taştan.”

-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”

-“Doğduğundan beri ha!”

-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”

-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”

-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”

-“Olur baba.”

                Kız ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak bir yere geçip konuşmaya devam etti:

-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”

-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun değil mi?”

-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten sizin çocuğunuz değil mi?”

-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”

-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”

-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.

                Apar topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp, daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye gittiler. Akıllarında bin bir soru…  


GALİP UÇAR


Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır