Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

23 Eylül 2022 Cuma

DAĞINIK GAZEL (ŞİİR - MÜZİK)

 Kaldır tülünü açılsın zülf-i siyahın yel dağıtsın azat

Güzel olmak tabiidir sen dolan hep rahat
Ne çöl ne dağ ne derya sana engel
Bak beden-i cismin hür sen takma canına böyle büyük çengel
Bir sen varsın senle korkunsa senden içre
İster bal ye ister saki sunsun meyden iç de
Dağılsın matem renk şer-i kelamın
Açılsın gül-i saadet-i zamanın
Bağ-ı lal û kırmız yayılsın ahenk
Dolsun içine dolsun gevher û her renk
Miğfere turab koy dik içine draht
Açsın dem be dem her sicim üstünde bahar rahat
Korkma dik tut başını sana hesap soran kim
Ser û canının hesabını senden gayrı sana soran kim
Sen ram eyleme dik tut yine serini
Unutma her fırtına yıkılmaz geminin sereni
Bin can ölür bin can doğar bu dünyaya ama
Bazısı hür bazısı bende bazısı olur âmâ
Pay-ı kaderde dert û derman bahtına ne düşmüş bilinmez
Unutma ki lakin istemediğin yolda istemezsen yürünmez
Zorla güzellik olur dense de olmaz
Susar dilin lâl olursa bu cihan merdana kalmaz
Eyle korkma kendini dik dur sen yine
Elbet yanında büyür yoldaş olur insan kitle kitle
Sana diyorlarsa sus boyun eğ ey fani
Sen ammenna demiştin kavlu beladan beri hürlüğe hani
Korkma hak da senin yanındadır yahut sığındığın her neyse
Vahdet-i vücuttan beri cihan içinde her şey de sende
Cihan da sen cihangir de sen
Katre katre dökülen yağmur da berf de sen
Yani bu cihan sen varsın diye var
Kıyamet de cennet û cehennem de sende var
Sanma ki bu hayatta sensin dert dolusu peymane
Yaşarsan kendini kendince hayat mey olur sense meyhane
Olsun açılsın zülf-i siyahın bırak açılsın ey yar
Zaten bu fikr-i fakir zalim-i softanın her anı her adımı yar
Dökme gözün yaşın ne gerek böyle vaveyla ve zâr
Daha göreceğin çok güzel günler hayli şeblerin var
Sanma sonsuza dek yaşayacak hep böyle kalacaklar
Elbet bir gün o uçurumdan düşüp yuvarlanacaklar
Elbette yol meşakkatli ve sarp ancak
Fikri hür vicdanı hür irfanı hür olan kazanacak
İşte o rûz gelende sokaklar her renk bayraklarla donanacak
Tüm beden-i gamlı insanın yaraları bir bir o gün kapanacak
Bu dağınık gazel şimdi böylece bitecek
O ümit ettiğin gün ki yakındır gelecek

GALİP UÇAR.           İSTANBUL 2022

Şiir 23 Eylül 2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiiri okuma linki: Dağınık Gazel

1 Şubat 2026 tarihinde müzik yayınlanmıştır

21 Eylül 2022 Çarşamba

Uzak Yalnız Bir Adaya

 Limonlar sarıya dönmüştür

Portakal çiçekleri açmıştır beyaz beyaz
Turkuaz dalgalarıyla denizin kıyısında hurmalar palmiyeler
Salınmıştır yeni güz rüzgarlarıyla
Güneşin turuncu ateşine bulutlar gelmiştir bazı bazı
Dağlardaki yeşillikler biraz daha koyuya çalmıştır
Papatyalar şampuanlara kremlere Babutsalar masaya dönmüştür
Havanın o en sıcağı kırılmıştır artık
Sazlıklar boy vermeye başlamıştır
Fatıma’dan Arabahmet’e hüzünlü sessizlikler saati olmuştur akşamüstü
Çetinkaya Stadı’nda gelincikler solmuştur
İki dağ kendilerini ne beklediğini bilmedikleri günleri bekler olmuştur
Taşköprünün suyu da kurbağası da çoğalmıştır
Yalnız kaplumbağası hala çok yalnızdır
İçine atmıştır taşıdığı anılarını
Kanlıdere yorgunluğundan uyanmıştır
Çatalköy’ün dalgaları katmer katmer
Karaoğlanoğlu’nda ise durgundur
Mağusa doluyla karışık yağmurlarına
Toprak ise geldiği gibi yağmuru emmeye hazırdır
Beşparmaklar başını okşayacak bulutu gözlüyordur Toros’tan beri
Mangallarda alev sesleri
Yürüyüp gidiyordur yol kenarı kertenkelesi
Bağrında asfaltın yakan ateşi
Uzağın güzünde Kıbrıs’a hasret kalmak gibi
Bir rakı koy kadehine benim için
Bir limon kopar ağaçtan
Akşam dokuz gibi
Belki on
Ay gümüşken
Sokaklar sessizken
Adım seslerinden gayrısı yokken
Avluların sarı ışığında
Hasretliğimi öldür bari
Bir daha ne zaman kavuşulur bilinmez ki

GALİP UÇAR      2022 İSTANBUL ALİBEYKÖY

Şiir 21 Eylül 2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır


16 Eylül 2022 Cuma

HANIMELLERİ YASEMEN VE BEYAZ ( ŞİİR ŞARKI)

 Hanımelleri

Yasemen
Ve beyaz
Alırdı akşamüstleri yorgunluğumu
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
İçime huzur katardı kokusu
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Ara sokaklarda benim yoldaşım
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Dertlerimi paylaştığım en kadim sırdaşım
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Görürdü benim her türlü hallerimi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Neler çektiğimi neye sevindiğimi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Uzun yollarımın adım seslerindeki düşlerdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Sabahları bana muhayyer bir şarkı söylerdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Ben gibi güneşi çok severdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Eşlik ettiler bana tüm yaz
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Size hasretim değil az
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Mutsuz türküler dudağımda elimde saz
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Bir Göçmenköy öyküsüdür
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz

GALİP UÇAR.          2022

Şiir 16 Eylül 2022'de Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır


söz ve müziği Galip Uçar'a ait şarkı hali



9 Eylül 2022 Cuma

BİRBİRİNE BENZEMEZ ZENCİLERİN HER BİRİ

 Hakkını ararken

Başından vurulup

Ölmüş bir zenci

Bir diğeri de

Elektrik yerken

İşkencede dayanamamış

Bir tanesinin başı

Meyve gibi sallanıyormuş

Çınar ağacında

Ötekinin çocuğunun karnı

Açlıktan beline yapışmış neredeyse

Başka bir tanesi de

Aids tedavisinde

Komada hastanedeymiş

Ama bir de

O var ya o

Diskotekte eğleniyor diyorlar

Maç günü

Parasını alıp

Sakat göstermiş kendini

Maç saati öpüyormuş

Sapsarışın bir güzeli

Birbirine benzemez ki

Zencilerin her biri

Birbirine benzemez ki

Zencilerin kaderi


GALİP UÇAR         2012 LEFKOŞA

Şiir 8 Eylül 2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki Birbirine benzemez zencilerin her biri

2 Eylül 2022 Cuma

PENCEREDE BİR KEDİ

 

Yarım bir ay duruyordu gökte

Bulutlar yavaş yavaş sarıyordu şehri

Pencerelerin ışıkları kapalı

Pencerede bir kedi

Seyrediyor gelip geçeni

Kaydediyor beynine

Sanki dört ayaklı anı defteri

On küsür yıllık ömründe

Doldurmuş belleğine geleni gideni

En çok o biliyor olanı biteni

Şurada kim kimi öpmüştü

Kim kimi sevmişti

Kim kimi bile bile aldatmıştı

Şu köşe başında vurulan çocuk

Belki şimdi 25 yaşında olacaktı

Ekmek kuyruğunda diz çöküp oturan mı

Banka sırasında kalp krizi geçirip de

Sırasını göremeyen mi

Pazarcılar bağır çağır don atlet satarken

Kadınlarca şaşkın bakışlarla izlenmesi mi

Ne dersen

Ne sorarsan var bu kedide

Kedinin gözlerinin sarısında saklılar

Altın rengi tılsımlı nadide gözleriyle gördü hepsini

Çöpten yemek yiyeni de

Kasaptan eli kolu et dolu çıkanı da

Belki yeteneği olsa

Oturup bir bir yazacaktı bu adaletsizlikleri

Hatta belki Marx yanında halt edecekti

Belki de kediliği tutacak

Bencil bir umursamayışla

Sadece merakını giderme kalacaktı

Bu cumbalı pencereden bakışlar

Belki de isyan edecekti

Yırtacaktı perdeleri gölgelikleri

Belki Metris’te gün sayacaktı yazdıklarından

Belki de ciğere ete boğulacaktı yazmadıklarından

Sonuçta bir kedi

Tepesinde pasparlak bir ay

Sarı gözleri pencerede lal

GALİP UÇAR           AĞUSTOS 2022

Şiir Edebiyat Durağı dergisinde 2 Eylül 2022 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: Pencerede Bir Kedi

31 Ağustos 2022 Çarşamba

Baharın Müjdecisi Ülke

 Uzak diyarların derin ormanlarında, karların eriyip, nehirleri coşturduğu, şelalelerin çılgınlar gibi akmaya başladığı, otların yeşerip, çiçek olmak için toprağı yırtan fidanların güneşi selamladığı günler gelmişti.

Kahverengi ayılar; olanca gürültülü esnemeleriyle ormanı titrete titrete uyanırken, Leylekler, göç ettikleri sıcak diyarlardan aldıkları egzotik eşyalar ve değişik kıyafetleriyle bulutların altında süzülmeye başlamıştı.

Karıncalar ve böcekler, hangi delikten dünyaya tekrar çıksak diye düşünürken, ışığı kovalama yarışında birinci olmaya uğraşıyorlardı. Ormana çıkacak, yavaş yavaş ağaçlara tırmanıp, kendilerine sıcak mevsimde geçirecekleri yeri ayarlayacaklar ve ağaç altlarında kümelenip, gelecek kışın hazırlıklarına imece usulüyle başlayacaklardı. Liderleri bütün kış onlara neler yapacaklarını, nasıl örgütlü çalışacaklarını, ne zamanlar dinlenmeleri gerektiğini, kaldıramayacakları bir ağırlık yahut zorluk olduğunda örgütlü çalıştıklarında her zorluğun üstesinden gelip, başaracaklarını anlatmıştı.

Irmaklarda buzlar çözülüp, sular ısınmaya başladığında balıklar da canlanmıştı. Artık o soğuk buz kütlesinin altındaki derin ıssızlık bitmiş, gürül gürül şelalelerden akan kar sularının, soğuk da olsa hızlı dalgalarına kendilerini bırakmıştı. Uzak diyarlara göç etmiş balıklar da artık geri dönmüştü.

Ağaçkakanlar, yeni keşfettikleri ağaçları gagalarken, yuvalarına yumurtalarını bırakan diğer kuşlar da onları büyütme ve yiyecek bulma hazırlıklarına girişmişlerdi. Kartallar, atmacalar, şahinler yüksek kayalıklar ve dağlarda uçuşurken, kanaryalar ve papağanlar ağaçların yücelerinde cıvıldaşıyordu. Şaşkın baykuş ise kafasını bir o yana bir bu yana çevirerek olan biteni izliyordu. Tam da o an, etrafı izlediği dala tutunan bir maymun, henüz olgunlaşmamış yeşil muzu elinde sallanıyor, sallandıkça dalı da sarsarak baykuşu rahatsız ediyordu. Goril ailesi ve filler de yavaş yavaş ormanın merkezine doğru ilerliyorlardı.

Zebralar ve yaban atları, dört nala koşarak, renkleri birbirine karışa karışa, artlarında bıraktıkları tozların arasından, kırılmış dalların üstünden atlayarak ormanın karanlığını yara yara geliyordu.

Bu sırada ormanın yücesindeki kayaların etrafından kartalların ve biraz aşağısından kanaryaların kaçıştığı görüldü. Baykuş korkusundan başını içine sindirdi. Gölgeyi gören timsah, başını yosunların arasına sakladı.

Gölge yavaş yavaş kayalığın ucuna doğru yaklaştı. En sonunda görüldü ki, sapsarı tacı ve kıpkırmızı peleriniyle, heybetli yeleleri ve büyük pençeleriyle, mağrur kral aslan gelmişti. Gözlerini açıp, etrafa uzun uzun baktı. Tüm orman onundu. Kral oydu. Adaletli ama disiplininden taviz vermeyen bir kraldı.

Bunca başarıyı, pençelerindeki tırnakları kırıla kırıla, avuç içleri ezile ezile, yıka yıka elde etmişti. Sırtlanların, çakalların oyunlarını bir bir kırarak, hepsini ezerek, tüm ormanın kralı olmuştu. En karanlık köşeler de, uzak göllerdeki adalar da, denizlere varan ırmaklar da hep onundu.

Yüklerini taşıyan leylekler, tüneklerine kondu. Flamingolar ve turnalar, göçün verdiği yorgunlukla, ağır ağır da olsa, uzun bacaklarını ırmağın sığ yanına bastı ve başlarını krallarına döndürdü. Onun ne diyeceğini bütün orman merak ediyordu.

Aslan, kayalığın en ucuna geldi ve sol pençesini kaldırıp, halkını selamladı. Hepsi başını eğip, onu selamladı. Tüm gün hazırlıkları tamamlanmış, yakında batacak güneşin hemen öncesinde, krallarının bir yaz güneşi gibi yeni sıcak mevsimlerin başlangıcı için yapacak konuşmasını bekliyorlardı.

Aslan, pençesini indirdi ve konuşmaya başladı:

-“Ey halkım! Ey ülkemin bütün hayvanları! Büyüğünüz, küçüğünüz ayırt etmeden, hepinizi selamlıyorum. Koskoca ve karanlık bir kışı, tüm soğuğu ve cansızlığına rağmen canlı atlattık. Beyazı yeri geldi gözümüzü kör etti. Yeri geldi iliklerimize kadar üşüttü. Zar zor karnımızı doyurduk. Yeri geldi, bu beyaz görünümlü karanlık mevsim, bizi bize düşman etti. Birbirimize göz diktik. Ama size müjdedir ki, işte koskocaman güneş orada. İşte sıcak mevsimlerin müjdecisi güneşin, büyüyüp de üstümüze doğuşunun ilk batışı, o yemyeşil dalların ardından gerçekleşiyor.”

Bütün hayvanlar, krallarının eliyle gösterdiği yöne bakıp, güneşin sarıdan turuncuya dönüşünü izledi. Kral Aslan devam etti:

-“Ben ki; kralınızım ve bütün bu orman ve uzak adaları dahi benim, ama size hep adaletle, eşitlikle yaklaştım. Sizlerin farklılıklarını zenginlik saydım. Kış gelince göçmek istediniz, izin verdim. Üşüyüp, zayıf düşeceğinize, başka sıcak diyarlara gidip, oraları görün, oraların da zenginliğini alıp bizlere getirin istedim. Şimdi de sizlere diyorum ki. Şu ardımda maviden beyaza dönen ay birazdan dolunay olarak doğacak. Gecelerimizi derin derin aydınlatacak. Sabahında ise o kocaman sarı güneş, bizi iliklerimize kadar ısıtacak. Toprak, tüm verimiyle bize çiçeklerimizi, bitkilerimizi, meyvelerimizi verecek. Ağaçlar yapraklarını genişletecek ve gölgesiyle bizi, benden de daha kral, benden de daha kızıl güneşin kızgınlığından koruyacak. İşte siz de artık, gittiğiniz yerlerden getirdiklerinizi, öğrendiklerinizi, ormanımıza kazandıracak, yenilikleri getirecek ve herkese anlatıp, öğreteceksiniz. Biz bu dünyanın en uzak diyarının da, gözümüzün önünde olup, göremediğimizin de eşiti olacağız. Hepiniz de o diyarlardaki mutlu kişiler gibi mutlu olacak, onlar gibi yaşayacaksınız. Kültürünüzü de bu yeniliklere katıp, daha güzel ve çok daha mutlu bir orman yaratacaksınız. Ben de sizleri bu heyecan ve adaletle yönetip, daha huzur ve refah içinde bir ülkenin kralı olarak yöneteceğim. İşte şimdi, bu başlangıcın kutlama vaktidir. Getirin meydana uzak diyarlardan getirdiklerinizi, kurun masaları. Kutlama başlasın. Ey bülbüller başlayın şarkıları söylemeye, siz farelere ve ağaçkakanlar, tahtalara vurun, ritim tutun. Şenlik başlasın.”

Kral aslan; bunları söylerken, ardından dört parlak yıldız belirdi. Güneş batmıştı, karanlık ise bu yıldızların ve koskocaman dolun ayın ışığıyla ormanı parlatıyordu. Leylekler ve turnalar; uzak diyarlardan getirdikleri yiyecekleri önce koydu ortaya. Sonra ayılar ve samurlar, ırmağın derinliğinden bulduklarını. Arılar, uzak dağların göğsünden topladıkları nektarlardan olan balları döktüler. Filler, Hindistan’dan getirdikleri cevizleri koydular.

Ortaya kocaman bir ateş yakıldı. Ateş neredeyse yıldızlara ulaşacaktı. Bu ateşe, geçip biten kışa dayanamamış ve canlarını vermiş ağaçların kalanları atıldı. Bu onların cenaze törenleri, yerlerinde yeşeren fidanların ise doğum törenleriydi. Ateş yükseldikçe yükseldi. Kral aslan mağrur bir şekilde, altın varaklı koltuğunda, tüm hayvanları, kraliyet ailesiyle izleyerek, onlara yukarıdan ödüller dağıtıyordu. Uzak diyarlardan kazandığı ödüllerin, ele geçirdiği ganimetlerin, halkının hak ettiği payını halkına dağıtıyordu.

Üç gün, üç gece şenlik devam etti. Daha sonrasında ise, prenses aslanın elinden tutan kral aslan yine uçurumun kenarına geldi. Güneş en tepedeyken halkına tekrar seslendi:

-“Ey benim, çalışkan, güzel halkım. Baharı selamlamamız burada bitiyor. Artık hepimiz daha çok çalışacak ve gelecek olan o soğuk kışın, bizi yenememesi için elimizden geleni yapacağız. Ama size bir müjdem daha var. İşte prensesiniz, benim büyük, güzel kızım. O da uzak diyarlara gitti ve başarılarını elde etti. Yıldızları onun olsun, güneş baş tacı olsun. İşte şimdi bu güzel prensesimin de o uzak diyarlardan bir prens bulup, onunla evlenmek üzere olduğunu sizlere müjdeliyorum. Şimdi dört elle çalışın, biriktirin, üretin. Kışın yiyeceklerinizi toplayın. Kendinize ve ailenize, evinizle beraber çekidüzen verin. Yakında düğünümüz var. O düğün için de kendinize en güzel kıyafetleri hazırlayın.

Ormanın halkı, geçirip, kurtuldukları büyük kışın ardından, suların coştuğu, dalların yeşerdiği, toprağın doğurganlığıyla bire bin verdiği bu yeni dönemi, şenlikler yaparak selamladıktan sonra işlerine güçlerine dört elle sarıldılar. Bahar, yaza dönerken öyle çok üretmişlerdi ki, kışın asla aç kalmayacaklarını gördüler ve çok mutlu oldular. Krallarından gelecek haberi ve o büyük düğün için giyinecekleri elbiseleri hazırlayarak, yine üreterek ve refah içinde beklediler. Ülkelerini öyle çok sevdiler öyle çok sevdiler ki, onu üreterek hep güçlü tuttular. Başka kralların ve başka ülkelerin yardımına hiç muhtaç bırakmadılar. Hiç korkmadılar, hiç yılmadılar, hep ürettiler. Onlara önder olan ülkelerinin kurucusu kral aslanın, onlara öğrettiklerini hiç unutmayıp, ülkelerini ellerinin üstünde tuttular, hep yücelttiler. Kültürlerini geliştirdiler, eğitimlerini hep ileri götürdüler. Hep okudular, öğrendiler. Hep çalıştılar, ürettiler, başardılar.

GALİP UÇAR     2022 İSTANBUL

31 Ağustos 2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır


Öyküyü okuma linki: BAHARIN MÜJDECİSİ ÜLKE


26 Ağustos 2022 Cuma

SONBAHARIN ULAĞI ULAŞTI

 Ve yağmurları da yağdı

Kesik kesik bulutların
İlk yaprak düştü
Serseri rüzgarlara kapılıp da
Ayrıldı dalından evinden
Kaderini yaşamaya
Karardı sabahlar
Karardı aniden
Güneş küstü alındı
İlk yağmurlarını yağdırdı sonbahar
Habercisi ulaştı ağustosa
Bir sabah telgrafında
Şimşek şimşek
Gök gürültülerinin eşliğinde çıktı yola
Yaz bitti duydun mu
Bir ağustos sabahında
Beklenmedik anda
Yaz bitti
Sözler gibi
Öle öle günleri
Bir gasilhane sabahında
Ağır yağmurlarla yıkadı şehri
Oysa dün daha
Kısa kollularla
Ve göz yakan terlerin aktığı yanaklarda
Yaşama sevinciyle doluydu yaz
Şimdi
Böylesi ani ve acı
Bir sabah
Gök gürültülerinin salasında
Kalktı cenazesi
Ah

GALİP UÇAR   İSTANBUL

Şiir 26.08.2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

24 Ağustos 2022 Çarşamba

YURT DIŞINDAKİ ÜNİVERSİTELER, KURULUŞLAR, KURUMLAR, DERNEKLER, MESLEKİ BİRLİKLERDEN ALDIĞIM EĞİTİMLER

 Çeşitli dönemlerde, çeşitli biçimlerde; birebir, uzaktan, online gibi versiyonlarla, aldığım eğitimlerin kurum logoları ve isimleri

Başta uzmanı olduğum eğitim konusunda, tarih, sanat, futbol gibi üzerine çalıştığım çeşitli alanlarda aldığım eğitimlerle donanımımı sürekli geliştirerek, yaşam boyu eğitim felsefesiyle uzmanlıklarımı daha iyi seviyelere getirmeye çalışmaya devam ediyorum




19 Ağustos 2022 Cuma

ON YEDİSİYDİ DOKSAN DOKUZ AĞUSTOSU'NUN BİN DOKUZ YÜZLERİN SONUYDU

 Sana evinin yolunu hatırlatan

Göz sembollerin kaybolunca
Anlarsın şehrin anlamsızlaştığını
Giderek yığınların arasında
Adım seslerin düşman olur komşularına
Parmağının çatırtısı bir cana mâl olur
Burnuna giren tozların hapşurtma hissine
Karışır ambulans sesleri
Sıcaktır
Ve 6 gün kadar önce
Sokaklara dökülüp alay edilmiş
Dalga geçilmiştir
Bayram ilan edilsin demiştir
Oysa karardığında o güneş
Birileri önceden söylemiştir
Gece yıldızlı ve uzun
Gece bazıları için hiç bitmedi
Gecenin upuzun karanlığı
45 saniyede gitmedi
29 dedikten sonra bazısına 30 gelemedi
Bazısı 45 dedi
46 sonrasında yıkıldı binalar
Söküldü ağaçlar yerinden devrildi
Kaldırımlar yollara karıştı
Su kendi olana tekrar erişti
Evine kestirme parktan eser kalmadı
Çadırlar arasında köşesinden döneceğin ağaçtan
Gece ısınmak için odunlar kesildiğini gördün
Zaten cenaze namazı kılınmıştı dallarının
Gıyabında bulunamayanların da
Toz kalkıp gün ağarınca başladı yürek yarası
Ağustos 99
Bin dokuz yüzlerde
On yedisi daha yeni gelmişti
Geleli üç saat olmuştu
Çoğu üçü üç geçemedi
Çoğu üçü üç geçiremedi hiç
Yaşasa da
Ailesini kucakladı anıt taşlarında
Denize karıştı semtler
Balıklar şaşırdı
Yangınların kızıl alevi
Hiçbir yürek kadar çok harlanamadı
Şehirlerden arda kalanlar
Uzun bir yas
Yürekte dinmez bir acı
Dudaklarda ağıttı
Yazdı
Önce güneş karardı
On biriydi ayın
Sonra dünya şaştı
Deprem bayramı ilan edilsin diye alay edenler
Sokaklarda halay halay dalga geçenler
On yedisinde
Sıcak bir sabah
Ne olduğunu dahi anlayamadan
Televizyonlara baktı kaldı
Sonra kimse ne tutulan güneşi
Ne çekilen halayı
Ne dillerdeki dalgayı hatırladı
Eskisi gibi olmayan şehirlerin
O eskidenki gibi olmayan sokaklarında
Yas kaldı
Yerlerine yapılan yeni evlerin
Yeni sokaklarında
Duyulmaz desibellerde
Ağıtlar yandı
Çığlıklarla mühürlü kulaklar işitti bir
Bir de yüreğinde fay kırığı olanlar
Onlara bir daha üçü hiç üç geçemedi

GALİP UÇAR.    AĞUSTOS 17 2022 İSTANBUL

 Şiir Edebiyat Durağı dergisinde 19 Ağustos 2022'de yayınlanmıştır

Şiiri okumak için : Şiir Linki

13 Ağustos 2022 Cumartesi

DENİZLERİN YAŞI

 Kimse sormaz denizlere yaşını

Ayağına köpüğü değenler
Onca deniz gezmişler bilir ancak
Denizlerin içinde saklı yasını
Bir gemi kalkar
Sandal heyecanıyla limandan
Aşka direnen son martıların çığlıklarında
Denizkızları çıkar kayalık üstlerine
Gözleri renkli
Pulları renkli
Rengini kaybettiği anlarda gün
Olur bunlar hep
İstiridyelerin şakımasında
Şarkı söyler deniz minareleri
Denizlerin yaşı sorulmaz
Anlatmaz hiç derdini

Galip Uçar 2021 Kadıköy

Şiir Edebiyat Durağı dergisinde 12.08.2022 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir linki: Denizlerin Yaşı