Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2026 Cumartesi

GALİP UÇAR'IN VARYASYON KALEMLER ADLI EDEBİYAT SİTESİNDE YAPTIĞI RÖPORTAJ

Yazar Galip Uçar'ın, Varyasyon Kalemler adlı edebiyat sitesi ve dergisiyle yaptığı kitapları üzerine Röportaj aşağıda linkte yer almaktadır. 


İçerik: 

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Malatya asıllı bir ailenin İstanbul doğumlu çocuğuyum. Klasik 80lerde darbe sıkışıklığında doğmuş, 90ların o safiyane yeni arayış dönemindeki geçiş dönemini yaşamış ve nihayetinde Milenyum kırılması ve yozlaşmasını da gençliğinde hissetmiş klasik bir insanım. 2008 senesinde Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduktan sonra 2009’da öğretmenlik yaşamım başladı. 2010’da Eğitim Yönetimi ve Denetimi yüksek lisans programını ardından da Tarih ve Kültürel Miras ve Turizm lisans programlarını da bitirdim. Bu üçünün birbirini tamamlayıcılığıyla da kültürel olarak kendimi donatarak öğretmenlik ve eğitmenliklerimde öğrencilerime, on sekiz senedir, bilgi vermeye devam ediyorum.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Lise yıllarında çok da etkili olmayan yazılar olsa da tabi ki Türkoloji bölümünü bitirince yazarlık etkisi altında oluyorsunuz. Editör ve eleştirmen olarak da yetiştirilseniz de o birikim ve sürekli okuma halleri biraz da ilgi varsa sizi yazarlığa itiyor. Lakin daha çok coğrafî bazlı anlaşılmama ya da anlaşılmayanları anlatabilme derdine düşme yazmaya daha çok yönlendirdi. Düşünün ki ötekiyi, anlaşılmayanı, dışlananı yahut sıradan yaşayan ve hayattan beklentisi kalmamış ümitsiz birini anlatıp onun varlığını gösteriyorsunuz. Bu bambaşka bir misyon. Yahut görülmeyen küçük ayrıntıları göstermek, sezdirmek, fark ettirmek.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Tam olarak edebi metin diyebileceğim eser, Yeditepe Üniversitesi’nde bir derste ki Hilmi Tezgör’ün dersiydi, ona da selam olsun, Ukraynalı bir ailenin, kadının adı Daria adamın adı Anatoli’ydi, durum hikayesiydi.

4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Öncesinde şiirler yazıyordum ama hikâyede iddialı olduğumu düşünmüyordum. Deneme yeteneği olabilecek yazar olarak arada sırada yazarım diyordum. O hikâyeyi yazarken de sonra okuduğumda da, gelen tepkilerle de “yahu oluyormuş demek” diye düşünüp şu an 3 hikâye kitabı sahibi ve çeşitli dergilerde hikâyeleri çıkmış biri olarak karşınızdayım

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

İlla ki vardır. Yazar illa ki kendinden katıyordur. Tekrar eden temalar Toplumcu Gerçekçi bir yazar olmam sebebiyle illa ki var. Halkı halkın dilinden halkça anlatıyorum. Onların dertleri, yaşamları devam ettikçe de farklı şekillerde devam edecektir.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Karakterler elbette yazarlardan parçalar içerir. Tamamen kurgu bir karakter olabileceğine inanmıyorum. İnsan illa ki kendini katıyor. Bulduğum değil varım

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım 2023 senesinde Mart ayında çıkan İmsomnik Gecelerin Öyküleri ki yakın zamanda ikinci baskıya da geçti. 2008 ile 2022 arasında yazdığım öykülerden oluşuyordu. Sonra Öğretmenlerden Hikâyeler adlı ağırlığımı koyduğum, editörlüğü ve yayımcılığı da benim olan ama piyasaya sürülmeyen, kolektif bir kitap çıktı. O dönem çalıştığım okulda ve çevresindeki okullarda çalışan öğretmenleri ikna ettiğim bir projeydi. 2025 senesinde Yokluğunda adlı şiir kitabım çıktı. 2024 Eylül’ü ile 2025 Şubat’ı arasında yazdığım şiirlerden oluşuyor. Hepsini Caddebostan Sahili’nde yazmıştım. İçinde toplumcu gerçekçi öğeler olsa da İkinci Yeni’ye daha yakın şiirleri içeriyor. 2026 senesinin Mart ayında ise iki kitabım çıktı. Bunlardan biri, on senenin üzerinde eğitimini verdiğim Diksiyon, Sunuculuk, Spikerlik dersinde ve sonrasında öğrencilerin tavırlarını ve tepkilerini gözlemleyerek, ihtiyaçlarına yönelik hazırladığım 10 bin metnin 1000 adedinden oluşturduğum ve içinde teorik bilgilere de sahip olan Diksiyon Hitabet Sunuculuk Mikrofon Sanatı Tanımlamaları ve Araştırma Metinleri eğitim kitabı ve de ailemin kökeninin geldiği Malatya ve kültürünü, dilini içeren Malatya Hikâyeleri adlı öykü kitabım.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Hepsinde illa ki ben varım, anılar var, yaşanılanlar var, gözlemler var. Ama Malatya Hikâyeleri, köklerime, kültürüme ve memleketime olan bir armağan. Özellikle de deprem sonrası yıkılan ve ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin, ta Aslantepe’den bu yana gelen o kültürünü, yaşam stilini, sıradan olaylarla nakşetmek istedim. Dilini elbette. Yöresel diyalogları da içerdiğinden Türkoloji kökenim de eserin içinde etkili

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Ben ilhama pek inanmıyorum. Ne kendisine, ne perisine. İçsel bir yetenek, bir şeylerle tetikleniyor ve beyin, ürettiklerini parmak uçlarına sinirler aracılığıyla yönlendiriyor ve o trans halinde ki gerçekten hayattan kopuyorum yazarken, eserler ortaya çıkıyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Fikri bir durumsa, o ideolojiyi savunma ve hayatta tatbik içgüdüsü. Kurgusal durumda ortaya konmuş fikir ise insanlığa onu anlatmak gerekliliği. En eski zamanlardan bu yana edipler aslında hikâye hatta masal anlatıcısı değil mi? Destan dönemini düşünün, yazının olmadığı dönemleri. Bir destancı gelip, bir meydanda olanları anlatmıyor muydu? Bu sayede insanlar dostunu, düşmanını bilmiyor muydu? Hadi her şeyi bırakalım daha önceye gidelim. Duvar yazıları daha doğru haliyle duvar resimlerine. Mağaraya ne için çizildiler? Bir derdi anlatmak için, bir şey duyurmak için. Yahut bir şeyi öğretebilmek için…

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Rutinim yok. Bir anda geliyor ve ben yazıyorum. Bunun için teknolojiye de aşırı müteşekkirim. Hemen başımın ucunda duran telefonu alıp, gece aklıma gelen bir şeyleri not alabiliyorum. Yine aynı telefonun not bölümüne yanımda kağıt olmadığı herhangi bir yerde eserleri kaydedip hatta yayınlayabiliyorum. Rutin olmayı bırakın bazen kendime “bir dur” diyerek rutini kırmaya yönelik daha az üretmeye yönelik çabam bile var. Bu okuyucuya bu kadar eser sunmak nasıl gelirin bir önyargısal durumu. Bazen akla hayale sığamayacak sayıda gün içinde yazı çıkabiliyor.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Genellikle gece vakitleri ondan sonra da gurub vakitleri yazmak iyi geliyor. Gecenin tek kötü yanı uyur uyanık halde üşenip de yazmadığım ve sabah unuttuğum projeler oluyor. Yüzlerce böylesi gitmiştir.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Genellikle zorlanmıyorum. Eskiden ev ortamı yahut çevre diyebilirdim ama teknoloji sayesinde bu aşıldı. Tabi ki tekrara düşmeme kaygısı illa ki vardır. Bu zorlayıcı bir unsur olabilir.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Olmuştur. “Aman ne uğraşacaksın” diye birkaç kere demişimdir. Sonrasında iki, üç yazı çıkmıştır ama

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ben toplumu, toplumdaki gerçekleri anlatırım. Yahut fütüristik eser yazdıysam, toplumda ne gibi deformasyonlara yol açabileceğini içinde barındıran ama ihtimali büyük kurgularla yazarım. Bireysel şiir ya da hikâyem de vardır ama mesele insan oldukça bir insan, bir halkın parçası ise ve o halk, bir yerin toplumuysa toplumculuğu barındıran eserler ve insanı insana anlatan konular ve mesajlar vardır. Bir zaman, bir kişi “İlla bir şey anlatmak, bir ders vermek zorunda mı?” diye sorduğunda öyle içimden geldiğince ve aslında benlik olmayan dörtlükleri de not aldım. Onlar da kitap olacak halde basımlarını bekliyorlar. İçerikleri ya da oluşumları “hiçbir şey anlatmamak” üzerine olsa da illa bir şeyler anlatıyorlardır.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Ne hissettiler, ne betimledilerse o. Ders almasınlar ama bazı farkındalıkları da metinden edinip, hayatta gözlerine yeni şeyler illa ki çarpsın. Bakmasınlar, görsünler.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Zorunda değiller. Ben asla zorlamam. Bir nedeni de yok. Ama illa bir neden gerekiyorsa fark edemediklerini fark etmek, bakıp da görmediklerini görsünler, bilmediklerini aysınlar diye belki.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Ben benim, onlar kendileri. 9 milyar insan, içinde ikiz, üçüz kişiler de var ama hepimizin bedeninde organlarımız özellikle beyin ve yüreklerimiz ayrı. Bende benim yüreğimin süzgeci ve beynimin yaratıcılığı var. Önemli olan da zaten bu özgünlük

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Hayat yaşanır, yaş aldırır. Gün doğar, gün yaşanır, gün biter. Lakin gün içinde öylesine yaşamak da vardır, bazı şeyleri görüp, anlamlandırmak da. İşte bu cesareti edebilmeliler. Empati önemli. “Neden acaba?” sorusu, “Niye yapmış olabilir ki?” sorusu da önemli. Her verileni öylesi kabul etmemek lazım. Kişisel özgürlük alanına saygı önemli olmakla beraber sıradan kopup, kara koyun olmak lazım. Sırada beklerken kafayı şöylesi bir dışarı çıkartmazsan, sıranın sonunda ne var? Trafik neden tıkalı? Bunları anlamadan sadece bekleriz. Bakmaya değil görmeye, anlamaya ve sorgulamaya çalışsınlar. Bazen ulu çıkar, kutsal ağaç dedikleri ve tapındıkları bir fiskeyle yıkılacak çürük odun parçasından ibarettir. Bunu bilsinler

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Cesaret et ve üşenme

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Yazar Galip Uçar'la "MALATYA HİKÂYELERİ" Adlı Hikaye Kitabı Üzerine Röportaj

 

Muhabir: Sanal ortamda sizi araştırdığımızda, e-dergiler yahut matbu edebiyat dergilerine baktığımızda, sizin en önce şiirlerinize denk geliyoruz. Hatta araştırma yaptığımızda anılmalarınızda da şair olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Lakin basılmış kitaplarınızda ağırlıkla hikâye kitapları bunun sebebi nedir? Aslında bilinen bir kulvarda yürümektense neden başka kulvarda kitaplarınızı yayınladınız?

 

GALİP UÇAR: Haklısınız. İlk bakışta böyle görünse de şair kimliğimden vazgeçmiş değilim. Hâlâ da yazın yaşamımda şairliğim ön plandadır. Neden hikâyeci oldum dersek? Aslında her edip bir hikâyecidir. Edebiyatçı insan anlatandır. Sözlü dönemde meydanlarda destanları anlatandı, yazılı dönemde vakaları anlatan, modern dönemde ise olanları yahut kurguları ve ya olasılıkları anlatandır. Şiirler de zaten bir şeyleri anlatır ve dahi hikâye barındırır. Daha çok yazdığım hikâyelere okuyucu kitlesinin verdiği olumlu tepki ve dahasını istemesiyle yazmaya teşvik edilmem sonucu ortaya çıkan hikâyeler yığının toparlanması gerektiğinden ve aynı kitlenin onlara kalıcı olarak yani basılı ulaşmak isteme talebinin ağır basmasından hikâye kitaplarım yayınlandı. Toplum talep etti, seve seve yazdık ve kalıcı hale getirdik

 

Muhabir: “Malatya Hikâyeleri”. Neden Malatya üzerine hikâyeler yazdınız?

 

GALİP UÇAR: Cevabı basit. İstanbul doğumlu olsam da Malatya kökenli biri olmamdan. Yani doğuştan hem baba tarafı hem anne tarafından Malatya kültürüyle yaşamış ve büyümüş biriyim. Doğal olarak da kendi kültürüme ait bir ürün vermek boynumun da borcuydu.

 

Muhabir: Kitap hakkında özel olarak ne belirtmek istersiniz?

 

GALİP UÇAR: Malatya'nın kuzeyi ve güneyi birbirinden çok farklı davranır. Hele ki bu dönem göç ve deprem etkisi hayli farklılaştırdı. Misal kuzey Malatya kayısısıyla değil cevizi ve demiriyle ünlüdür. Velhasıl güney kadar düz bir coğrafya değildir. Nereden bakacak olursak Sivas'ın coğrafi başlangıcı ya da bitimi bile diyebiliriz. Hekimhan dağlarının üstü Sivas'a devam eder. Bu çok kültürlülük kitapta hayli yer alıyor. Hatta bir ara internette bir video dolaşırdı. Malatyalıların ortak özelliği Malatyalı olmalarıdır diye. O kadar doğru ki. Bu da kitabın içinde yer alıyor.

 

Muhabir: Yani Malatya'nın kültürel farklılıkları üzerine kurgulu bir kitap?

 

GALİP UÇAR: Aslında Türkolog olma özelliğim de içinde var. Malatya'nın yerel kelimelerini de illa kullandım. Ama bunu kullanırken o farklılık değil kuzeyin ve güneyin beraber kullandığı kelimeleri seçtim. Öyle bir yer ki Ermenilerden, Kürtlerden hatta Oğuz kökeni nedeniyle Karadenizle dahi bazı ortak kelime yahut tepki söylemleri vardır. Malatya "da" tepkisini verir ama Azerbaycan'daki Oğuz Türkleri de verir. Bayburt'a dek de etki var. Dülkadiroğlu'nun Ordu'ya dek uzanan coğrafyasını da eklersek. Zaten oturuyor. Ben de Türkolog yönümü bu şekilde kullanıp kitaba yansıttım.

 

Muhabir: Gerçek hikâyeler mi?

 

GALİP UÇAR: Karışık diyelim ama çoğunluğu kurgu. Misal Messi hiç milli takımıyla maça İstanbul'a gelmedi ve Malatya'dan bir çocuk o gelecek diye evden kaçmadı

 

Muhabir: Messili hikâye mi var?

 

GALİP UÇAR: Evet. Hatta şöyle bir komik durum var ki bu hikaye kurgusu bu kitabın yazılma başlangıcından eskidir. Yanlış hatırlamıyorsam 2013 yılı civarında Messi Türkiye'ye maç oynamaya gelir ve bir çocuk onu görebilmek için evinden kaçar kurgusunu not almıştım. 13 senede ancak toparlamışım.

 

Muhabir: Başka neler var içerikte? Bunun gibi ünlü kişiler var mı?

 

GALİP UÇAR: Yok. O da anlattığım üzere zaten kafamda olan bir hikâyeyi Malatya'ya adapte ettim. Kurgusal bazda doğa unsurlarına yüklediğim sihirler, büyüler, olağanüstülükler var. Bir de farklı yaptığım şu var ki hikâyelere adapte şiirler de kitapta yer alıyor.

 

Muhabir: Bunu neden yaptınız?

 

GALİP UÇAR: Şundan. Bu kitap aslında sadece bir hikâye kitabı değil. Aynı anda ben her hikâyeye uygun şiirler de yazdım. Uygun olmayan ama odağım Malatya olmasından dolayı Malatya üzerine türkü formunda şiirler de yazdım. Hatta o şiirleri besteledim de...

 

Muhabir: O zaman Malatya üzerine türküleriniz de bekliyor?

 

GALİP UÇAR: Beklemiyor. Dünya Malatyalılar Günü diye yaftalanmış “4. 4.” yani “44” plakadan feyz alınan 4 Nisan 2026 tarihinde Hekimhan Hekimhan adıyla youtube kanalım üzerinden, çeşitli yorumcu arkadaşların seslendirmesiyle albüm olarak yayınlandı.

 

Muhabir: Malatya üzerine hem hikâye kitabınız hem de türkü albümünüz var yani?

 

GALİP UÇAR: Türkü formunda şarkı demek daha doğru olur. Türküler anonim ve belli otantik kriterlerle oluşuyor benim görüşümce. Bunlar yazanı besteleyeni belli türkü formunda şarkılar. Ama kitapla beraber yazılan şiirler ve yapılan besteler olduğundan eşzamanlı dinlenirse içinde zaten Malatya bulunmak ve hissedilmekle beraber kitaptaki unsurlar da hissedilecektir.

 

Muhabir: Youtube kanalınıza nasıl ulaşabiliriz?

 

GALİP UÇAR: Benim ismimle aratılınca çıkıyor. Galip Uçar yazılınca zaten fotoğrafımdan da anlaşılıyor.

 

Muhabir: Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

 

GALİP UÇAR: Malatya kadim bir şehir. Çok sevmesem de malum bir söz var: "Akıllımız devlet yönetti delimiz Papa'yı vurdu" buna Kurtuluş Savaşı'nın en kritik savaşını kazanan ve işgali durduranın da bir Malatyalı olduğumu eklemeliyiz. Ülkenin en komik adamını da... Siyasetçi, sanatçı, biliminsanı hadi Battalgazi'yi de ekleyelim hayata damga vuran insanların memleketidir. Deprem elbette büyük zararlar verdi şehir yeniden kuruldu. Lakin Aslantepe'den Melitene'den bu yana yaşayan binlerce yıllık bu şehir önemini yitirmeden, dimdik Dünya'nın ilginç ve önemli bir noktası olarak devam edecektir. Bu iki sanatsal ürünüm de yaralı ama dik duran hemşehrilerime armağan olsun


RÖPORTAJ 9 Mayıs 2026 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

 MALATYA HİKAYELERİ RÖPORTAJ

1 Aralık 2025 Pazartesi

NESRİN İÇLİ İLE PERSPEKTİF KONUK GALİP UÇAR ( TELEVİZYON SÖYLEŞİSİ)

 BUSINESS CHANNEL TURK adlı kanalda NESRİN İÇLİ İLE PERSPEKTİF programına Eğitimci Yazar kimliklerimle konuk olduğum yayın 2 ARALIK 2025 saat 15.30'da business channel turk youtube kanalında yayınlandı.

TV PROGRAMI











BUSİNESS TV GALİP UÇAR SÖYLEŞİ

4 Mart 2025 Salı

MİLLİ MÜCADELE GAZETESİYLE YAPILAN 1 2 3 4 5 RÖPORTAJLAR

 1- Röportaj Futbol, Futbolun etkisi, Futbol Siyaset ilişkisi

GALİP UÇAR MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ 1

2- Transferler, Transfer hataları, Kulüpler, Yöneticiler, Potansiyeller

GALİP UÇAR MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ 2. RÖPORTAJ

3- Galatasaray Fenerbahçe derbisi tahmini, Yabancı hakem,  Okan Buruk eleştirisi, Lig değerlendirmesi ve tahminleri

GALİP UÇAR MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ 3. RÖPORTAJ

4- Galatasaray Fenerbahçe derbisi değerlendirmesi, yabancı hakemin performansı, derbi tarihi, Osmanlı ve Türk futbol tarihi, İstanbul'un kulüpleri, Balkan, Birinci Dünya, Kurtuluş Savaşı esnasında futbol, Kulüplerin savas ve milli mücadelede rolleri, kulüpler tarihi

GALİP UÇAR MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ RÖPORTAJ 4

 5- Dünya derbiler tarihi, derbi nedir? Derbiler hangi sebeplerden ortaya çıkmıştır

GALİP UÇAR MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ RÖPORTAJ 5

11 Şubat 2025 Salı

MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ GALİP UÇAR RÖPORTAJI FUTBOL ÜZERİNE

 Milli Mücadele adlı gazetenin GALİP UÇAR'la yaptığı, "Futbol", "Futbol ve Sosyoloji", "Futbol'un Geleceği" içerikli röportaj gerçekleşmiştir. 

Galip Uçar'ın futbol ve diğer alanlarla ilişkisi, alt yapı, gelişim üzerine fikirlerini içeren röportaj Galip Uçar'ın resmi youtube kanalından da izlenebilmektedir

GALİP UÇAR FUTBOL RÖPORTAJ MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ

7 Nisan 2024 Pazar

MELEK ÇAĞLAR'IN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ IMSOMNİK GECELERİN ÖYKÜLERİ RÖPORTAJIM

 Merhaba. Bugün edebiyat camiasında daha çok şiirleriyle bilinen buna karşılık ilk olarak “İmsomnik Gecelerin Öyküleri” adlı hikâye kitabını piyasaya süren Galip Uçar’la röportajımı yapacağım

  • Merhaba Galip Bey. Öncelikle nasılsınız?
  • Teşekkür ederim. Olabildiğince iyi olmaya ve iyi kalmaya çalışarak yaşıyorum
  • “Kalmaya çalışarak” diyorsunuz bunun bir nedeni var mıdır? Hayatınızda ters giden şeyler mi var?
  •  Aslında çoğu şeyin rutin olduğu ve bu tekrarlar arasında; gerek sabah işe giderken aynı yüzleri gördüğüm, gerek eve dönerken aynı sokaklardan yürüdüğüm, şehrimin yazında, kışında ne olacağını bildiğim ve tahmin ettiğimin de başıma geldiği klasik rutin bir hayatı yaşıyorum. Bundan dolayıdır ki belki her şey aynı, hatta stabil ama bir şekilde devam ediyor. Yani ters giden bir şeyler herkeste olduğu gibi bende de vardır. Eminim ki siz de ben de tamda istediğimizi yaşamıyoruz. Bundan dolayı “kalmaya çalışıyorum” diyorum.
  • Peki o zaman röportajımızın edebi kısmına sanırım başlayabiliriz?
  • Elbette…
  •  Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
  • Kökleri Doğu’nun ana damarı olan Fırat Nehri kıyılarına, Malatya’ya dayanan ama İstanbul’da doğmuş, yetişmiş, büyümüş bir insanım. İstanbul’daki okullarda okudum, doksanların ve iki binlerin belki de en güzel dönemlerini; ki bu devirde çok güzel şeyler yaşamışız ama onlardan meğerse boşu boşuna yakınırmışız daha iyi anlıyorum, okullarda geçirdim. Okul hayatım boyunca ve yaşamımın her yerinde sanatla uğraştım ve üniversitede de sanatsal bir bölüm olan Türkoloji bölümünü Yeditepe Üniversitesi’nde okuyup, mezun olduktan sonra aynı üniversitede Eğitim Yönetimi yüksek lisansı ve pedagojik formasyonu alıp yüksek eğitimci ve öğretmen oldum. Tabi 2009 senesi itibariyle öğretmenliğe de başladım. Çeşitli okullarda ve belediyelerde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalıştım. Lefkoşa’da TED Koleji’nde bunun zannederim hem sanatsal olarak, hem eğitsel manada zirvesini yaşadım. Bunun yanı sıra editörlük  ve redaktörlük yapmakla beraber illa ki farklı farklı dergilerde yazılarım ve şiirlerim yayınlandı. Tiyatro tarzında eserler verdim. Bunlar da okullarda başta olmak üzere çeşitli yerlerde sahnelendi. Kısaca sanatla ve eğitimle yaşamına devam eden, yazan, şarkılarını ve türküleri söyleyen, araştıran, üreten biriyim. Tarih, siyaset ve spor alanlarında da araştırmalar ve çalışmalar yapıyorum. Tarih lisansını da bitirmiş biriyim. Bunun sebeplerinden biri de Türkolog olarak Türk dili dışında kültür ve tarihini de sanatını da anlatırken, insanların karşısında bunun da bilimsel kişisi olarak durmak için okudum. Yani ahkam keseceksem iki akademik kariyerimi de ortaya koyup, konuşabilmek için birbiriyle koordine ettim.
  • Okumaktan hoşlandığınız Dünya ve Türk edebiyatı yazarları kimlerdir?
  • Eskiden olsa sanırım ilk başta Nâzım Hikmet ve Dostoyevski derdim. Lakin artık şiir konusunda Ahmet Erhan’la başlıyorum, Attila İlhan, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Edip Cansever tabi ki Cemal Süreya, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmet Arif, Küçük İskender ve Arif Damar . İlla başka şairler de vardır ama bir solukta ağzımdan çıkacak ilk isimler bunlar. Roman ve Hikâye başlığı altında Sait Faik Abasıyanık, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Cengiz Aytmatov,  Mahmut Makal, Samim Kocagöz, Tanpınar, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Vedat Türkali, Cevat Şakir Kabaağaçlı. Dünya edebiyatından ise Poe, Kafka, Hemmingway, Neruda, Ritsos, Brecht, Çehov, Mayakovski, Hugo, Zweig. Dediğim gibi ilk olarak akıldan geçip, ağızdan dökülen bunlar ama dünyanın her yerinden illa okuduğum ve beğendiğim yazarlar var. Misal çoğu kişinin tanımadığı ama bizim ülkemizden, bizden biri olan Garbis Cancikyan yahut Azeri sahasından Behrengi ve Vahapzade bunları da okurum. Bir idolüm hayatta olmadı, kendime yol seçtiğim için yazarların listesi bu kadar uzun oldu.
  • Çocukluğunuzda kitap ile ilişkiniz nasıldı, ilk okuduğunuz kitap neydi?
  • İlk okuduğum kitap, tabi ki çocuk kitapları ya da resimli kitaplardır ama kitabı edebi manada ve eğitsellik dışında, okuma bilinciyle okuduğum ilk kitap sanırım Şeker Portakalı adlı kitaptı. Kitaplarla ilişkim de şöyle söylenilebilir: Şu dönemde anlaşılması zor olsa da, biz yani seksenli yıllarda doğan çocuklar, darbe döneminde doğmuş ve kaostan kurtulmaya çalışan ve toparlanmaya çalışan bir ülkenin yeni doğan çocuklarıydık. Ailelerimiz gerek siyasi gerekse de sosyal olarak çok şeyler yaşamış ve ardından daha da zor bir dönemde bizleri doğurup yetiştirdiği için kitaplarla erken yaşlarda hatta çocukluk yıllarında tanıştık. Çünkü bizden önceki o zorlu ama onurlu dönemden kalan kitaplar ve müzikler hep evin içindeydi. Bu sebepten de kendi yaşımızdan büyük kitaplarla da iç içeydik ve ondan dolayı da biz onlu yaşlarımızda çoğu şeyi anlıyor ve bunlara yorum yapabiliyorduk.
  • Yazarlığa başlamanızda neler etkili oldu, nasıl başladınız?
  • Yazmak insanı rahatladır. Ben zamanla kendini dışarıya dökebilen biri oldum. Belki kendime biraz geç değer vermeye başladım diyebilirim. İçe kapanık bir kişi miydim? İlk gençlik yıllarımda kimse kırılmasın, dökülmesin en azından benden sebep bir şey olmasın diye içe kapanıktım diyebilirim. Yani sınıfın o en sessiz çocuğu olmasam da saygıda kusur etmeyen, pek de ses çıkarmayan, kabullenen, hoşgörü denilen o insanı kanıksatan kavrama çok sahiptim. Doğal olarak da okuyan da biri olarak küçük not almalarla başladı. E zaten müzikle de uğraşıyorum, şarkı sözleriyle de haşır neşir olmak durumundayım. Şiir yazmaya başladım. Aynı dönemde küçük diyaloglu metinler, tiyatro sayılmayacak kadar amatör şeyler de çıktı. Ama öykücülük üniversitenin birinci sınıfında yazdığım bir Rus karakterlerin diyalog halindeki öyküsüyle başladı. Baktım ki keyif de alıyorum, beğeniliyor da bu sefer yayınlanabilecek şiirler ve hikâyeler olsun diye kendimi geliştirdim ve bugünlere geldim.
  • Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?
  • Sondan başlayayım. Ne rutin, ne ritüel vardı. Fikir aslında ortaya çıkmadı. 2006 senesinden 2021 senesine kadar olan dağınık hikâyeleri bir klasörün içinde topluyordum. İlk olarak şiir kitabı çıkaracağımdan edebiyat camiasından arkadaşlarım, dostlarım ve okuyucular da ben de o kadar emindik ki… Herkesi yanılttım. Daha doğrusu öyküler artık öyle kıyıda köşede durmak istemedi. Bir de yakın zamanda kaybettiğim, çok sevdiğim bir dostum, ablam, aynı yüksek lisans sınıfında yer aldığım Süheyda Tetik bir gün bana demişti ki: “Sen şiir yazıyorsun da bu öyküler yok mu? Asıl senin bu öykülerin bu hayata bir şeyleri gerçekten bırakıp, ölümsüzleşecek”. Biraz onun dedikleri, biraz da kabına sığmayan hikâyeler ve ülkenin ortamına sunamayacağım kadar sert şiirler yazdığıma inanmamdan dolayı bu hikâye kitabı ilk sırayı aldı. İsmine nasıl karar verdim. Aslında kitabın ismi “İnsomnik Gecelerin Öyküleri” olacaktı. Her öyküyü arka arkaya koyduktan sonra başa döndüm ve başlığı yazdım ama yazdığımda n yerine m yazmışım. Beni bilen bilir. Çok büyük hatalar olmadıkça ben yazdıklarımı geri okumam ve Beat Kuşağı gibi kalemden dökülmüş yazılar aynı şekilde benden çıkar ve yayılır. Başlıkta aslında çok büyük bir hata oluşturmuşsa da benim yazı felsefemde geri dönüş olmadığı için İmsomnik olarak kaldı. Neden insomnikten dönen bir imsomnik derseniz? Hepsini gece yazdım, belki hastalık derecesinde uykusuzluk olmasa da uykuya yakın hallerde yazdım.
  • Kitabı yazarken nelere dikkat ettiniz?
  • Sanırım hiçbir şeye diyeceğim ama gerçekçi ve gerçeklik sahibi olması diyebilirim. Belli bir duruşu olacak ve kurmaca da olsa toplanmış kurmaca yani hayatın bir yerlerinden, belli kesitler, kişiler yahut onların özellikleri ki bu sokakta gözüme çarpıp, aklımda kalmış olan küçük yahut büyük parçalar ya da olaylardır, kısaca halktan olmasına dikkat ettim.
  • Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
  • Kitap birbirinden hayli bağımsız öykülerden oluşuyor. Kitabın içinde yer almaları dışında bir de benim kalemimden çıkmaları dışında ortak bir yanları yok. Hayatın içinden farklı yerlerde yaşadığım, gözlemlediğim ve onları gece düşünüp, birbiriyle kaynaştırıp, kurguladığım eserler. İnsanlar okuduğunda kendilerinden yahut çevrelerindeki biri ya da birilerinden illa ki bir parça bulacaktır. Acı, mutluluk, üzüntü, yalan, heyecan vb. çok çeşitli duyguları barındıran yani insandan feyzini alıp insanı insana anlatan bir kitap.
  • Yazdığınız metinlerin öykü olması bilinçli bir tercih mi? Başka türlerde de yazıyor musunuz?
  • Röportajın başında da belirttiğim gibi benim adımı duyanlar ilk olarak şair olarak tanırlar. Şiir, şarkının şiiri olan şarkı sözü, tiyatro oyunu metni, senaryo, deneme, makale, eleştiri, reklam metinleri yazının sanırım her alanında bir üretimim var
  • Kitapta adı geçen karakterlerin hayatınızla bağı var mı? Size en yakın olanı hangisi, bu hikâyelerin kahramanlarından kaçı sizsiniz?
  • Hayatın içinden bir kitap ve hayatın içinden gelmiş geçmiş, kalmış, yitmiş birçok tanıdık, tanımadık kişiler var. Her hikâyede illa ki benden bir parça da vardır. En yakın olanı hepsi çünkü hepsi benden çıktı.
  • Karpuz kokusu hikâyesinin yaşanmışlığı var mı, varsa anlatabilir misiniz?
  • Direk bir yaşanmışlığı yok. O da belli toplama kurgular ve gerçekler barındırıyor lakin benim aile meyve sebze işiyle uğraşıyor. Bizim ailede hatta sülalede doğan çocukların ilk fotoğrafı karpuzun üzerine oturur şekilde yahut arasına konmuş şekildedir. Doğuştan bu zamana dek karpuz kokusu hem karnımızı doyuran, hem keyif aldığımız, hem bir bakıma yoldaşlık etmiş bir koku.
  • Önsözdeki “Belki yazdığın öykülerle mağarandan çıkıp, bilgeliğinle insanlığı aydınlatma vaktidir. Romantikliği bırak.” Sözü bu kitabı yazmanızda ne kadar etkili oldu?
  • Birkaç soru önce size anlattığım, yitirdiğim dostum, ablam Süheyda Tetik’in bana söylediği bir sözdü. İkimiz de eğitimciyiz ama benim yazarlık ve başka sanatsal yönlerimi de biliyordu. Çok atak biri değilimdir. Hatta miskin yaşamayı çok severim. Ahestelikle hayatın küçük ayrıntılarını yaşayıp, koşarak ölüme gitmeyi pek istemem. İşte bu atak olmayış durumunda ve dostlar arasında genelde fikri alınan ve önemsenen de biriyimdir, bu fikirleri kendime saklayıp, yaymamam ve ürettiklerimi piyasaya sunmamam üzerine söylenmiş bir söz bu.
  • Hikâyelerin betimleme üzerine kurgulanmasının amacı nedir? Bir tür sinema mı yaratmak istiyorsunuz?
  • Ben görselliği severim. Yazdığım kelime yahut cümle benim gözümün önünde sinematografik olarak canlanır. Yani betimleyerek yazarım çünkü aslında yazdığım her şey gözümün önünde gerçekleşir ama benden başka kimse görmez.
  • Kitaptaki hikâyelerinizi okuyucu gözüyle okuduğunuzda neler hissettiniz?
  • Bazı düzeltmem gereken yerler haricinde ben yazdıklarımı okumam. Kitabımı da elime geçtiğinde sadece inceledim, okuyucu gözüyle okumadım. Zaten böyle bir şeyi de yapamam. Onu yaratan, doğuran ve sunan benim.
  • Yazmış olduğunuz bu eserin kapağı hakkında yardım aldınız mı, sizin tasarımınız mı?
  • En sorulmasını istediğim sorulardan biri budur. Kapağı çizen kız arkadaşımdır. Kapaktaki o insan, kıvırcık saçlı olan kişi benim. Yıldızlar ise hikâyeler kadar vardır. Bir yıldız da benim ensemdedir yani o ana yıldızdan o yıldız ortaya çıkmıştır. Kız arkadaşım ve benim ortak düşüncemizdir. Kapak aslında daha düzeltilecekken, ben yine yazılarımda olduğu gibi ilk ve ham halini yani en gerçek halini basıma yolladım ve o kapak oldu. Bundan dolayı da orantısızlıklar var. Ben de hayatımda orantısızım bu sebepten kitap kapağı da ben gibi.
  • Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz? Bitmesi bir yana, bir dergiye gönderebileceğiniz kararını verirken, kendi kendinizle hesaplaşırken göz önünde bulundurduğunuz kıstaslar nelerdir?
  • Başladığı gibi aslında kendi bitiyor. Bir yerde artık ya bilinmezliğe yol alıp ucu açık bitiyor ya da bitmesi gerektiğinden tükeniyor. Kendimle hesaplaşmalarım aslında yazılarım. Yazdığım şeyler de kıstaslarım. Kafam çok karışıksa içeriği karmaşık kurgulanıyor, sakinsem biraz romantik yahut melankolik oluyor. Dergilere gönderilen yazılar ya da şiirler derseniz dergiye gitmesi gerektiği vaktin akabinde üretip orası için özel yazıp, yolluyorum. Kitaplaşamayacağına inandığım eski eserlerimi yahut yarışmaya katılan eserlerimi de yollama durumum oluyor.
  • Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?
  • Çok sevdiğim eğitimci ağabeyimin tanıdığı bir yayınevine yönlendirmesiyle basım gerçekleşti. Konya’da Mustafa Tenker Yayınları’ndan çıktı. Önce dosya istendi, sağ olsunlar referanslı olunca ilgileri biraz daha fazla oldu. Lakin süreç çok fena geçti. Şubat 2023 başında yolladığımda Kahramanmaraş Depremlerine denk geldi ve belki bir haftada dönülebilecek yanıt bir buçuk aya, doğal olarak uzadı. Önceden başka yayınevleriyle de görüştüm ama tutarsızlıklar, maddi olarak sunulan uçuk rakamlar, bazı güvenemeyişler, kendi maddi durumumun denk gelmemesi, sayabileceğim başka sebeplerden onlarla çalışmadım. Mustafa Tenker bey hem güven verdi hem de kitabın çoğuna sponsorluğunu da yaptı. Sağ olsun süreçte de hep yanımdaydı. Depremin kaosu ve sonrası ardından seçim süreci, sonra yine seçim süreci pek de reklamını aktif yapamadığım bir de üzerine acil olarak ameliyata alınmamla hayatımın yine durgunlaşmak zorunda kalmasıyla birlikte bu zamanlara geldik. Aslında bu bahaneyle kitabımdan da özür dilemek istiyorum, satış ve pazarlama aşamasında neredeyse onun yanında hiç yoldaşlık edemedim ve kendi kendini okurla buluşturdu.
  • Bu kitabı tamamlamak ne kadar sürdü?
  • 2006’dan 2021 senesine kadar.
  • Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa kısaca söz edebilir misiniz?
  • Olmaz mı? Hem bekleyen öykü kitapları, hem de en son baktığımda sayısı yirmiye ulaşan şiir kitabı taslakları var. Üretmeye de devam ediyorum, soluğum kesilene dek de üreteceğim.
  • Yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?
  • Korkmadan yazın. Sadece yazın ve içinizde bırakmayın. Satmayabilir. Çoğu kişi kitabınızı almayabilir ama ulaşması gereken kişiye bir yoldan bir kelimeniz bile ulaşacaksa ulaşır.
  • Röportaj için tekrar teşekkür ederim ama ayrıca benim gibi edebiyat okuyan bir üniversite öğrencisinin sizinle röportaj yapma talebini hiçbir şekilde geri çevirmeyerek, ilkten kabul ettiğiniz için ayrıca minnettarım. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
  • İnsan doğar, yaşar, üretir ve nihayetinde bir vesileyle ölür ve toprakla bir olur. Ben sanatı ölümsüzlük için ve halklara bir şeyler anlatabilmek, gizlide saklıda kalmış görünmeyen yahut görülemeyecek kadar küçük şeyleri fark etsinler diye aracı olarak kullanırım. Yarına inanmam. Bir saniye sonrasında ölebileceğimiz gerçeği varken benim için yarın yoktur. Düne ve ana kefilim. Onlar yaşandı ama yarın ya da birkaç saniye sonrası benim için yok. Bu sebepten, ilham o an bana ne getirdiyse üretirim ve saklarım. Eğer ben yaşarken sunulabiliyorsa ne âlâ ama ben yaşarken basamadıysam, sunamadıysam yahut bu müzikse onu kaydedip, okuyamadıysam, benden sonra yakınımdakilere doğal vasiyetimdir ki onları yayınlasınlar. Yazmak ve üretmek isteyen herkes de bu fikirler yol aslın ki sonraya kalan ilhamlar pek de vücut bulmuyor. Gece uykun bölünse de o bölünen saatte doğurduğun yeni ürün sonsuza dek gözü açık yaşıyor. Bir de edibe namzedi yahut müstakbel edibe olman dolayısıyla tavsiyeler ilk ağızdan tabi ki size de Melek hanımcığım. Üniversite öğrencisi olmanız yahut sıradan biri olmanız ile ünlü bir gazeteci olmanız arasında halka ulaşacak bir vesile yaratacağınızdan benim için bir fark yok. Önemli olan üretilenin halka ulaşması ve bunun gerçekten gönülden gelen birisi tarafından ulaştırılmasıdır. Bu sebepten ben teşekkür ediyorum böyle bir röportaj gerçekleştiği için.
RÖportaj 7  Nisan 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır