Eyüp Sultan Alibeyköy Şair Nabi İlkokulu'nda; öğretmenler, okul aile birliği üyeleri, veliler,öğrenciler ve personellere yönelik Diksiyon ağırlıklı Hitabet, Sunuculuk, Spikerlik hibrit kursları başladı. Yaz boyu devam edecek kurslarla gruplar halinde verilecek eğitim sertifikayla son bulacaktır
Blog Ziyaretçi Sayısı
Ara ve Bul
Blog Site Translation
20 Haziran 2022 Pazartesi
ŞAİR NABİ İLKOKULU'NDA DİKSİYON, HİTABET, SUNUCULUK,SPİKERLİK KURSLARIM BAŞLADI
1 Haziran 2022 Çarşamba
AYLARDAN MAYISTI
Taktı baretini
Giyindi tulumunu
Tuttu çekicini
Kavradı orağını
Yürüdü çamurlu ayaklarıyla
Yürüdü karanlıkların en karası gecede
Kararlı adımlarla ufka doğru
Salladı bir o yandan
Salladı bir bu yandan
Yüreğinden vurdu
Çekici örse vurur gibi
Yüreğinden vurdu
Son hasadı kırar gibj
Yüreğinden vurdu
Zalimi yere serer gibi
Vurdu ha vurdu
Kurak yaz günlerinde
Kana kana su içer gibi
Soğukta tenekede yanan oduna
El uzatıp buzlarını kırar gibi
Ekmeğini bölüşüp
Karnının gurultusunu keser gibi
Vurdu ha vurdu
Yıktı geceyi nasırlı elleriyle
Önce küçük bir çatlaktan sızdı güneş
Bir daha vurdu
En bükülmez bileğinin gücüyle
Yanılmaz çekiciyle
Yerle bir oldu karanlıklar
Yalan yıldızlar kaçıştı
Güneş olanca kızıllığıyla
Doğdu işçinin emekçinin üzerine
Bahar rüzgârına karıştı
Tam da o gün
Aylardan mayıstı
GALİP UÇAR 2022 ALİBEYKÖY
Şiir 31.05.2022 tarihinde ZAMANSIZ DERGİ'de yayınlanmıştır
şiiri okumak için: AYLARDAN MAYISTI
GALİP UÇAR BEZM-İ ALEM ÜNİVERSİTESİ DİKSİYON DERSLERİ FİNAL VİDEOLARI
20 Nisan 2022 Çarşamba
YÜZÜNÜN ISSIZI
Yüzünü fırlatmış denize
Ah dalgalar vurmuş ahDalgalar gözyaşlarından daha kuruymuş
Gün ışığı ay ışığına karışmış
Denizler başka denizlere
Koskoca dünya da bir ıssız adaymış
Gökkuşağının düştüğü yerde konuşlanmış
Yemiş içmiş gezmiş tozmuş
Mutlu sanılmış
Huzurlu sanılmış
Var oldukça hep sanılmış
Hep yanılmış
Herkesi yanıltmış
Bir bira şisesi esmerliğinde yaşamış
Sek bir rakı saydamlığındaymış
Gün gün maskelerini takmış
Gece gece çıkartmış onları
Yatak ki en yüksek yargıymış
Kendini yargılamış
Kendi kalemini kırmış
İdam sehbasında sallandırmış
Gün doğmadan kendini
Bir yunusun yüzgecinde, derinliğe dalmış
Varmış bir ıssız adaya
Gökkuşağına bulanmış
17 Nisan 2022 Pazar
BİZ CUMHURİYET ÇOCUKLARI ( 23 NİSAN MARŞI)
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için sözünü yazdığım ve bestelediğim "BİZ CUMHURİYET ÇOCUKLARI" adlı şarkı youtube üzerinden yayınlanmıştır.
Şarkının aslı Alibeyköy Şair Nabi İlköğretim Okulu 2 - G sınıfında 23 Nisan 2022 tarihinde sahnede koro halinde okunacaktır
Marşın sözleri ve müziği bana (Galip Uçar) ait olmakla beraber aranjörlükte Sinan Genç; alt yapı ve enstrümantal alt yapıyı oluşturarak aranjede yardımcı olmuştur. Geri kalan aranjörlük işleri yine Galip Uçar'a aittir.
Eser MESAM tarafından korunmaktadır
Marşı dinlemek için : BİZ CUMHURİYET ÇOCUKLARI MARŞ
Biz Cumhuriyet Çocukları
31 Mart 2022 Perşembe
BEZM-İ ALEM ÜNİVERSİTESİ'NDE DİKSİYON DERSLERİNE BAŞLADIK
Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi'nin; öğrencileri ve personelleri için, Fatih Halk Eğitim Merkezi aracılığıyla talep ettiği, toplamda 40 saat verilecek Diksiyon ve Hitabet derslerine 21 Mart itibariyle Eyüp Kampüsü'nde başladık.
Günde 4 saatlik eğitimin 10 haftalık süreci sonunda, katılımcılar, doğru kelimeler seçip, doğru nefes alıp, doğru sesler çıkarıp, kitleye doğru hitap edip, telaffuzlarını düzgün yaparak konuşmayı, mimik ve jestlerle bu hitabetlerini doğru yönlendirerek, kaliteli bir iletişim kurmayı öğrenecekler.
Gerek akademik, gerek güncel, gerekse de iş yaşamlarında daha yükseğe çıkacak ve yanlış anlaşılmalara mahal vermeden kaliteli bir iletişim süreciyle, tercih edilen, sevilen ve başarılı bir konuma bu eğitim sayesinde geleceklerdir.
23 Mart 2022 Çarşamba
Yaramaz Sincap ve Akıllı Tavşan
Yaramaz Sincap ve Akıllı Tavşan
Bir gün, ormanın derinliklerinde, cennetten bir parça gibi güzel ağaçların altında koca boynuzlu geyikler, hafta sonunun verdiği mutlulukla top oynuyorlardı. Bu beş geyik boynuzlarıyla topa vura vura birbirlerine atarlarken, birden top ağaçların yanından aşağıya doğru kaçtı ve derenin kenarına doğru gitti. Geyiklerin bir anda toplarının kaçmasıyla bozulan oyunlarına üzülürken, topu kaçıran genç geyik de topun peşinden gidip topu almak için uğraşıyordu.
Genç geyik, nehir kıyısına geldiği anda bir anda durup kaldı. Öylesine şaşırmıştı ki, diğer geyik arkadaşlarını da bağırarak çağırdı.
– Hey! Koşun hemen koşun gelin! Burada çok acayip bir şey oluyor çabuk gelin!
Geyikler, arkadaşlarının sesini duyar duymaz, toprağı toza katarak, koşa koşa yokuştan aşağıya geldiler. Onlar da dere kenarına geldikleri an hayretler içinde kaldılar. Az önce genç geyiğin kaçırdığı top, olduğu yerde zıp zıp zıplıyordu. Sapsarı renkteki top, sanki bir güneş gibi havaya yükseliyor, sonra aşağıya düşerken daha yere değmeden tekrar havalanıyorlardı. Buna bir anlam veremeyen geyikler, bir yandan da korku içinde topu seyrediyordu.
En sonunda içlerinden boynuzları en iri geyik, cesaret ederek topun yanına doğru ağır adımlarla ilerledi. Biraz korku, biraz telaş, biraz da heyecanla topun yanına gelen geyik, gördüğü manzarayla şok oldu. Derenin kıyısında yuva yapmış bir sincap, topu burnuyla havaya fırlatıyor, top yere düşmeden yine topa burnuyla vurarak oyun oynuyordu. Geyik bunu görünce:
– Hey o bizim topumuz! Topumuzu bize geri ver! Oynamayı bırak!
Bunu duyan sincap telaşlandı ama oynamayı da bırakmadı. Aşağı düşen topu bu sefer tepesine doğru değil, biraz daha ileriye doğru havaya fırlata fırlata oradan hızlıca topla uzaklaştı. Uzun bir süre sincap ve topun peşinden koşan iri boynuzlu geyik, bir zaman sonra yoruldu ve bacaklarını kırarak yere oturdu. Yaramaz sincap ise yorulmak bilmeksizin topu havaya fırlata fırlata koşuyordu.
Bu sırada, geyiklerin yanından geçen tavşan, üzgün geyikleri görüp yanlarına geldi:
– Geyikler ne yapıyorsunuz? Bu güzel haftasonu gününde neden böyle üzgünsünüz?
-Ah tavşan kardeş ah! Bir bilsen başımıza ne geldi?
– Ne oldu anlatsanıza?
– Şu senin komşun yaramaz sincap yok mu yaramaz sincap?
– Eee nolmuş o yaramaz sincaba
– Biz şu ağaçların orada, topumuzla oynuyorduk. Sonra bu genç geyik attığımız topu boynuzlarıyla tutamadı. Top da bu bayırdan aşağıya dereye doğru kaçtı. Genç geyik de peşinden geldi. Sonra bir anda genç geyiğin bağırma sesini duyduk biz de buraya geldik. Bir baktık ki top kendi kendine bir güneş gibi durduğu yerde zıplıyor. Bir zaman sonra iri boynuzlu cesur geyik daha da yaklaştı. Yaklaşınca bir de ne görsün?
– Ne gördü?
– Senin komşun olan o yaramaz sincap topumuza, o kahverengi koca burnuyla vurup vurup oynuyor. Topumuz ver de dedik ama vermedi.
– E siz ne yaptınız?
– Ne yapalım tam daha da yaklaşayım derken iri boynuzlu geyik, sincap topu ileriye doğru vurup koşa koşa buradan uzaklaştı. Sonra da topla sincap önce, iri geyik arkada şuraya doğru gittiler. Belki bir saat oldu daha dönen de olmadı.
Bu duyan akıllı tavşan, komşusu adına biraz üzgün ama ona da çok kızgın olarak geyiklerin yanından uzaklaştır. Yürüdü, yürüdü, yürüdü. En sonunda bir de ne görsün? İri boynuzlu cesur geyik, bacaklarını kırıp, yere çömelmiş duruyor. Ona bir şey olduğunu sanıp koşa koşa yanına gitti:
– Hey, hey! İri boynuzlu cesur geyik iyi misin?
Geyik yorgun gözlerle ve ter içinde tavşana baktı. Konuşacak hali yoktu. Dili dışarıda başını sallayarak iyiyim der gibi yaptı. Tavşan dereden biraz su alıp geyiğe getirdi ve içirdi. Geyik biraz kendine gelince ona olanları anlattı. Tavşan daha da üzgün bir şekilde bu sefer ormanın derinliklerinde yaramaz sincabı aramaya devam etti.
Saatler sonra; bir ağacın altında, başını sarı topa yaslamış, çevresinde yemiş kabuklarıyla sızmış kalmış yaramaz sincabı gördü. Başını iki yana sallayıp, ellerini de beline koyup: Şimdi seni yakaladım diyerek sincabın yanına sessizce gitti. Sincabın yanına vardığında hemen başının altındaki sarı topu aldı. Topu aldığında da yaramaz sincabın başı yere düştü ve başını toprağa çarptı. Uykusundan başını çarparak uyanan yaramaz sincap, başını ova ova ne olduğunu anlamaya çalışırken, komşusu akıllı tavşanı gördü.
– Akıllı tavşan napıyorsun sen? Bak başım nasıl acıdı. Niye böyle yapıyorsun?
– Sen asıl ne yapıyorsun yaramaz sincap? Sen yaptıklarından utanmıyor musun?
-Ne yapmışım ki?
– Sen ne yaptığını iyi biliyorsun? diyerek elindeki topu gösterdi: Bu ne bu?
-Top
-Bu kimin topu?
-Benim topum bu.
-Senin topun mu? Emin misin?
– Evet benim topum. Başka kimin olacak?
-Geyiklerin topu olabilir mi acaba?
Yaramaz sincap kekeleyerek: Ge ge geyik mi? Ge ge geyiklerin topu mu? Nasıl olsun geyiklerin topu?
-Benim her şeyden haberim var yaramaz sincap. Geyikler o kadar üzgün ki. Ben de o kadar üzgünüm ki
– Niye üzgünmüşsün sen akıllı tavşan?
– Tabi çok üzgünüm. Benim komşum sincap, kendine ait olmayan bir şeyi, bu topu almış, kaçmış. Yani çalmış
-Hayır çalmadım
-Üzgünüm yaramaz sincap, sen çalmışsın.
-Nasıl çalmışım?
-Geyikler bana anlattı. Kaçan toplarıyla dere kenarında oynamışsın, onları görünce de topla koşup oradan kaçmışsın. Sana ait olmayan bir şeyler kaçmak, onu alıp götürmek hırsızlıktır, çalmaktır.
-Hayır ben çalmadım. Ben bana gelen topla oynadım.
– Sen başkasının topunu alıp gitmişsin. Onlardan izin almadan, onların topunu almış, kaçmışsın bu hırsızlıktır. Bu çok ayıp bir şeydir.
-Ben kötü bir şey yapmadım ki. Topla oyun oynadım.
-Hayır sen kendinden utanmalısın. Sen başkasının topunu, izni olmadan almışsın. Hadi almadın diyelim. Sen başkasının topunu onlardan izin almadan almış ve oynamışsın.
– Ben almadım. Top bana geldi.
– Top sana gelse ne olacak. O top onların. Top sana geldiğinde, etrafa bakıp, o topu arayan, ona sahip biri var mı yok mu bakman lazımdı? Sen baktın mı?
– Bakmadım.
– Hemen oynamaya başladın değil mi?
-Evet
– Peki geyikler gelince neden kaçtın?
– Onlar benim topumu alacaktı. Ben de topumu vermemek için kaçtım.
– Ama o senin topun değildi ki. Onlar kendi topunu almak için geldiler.
Bunu duyan sincap biraz da utanarak oradan gitmek istedi ama tavşan onun önüne geçerek:
– Bak yaramaz sincap. Sen çok yaramazlıklar yapıyorsun ama senin yaptığın yaramazlıklar hoş görülse de hırsızlık hoş görülmez. Bu çok ayıp ve senin bundan utanman gerekiyor. Bir şeyi çalmak, kaçırmak suçtur. Cezası olan bir şeydir bu. Hırsızlığı asla yapmamalısın ve bu yaptığından utanmalısın. Ben senin yerinde olsam, şimdi giderdim ve geyiklerden çok çok özür diler, bir daha asla bunu yapmayacağını, çok pişman olduğunu ve çok utandığını söyler ve onların olan topu onlara verirdim.
– Sanırım haklısın. Şimdi çok ama çok utanıyorum yaptıklarımdan. Beraber geyiklerin yanına gitsek, ben de orada özür dilesem olur mu?
– Peki olur. Ama bir daha asla yapmayacağına söz verecek misin bana?
– Söz veriyorum. Zaten bu yaptıklarımdan çok utanıyorum. Bir daha asla kimsenin malını onlardan izin almadan kullanmayacağım, almayacağım.
Konuşmaları bittikten sonra, ormanın içinden ferah ferah, gürül gürül akan derenin kıyısından hızlı adımlarla geyiklerin olduğu ağaçlık yere gittiler. Sincap geyiklere sarı toplarını verdi. Hepsinden bir bir özür diledi ve ne kadar pişman olduğunu ve utandığını onlara anlattı. Bir daha da asla böyle bir hata yapmayacağını, kendisini affetmelerini istedi. Geyikler de onu affetti ve isterse onlarla top oynayabileceğini söyledi. Geyikler, yaramaz sincap ve akıllı tavşan günün geri kalanından orada top oynayıp çok eğlendiler.
GALİP UÇAR
Öykü 23 Mart 2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır
8 Mart 2022 Salı
GÜNEŞİ SANDALIMA KOYDUM
Güneşi Sandalıma Koydum
Kirletmesinler diye
Seher vaktinde
Asıldım küreklere
Çek babam çek
Aslan balıklarının kortejinde
Gümüş balıkları deniz fenerim
Tanrıların korkaklığı olan
Dağlara ada dağlarına doğru
Çalınmış ateşlerinden de büyük
Bir yükü sırtıma yükledim
Kıyılarına vardım
Ve kafa tuttum onlara
Saklandılar kaçtılar
Kirlettirmedim güneşi
Günün kalabalığına
Riya sürdürmedim
Bir parça ışın verdi bana
Ellerim aydınlık
Sür dedi başına
Sürdüm
Daha sür dedi
Sürdüm derin derin
Şimdi dedi dokun kıyılarına denizin
Dokundum
Açıldı dalgalardan perdeler
İstiridyelerin ağzı açıldı
Binlerce inci atladı kumul yüzeye
Adım adım birbirlerine yaklaştı
Birleştiler bir anda
Ay oldular
Bir ışın daha verdi güneş
Değdir dedi elini inciden aya
Değdirdim
Sedefleri parladı
Ve yükseldiler o an göğe
Üfle dedi güneş
Üfledim
Çıktı inci birliği fezaya
Parladı göğün en ortasında
Şimdi dedi bir yosun al
Aldım elime yosun demetini
Bağla yosun demetiyle
Denizin bir yanıyla bir yanını
Daima birlik olsunlar
Ayrılmasınlar hiç
Birbirlerinden hiç kopmasınlar
Bir dalgayı tuttum
Sonra diğer dalgayı
Bağladım yosunlarla birbirlerine
İnciden ay parladı
Yakamozunu düşürdü
Yosun bağından dikiş izine
O gün bugündür
Bu izleri gören olmadı
Güneşi sakladım
Bir ada dağının sırtına
O gün bugündür bilen olmadı
Güneşi bulup da daha
Kirletebilen olmadı
Kayık desen
Sakladı deniz göğsüne
O gün bugündür
Soran olmadı
Çalınan ateşi koydum elimle
O gün bugündür
Çalan olmadı
Dağ başlarını temizleyeli
Yücelere saklanabilen olmadı
12 Şubat 2022 Cumartesi
KULE DİBİNDE
KULE DİBİNDE
Elimiz elimizde
Damarlarımızda az önceki kırmızı şarap
Cilası olan beyaz şarapla savaşıyor
Bakmıyoruz gözlerime
Bakmadan bekliyoruz
Hiçbir medeniyet yuva olmamış bize
Hiç bir kültüre ait değiliz
Ama hepsi biziz
Dudağımızda eskimiş bir tada karışmış pas
Dilimiz yorgun
Boğazımız yanık
Terimiz karışmış gözbebeğimize
Kirpiklerimizde bakışlar yanık
Bir kedi geçiyor
Umursamadan bizi
Bir martı uçuyor üstümüzden
Hezarfen misali
Gecenin şaşasından eser kalmamış
Gündüze ise daha çok var
Parmak uçlarımıza sirayet ederken
Akşamın uyuşukluğu
Üstümüz başımız kirli mi
Biz kirli miyiz
Kirlendik mi biz de
Kirlettik mi
Bilmiyoruz
Fransızca şarkılara Rum ezgileri karışıyor
Bir İtalyan şarkıcı söylüyor bunları
Yahudi bir akordeoncu eşlik ediyor
Siyah bir şise yuvarlanıyor yokuştan aşağıya
Sokak lambalarının sarı spotunda
Alkışlıyor meddah izleyenleri meydanlara doluşmuş
Sırtımızda Ceneviz soğuğu
Birikintilere ay vuruyor
Bir bıçak yırtıyor tualleri
Tomtom’a doğru bir köpek kaçıyor
Biz sırtımızda Ceneviz taşları
Uzaklarda Konstantin
Yakınlarda işgal güçleri
Tadı bozulmuş caddenin
İlhamı kalmamış
Bir Fikret bunalımında
Sırtımızda Ceneviz baskısı
Atlılar çekerken kabinleri
Tünel sarsıntılarında
Ellerinde uzun sigaralıklarla
Yosmalara taş çatlatıyor fahişeler
Yüksek Kaldırım’dan yukarıya
Saklanıyor kuytu köşelere aydınlar
Terzihanelerde İngiliz kumaşlarının seriliş sesleri
Fransız stili kesen makasların demir çığlıkları
Kuleden atlayanlara şiirler yazılıyor
Dibindeyiz
Bekliyoruz
Bakmadan gözlerimize
Biz böyle ölene dek
Yağmur hiç kesilmesin diye
8 Ocak 2022 Cumartesi
KESTANE SOKAK
Kestane Sokak
Gözlüklerinin buğusuyla
Başı öne eğik
Siyah saçları yanlardan kıvır kıvır dökülen
Kırmızı pardesölü kadın
Damlardaki karın rüzgara kattığı ayazla
Ayazağa’dan bu yana esen
Prusya mavisi gözleri
Ve Alman parlak beyaz teniyle
Yaşamına anlam arayan
İrice sarışın öğrenci kız
Nefes nefese tırmanacaktır
Hemen ardından
Birbirine karışmış
Siyah kıvırcık düzensiz sakalı
Esmer teninde siğiller yara berelerle
Göbeği kendinden önce yürüyen
Biçimsiz adımlar atan
Kılığı kıyafeti bozuk
Ama içi bilinmez
Önyargıyla dağıtılmaya hazır adam
Tırmanacak merdivenlerin kestiği kaldırımdan
Üst mahallelere doğru
Pembe çantası sırtında
Mavi beslenmesi elinde
Beyaz sakallı
Gri bereli
Sırtında haki montu eskimiş
Solunda kız torunu
Sağında erkek torunu
Yürüyor aşağıya doğru
Ergen çocuklar siyah kıyafetleriyle yürürken liselerine
Yaprakları dökülmüş kızarmış ağaçların durgunluğu
Eskimiş imar bloklarının yüz soğukluğu
Tek başına yalnızlığını yaşayan zeytin ağacı
Sapsarı ayvalar ve çürük çarık elmalar
Parkların duvarlarında rastgele yazılar
Taşları buz kesmiş beyaz mezarlar
Boyaları dökülmüş okuldaki duvarlar
Tartan pistleri sökülmüş parklar
Aniden gündüzü hissedip ışıkları sönen lambalar
Dört yol ağzından nasıl geçerim diye düşünen insanlar
Bir kedi arabalardan kaçıp da büfe ardına sığınırken
Metrodan işçiler çıkıp da gözleri güneş görüp kamaşırken
Levent üzerinde bir pembe gün uyanırken
Bir sabah erken
İstanbul’un kuzeyinin başlangıcındayken
Olanlar budur Kestane Sokak’ta yayan























