Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

7 Ekim 2022 Cuma

DİP

 Direnişçilerin provakosyana uğratılıp

İsyan ettiği günün gecesi
Mahallelerine baskın düzenlenmişti
Oysa biliyordu içlerine girmemesi gerektiğini
Biliyordu başka başka uzak ellerin
Provoke edip bu isyanı yönettiğini
Sonunda sömürü ve acı olduğunu biliyordu
Görmüştü duymuştu
Irak’ta, Libya’da, Halepçe’de, Kandahar’da
O isyanın gecesinde basıldı evleri
Köşebaşlarına kurulmuş tuzaklar daha da şiddetlendirdi
Kimden geldiği bilinmez bir kurşun
Kırdı narin camı
Biri saplandı duvardaki aslan figürlü el işlemesi halıya
Bir saplandı aslan yüreğine
Yüreği durdu
Gözünden yaşlar bir bir yanağına aktı
Buğulanan gözbebekleri
Son kere üç çocuğuna baktı
Yan yana yerde yatıyorlardı
Karısına baktı son kez
Gözbebekleri dondu kaldı
Şafak söktüğünde
Artık alıştıkları bomba sesli
Kurşun sesli gece bitmiş
Yeni güne uyanmışlardı
Ezan sesi sustu
İlk büyükanne gördü
Kalbinden sızan kanla
Yatağında yatan torununu
Sonra dede
Yıkıldı dizi üzerine
Bir bir yıkıldılar dizleri üstlerine
Yuvaları başlarına yıkılmıştı
Karısı saatlerce yanında ölüsünden habersiz kocasına baktı kaldı
Üç çocuğuyla ne yapacağını bilemeden
Gencecik yaşında bir başına yaban elde kalmanın derdi çöktü dağ gibi yüreğine
İkindiye kalmadan teslim ettiler toprağa
Yüzünde donmuş gözyaşının izi
Girdi yedi kat yerin altına
Gece oldu gün oldu
Gün geceye gece güne döndü durdu
Haftası dolmamıştı ki
Karısını çağırdı evin büyükleri
Dediler iş yok
Aş zor
Elimiz ayağımız tutmaz
Yol bizi bekler
Ocağımızın odunu
Bacamızının dumanı
Turaba karıştı bak
Ve sen
Gençsin
Kadınsın
Koca lazım sana
Eğer dönmezsen evine
Baban almazsa seni geri
Toplanmış eşyalarını koydular evine
Dedi çocuklarım
Dediler onlar bizim çocuklarımız
Onlar bizim kanımız
Ve şu ilerideki
Bakkal Haşim ister seni karı diye
Yaşlandı karısı elden ayaktan düştü
Sen ki fidan bir dalsın
Üç meyve vermeyle ağaç dalı çürümez
Daha vereceğin meyvelerin var
Verdiler ertesi güne Haşime karı diye
Aynı gün topladılar eşyalarını
Yüklediler bir arabaya
Üzerine kurşun deliği olan
Aslanlı halıyı örttüler
Sürdüler arabayı Ayıntab’a doğru
Türkiye yeni umuttu
Zar zor geçtiler sınırı
Dede nene üç çocuk bir de müptela müptezel bir amca
Dip’in gözleri karaydı
Ortancaydı
Saçları kara ve dalgalı
Bacısı daha kundakta
Ablası ise örüklü saçlarıyla esmer
Benziyordu aynı anasına
Ayıntab’a geldiler bir gece vakti
Sonra uzun zor geceler ve gündüzler
Ulaştılar İstanbul’a
Derme çatma bir eve kondular
Yarı aç yarı tok
Ve nihayet amcası da geldi Dip’in
Bir iki ay kadar sonra
Ne direnecek kadar cesurdu
Ne de askere katılacak kadar
Bir yolunu bulmuştu
Rahata da düşkündü
Çantasından ilk nargilesi çıktı
Onu hemen köşeye koydu
Dip koştu amcasına sarılmak için
Tuttu o küçük başından itti amcası
Ablası ise siliyordu yerleri
Elleri deterjan çatlağı
Henüz gelmiş amcasının  ayakkabı çamurlarını
Gün güne karıştı
Dede oturdu içti nargile
Nene oturdu içti çay kahve
Amca karton topladı
Paranın yüzü sıcaktı
Halep’ten komşuları
Tekstil atölyelerine gece vakitlerine dek
Uykusuz ve yorgun köle gibi çalıştı
Oysa o bir iki saat çöp karıştırıp
Toplayıp kartonları aldı parasını
Zamanla daha büyük oynayayım da dedi
Gördü çocuk çalıştıranları
Gitti bir toptancıdan aldı mendilleri
Geldi eve
Verdi Dip’in eline mendili
Diğer elini de tuttu
Dip amcası onu gezdirecek sanırken
Geldiler bir trafik lambasının önüne
Anlattı amcası
Gösterdi duran arabaları
Durunca dedi arabalar
Vuracaksın camlara
Ağlayacaksın
Göstereceksin mendilini
Parayı alacaksın vereceksin mendili
Dip o günden sonra
Her akşam gitti o trafik lambasına
Ve cumaları amcası tuttu götürdü
Cami avlularına
Avuç açmayı dilenmeyi anlattı
Öğretti de
Dip her cuma cami avlusundaydı
Ve bir akşam
Dip paraları amcasına verirken
Çağırdı ablasını amcası
Dedi okula gitmeyeceksin artık
Dil bilsen ne
Ya bu evi temizleyeceksin
Ya da şu komşunun oğluna karı gideceksin
Ki başlıgını da bol veriyorlar
Sen burada da evi siliyorsun orada da sil
Hem zaten ana ol ne olacaksın
Karı ol hem para girsin eve
Verdiler ablasını otuzluk komşuya
Gelen parayla da açtı bir bakkal
Bakkalda sattı meyvayı
Sattı sebzeyi
Zamanla sattı başka başka maddeleri
Müptezel ve müptelaydı zaten
Kendi gibi alıştırdı
Etrafına çektiği vatandaşı çocukları
Verdi çikolatayı ve kolayı
Koydu maddeleri içine
Bir bir aldı hepsini koydu trafik lambalarına
Itildi çocuklar
Kakıldı çocuklar
Dışlandı çocuklar
Aldı paraları amca
Aldı bağlanan tüm maaşları da
Ve ödenekleri
Ve yardımları
Dip lambalarda bekledi sattı mendili
Cuma el açtı cami avlularında dilendi
Dışlandılar kakıldılar kovuldular
Diğer kendi gibi çocuklar gibi
Asıl onlar sokakların mültecileriydi
Zamanla iyi insanları da gördü
Onlar gibi yardım da etti
Sevindiği de oldu Dip’in
Amcasının kuryeliğini de yaptı
İnsana da kıydı
Babasına kıyanlar
Babasına sebep olanlar gibi
Dönmedi hiç memleketine
Ki zatej oraya da yabandı
Annesi de ne aradı ne sordu
O da bilmiyordu zaten anasını
Hatta nenesini anne belledi
İşi bitip de amcasına parayı teslim ettiğinde
Bakkal önünde yediği bir gofret ve soğuk kolanın tüm gün hayalini kurardı.
Okula da gitti elbet
Öğrenemedi ama yeni yerin yeni dilini
Ne de kendi dilini
Ne yazdı ne de okudu
Okulda yaptığı bir iki oyundu
Zaten sonra ona da gitmedi
Büyüdü büyüdü de
Gençliğini görmedi
Bir günün akşamüstünde
Teslim ederken zehrini
Başka bir kurye onu vurdu ansızın
Sebep mi
Müşterisi elden kaçmasın
Babası gibi vuruldu Dip yere
Aktı kanı
Babası gibi kimse bilmedi duymadı
Ta ki eve uğramayınca iki gece
Sordu amcası nerede bu paralarım diye
Yoksa yedi bitirdi mi hasılatı
Öyle çıktı ortaya
Daha ergen bile olmadan
Bir duvar dibinde yatan Dip’in
Kanlı gövdesinden çıkmış canının cesedi
Kimsesizler mezarlığına koydular
Sokaktaki diğer çocuklar
İki gün sonra adını dahi unuttular
İki üç gün ağladı ablası
Kocası iyice dövünce onu da susturdular
Ne yeri vardı ne vatanı
Bir mülteci iken
İlticası sokağa oradan toprağa oldu
Sokağın mültecisi artık hiç yoktu

GALİP UÇAR.    EKİM 2022 ALİBEYKÖY

Şiir 6 Ekim 2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: DİP


30 Eylül 2022 Cuma

BUĞDAY SAÇLI

 Babası onu

Emek emek
Sabahın en serin seherinden
Akşamın en soğuk vaktine dek
Elleri nasır çatlak
Buğdayı eke eke
Biçe biçe
Büyütmüş beslemişti
Sofralarından eksik olmazdı ekmek
Tandır tandır korkardı
Ve çocuk sarışındı
Babasının ekip biçtiği buğday misali
Ve çocuğun gözleri çakırdı
Parlardı demir misali
Babasının buğdayı biçtiği orak gibi
Konya
Ki soğuktur
Geceleri sokakta durana
Ayaz şoktur
Bazen gündüz dahi dondurur insanı
Davarın üstüne çiğ düştüğü çoktur
Tam da çiğ vakti giderdi tarlasına
Bebeğini okşar gibi okşardı
Toprağını
Başağını
Buğdayını
Sattığından ayıra ayıra okuttu oğlunu
Buğday saçlı olanı
Çokça dediler ne gerek var
Alllah verir rızkını
Yok dedi okusun
Dediler o da çalışsın ekmek tutsun
Yükün azalır
Yok dedi bükülsün de belim
Yine okusun
Okudu da buğday saçlı çocuk
Ama gözünde hep
Babasının eğilip büküldüğü
Toprağı başağı çocuk gibi büyüttüğü
Suyu hakkıyla savurduğu var ola ola okudu
Aldı diplomasını da işini de
Unutmadı emeğini babasının
Herkesi de babası gibi gördü
Emek verene el verdi
Emek sömürene dik durdu
Dünya malı dünyadadır
Hak da burada aranır
Çocuğunun kursağından iki lokma geçirmek için
Emek dökene zulüm ne ola ki
Olmaz olsun böylesi
Ve ekledi sonra buğday saçlı çocuk
Burnunda tandırdan yeni çıkmış ekmek kokusu
Gözünün nurunda babasının bükül beli
Bakmayın sarışın olduğuma
Öyle bir esmerim ki ben
Aç Afrikalı bir çocuk gibi
Mülteci bir Arap gibi
Sürgünde bir Acem gibi
Hazar Kıyısına cesedi vurmuş bir Azeri gibi
Sistemin yokluğuna yenilmiş bir Hintli gibi
Gettoda yaşamaya mahkum bir Mağribi gibi
Yeri yurdu elinden alınmış bir Kızılderili gibi
Yerlerinden zorla alıkonulmuş esaretiyle bir zenci gibi
Çalışma kamplarında bir Yahudi gibi
Duvar dibinde elinde taşı vurulup öldürülmüş bir Filistinli gibi
Simsiyahtır tenim
Hem de saçım
Bakmayın sarışın olduğuma
Tarladaki buğdaydan
Ovamı ısıtmayan güneşten kelli o
Yoksa aklınız alamayacak kadar esmerim

GALİP UÇAR.        2022 EYLÜL SİLAHTARAĞA

Şiir 30 Eylül 2022 günü Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiiri okumak için: Buğday saçlı

23 Eylül 2022 Cuma

DAĞINIK GAZEL (ŞİİR - MÜZİK)

 Kaldır tülünü açılsın zülf-i siyahın yel dağıtsın azat

Güzel olmak tabiidir sen dolan hep rahat
Ne çöl ne dağ ne derya sana engel
Bak beden-i cismin hür sen takma canına böyle büyük çengel
Bir sen varsın senle korkunsa senden içre
İster bal ye ister saki sunsun meyden iç de
Dağılsın matem renk şer-i kelamın
Açılsın gül-i saadet-i zamanın
Bağ-ı lal û kırmız yayılsın ahenk
Dolsun içine dolsun gevher û her renk
Miğfere turab koy dik içine draht
Açsın dem be dem her sicim üstünde bahar rahat
Korkma dik tut başını sana hesap soran kim
Ser û canının hesabını senden gayrı sana soran kim
Sen ram eyleme dik tut yine serini
Unutma her fırtına yıkılmaz geminin sereni
Bin can ölür bin can doğar bu dünyaya ama
Bazısı hür bazısı bende bazısı olur âmâ
Pay-ı kaderde dert û derman bahtına ne düşmüş bilinmez
Unutma ki lakin istemediğin yolda istemezsen yürünmez
Zorla güzellik olur dense de olmaz
Susar dilin lâl olursa bu cihan merdana kalmaz
Eyle korkma kendini dik dur sen yine
Elbet yanında büyür yoldaş olur insan kitle kitle
Sana diyorlarsa sus boyun eğ ey fani
Sen ammenna demiştin kavlu beladan beri hürlüğe hani
Korkma hak da senin yanındadır yahut sığındığın her neyse
Vahdet-i vücuttan beri cihan içinde her şey de sende
Cihan da sen cihangir de sen
Katre katre dökülen yağmur da berf de sen
Yani bu cihan sen varsın diye var
Kıyamet de cennet û cehennem de sende var
Sanma ki bu hayatta sensin dert dolusu peymane
Yaşarsan kendini kendince hayat mey olur sense meyhane
Olsun açılsın zülf-i siyahın bırak açılsın ey yar
Zaten bu fikr-i fakir zalim-i softanın her anı her adımı yar
Dökme gözün yaşın ne gerek böyle vaveyla ve zâr
Daha göreceğin çok güzel günler hayli şeblerin var
Sanma sonsuza dek yaşayacak hep böyle kalacaklar
Elbet bir gün o uçurumdan düşüp yuvarlanacaklar
Elbette yol meşakkatli ve sarp ancak
Fikri hür vicdanı hür irfanı hür olan kazanacak
İşte o rûz gelende sokaklar her renk bayraklarla donanacak
Tüm beden-i gamlı insanın yaraları bir bir o gün kapanacak
Bu dağınık gazel şimdi böylece bitecek
O ümit ettiğin gün ki yakındır gelecek

GALİP UÇAR.           İSTANBUL 2022

Şiir 23 Eylül 2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiiri okuma linki: Dağınık Gazel

1 Şubat 2026 tarihinde müzik yayınlanmıştır

21 Eylül 2022 Çarşamba

Uzak Yalnız Bir Adaya

 Limonlar sarıya dönmüştür

Portakal çiçekleri açmıştır beyaz beyaz
Turkuaz dalgalarıyla denizin kıyısında hurmalar palmiyeler
Salınmıştır yeni güz rüzgarlarıyla
Güneşin turuncu ateşine bulutlar gelmiştir bazı bazı
Dağlardaki yeşillikler biraz daha koyuya çalmıştır
Papatyalar şampuanlara kremlere Babutsalar masaya dönmüştür
Havanın o en sıcağı kırılmıştır artık
Sazlıklar boy vermeye başlamıştır
Fatıma’dan Arabahmet’e hüzünlü sessizlikler saati olmuştur akşamüstü
Çetinkaya Stadı’nda gelincikler solmuştur
İki dağ kendilerini ne beklediğini bilmedikleri günleri bekler olmuştur
Taşköprünün suyu da kurbağası da çoğalmıştır
Yalnız kaplumbağası hala çok yalnızdır
İçine atmıştır taşıdığı anılarını
Kanlıdere yorgunluğundan uyanmıştır
Çatalköy’ün dalgaları katmer katmer
Karaoğlanoğlu’nda ise durgundur
Mağusa doluyla karışık yağmurlarına
Toprak ise geldiği gibi yağmuru emmeye hazırdır
Beşparmaklar başını okşayacak bulutu gözlüyordur Toros’tan beri
Mangallarda alev sesleri
Yürüyüp gidiyordur yol kenarı kertenkelesi
Bağrında asfaltın yakan ateşi
Uzağın güzünde Kıbrıs’a hasret kalmak gibi
Bir rakı koy kadehine benim için
Bir limon kopar ağaçtan
Akşam dokuz gibi
Belki on
Ay gümüşken
Sokaklar sessizken
Adım seslerinden gayrısı yokken
Avluların sarı ışığında
Hasretliğimi öldür bari
Bir daha ne zaman kavuşulur bilinmez ki

GALİP UÇAR      2022 İSTANBUL ALİBEYKÖY

Şiir 21 Eylül 2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır


16 Eylül 2022 Cuma

HANIMELLERİ YASEMEN VE BEYAZ ( ŞİİR ŞARKI)

 Hanımelleri

Yasemen
Ve beyaz
Alırdı akşamüstleri yorgunluğumu
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
İçime huzur katardı kokusu
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Ara sokaklarda benim yoldaşım
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Dertlerimi paylaştığım en kadim sırdaşım
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Görürdü benim her türlü hallerimi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Neler çektiğimi neye sevindiğimi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Uzun yollarımın adım seslerindeki düşlerdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Sabahları bana muhayyer bir şarkı söylerdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Ben gibi güneşi çok severdi
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Eşlik ettiler bana tüm yaz
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Size hasretim değil az
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Mutsuz türküler dudağımda elimde saz
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz
Bir Göçmenköy öyküsüdür
Hanımelleri
Yasemen
Ve beyaz

GALİP UÇAR.          2022

Şiir 16 Eylül 2022'de Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır


söz ve müziği Galip Uçar'a ait şarkı hali



9 Eylül 2022 Cuma

BİRBİRİNE BENZEMEZ ZENCİLERİN HER BİRİ

 Hakkını ararken

Başından vurulup

Ölmüş bir zenci

Bir diğeri de

Elektrik yerken

İşkencede dayanamamış

Bir tanesinin başı

Meyve gibi sallanıyormuş

Çınar ağacında

Ötekinin çocuğunun karnı

Açlıktan beline yapışmış neredeyse

Başka bir tanesi de

Aids tedavisinde

Komada hastanedeymiş

Ama bir de

O var ya o

Diskotekte eğleniyor diyorlar

Maç günü

Parasını alıp

Sakat göstermiş kendini

Maç saati öpüyormuş

Sapsarışın bir güzeli

Birbirine benzemez ki

Zencilerin her biri

Birbirine benzemez ki

Zencilerin kaderi


GALİP UÇAR         2012 LEFKOŞA

Şiir 8 Eylül 2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki Birbirine benzemez zencilerin her biri

2 Eylül 2022 Cuma

PENCEREDE BİR KEDİ

 

Yarım bir ay duruyordu gökte

Bulutlar yavaş yavaş sarıyordu şehri

Pencerelerin ışıkları kapalı

Pencerede bir kedi

Seyrediyor gelip geçeni

Kaydediyor beynine

Sanki dört ayaklı anı defteri

On küsür yıllık ömründe

Doldurmuş belleğine geleni gideni

En çok o biliyor olanı biteni

Şurada kim kimi öpmüştü

Kim kimi sevmişti

Kim kimi bile bile aldatmıştı

Şu köşe başında vurulan çocuk

Belki şimdi 25 yaşında olacaktı

Ekmek kuyruğunda diz çöküp oturan mı

Banka sırasında kalp krizi geçirip de

Sırasını göremeyen mi

Pazarcılar bağır çağır don atlet satarken

Kadınlarca şaşkın bakışlarla izlenmesi mi

Ne dersen

Ne sorarsan var bu kedide

Kedinin gözlerinin sarısında saklılar

Altın rengi tılsımlı nadide gözleriyle gördü hepsini

Çöpten yemek yiyeni de

Kasaptan eli kolu et dolu çıkanı da

Belki yeteneği olsa

Oturup bir bir yazacaktı bu adaletsizlikleri

Hatta belki Marx yanında halt edecekti

Belki de kediliği tutacak

Bencil bir umursamayışla

Sadece merakını giderme kalacaktı

Bu cumbalı pencereden bakışlar

Belki de isyan edecekti

Yırtacaktı perdeleri gölgelikleri

Belki Metris’te gün sayacaktı yazdıklarından

Belki de ciğere ete boğulacaktı yazmadıklarından

Sonuçta bir kedi

Tepesinde pasparlak bir ay

Sarı gözleri pencerede lal

GALİP UÇAR           AĞUSTOS 2022

Şiir Edebiyat Durağı dergisinde 2 Eylül 2022 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: Pencerede Bir Kedi

31 Ağustos 2022 Çarşamba

Baharın Müjdecisi Ülke

 Uzak diyarların derin ormanlarında, karların eriyip, nehirleri coşturduğu, şelalelerin çılgınlar gibi akmaya başladığı, otların yeşerip, çiçek olmak için toprağı yırtan fidanların güneşi selamladığı günler gelmişti.

Kahverengi ayılar; olanca gürültülü esnemeleriyle ormanı titrete titrete uyanırken, Leylekler, göç ettikleri sıcak diyarlardan aldıkları egzotik eşyalar ve değişik kıyafetleriyle bulutların altında süzülmeye başlamıştı.

Karıncalar ve böcekler, hangi delikten dünyaya tekrar çıksak diye düşünürken, ışığı kovalama yarışında birinci olmaya uğraşıyorlardı. Ormana çıkacak, yavaş yavaş ağaçlara tırmanıp, kendilerine sıcak mevsimde geçirecekleri yeri ayarlayacaklar ve ağaç altlarında kümelenip, gelecek kışın hazırlıklarına imece usulüyle başlayacaklardı. Liderleri bütün kış onlara neler yapacaklarını, nasıl örgütlü çalışacaklarını, ne zamanlar dinlenmeleri gerektiğini, kaldıramayacakları bir ağırlık yahut zorluk olduğunda örgütlü çalıştıklarında her zorluğun üstesinden gelip, başaracaklarını anlatmıştı.

Irmaklarda buzlar çözülüp, sular ısınmaya başladığında balıklar da canlanmıştı. Artık o soğuk buz kütlesinin altındaki derin ıssızlık bitmiş, gürül gürül şelalelerden akan kar sularının, soğuk da olsa hızlı dalgalarına kendilerini bırakmıştı. Uzak diyarlara göç etmiş balıklar da artık geri dönmüştü.

Ağaçkakanlar, yeni keşfettikleri ağaçları gagalarken, yuvalarına yumurtalarını bırakan diğer kuşlar da onları büyütme ve yiyecek bulma hazırlıklarına girişmişlerdi. Kartallar, atmacalar, şahinler yüksek kayalıklar ve dağlarda uçuşurken, kanaryalar ve papağanlar ağaçların yücelerinde cıvıldaşıyordu. Şaşkın baykuş ise kafasını bir o yana bir bu yana çevirerek olan biteni izliyordu. Tam da o an, etrafı izlediği dala tutunan bir maymun, henüz olgunlaşmamış yeşil muzu elinde sallanıyor, sallandıkça dalı da sarsarak baykuşu rahatsız ediyordu. Goril ailesi ve filler de yavaş yavaş ormanın merkezine doğru ilerliyorlardı.

Zebralar ve yaban atları, dört nala koşarak, renkleri birbirine karışa karışa, artlarında bıraktıkları tozların arasından, kırılmış dalların üstünden atlayarak ormanın karanlığını yara yara geliyordu.

Bu sırada ormanın yücesindeki kayaların etrafından kartalların ve biraz aşağısından kanaryaların kaçıştığı görüldü. Baykuş korkusundan başını içine sindirdi. Gölgeyi gören timsah, başını yosunların arasına sakladı.

Gölge yavaş yavaş kayalığın ucuna doğru yaklaştı. En sonunda görüldü ki, sapsarı tacı ve kıpkırmızı peleriniyle, heybetli yeleleri ve büyük pençeleriyle, mağrur kral aslan gelmişti. Gözlerini açıp, etrafa uzun uzun baktı. Tüm orman onundu. Kral oydu. Adaletli ama disiplininden taviz vermeyen bir kraldı.

Bunca başarıyı, pençelerindeki tırnakları kırıla kırıla, avuç içleri ezile ezile, yıka yıka elde etmişti. Sırtlanların, çakalların oyunlarını bir bir kırarak, hepsini ezerek, tüm ormanın kralı olmuştu. En karanlık köşeler de, uzak göllerdeki adalar da, denizlere varan ırmaklar da hep onundu.

Yüklerini taşıyan leylekler, tüneklerine kondu. Flamingolar ve turnalar, göçün verdiği yorgunlukla, ağır ağır da olsa, uzun bacaklarını ırmağın sığ yanına bastı ve başlarını krallarına döndürdü. Onun ne diyeceğini bütün orman merak ediyordu.

Aslan, kayalığın en ucuna geldi ve sol pençesini kaldırıp, halkını selamladı. Hepsi başını eğip, onu selamladı. Tüm gün hazırlıkları tamamlanmış, yakında batacak güneşin hemen öncesinde, krallarının bir yaz güneşi gibi yeni sıcak mevsimlerin başlangıcı için yapacak konuşmasını bekliyorlardı.

Aslan, pençesini indirdi ve konuşmaya başladı:

-“Ey halkım! Ey ülkemin bütün hayvanları! Büyüğünüz, küçüğünüz ayırt etmeden, hepinizi selamlıyorum. Koskoca ve karanlık bir kışı, tüm soğuğu ve cansızlığına rağmen canlı atlattık. Beyazı yeri geldi gözümüzü kör etti. Yeri geldi iliklerimize kadar üşüttü. Zar zor karnımızı doyurduk. Yeri geldi, bu beyaz görünümlü karanlık mevsim, bizi bize düşman etti. Birbirimize göz diktik. Ama size müjdedir ki, işte koskocaman güneş orada. İşte sıcak mevsimlerin müjdecisi güneşin, büyüyüp de üstümüze doğuşunun ilk batışı, o yemyeşil dalların ardından gerçekleşiyor.”

Bütün hayvanlar, krallarının eliyle gösterdiği yöne bakıp, güneşin sarıdan turuncuya dönüşünü izledi. Kral Aslan devam etti:

-“Ben ki; kralınızım ve bütün bu orman ve uzak adaları dahi benim, ama size hep adaletle, eşitlikle yaklaştım. Sizlerin farklılıklarını zenginlik saydım. Kış gelince göçmek istediniz, izin verdim. Üşüyüp, zayıf düşeceğinize, başka sıcak diyarlara gidip, oraları görün, oraların da zenginliğini alıp bizlere getirin istedim. Şimdi de sizlere diyorum ki. Şu ardımda maviden beyaza dönen ay birazdan dolunay olarak doğacak. Gecelerimizi derin derin aydınlatacak. Sabahında ise o kocaman sarı güneş, bizi iliklerimize kadar ısıtacak. Toprak, tüm verimiyle bize çiçeklerimizi, bitkilerimizi, meyvelerimizi verecek. Ağaçlar yapraklarını genişletecek ve gölgesiyle bizi, benden de daha kral, benden de daha kızıl güneşin kızgınlığından koruyacak. İşte siz de artık, gittiğiniz yerlerden getirdiklerinizi, öğrendiklerinizi, ormanımıza kazandıracak, yenilikleri getirecek ve herkese anlatıp, öğreteceksiniz. Biz bu dünyanın en uzak diyarının da, gözümüzün önünde olup, göremediğimizin de eşiti olacağız. Hepiniz de o diyarlardaki mutlu kişiler gibi mutlu olacak, onlar gibi yaşayacaksınız. Kültürünüzü de bu yeniliklere katıp, daha güzel ve çok daha mutlu bir orman yaratacaksınız. Ben de sizleri bu heyecan ve adaletle yönetip, daha huzur ve refah içinde bir ülkenin kralı olarak yöneteceğim. İşte şimdi, bu başlangıcın kutlama vaktidir. Getirin meydana uzak diyarlardan getirdiklerinizi, kurun masaları. Kutlama başlasın. Ey bülbüller başlayın şarkıları söylemeye, siz farelere ve ağaçkakanlar, tahtalara vurun, ritim tutun. Şenlik başlasın.”

Kral aslan; bunları söylerken, ardından dört parlak yıldız belirdi. Güneş batmıştı, karanlık ise bu yıldızların ve koskocaman dolun ayın ışığıyla ormanı parlatıyordu. Leylekler ve turnalar; uzak diyarlardan getirdikleri yiyecekleri önce koydu ortaya. Sonra ayılar ve samurlar, ırmağın derinliğinden bulduklarını. Arılar, uzak dağların göğsünden topladıkları nektarlardan olan balları döktüler. Filler, Hindistan’dan getirdikleri cevizleri koydular.

Ortaya kocaman bir ateş yakıldı. Ateş neredeyse yıldızlara ulaşacaktı. Bu ateşe, geçip biten kışa dayanamamış ve canlarını vermiş ağaçların kalanları atıldı. Bu onların cenaze törenleri, yerlerinde yeşeren fidanların ise doğum törenleriydi. Ateş yükseldikçe yükseldi. Kral aslan mağrur bir şekilde, altın varaklı koltuğunda, tüm hayvanları, kraliyet ailesiyle izleyerek, onlara yukarıdan ödüller dağıtıyordu. Uzak diyarlardan kazandığı ödüllerin, ele geçirdiği ganimetlerin, halkının hak ettiği payını halkına dağıtıyordu.

Üç gün, üç gece şenlik devam etti. Daha sonrasında ise, prenses aslanın elinden tutan kral aslan yine uçurumun kenarına geldi. Güneş en tepedeyken halkına tekrar seslendi:

-“Ey benim, çalışkan, güzel halkım. Baharı selamlamamız burada bitiyor. Artık hepimiz daha çok çalışacak ve gelecek olan o soğuk kışın, bizi yenememesi için elimizden geleni yapacağız. Ama size bir müjdem daha var. İşte prensesiniz, benim büyük, güzel kızım. O da uzak diyarlara gitti ve başarılarını elde etti. Yıldızları onun olsun, güneş baş tacı olsun. İşte şimdi bu güzel prensesimin de o uzak diyarlardan bir prens bulup, onunla evlenmek üzere olduğunu sizlere müjdeliyorum. Şimdi dört elle çalışın, biriktirin, üretin. Kışın yiyeceklerinizi toplayın. Kendinize ve ailenize, evinizle beraber çekidüzen verin. Yakında düğünümüz var. O düğün için de kendinize en güzel kıyafetleri hazırlayın.

Ormanın halkı, geçirip, kurtuldukları büyük kışın ardından, suların coştuğu, dalların yeşerdiği, toprağın doğurganlığıyla bire bin verdiği bu yeni dönemi, şenlikler yaparak selamladıktan sonra işlerine güçlerine dört elle sarıldılar. Bahar, yaza dönerken öyle çok üretmişlerdi ki, kışın asla aç kalmayacaklarını gördüler ve çok mutlu oldular. Krallarından gelecek haberi ve o büyük düğün için giyinecekleri elbiseleri hazırlayarak, yine üreterek ve refah içinde beklediler. Ülkelerini öyle çok sevdiler öyle çok sevdiler ki, onu üreterek hep güçlü tuttular. Başka kralların ve başka ülkelerin yardımına hiç muhtaç bırakmadılar. Hiç korkmadılar, hiç yılmadılar, hep ürettiler. Onlara önder olan ülkelerinin kurucusu kral aslanın, onlara öğrettiklerini hiç unutmayıp, ülkelerini ellerinin üstünde tuttular, hep yücelttiler. Kültürlerini geliştirdiler, eğitimlerini hep ileri götürdüler. Hep okudular, öğrendiler. Hep çalıştılar, ürettiler, başardılar.

GALİP UÇAR     2022 İSTANBUL

31 Ağustos 2022 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır


Öyküyü okuma linki: BAHARIN MÜJDECİSİ ÜLKE


26 Ağustos 2022 Cuma

SONBAHARIN ULAĞI ULAŞTI

 Ve yağmurları da yağdı

Kesik kesik bulutların
İlk yaprak düştü
Serseri rüzgarlara kapılıp da
Ayrıldı dalından evinden
Kaderini yaşamaya
Karardı sabahlar
Karardı aniden
Güneş küstü alındı
İlk yağmurlarını yağdırdı sonbahar
Habercisi ulaştı ağustosa
Bir sabah telgrafında
Şimşek şimşek
Gök gürültülerinin eşliğinde çıktı yola
Yaz bitti duydun mu
Bir ağustos sabahında
Beklenmedik anda
Yaz bitti
Sözler gibi
Öle öle günleri
Bir gasilhane sabahında
Ağır yağmurlarla yıkadı şehri
Oysa dün daha
Kısa kollularla
Ve göz yakan terlerin aktığı yanaklarda
Yaşama sevinciyle doluydu yaz
Şimdi
Böylesi ani ve acı
Bir sabah
Gök gürültülerinin salasında
Kalktı cenazesi
Ah

GALİP UÇAR   İSTANBUL

Şiir 26.08.2022 tarihinde Edebiyat Durağı dergisinde yayınlanmıştır