Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

6 Eylül 2025 Cumartesi

YASEMİNİ EZERİM & MERDİVENİM KIRK AYAK ( ANONİM KIBRIS MANİLERİNDEN DERLEME GALİP UÇAR ŞARKILARI)

 Galip Uçar'ın, Kıbrıs'ta yaşadığı dönemlerde, köylere ve kasabalara giderek, Kıbrıs'ın yerli halkıyla, özellikle de Koloniyel dönem Kıbrıs ve Kıbrıs Cumhuriyeti dönemlerini bilen yaş almış insanlarla konuşarak not aldığı anonim manilerden oluşturduğu şiirlere yaptığı YASEMİNİ EZERİM ve MERDİVENİM KIRK AYAK adlı besteleri 7 EYLÜL 2025 tarihi itibariyle youtube üzerinde yayında

MERDİVENİM KIRK AYAK
Merdivenim kırk ayak Kırkına vurdum dayak Duydum yârim geliyor Seyirttim yalınayak Hey fincanlar fincanlar Yandırdı nice canlar Sen şeherde gezerken Kırıldı orta camlar Yaseminler dizildi Gizli işler sezildi Sen şeherde gezerken Benim bağrım ezildi Macun yabdım furmadan Necin yedin sormadan Gel guzum sarılalım Kimse bizi duymadan Bahçelerde patlıcan Seni gördü sevdi can Seni sardığım saat Kurban olsun tatlı can Bahçanın darısına Vurgunum sarısına Ben o yâri deyişmem Gıbrızın yarısına Sevdiğim Urum gızı Yanagları gırmızı O gız benim olmazsa Terkederim Gıbrız'ı
söz: ANONİM KIBRIS MANİLERİ
müzik: GALİP UÇAR
derleyen: GALİP UÇAR

YASEMİNİ EZERİM
Yasemini ezerim Dülbendinan süzerim Merag edme güzelim Lefgoşada gezerim Kemanemin teninden Kimse bilmez halimden Havada bulut olsan Gurtulaman elimden Bahcalarda inginar İnginarın dengi var Benim şimdi sevdiğimin Yanağında beni var Velesbide binersin Beyaz çorab geyersin Dovru söyle sevdiğim Hangimizi seversin Padem godum yemeye Sabah çıkdım gezmeye Efgarım gezmeg deyil Sevdiğimi görmeye gaymaglı'nın ovası su doludur govası pencereden görünür yarimin gargolası. Mağusa galesinde Gar yağdı gölgesinde Yar beni melhem yapsın Göğsünün yaresinde Babudsanın dalları İsgelenin yolları Duydum yarim geliyor Gümüşledim yolları İsgele'nin enişi mavidir yarin fesi yatırayım dizime yedireyim yemişi Lefge'nin hurmasına Gül doldurdum tasına Ben o gızı alacam Söz verdim bubasına şişe şişeye benzer meşe meşeye benzer şu lefge'nin gızları şeker şerbete benzer Garamfil demedinan Söyleyin nebedinan Beni yardan ayıran Dilensin sepedinan.

söz: ANONİM KIBRIS MANİLERİ
müzik: GALİP UÇAR
derleyen: GALİP UÇAR




OSMANLI TARİHİNDE BİR KAHRAMAN FİGÜR: GİRİT FATİHİ DELİ HÜSEYİN PAŞA

 

Bursa’nın Yenişehir kazasında doğup, Devlet-i Âli’ye nice hizmetlerde bulunup, nice makamlara yükselmiş bir kişi olan Deli Hüseyin Paşa’nın hayatının anlatılacağı bu projede Deli Hüseyin Paşa ve onun kahramanlıklarının yer aldığı ve Osmanlı Devleti’ne bulunduğu büyük katkılar yer alacaktır.

Bursa’da küçük bir kazada hayatına başlayan ve daha sonra Topkapı Sarayı’na baltacı olarak kabul edilen Hüseyin’in Deli Hüseyin Paşa olmaya ve hatta Sadrazamlığa kadar yükselişin son anda bazı iç oyunlarla engellendiği süreç Osmanlı Tarihine de altın harflerle kazınacak nice zafer, nice kahramanlıklar ve nice efsanevi olaylara sebep olacaktır. Bunlardan elbette en önemlisi, İran Sefirinin hediye ettiği bir türlü bükülemeyen yayın, onlarca cengaver, onlarca yiğidin elinden geçip de kurulamayıp nihayet Deli Hüseyin Paşa’ya gelince çocuk oyuncağı gibi yayı eğip, kolayca kurmasıdır. Kendisini bu olayla Osmanlı Tarihinde altın harflerle yer almakla bırakmayacak, halihazırda yaşayan aile fertlerine de bu olay anısına Türkiye Cumhuriyeti devrinde “Çelikel” soyadı verilerek bu olay onurlandırılacaktır.

Saray içinde nice başarılarını ve sadakatini bir de böylesi olayla taçlandıran Deli Hüseyin Paşa, bunların neticesinde, cengaverliği ve yiğitliğiyle, kendini kanıtlayıp, saray büyüklerinin gözlerine girip, Budin Vilayetine, Beylerbeyi olarak atanmıştır. Tuna Nehri’nin hemen karşısında bulunan sarayında hizmetine devam etmiştir.

Bu sırada, beraber uğraş verdiği Davut Paşa bir çarpışmada tuzağa düşürülüp çok kötü durumda öldürülüyor. Kendisiyle uğraş yoldaşı olan Deli Hüseyin Paşa dostuna yetişemeyip, onun hayatını kurtaramadığı için çok büyük dertlere düşüyor ve bu olay onun hayatında büyük bir yara olarak kalıyor. Hayatının çeşitli süreçlerinde bu olay onu hep derin bir keder ve vicdani muhasebeye düşürüyor.

Budin’de en iyi ve görkemli dönemlerinden birini geçiren Deli Hüseyin Paşa, bu bölgede yer alan Karadeniz’de Ruslarla nice çarpışmaya giriyor ve onlardan büyük zaferler elde ederek çıkıyor. Osmanlı’nın zaferlerine zafer katın, Balkanlardaki hakimiyeti daha da sağlamlaştırıyor.

Devleti gibi görkemli ve yakışıklı olan paşa, orta yaşlarında olmasına rağmen hala bekar ve endamından biraz bile kaybetmemiş bir Osmanlı erkeği ve kudretli bir paşa olarak bilinmektedir. Ata binme, kılıcını yiğitçe kullanma ve savaş konusunda usta olan Deli Hüseyin Paşa, atının altın ve gümüşten yapılmış eğer ve takımlarıyla da o dönem Osmanlı Devleti’nin zenginliğini ve görkemini de sergilemektedir. Paşanın yiğitliği, yakışıklılığı ve heybeti, dostlarına güven düşmanlarına ise korku salmakta, Osmanlı Devleti’nin otoritesini daha da sağlamlaştırmaktaydı.

Elbette düşmanları ondan korkup titrerken, ona karşı mücadeleler de vermekte, oyunlar çevirmekteydi. Ama bazı düşmanları ise ona hayranlık ve aşk beslemekteydi. Bunlardan biri Venedikli Kumandan Marko’nun kızı olan Elenor’du. Elenorla öyle bir aşk yaşamaktaydılar ki Budin Kalesi’nin duvarların tırnaklarıyla sökecek kadar büyük bir aşktı.

Tabi ki ünlü bir kumandan olan Marko’nun güzel kızı Elenor’a tek aşık Deli Hüseyin Paşa değildi. Ünlü komutanlardan Kornaro ve Zonkorolo da Elenor’a aşıktı. Fakat Elenor sadece ve sadece Deli Hüseyin Paşa’nın aşkıyla yanıp tutuşmaktaydı. Diğer komutanlara yüz bile vermemekteydi.

Böylesi zaferlerin olduğu ve Osmanlı’nın kudretinin daha da arttığı bir dönemde, Osmanlı’nın dostlarından olan Zafire, babasının dostu olduğunu sandığı Jak adında bir kişi tarafından, babası evde yokken kaçırılır ve satılır. Sümbül Ağa’nın himayesine giren Zafire, kızlar ağasının gözdesi olur ve çevresinde nice hizmetçiler, nice kişiler dolar. Fakat böylesi bir ilgiye mazhar olan Zafire elbette saray entirikaları ve dedikodulara da hedef olacak, makam peşinde koşan kişiler tarafından bir tehdit olarak görülecekti. Nice büyük zaferleri kazanmış, üç kıtaya, onlarca coğrafya ve insana yurtluk ve beylik etmiş Osmanlı, her döneminde saray içi bu çekişmeler yüzünden, nice kaoslar, nice kritik dönemler yaşamış ve bazen de büyük sorunlara hatta yönetimsel çöküntülere kadar uzanan bu kavgalar bir türlü sona erememiştir. Tam da böyle bir durum yüzünde Zafire bir gece yüzüne kezzap atılarak yakılır ve kaderi değişir. Sultan İbrahim bu durumu görüp, ona acıyıp, baş kadını yapar. Bun olay üzerine hamisi olan Sümbül ise Mısır’a azledilip, sürülür. Mısır’a giderken yanında hayli yüklü miktar servetini ve Zafire’yi de götürür. Mısır’a gittikleri gemi ise yolda Malta Korsanları tarafından saldırıya uğrar ve Sümbül ile Zafire öldürülürken Zafire’nin oğlu kaçırılıp, Girit’e götürülür.

Bu olayı duyan Saray yöneticileri durumu Padişaha iletir ve hemen sefer kararı alınır. Dönemin kaptan-ı deryası olan Yusuf Paşa Girit’e Venediklilere karşı sefere çıkar ve Marazini’nin başında olduğu Hanya Kalesi’nin önünde savaş verir. 3 günlük savaş sonrası Hanya Kalesi alınır ve bu dönemde Budin’de beylerbeyi olan Deli Hüseyin Paşa Hanya Kalesi’ne tayin edilir. Bu tayinle beraber; Deli Hüseyin Paşa’nın kaderi de değişecektir. Büyük zaferlerin müjdecisi olan yola çıkar ve Budin Beylerbeyliğini bırakıp, Girit’e ilerler.

Deli Hüseyin Paşa’nın atandığı bu topraklarda, geldiği yerlerden tanıdık olduğu ünlü düşmanı Zonkorolo’da bulunmaktadır ve Deli Hüseyin Paşa, Girit’te de ona karşı mücadele verip, zaferler kazanmaktadır. Ama Budin’den sadece bu tanıdık değil başka tanıdıklar da Girit’e tayin olup gelmiştir. Bunlardan biri de Kumandan Marko’dur. Doğal olarak Kumandan Marko’nun tayiniyle beraber, Deli Hüseyin Paşa’yı unutması için üzerinde baskı oluşturulan Elenor da babasıyla buraya gelmiştir. Elenor burada içine kapanık, üzüntülü bir hayat geçirmektedir. Babasının düşman komutanı olan Deli Hüseyin Paşa’yla olan aşklarına izin vermemesi onu kahretmiştir. Tabi ki kendisi buradayken, Deli Hüseyin Paşa’nın da aslında orada olduğunu bilmediğinden, Budin gibi uzak bir diyarda bıraktığını sandığı sevdiğini deliler gibi özlemekte ve kendine kahretmektedir.

Bu sırada Venediklilerle Osmanlılar arasındaki çatışmalar da iyice çetinleşmiştir. Hanya Kalesi’nin önündeki Suda Limanı’na asker çıkarır gibi yapıp Deli Hüseyin Paşa’yı tuzağa düşürmek isteyen Venedikliler aslında Tuzla yoluna doğru yönelip büyük bir oyun çevirme planındadır. Deli Hüseyin Paşa burada 40 askeriyle 400 Venedik askerine karşı çetin bir mücadele verir. Bu 400 Venediklinin başındaki komutan ise hiç yabancı olmayan Marko’dur. Deli Hüseyin Paşa ve Marko kılıç kılıca mücadele verirler. Esteri Manastırı önünde Deli Hüseyin Paşa Marko’yu omuz ve boğazından ağır bir şekilde yaralar. Tam öldürecekken bir haykırış duyar. Bu haykırış Elenor’un haykırışıdır. Bu haykırışı duyan Deli Hüseyin Paşa, Elenor’un hatırına babasını bağışlar ve öldürmez, esir alır.

Elenor babasının bu durumuna çok üzülür ve yaralı olan babasının dayanamayıp öleceğinden korkup, kale kumandanından, kalenin anahtarlarını alır ve Esterni Manastırı’nın dört anahtarıyla beraber Deli Hüseyin Paşa’ya yollar, karşılığında babasının affedilip, serbest bırakılmasını ister. Deli Hüseyin Paşa bunu kabul etmez, anahtarları getiren ulağı geri yollar. Girit tam olarak alınana dek Marko esir kalmalıdır. Buna karşılık Venediklilerin elindeki kale olan Esterni Kalesi’ne hızlıca bir saldırı hazırlığına girişilir. İki yüz süvarisiyle kaleye karşı saldırıyla geçen Paşa ve askerleri, savaş sırasında bir taktik uygular ve çekilir gibi yapıp, yeldeğirmenlerine doğru yönelir. Bunu gören Venedikliler hücuma geçip, kale kapılarını açarlar.  Bu boşluktan yararlanan Deli Hüseyin Paşa’nın komutasındaki Ahmet Ağa ve yanındakiler Kale’ye aniden saldırıp, sancağı ele geçirirler. Venedikliler bu akıl dolu oyun sonrası çil yavrusu gibi dağılıp, kaleden kaçarlar. Tam bu sırada Deli Hüseyin Paşa’nın Elenor’u kaçırabileceğini düşünen Kornoro da Elenor’u atına yükleyerek, oradan hızlıca kaçırır.

Zaferlerinin hepsini, yanında bulunan nakkaşlara resmettirip, yollayan Deli Hüseyin Paşa, Padişahın övgüsüne mazhar olmuş, ona bu nakş ettirdikleriyle zaferleri yaşatmıştır. Bu resimler sonrasında zaferi iyice kavrayıp, Deli Hüseyin Paşa’nın yetenekleriyle övününe ve gururlanan Padişah, fermanını yazarak onu Girit Serdarı ilan etmiştir.  

Padişah fermanında: “Sen ki Hanya Kalesi Kumandanı Hüseyin Paşa. Din ve devlet için gösterdiğin yararlılıkları işitip, memnun oldum. Seni Girit Serdarlığına tayin ettim” yazan fermanın, Deli Hüseyin Paşa’nın yüzüne okunup, görevinin ilan edilmesini emreder.

Fermanı yüzüne okunan Hüseyin Paşa, o cengaverliğine, o yiğitliğine rağmen, ferman yüzüne okunurken, onur ve gururundan gözyaşlarına boğulur. Bu olayın mutluluğuyla hızlıca bir sonraki kale olan Resmo Kalesi’nin fethi için hazırlıklarına başlar.

O dönem için çok önemli ve akla gelmeyecek bir dahiyane taktik olan lağım taktiğini kurgulayan Deli Hüseyin Paşa, istikamcılarına, kale dibine dört lağım kazmalarını emreder. Lağımcılar gece boyu, gizlice bu lağımları kazarlar ve içi barut dolu fıçıları bu lağımlara yerleştirirler.

Ertesi sabah Deli Hüseyin Paşa ve komutasındakilerin, gökleri inleten, kale duvarlarını delen top atışlarıyla cenk başlar. Vakti geldiğinde ise Deli Hüseyin Paşa emrini verir ve kale dibine gizlice kazılmış lağımlarda bulunan fıçılar ateşe verilir. Büyük patlamaları duyan ve korkan Venedik askerleri, korkudan hızlıca kaleyi can havliyle terk eder. Ölmemek için ölesiye kaleden kaçıp, saldırıya geçerler. Çok büyük çarpışmalar sonucu Osmanlı Ordularını yenemeyeceğini anlayan askerler, çıktılarından daha hızlı bir şekilde kaleye dönüp, ölmemek için kendilerini kaleye hapsederler,

Savaşın ilk günü çetin geçse de kale alınamadığı için Deli Hüseyin Paşa yeniden bir taktik düşünür ve bu sefer on lağım açılması ve içine yine barutlu fıçılar konmasını emreder. Gece dedikleri yapılır. Sabah uğraş başladığında, bir anda bu lağımlardan patlayan fıçıların korkusuyla şaşkına dönen Venedikliler, duvarlarda açılan deliklerden içeri giren Osmanlı Askerini görünce şok olurlar. Çarpışmaların sonucunda Osmanlı Ordusu kesin bir zaferler Resmo Kalesi’ni teslim alır. Bu sırada Deli Hüseyin Paşa ile Kornoro kılıç kılıca, göğüs göğüse bir çarpışmaya girerler ve Deli Hüseyin Paşa, Kornoro’yu kılıcının maharetli hamleleriyle öldürür. Lakin Elenor’u yine bulamaz.

Bir sonraki kale olan Kandiye Kalesi için mücadele hazırlıklarına başlayan Deli Hüseyin Paşa, bu kaleyi de kati bir zaferle fethetmeyi ister. Fakat bu dönemde anlaşılmaz şekilde aşırı bir hastalığa yakalanan Deli Hüseyin Paşa, yataklara düşer. Bu boşluktan yararlanan Marko ve yanındaki Diyan kaleden kaçar. Aynı anda yakalanan Elenor da Resmo Kalesinde Türklerin elindeki esaretine başlar. Amaç Marko’ya karşılık kızı Elenor’u elde tutmaktır.

Girit’te verilen mücadelelerin yirmi beşinci yılına gelinmiştir. Artık Girit’in en önemli kalesi olan Kandiye Kale’si için zapt etme ve nihayet fethetme zamanı gelmiştir. Tam da bu dönemde İstanbul’da Yeniçeri ayaklanmaları çıkmış, her zaman Osmanlı’nın istikrarını etkileyen ve bir türlü bitmeyen saray içi entrika ve mücadeleler gittikçe artmıştır. Saray kadınları devlet işlerine karışmış ve onların hatalı ve devlete değil kendilerine fayda sağlayan bu hareketleri sokaktaki olayları da daha fazla hareketlendirmiştir.

Bu durumdan faydalanan Venedikliler, Çanakkale Boğazı çevresinde bulunan bir yerde konuşlandırdığı ordusunu boğaza yönlendirip, burayı kapar ve Osmanlı başkentinin Girit’le olan bağlantısını keser. Artık Girit’e ne askeri, ne sıhhi, ne de maddi yardım ulaşabilmektedir. Girit’teki askerler maaşlarını alamamakta, aç bil aç yaşamakta ve cephanesiz kalmaktadırlar. Bu elverişsiz koşullara rağmen paşa, Devlet-i Âli’nin şerefli bir komutanı olarak, Osmanlı Devleti’nin bu halini göstermeyip, kudretini ve şanını yeni zaferlere taşımak için uğraşa devam kararı almış ve mücadelelerini sürdürtmüştür. Genç bir komutan olan Bordero komutasında bulunan Venedik askerlerine karşı Deli Hüseyin Paşa ve komutasındakiler hücuma geçmiştir. Karşılıklı verilen çetin mücadelenin sonunda, neredeyse Deli Hüseyin Paşa’yla birebir güreşir gibi cenk veren Bordero’yu, Paşa, üzerindeki onlarca kiloluk zırhı ve heybetine rağmen havaya kaldırmış, başının üzerinde sallayıp, uzağa bir yerlere fırlatmıştır. Bordero yerde kıvranırken yanına giden Paşa, Bordero’nun kulağına eğilip, onu esir almayacağını buna karşılık burada yaşadıklarını gittiği yerlerde anlatmasını, Osmanlı’nın gücünü duyurmasını emretmiştir. Bordero’yu bu olayları anlatmak üzere Kandiye’ye yollayan Paşa, savaşın kaosu dindikten sonra bir anda çenesinde bir acı hissetmiştir. Elini çenesine götürdüğünde ise çenesinden vurulduğunu anlamıştır. Bu derin ve çok acı veren yarasına rağmen uğraşından vazgeçmeyen ve zaferle çıkan Paşa, sağ yanağından girip, sol çenesinden çıkan kurşuna rağmen verdiği bu mücadeleyle övgüye mazhar olmuştur.

Bu olaylar cereyan ederken, Osmanlı Sarayı’nda da değişimler olmaktadır. Padişah Sultan İbrahim tahttan inmiş yerine 4. Mehmet geçmiştir. Dördüncü Mehmet’in bir özelliği de, zamanında Deli Hüseyin Paşa’nın içinde büyük ve derin bir yara ve acı bırakan Davut Paşa’yı kurtaramaması olayının başkişilerinden Davut Paşa’nın hanımı olan Gülnihal Hatun’un yeni padişahın bakıcısı olmasıdır. Padişah daha bir veliaht çocukken, Gülnihal Hatun ona masal diye Deli Hüseyin Paşa’nın kahramanlıklarını anlatmıştır. Dördüncü Mehmet’in çocukluğunun efsanevi kahramanı olan kişi Deli Hüseyin Paşa’dan başka biri değildir. Yeni padişah Dördüncü Mehmet ona hayrandır. Bir yolunu bulup Deli Hüseyin Paşa’yı görmek isteyen yeni padişah Gülnihal Hatun’a Paşayı sorar. Gülnihal Hatun ise artık bir padişah olduğunu ve istediği zaman bir ferman ile yanına bir göreve Deli Hüseyin Paşa’yı alabileceğini söyler. Bunun üzerine sadrazamı olan Gürcü Mehmet Paşayı azleden Dördüncü Mehmet yerine Deli Hüseyin Paşayı tayin eder. Lakin tam bu fermanın yazılacağı gün, maddi sıkışıklıklardan ve elverişsiz koşullardan dolay bu olayı gerçekleştiremez ve Ahmet Paşayı tayin eder.

Bu olaylar Pay-ı Tahtta cereyan ederken, vurulmuş, yaralı yatan Deli Hüseyin Paşa, yaralanmasına neden olan kurşunun açtığı delikleri, daha fazla dayanamayıp mendille kapatır ve yerinden kalkıp Kandiye Kalesi’nin fethine uğraşmaya başlar. Bu sırada sarayca Girit’e zamanında tayin olunmuş Voynuk Ahmet Paşa, Surnizen Mustafa Paşa ve Sekbancı Mahmut Paşa biraraya gelip, toplandıkları yerde Deli Hüseyin Paşa’ya karşı mücadele kararı alırlar. Ona yapılan yardımları kesme ve yeni Girit Serdarı olarak Surnizen Mustafa Paşa’yı yapma kararı alırlar.

Paşa bu olaydan habersiz, Kandiye Kalesi uğraşında yardım ister fakat kendisine karşı gizli ittifak kurmuş bu paşalar, denizci olup kara askeri olmadıklarını öne sürerek yardım teklifini reddederler. Ertesi sabah Kandiye Kalesi yolundaki sahil kaleleri için verilen mücadele sırasında Kaptan Ahmet şehit olur ve bunun üzerine hırslanan Deli Hüseyin Paşa sahildeki kaleyi hızlıca fetheder ve teslim bayrağını çektirir. İstanbul’dan gelemeyen maddi ve cephane yardımlarına rağmen hazırlıklar hızlanır.

Tam bu sırada Sekbancı Mahmut Paşa ordunun içine bir haber salar. Bu haberde denilenler şunlardır.  şudur ki: Deli Hüseyin Paşa’nın düşmanla ortak çalıştığı, Kandiye Kalesi’nin alınmasına girişimin yapılmaması ve alınmaması gerektiğidir. İstanbul’un artık desteği çektiğini orduya yayar. Hatta bu büyük iftiralar, çeşitli kişilerce İstanbul’a padişaha dek ulaşır.

Bu haberler üzerine askerler Girit’te Deli Hüseyin Paşa’nın sarayının önünde isyan ederler, hatta sarayını ateşe verirler. Düşmanla işbirliğinin kanıtı olarak sunulan Elenor’a gönül meylinin olması sebebiyle askerler Elenor’u kaçırırlar ve sarayı yağmalarlar. Fakat olaylar sadece üç gün sürer ve askerler pişman bir şekilde tekrar Paşa’nın emrine girer ve Kandiye Kalesi kuşatmasına hazırlanırlar.

İstanbul’a gelen haberler elbette büyük yankılar yaratmış ve paşa aleyhine bir çok dedikodunun ve karşı çıkışların oluşmasına sebep olmuştur. İstanbul’da ileride sadrazamlığını garanti gören Deli Hüseyin Paşa ve askerler, ilerde başlarına bir şey gelmesin diye laf edemediğinden, askerlerine çok büyük eziyetler ediyor, onları perişan hallerde keyfine göre kullanıyor haberleri yayılmış ve almış başını gidiyordur. Bu haberler sadrazama kadar ulaşmış, onun yerinde gözünün olduğu ve onu düşürmek için mücadele verdiği söylenmiştir.

Bu olayların sonrasında konu hakkında Çiftelerli Osman Paşa, Surnizen Mustafa Paşa, Yeniçeri ve sipahilere mektuplar yazılmıştır. Olayları okuyan Çiftelerli Osman Paşa, yayı eğip, oku kuran Deli Hüseyin Paşa’nın nereden ne hallere geldiğini düşünüp derin bir iç geçirir. Gelen mektubu yeniçeri ve sipahilere de okur. Yeniçeriler ise bu olayları duyup hayrete düşer ve saraya bu olayların böyle olmadığını anlatan, Paşa’yı öven bir mektup yazar yollarlar.

Bu olaylar olurken azli düşünülen Sadrazam Süleyman Paşa’nın yerine Köprülüzade Mehmet Paşa düşünülmektedir. Fakat kendisinin disiplinsiz davranışları düşünülüp, vazgeçilir. Onun yerine Deli Hüseyin Paşa önerilir. Zamanında Gülnihal Hatun’un anlattıkları aklında olan padişah hiç tereddütsüz onu sadrazam olarak önerir. Lakin kendisi Girit’te olduğundan o gelene kadar yerine sadrazam olarak Sürnizen Mustafa Paşa’nın görev yapması buyrulur. Oysa ki Sürnizen Mustafa Paşa zamanında isyanları başlatan kişidir. Görevinde geçici olduğunu anlayan Sürnizen Paşa yeniçeriler ve sipahiler arasındaki gücünü kullanır ve bu kişilerden saray çevresinde yeniden olay çıkartır. Ayak Divanı isteyen yeniçeriler saray çevresinde toplanır ve sarayı kuşatır. Elli bin kadar yeniçeri ayak divanı için ayaklanır ve padişahı bizzat görmek isterler. Aralarıda Mehter Hasan Ağa gibi ünlü yeniçeriler de bulunan ağalar bizzat isteklerini iletirler. Padişah bu konuşmalar sonrası hiddetle kararlar alıp, Behram Ağa ve Bosnalı Ahmet ile Racu İbrahim Paşayı boğdurur. Olayların artması üzerine Deli Hüseyin Paşa acilen davet edilir. Kaostan yararlanan Sürnizen Mustafa Paşa mührü talep eder ve bir şekilde ele geçirir. Bu sırada Padişahla iyice yakınlaşan Sürnizen Paşa, Deli Hüseyin Paşa hakkında birçok uydurma şeyi padişaha inandırır ve onun sadrazam olmaması gerektiğine ikna eder. Bu durum sonrasında padişah Sürnizen’i kalıcı olarak sadrazam olarak tayin eder.

Fakat zamanla Girit’ten gelen haberler Sürnizen’i yalanlayıp, onun hakkında olumsuz şeyler olduğu şeklinde padişahın kulağına çalınınca bir şekilde bahanesi bulunup Sürnizen Mustafa Paşa görevinden azledilir. Bu fırsattan yararlanmak isteyen Köprülüzade Mehmet Paşa, zamanında alt yapısı oluşmuş Deli Hüseyin Paşa aleyhtarı söylemin üzerine yeni kötü şeyler de katıp, Deli Hüseyin Paşa’nın önünü kesmeye ve sadrazamlığa gelmemesini sağlamaya çalışır. Hatta Deli Hüseyin Paşa’nın bir saray için bir tehdit olduğu haberlerini çıkarır. Bu dönemde Dördüncü Mehmet padişah olunca, çok itimat ettiği Köprülüzade Mehmet Paşa’nın sözlerine güvenmiş sadece sadrazamlık makamına gelişini kapatmayı değil üstüne bir de Deli Hüseyin Paşa’nın Girit Serdarlığından da azlini istemiştir.

Hızlıca padişahın huzuruna çıkarılan Deli Hüseyin Paşa’ya padişah Kandiye Kalesindeki durumu sorar. Deli Hüseyin Paşa yanlış verilen istihbaratları tahmin edip, onun yönünde gerçekleri anlatmaya başlar. Bu sorular ve cevaplar bitince padişah, Osmanlı Tarihine bir efsane olarak geçmiş Yay olayını sorar Deli Hüseyin Paşa’ya ve elbette Kuloğlu olayını. Hatta sorularına cevap aldıktan sonra bu olayları Gülnihal Hatun’dan duyduğunu da iletir.

Bu uzun konuşmaların ardından Köprülüzade Mehmet Paşa, Deli Hüseyin Paşa’nın katlini ister.  Bu katlin fermanı için hazırlık yapıldığını duyan Reisülküttub Samizade ve Gürcü Kethüda acilen toplantı yapar ve Deli Hüseyin Paşa’nın yanında yer alma kararı alır. Sabah Valide Sultan’ın yanına giderler. Valide Sultan’a olayı anlatsalar da Sultan geçiştirir gibi yapıp, bir yoluna bakarız der onları yollar. Bunun yanında Köprülüzade’nin de kendilerince tayin edildiğini onlara iletir. Bu görüşmenin başarısızlığının ardından Reisülküttubu Sadrazam Köprülüzade Mehmet Paşa katl fermanını yazdırması için Şeyhülislam’a yollar. Şeyhülislam müftüsü buna olumsuz cevap verir. Burada zulmün sabit olmadığı ancak zulmün sabit olması durumunda katlin kararının verileceğin iletir.

Katli için uğraşıp, başarı elde edemeyen Köprülüzade Mehmet Paşa, Deli Hüseyin Paşa’yı Kaptan-ı Deryalığa tayin ettirip, saraydan uzak tutar. Gece Gülnihal Hatun bir şekilde Deli Hüseyin Paşa’ya ulaşıp bu atamanın onun için bir entrika olduğu haberini ona verir. Dikkatli olması gerektiğini söyler. Ertesi gün ise bir lider gibi Kalyonlarının başına geçer. Nereye tayin olunursa halk ondan memnun kalır, beklenen oyunlar tutmaz.

Deli Hüseyin Paşa, Kaptan-ı Deryalıkta istenilen oyunlar tutmayınca azledilip Rumeli Beylerbeyi yapılır. Buradaki görevi sırasında, parayla tutulan nice kişiler, Paşa aleyhinde saraya mektuplar yazar. Bunların hepsi de şikayetname niteliğinde mektuplardır. Belli bir süre geçtikten sonra Köprülüzade Mehmet Paşa bu şikayetnameleri ondan saklayarak iltifat mektubu üzerinden Deli Hüseyin Paşa’yı saraya davet eder. İstanbul’a geleceği duyulan ve halkça çok sevilen Deli Hüseyin Paşa, yollarda sevinç ve sevgi ile karşılanır.

Deli Hüseyin Paşa gelmeden hemen önce, sıcağı sıcağına Köprülüzade Mehmet Paşa, tüm şikayetnameleri Padişaha okutur. Bu şikayetnamelerde miri malları çalmak, haksız zengin olmak, zulmetmek gibi ağır suçlar da vardır.

Bunlardan habersiz Pay-ı Tahta çıkan Deli Hüseyin Paşa, Padişah huzuruna varınca büyük hakaretlere ve ithamlara uğrar. Girit’te askerlere yaptığı zulümlerden, haksız kazançlarından, cebine attığı masraflardan bahsedilir. Oysa ki iltifat almak için saraya davet edildiğini sanmaktadır. Padişah bu hakaretleri ettikten sonra cevaben bunların iftira olduğu ama gerekirse ölümün de hak olduğunu iletir. Dün doğup bugün öleceğini ölümden korkmadığını söyler. Bunun üzerine Yedikule Zindanlarına gönderilir.

Sadrazam, Deli Hüseyin Paşa Yedikule Zindanlarında hapisken yine katlini istese de yine katli reddedilir. Bunun üzerine Sadrazam Köprülüzade Mehmet Paşa, kişilerin Deli Hüseyin Paşa’nın oyunlarıyla onun katline engel olduklarını ve acilen bir ferman ile katlinin gerçekleşmesine padişahı ikna eder. Padişah da katline onay verir.

 Alelacele daha çetin koşullarda bir zindana gönderilen Deli Hüseyin Paşa, tüm gece hayatındaki hatıraları düşünür. Gülnihal Hatun’u, Davut Paşa’yı, Budin’i, Budin’deki büyük aşkı Elenor’u, Girit Zaferlerini düşünür. Lakin bunları düşünürken bir anda cellat zindana girer ve Paşa’nın yanına gelir ve katlini gerçekleştirir.


GALİP UÇAR                                                          2014


Makale Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

deli hüseyin paşa

4 Eylül 2025 Perşembe

GECEDE PARLAYANIM

 Gece yarısı

Ay yumuşak ve narin bir şekilde alçalırken
Yıldızlarsa olanca çıplakken
Bana sırları anlatan kahkahanı 
Issız sokakta işittim

Gölgen 
Sokak lambasının ışığıyla dans ederken
Tek yapabildiğim şey
Durup sizi izlemek oldu

Söyle bana sevgilim
Söyle dans ederek nereye gidiyorsun
Gecede parlayanım
Karanlıklarımı aydınlatıyorsun

Gece 
Sakin ve sessiz geçse de
Sen bir kıvılcım gösterisi gibi
Dansını yapa yapa sırlar veriyorsun

Ayak seslerin
İstikrarlı ritimlerle
Kaldırımlarda uğuldarken
Kalbim sana hızla çarpıyor

Söyle bana sevgilim
Söyle dans ederek nereye gidiyorsun
Gecede parlayanım
Karanlıklarımı aydınlatıyorsun

Anlatsana bana
Sihir misin yoksa
Sadece gecede olan biten mi bu
Sessiz gecede sırlarla beni saran

Gece parlayanım
Anlat bu sessizlikte sırları bana
Dans adımları ve lamba altı gölgelerinle
Gecenin karanlığını yara yara

Söyle bana sevgilim
Söyle dans ederek nereye gidiyorsun
Gecede parlayanım
Karanlıklarımı aydınlatıyorsun

GALİP UÇAR                     HAYDARPAŞA 2025

Şiir 4 Eylül 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

31 Ağustos 2025 Pazar

SIRLAR

 Sırlar

Mutluluk paylaşırlar

Sırlar

Prangaları kırarlar

Sırlar

Yalnızca benimdir

Sırlar

Beni bana yaşatırlar

Sırlar

Olacağı oldururlar

Sırlar

Sıkıntıyı soldururlar

Sırlar

Çiçekli bahçelerde

Sırlar

Yalın ayak gezdirirler

Sırlar

Huzur dolu anılar

Sırlar

Sur parçalayanlar

Sırlar

Gizil hatıralar

Sırlar

Hayatı doldururlar

Sırlar

İçimde saklı kalanlar

Sırlar

Yıllarca unutulanlar

Sırlar

Cesaretle kalkınca

Sırlar

Yeniden yaşatanlar

Sırlar

Bana malum olanlar

Sırlar

En sevdiğim tatlar


GALİP UÇAR


Şiir 31 Ağustos 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.



30 Ağustos 2025 Cumartesi

30 AĞUSTOS MARŞI

 Söz ve müziği GALİP UÇAR'a ait 30 Ağustos Marşı youtube üzerinde yayında

Otuz ağustos bugün Şanlı zaferin günü Atatürk hediye etti Bugün bize özgürlüğü Antep Urfa Maraş İşgal her yerdeydi Yurdun her yanını Düşmandan temizledi Zorluklara direndi Bu halkın her birisi Nihayet özgürleşti Mutluluktu gerisi Atatürke borçluyuz Bu müthiş özgürlüğü Olmasaydı esirdik Arıyorduk hürlüğü Şimdi biz hep coşkuyla Kutlarız kutlu günü Otuz ağustos zaferi Bayramıdır hürlüğün Dişiyle tırnağıyla Kazandık hürriyeti Sen rahat uyu atam Yaşatırız cumhuriyeti


30 AĞUSTOS MARŞI


26 Ağustos 2025 Salı

YAZ AŞKIM (şiir - şarkı)

 Güneş tenimi sıcak sıcak yakarken

Denizden eserken tuzlu bir heves Kalbim sana atıyor kalbim senin Sanki yaz rüzgarında bir meltem Ay ışığında dans ederken Yıldızlar şahitti bizi izlerken Yaz aşkım Tut bizi bırakma Yaz aşkım Sen sanki bir rüya Bir masal gibi seninle geçen her an Sevgilim aşkımız bir efsane gibi Kumlara bastığımız ayak izleri Zerrelerin hepsi bu aşkın şahidi Dalgalara saklı bir şarkı söyledim sana Gözlerinde aşk oku kalbimi delen Ay ışığında dans ederken Yıldızlar şahitti bizi izlerken Yaz aşkım Tut bizi bırakma Yaz aşkım Sen sanki bir rüya Bir masal gibi seninle geçen her an Sevgilim aşkımız bir efsane gibi Gecenin sıcağında beraber el eleydik Aşkın ateşiyle sahile serildik O an sevgilim biz sadece bizimdik Teninin dokusu çiçeklerden gelen Ay ışığında dans ederken Yıldızlar şahitti bizi izlerken Yaz aşkım Tut bizi bırakma Yaz aşkım Sen sanki bir rüya Bir masal gibi seninle geçen her an Sevgilim aşkımız bir efsane gibi

GALİP UÇAR NİSAN 2025

Şiir 26 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır




24 Ağustos 2025 Pazar

EYLÜL/EKİM/KASIM MÜZİK ALBÜMÜ PROJELERİ : ANATOLİA & İSTANBUL ORATORYOSU & KAHVE İÇERKEN KAHVERENGİ DÜŞLER

 Galip Uçar'ın 2025 Sonbahar aylarında projelendirdiği müzik albümü projeleri:

ANATOLİA: 23 EYLÜL 2025 enstrümantal albüm

İSTANBUL ORATORYOSU: 6 EKİM 2025 İstanbul şiirlerinden oluşan Opera Oratoryo tarzı müzikal

KAHVE İÇERKEN KAHVERENGİ DÜŞLER: 1 KASIM 2025 Galip Uçar'ın aynı isimli şiir kitabından Jazz müziği tarzı şarkıları içeren albümü



21 Ağustos 2025 Perşembe

SEN VARSIN YA (ŞİİR & ŞARKI)

 Saçların geceye meydan okurken

Yüreğimde eser meltemler Ellerini tutunca zaman durur Kalbim sadece aşkla vurur Sensiz zamanlarda hayat bana hep yarım Anladım sen varsan ben varım Dünya duracaksa dursun ne fark eder Sen varsın ya her şey bana yeter Bir yıldız kayar düşer ufuklardan Hayalin doğar doruklardan Kalbim yavaş yavaş sana kanatlanır Düşündükçe seni aşk canlanır Sensiz zamanlarda hayat bana hep yarım Anladım sen varsan ben varım Dünya duracaksa dursun ne fark eder Sen varsın ya her şey bana yeter

GALİP UÇAR HAZİRAN 2025

Şiir 21 Ağustoa 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır,


16 Ağustos 2025 Cumartesi

AŞKIN ZAMANI (ŞİİR - MÜZİK)

Günün en sıcak saatlerinde Ayağımı yakıyorken kumlar Mavi bir deniz haydi gel deyip Derin kalbinde beni kucaklar Sahilin bu en güzel hali Benziyor sana Giyin sende gel En güzel yazları bana Şimdi aşkın zamanı hadi durma Aşk ateşiyle kalbimde yaşa Uzun geceler başlarken güneş batışıyla Senin güzel başın omzumda Artık sadece mevsim değil bu yaz Sende öpüşlerle kalbime aşk yaz Sahilin bu en güzel hali Benziyor sana Giyin sende gel En güzel yazları bana Şimdi aşkın zamanı hadi durma Aşk ateşiyle kalbimde yaşa


GALİP UÇAR HAZİRAN 2025

Şiir 16 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

AŞKIN ZAMANI



11 Ağustos 2025 Pazartesi

SİGARASININ UCUNDAN ETTİĞİ İNTİHAR

 

Sigarasının ucunda hayallerini yaktı

Rengarenk dumanlarıyla hayalleri göğe dağıldı

Gözleri daldı

Hayalleri gözlerine doğru saldırıp

Gözlerini yaktı

Sigarasının ucundan yere doğru baktı

Hayalleri duman olup rengarenk göğe doğru çıktı

Gerçekleri grileşti

Kül oldu

Dağıldı

Ayakları altından kayan gerçekleriyle birlikte

Yere doğru yığıldı

Ne hayalleri kaldı

Ne gerçekleri kaldı

Sigara bitti

İzmarite dayanmış ömrü gibi

Yere düştü

Ezildi

Bitti


GALİP UÇAR                            MAYIS 2020


Şiir 11 Ağustos 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

Sigarasının Ucundan Ettiği İntihar