Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

10 Şubat 2021 Çarşamba

KIBRIS'IN KLASİK ARABALARI (Objektifimden)

 Kıbrıs'ta yaşarken, o küçük hayatın içinde bana eğlence ve keyif veren ögelerden biri de, kolonyel dönemden kalma ya da gerçeği söylemek gerekirse sömürge döneminden kalmış ve alışkanlık olarak da devam eden klasik araba geleneği.

Aslında yasağı yeni kalkan Varoşa yahut güncel adıyla Maraş'ın da (nam-ı diğer Kapalı Maraş) o yıkık dökük otellerinin otoparkında hayli çok klasik arabalar çürümeye yüz tutmuş şekilde kalmıştır. Tabi ki İngiliz Kraliyeti'nin 1960'lar itibariyle el çekmesiyle kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde de sonraki kaotik dönem ve çift devletli dönemde de o dönemden kalma zevkler devam etmiştir. 

İngiliz klasik arabalarını Kıbrıs'ın her yerinde görebilmek şaşırtmamalı. Hele ki çoğu Kıbrıslı'nın hâlâ bir ayağının İngiliz Eski Kolonyel Devletleri ve İngiliz Krallığıyla alakalı oldukları düşünülürse, sadece klasik değil güncel araçları da görmek mümkün. Zaten Kıbrıs'ta kullanılan arabalar hâlâ İngiliz Tipi Plaka ve Trafik Yönetimi kullanmakta. 

Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu hakkı alıp da AB'ye girmiş kişiler dışında ailesinden gelen İngiliz Pasaportu'nu da kullanan çok kişi var. Bu kişilerin çoğu da zaten Birleşik Krallık ve eski kolonilerinde üniversite ve üstünü genellikle okumaya gidiyorlar. Doğal olarak da oralarda kaldıkları sürece de aldıkları araçları Kıbrıs'a getiriyorlar. 

Kısacası Kıbrıs ne kadar bağımsız olsa da, gerek Avustralya, gerek Cebelitarık, gerekse Malta gibi hâlâ İngiliz Kolonyel geleneklerine ve yaşam stiline bağlı olarak yaşamakta. Hatta ekonomik sistemler de bağımsız gözükse de ev kiraları, araç satımları, gayrı menkul satımları hala İngiliz Poundu'yla yapılmakta

Aşağıda sizlere Kıbrıs'ta rastladığım birkaç klasik ve normalde rastlanmayan araçların çektiğim fotoğraflarını paylaşacağım. Bu araçların içinde klasik araçların dışında lüks ve çok farklı modifiye edilmiş arabalar da var. Bu arabalar genellikle Kıbrıs'a okumaya gelmiş, Arap ve Yakın Asya Coğrafyası ülkelerinden gelen Kürt, Arap ve Fars öğrenci yahut iş insanlarının arabalarıdır.

NOT1: Kıbrıs'ta taksiler çoğunlukla Mercedes'tir 

NOT2: Burada fotoğraflarını çektiğim araçlar dışında; özellikle de Arap ve Fars Coğrafyası'ndan gelen öğrencilerin HUMMER, JEEP, GMC gibi hatta Türkiye'de rastlanamayan lüks modelleriyle Opel'in Wauxal ismiyle olan arabaları, Mercedes, BMW (ki Kıbrıslılar bu markaya BİEM derler) AUDİ çok lüks modellerine rastlayabilirsiniz. Özellikle üniversite çevrelerinde bu araçları park halinde görebilirsiniz

NOT3: Klasik kabul edilen araçlar Kıbrıs'ta siyah plakalı olarak trafiğe çıkabilmektedir.

BUİCK

WOLSELEY

BMW

BUİCK

AUDİ

FORD

JAGUAR

MİNİ COOPER

BUİCK VAN

Fotoğrafların tamamı Lefkoşa'da çekilmiştir. Şahsi Çekimlerimdir.



9 Şubat 2021 Salı

NERGİS VE KUŞ

 

Nergis ve Kuş

Gözlerimde açan gülleri solduran hırs
Kibrin ve kinin
Oysa şarkılar söyler de uçardım sana
Tüm göğsüm delik deşik olsa da
Yırtılan diyaframıma aldırmadan
Sevda şarkıları söylerdim
Göl kenarında bitsen de
Yahut bir bahçede fark etmeden
Rengini umursamadım hiç
Umursamadım da ömrüm boyunca renkleri
Şekillere bakmadım
Sevmedim kalıpları, kalıp sözleri
Atasözlerinden ders aldım da
Tutmadım aklımda
Yazdığım şiirleri okumadım ezbere
Şarkılaşanları ise bir sana tek sana
O da acapella
Güldün güneş açtı
Uyudun ay doğdu
Bir ulu çınardan öğrendiğim ninnileri söyledim
Umurun değildi
Başka rüyalar gördün
Sen uçmamı severdin
Kan revan dökülen kanlarımı
Yırtık diyaframımdan çıkan
Yorgun şarkılarımı
Ama sen en çok
Kendini severdin
Beni sevmek istediğinden severdin
Sevmek istediğinden sadece
Sen bir güldün
Rengi cinsi nadir
Narin
Ama hep kendini nergis zannettin
Ondandır anlamadığın
Yaralı göğsümden akan kanın
Söylediği isyan dolu naif şarkılarımı

GALİP UÇAR Acıbadem

Şiir Şubat 2021'de Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

şiir linki


6 Şubat 2021 Cumartesi

Lefkoşa'nın Çiçekleri (Objektifimden)

 Kıbrıs'a yolu kış aylarının sonlarında düşenler, bahar aylarında orada bulunmuş olanlar bilir ki, şubat ayının ortalarından itibaren Kıbrıs'ta, Türkiye'de yaz aylarında yahut bahar aylarının ortalarında rastladığımız çiçekler açar. Bu çiçekler Akdeniz İklimi Florası olmakla beraber, zamanında İngiliz Sömürgesi olduğu dönemde buraya getirilmiş; diğer sömürge ülkelerden özellikle de su baskınlarını engellesin diye su çeken, bataklık kurutan ağaç ve çiçeklerdir, sadece Kıbrıs'a özgü değil Akdeniz Ülkeleri'nin sahil kıyıları ve adalarına ait limon türleri; ki burada da Luzinyan yani Fransız ve sonraki dönem İtalyan işgallerinde getirilmiş tohumlar olması da muhtemeldir, görülebilmekte. 

Bu blogda sizlere, oralarda görüp de fotoğrafladığım çiçek ve ağaçlardan seçkiler sunacağım. Bunların arasında Kıbrıs'a özgü Cemile Çiçeği denilen mor çiçeğin Kıbrıslılar için önemi başkadır. Hatta öylesine severler ki genellikle kız çocuklarının isimlerine de koydukları olur. Limonların da farklı türlerini bu fotoğraflarda göreceksiniz. 

Papatyaların, Türkiye'de pek de görülmeyen çift renkli ve farklı renkli türleri, kocaman kaktüs türleri, ekşilice denilen ve sadece Kıbrıs'ta gördüğüm bir çiçek türü de vardı. Ama beni en çok etkileyen zannederim ki, Şubat sonlarına doğru yol kenarlarında açan, koca yaprakları ve boyutlarıyla sapsarı papatyalardı.

Akşamüzerleri sokağa çıkıp da yürüdüğünüzde ise, koca Akdeniz Güneşi, Beşparmak Dağları'nın Omorfo (Güzelyurt) taraflarından batarken, Cemaliyelerin eşliğinde ara sokaklardan yürümenin huzuru da başkadır.

Lefkoşa'nın Merkezi'ne doğru giderkense; Göçmenköy üzerinden, Kumsal'a doğru yönde ilerlediğinizde, sağlı sollu limon ağaçları ve bazılarının boylarının iki metreyi bulduğu kaktüs ağaçlarının seyrine dalıp, yolun bir anda bittiğini anlayamıyorsunuz.

Ben genellikle Lefkoşa Merkeze yürüyerek gittiğimden, ara sokaklardaki güzellikleri hep gördüm. Zaten az kişinin yaşadığı bu sakin şehirde, bazen sadece sokaklarda yürümek dahi, çoğu düşünceden beni arındırıyor, küçük evlerin avlularındaki limon, portakal, bergamot ağaçlarının gölgesinde, o kocaman Akdeniz Güneşi'nin özellikle de öğle saatlerindeki kavurucu sıcağında, soğuk bir şeyler içerek dinlenmenin keyfi bambaşkaydı. 

Genel olarak düşünürsem, Lefkoşa için konuşmak gerekirse, Ne kadar ağırlıkla Göçmenköy, Taşkınköy üzerinden Kumsal ve Lefkoşa Merkez kabul edilen Girne Kapısı yahut Dereboyu'na iniyor olsam da benim çiçek ve ağaç manzaralarını en sevdiğim nokta, Göçmenköy'ün bitiminden ara sokaklardan, Kızılbaş'a doğru gittiğim yoldu. Tozlu sokakların, ara sıra çıkan asfaltlarının etrafındaki ağaçlar, gerçekten anlatılamaz bir huzur veriyordu


Cemaliye Çiçeği


Cemaliye Çiçeği

Kaktüs

papatya



Gül


Papatya

Papatya


papatya (yol kenarlarında çıkan, yabani)
* Genellikle bu papatyayı suya koyup, esansıyla parfüm ya da krem yapıyorlar


Papatya


Limon Yaprağı


uzun limon




Limon Çiçeği

Cemile Çiçeği Ağacı

Tüllü Papatya



Portakal



Erik




27 Ocak 2021 Çarşamba

AŞK İLE DÖNDÜM KENDİME

 

Aşk İle Döndüm Kendime

Bir yangındım kaynağı bilinmeyen
Hırsla dolu
Keskin
Sarp dağ başlarıydım
Ara sokaklardan caddelere taşan bir isyan
Kuşatılmış bir meydandım
Kapkara bir bayraktım
En önde ellerde sallanan
Sert vurgun yorgun salınan simsiyahtım
Kızılını ve umudunu yitiren
Bir alevdim
Gülüşünü bir yerlerde unutmuş
Rotasız bir seyyahtım
Çıkınında bir şeyi kalmamış
Tabanları ağrılı
Omzu mor
Kolları bitap
Çarığı yırtık
Sakalı kir pas toz içinde biçimsiz
Küfürlerle dolu ağzıyla
Şehir şehir gezen
Asası kırık avuç içi çürük
Kendini diyar diyar sürmüş
Çapası soğuk sularda kaybolmuş
Demir atmış bir gemiydim
Yaz günlerinde çatlamış derin bir toprak
Ay ışığını kaybetmiş yıldızsız bir geceydim
Parmak uçlarında ağrı sızı nasır
Uzak yollarda yürüyen kimsiz kimsesiz kimliksiz
Sonra geldin
Bir kış gibi yağmurlar yağdırdın
Kurak topraklarıma
Yudum yudum içtim
Bereketlendi filizlendi
Çürümeye yüz tutmuş tohumlarım
Kar oldun beyaz
Örttün biçimsiz sarp kayalıklarımı
Güzel bir manzaraya çevirdin ufuklarımı
Harladın hayat ateşimi
Ab-ı hayat oldun
Evim oldun
Kalbin evim oldu
Kimsem oldun
Rehberim oldun yollarda
Demirimi kırılmaz eyledin çapam oldun
Sular güvenli oldu senle
Aşk aşk besledin
Güzel güzel sevdin
Biçim verdin
Gönlümüm ufkunda güneş gibi doğdun
En karanlık gece şafaklarında
Ne güzel ne güzel sevdin

Aşk ile döndürdün kendime

Galip Uçar  2020 Ekim  

Şiir 25.01.2021 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

 Şiir linki

14 Ocak 2021 Perşembe

TED KUZEY KIBRIS KOLEJİ'NDE ÇALIŞTIĞIM DÖNEMDE YAZDIĞIM VE SAHNELENEN TİYATRO ESERLERİM

 TED Kuzey Kıbrıs Koleji'nde çalıştığım süre içinde, zümre başkanım ve dostum, Kıbrıs'ın ünlü tiyatrocularından Kemal Tunç'un kızı, Türegün Tunç'la birlikte bir çok tiyatral etkinlik yaptık. Benim yazıp, Türegün Tunç'un gerek koreografik, gerek de yönetmen olarak müdahil olduğu tiyatrolardan örnekler ise şunlardı:

RASKOLNİKOV MESELESİ:

TED Kuzey Kıbrıs Koleji'nde gerçekleştirilen Kitap Günleri çerçevesinde, Dostoyevski'nin ünlü karakteri Raskolnikov'un bir anlamda "katharsis", "arınma" yaparak, kendini savunmasını yazdığım tiyatrom





GÖZLERİMİ KAYBETTİM:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Şehitler Haftası olarak anılan 21 Aralık Günü için hazırladığım ve savaşı, kötü etkilerini, zulmü ve bunları ancak barış ve kardeşlikle aşabileceğimizi anlattığım, psikolojik şiirsel tiyatrom






BEN DE MUSTAFA KEMALİM:                                                                                                      
10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk'ü Anma Günü dolayısıyla yazdığım tiyatro eserim. Kıbrıs için yazdığım ilk tiyatroydu                                                                                                                    

                                                                                                               

FRANÇAİS DİSPARUS DANS L'İLE :                                                                      

TED Kuzey Kıbrıs Koleji Yabancı Diller Haftası'nda, Fransızca Bölümü'nün oynaması için yazdığım, 3 Fransız Turist'in Kıbrıs'a gelip, oradaki halkla etkileşimini anlatan trajikomik tiyatro. Tiyatro'yu Fransız Dili'ne Denkay Yıldırım çevirmiştir.      


       






TED KUZEY KIBRIS KOLEJİ 2018 - 2019 SENESİ KİTAP GÜNLERİ DOSTOYEVSKİ GÜNÜ, DOSTOYEVSKİ BİYOGRAFİSİ - GALİP UÇAR

 TED Kuzey Kıbrıs Koleji'nde 2018 - 2019 yılında gerçekleştirilen TED Kuzey Kıbrıs Koleji Kitap Günleri'nde, o seneki tanıtılacak yazar Fyodor Dostoyevski'ydi. Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi olarak, Sinema ve Tiyatro Kulübü'yle beraber önemli bir organizasyon gerçekleştirmiştik. 

Bu organizasyonun içinde ben de Fyodor Dostoyevski'yi detaylı olarak oradaki öğrencilere, biyografik olarak ve edebi olarak tanıtmıştım.

www.diyaloggazetesi.com/amp/egitim/ted-koleji-turk-dili-ve-edebiyati-zumresi-kitap-gunu-etkinligi-duzenledi-h67651.html



ATAŞEHİR BELEDİYESİ NEŞET ERTAŞ KÜLTÜR EVİ İÇİN HAZIRLADIĞIM NEŞET ERTAŞ BİYOGRAFİ ÇALIŞMASI

                             NEŞET ERTAŞ BİYOGRAFİ ÇALIŞMASI 

 ( ATAŞEHİR BELEDİYESİ NEŞET ERTAŞ KÜLTÜR EVİ İÇİN GALİP UÇAR TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR)

Neşet Ertaş, ünlü mahalli sanatçı Muharrem Ertaş ve Döne Ertaş’ın çocukları olarak 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı Kasabası’nda, “Abdallar” olarak anılan Kırtıllar Köyü’nde doğmuştur.

Sekiz yaşına kadar köyünde ailesiyle yaşayan Ertaş, ilkokul yıllarında keman ve bağlama çalmayı öğrenmiş ve babasıyla beraber düğünlerde enstrüman çalmaya başlamıştır. Kendi tabiriyle: “Ben doğduğum an sazı göbeğime koymuşlar” diyen sanatçı yeteneğini ve sanatçılığını böyle tanımlamaktadır.

Annesinin ölümünden sonra babasıyla çeşitli şehirlere gidip oralarda geçimini sağlamaya çalışan “Bozkırın Tezenesi”, tam da bu nedenden dolayı eğitim hayatına devam edememiştir. Gittiği yerlerde usta abdallardan olan babasının dışında birçok başka abdal geleneğinden gelen;; Hacı Taşan, Çekiç Ali gibi usta abdallardan da yöntem öğrenerek, müzik konusunda kendini geliştirmiştir.

On dört yaşında, geçimini sağlamak için İstanbul’a gelen Ertaş, ilk plağı olan “Neden Garip Garip Ötersin” adlı plağını burada 1957 senesinde çıkarmıştır. Okuduğu türkülerin tarzı olan “bozlak” türünü, onun ağzından dinleyenler: “Bozkırın feryadı” nitelendirmiştir. Bu dönemde çeşitli gazinolarda çalışarak geçimini sağlayan Neşet Ertaş, iki yıl İstanbul’da kaldıktan sonra Ankara’ya gitmiştir.

Ankara’da çalıştığı gazinoda, ileride karısı olacak olan Leyla Hanımla tanışan “Bozkırın Tezenesi”, yedi yıl kadar süren bu evliliğinden, iki kız ve bir erkek çocuk sahibi olur.

Askerliğini İzmir’de yapan sanatçı, bu dönemlerde gerek plakları, gerekse besteleriyle en çok aranan isimlerden olmuştur.

Düzensiz yaşamı ve sonucunda ellerine gelen felç hastalığı nedeniyle, kariyerinin zirvesindeyken müzik yapamaz hale gelen Neşet Ertaş, kariyerinin zirvesinde olmasına karşı, tedavi olacak parayı bulamayıp, kardeşinin yardımlarıyla 1979 senesinde Almanya’ya tedavi olmaya gitmiştir. Tedavisi sürerken, ayrıldığı eşinin yanında bulunan üç çocuğunu da yanına aldıran sanatçı, iyileştikten sonra Almanya’da kariyerine tekrar başlamıştır.  Türklerin yoğunlukta olduğu yerlerde, düğün ve eğlencelerde sahne almıştır.

2000 yılına dek, orada Orta Anadolu ve Bozlak Kültürünü yaşatan çalışmalara da öncü olup, akademik çalışmalarda, başvurulan sanatçı olduktan ve düğünlerde geçimini sağlayıp, albümler yaptıktan sonra, İstanbul’da verdiği konserle tekrar Türkiye’ye uzun süreden sonra gelmiştir.

Yoğun mahalli unsurları ve yöresel; Orta Anadolu, özelliklerini taşıyan türkülerini yazıp söylerken, gurbette kalmış anlamında olan “Garip” mahlasını kullanmıştır. Türküleriyle, ait olduğu yöreyi ve AbdallıkGeleneği’ni sadece Türkiye’ye değil, evrensel alana da taşımış hatta kendisi ve yazdığı türküler üzerine çeşitli ülkelerde bulunan üniversiteler,  özellikle de çalma tavrı konusunda akademik çalışmalar yapmıştır. Uzak Asya’dan, Amerika’ya, Avrupa’ya birçok yerde Neşet Ertaş sayesinde bu kültür ve gelenek tanınmıştır. Kendisi üzerine çeşitli biyografik eserler yazılmıştır, belgeseller çekilmiştir ve kitaplar yazılmıştır.

Ülkesine döndüğünde zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kendisine “Devlet Sanatçılığı” teklif edilmiş olsa da; Neşet Ertaş cevaben: “Devlet Sanatçısı olmak ayrımcılığa yol açar, ben Halkın Sanatçısıyım” demiş ve devletten alacağı parayı ve ünvanı reddetmiştir. Sadece TBMM’nin verdiği “Üstün Hizmet Ödülü”nü kabul etmiştir

UNESCO tarafından “ Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak kabul edilen sanatçı, İTÜ Devlet Konservatuarı’ndan 2011 yılında Fahri Doktora ünvanı almıştır.

Ünlü yazar Yaşar Kemal’in “Bozkırın Tezenesi” olarak adlandırdığı Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012 senesinde, ardında dünyaya yaydığı kültür ve geleneği ile beraber onlarca efsaneleşmiş türkülerini bırakarak tedavi gördüğü hastanede, İzmir’de hayata gözlerini yummuştur. Kırşehir’in Bağbaşı Mezarlığında, babası; bağlama üstadı ve abdal Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilmiştir.

ESERLERİ:

1957: Neden Garip Garip Ötesin Bülbül

1960: Gitme Leylam

1979: Türküler Yolcu

1985: Sazlı Oyun Havaları

1987: Türkülerle Yaşayan Efsane Deyişler Bozlaklar Türküler

1988: Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde

1988: Kendim Ettim Kendim Buldum

1988: Kibar Kız

1989: Hapishanelere Güneş Doğmuyor

1990: Gel Gayri Gel

1992: Şirin Kırşehir

1993: Kova Kova İndirdiler Yazıya

1995: Seher Vakti

1995: Benim Yurdum

1998: Gönül Yarası

1999-2008:NEŞET ERTAŞ KÜLLİYATI

 Zülüf Dökülmüş Yüze

Gönül Dağı

Mühür Gözlüm

Zahidem

Neredesin Sen

Garibin Dünyada Yüzü Gülmez

Niye Çattın Kaşlarını

Çiçekdağı

Ayaş Yolları

Sevsem Öldürürler

Ağla Sazım

Hata Benim

Dostalara Selam

Sabreyle Gönül

Yar Gönlünü Bilenlere

Vay Vay Dünya

Gurban Olduğum

 

GALİP UÇAR 2016 

Ataşehir İçerenköy Neşet Ertaş Kültür Evi

 



 Fotoğraflar, Neşet Ertaş Kültür Evi'nde çalıştığım dönemde çekilmiştir...

GALİP UÇAR'IN 2015 - 2016 SENELERİ ARALIĞINDA SANAL DERGİLERDE YAYINLANAN ESERLERİ

 GALİP UÇAR

2015 - 2016 senesi aralığında yayınlanan şiirleri