Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

9 Temmuz 2025 Çarşamba

DADA KAHVERENGİSİ DENİZLERDEN BİR SAHNE

Kayık içinde oturmuş bir geyik

Geyiğin boynuzlarında bir çadır

Çadır içinde yanar deniz cayır cayır

Ateşin içinde bir deniz

Deniz üstünde yürüyor Tebriz

Tebriz üstünde uçan balık

Balığın ağzında can çekişir martı

Martının gözünden damlıyor hamsi

Hamsinin kuyruğu top güllesi

Top güllesinin içinde açmış güller

Güllere konar olmuş proleter

Proleterin elinde bir kahve

Kahvenin dibinde yaşar mahlukat-ı aheste

Mahlukat-ı aheste koşar gider

Giden ardına bakmak için önünü döner

Dönen har içinde donar

Donan gidip güneşe konar

Güneş içinden salar suları

Suların kışın açar dalları

Dallar üstünde doğar bir kül

Kül içinden çıkar bülbül

Bülbülün şarkısı şarka döner

Şarktan gün doğar denize girer

Denize giren kirlenir beton temizlesin

Temizlenemeyeni düldül neylesin

Boooom çektim boooomardım gördün mü?

Boooom edince boooommaradirindin mi?

Boooommaradirindinsegüpgürügürüttün mü?

Güpgürügürütemediysen midenden güldün mü?

Güldün desen kızarıp da verdin mi?

Vermediğini alıp da sevdin mi?

Sevdiğini alamayanın sevenini sevdirirler

Sevdirirler de sevenini seni sende severler

Sevme beni içinden dağ çıkar

Dağ çıkarsa üstüne kayık konar

Kayık içinde bir geyik başı

Boynuzları arasında çadır bezi

Da da dada 

Ayaklandı gezi

Da da dada

Dada da da

Booooooom

Hüppppppppp

Ohhhhhhh

Kahve tadı

Denize girdim

Güneş kahvelendi

Dada oldu kahverengi 


GALİP UÇAR        KADIKÖY 2013


Şiir 9 Temmuz 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

30 Haziran 2025 Pazartesi

Umutsuz Kadın Umutlu Fener ve İstanbul Hikâyesi

 Tam umudum bittiği an


Bir İstanbul kışında


Denize yürünerek ulaşılan tek noktada


Tren sessizliğinde Haydarpaşa,


Çamlıca yeli ve Marmara


Bir kadın olanca büyümüş


Bir kadın gülüşüyle büyüymüş


Bilmem kaç sevdanın yorgunu


Bilmem kaç yorgun sevdanın müsebbibi


Deniz ortasında adım adım


En ucunda yani


Bir fenerin ışığının ılımanında


İstanbul kışında


Bir kadın


Yürekte yara akılda belirsizlik


Ruhta acı


Sebep adamla değil


Bambaşka bir adamla


Fenerin altında İstanbul’un en ucunda


Konuşuyor dinliyor


Anlatıyor anlıyor


O an kendine çok şaşıyor


Adım adım yüzleri yakınlaşıyor


Küçük bir tebessüm kadının kırmızı rujlu ağzında


Adam işte tam da bunun için diyor


Kadında bir heyecan şaşıp kalıyor


Bilmem kaç yıl sonra bir adam yanında


Beden degil gülücük gibi hissediyor


Ruhundaki bela dağılıyor


Sorular kayboluyor


Yürek bir kan pompasıyla atıp kurtuluyor belirsiz sevdasından


Yüz yüze daha da yakınlaşıyor


Adamın eli kadının belinin tam ortasında


O an bir tebessüm yine kadında


Bedeni pür tertemiz


Yeniden bakire


Kaybediyor tüm yaşamışlıklarını


Kayboluyor tüm erkekleri


Aşk dediklerinin yalan olduğunu


Oyun olduğunu anlıyor


Omuzlarından onca yalan sevdanın yorgunluğu


Masum sırtından adamın eliyle tuttuğu noktaya akıyor


Kadın bir tebessüm daha verip bir cesaret öpüyor adamı


Akıp gidenlerin boşlukları huzurla doluyor


Daha da kocaman öpüyor


Bir gemi geçiyor


Tren sessizliğinde Haydarpaşa


Kadın gerçek sevdasına


İstanbul’un en ucunda kavuşuyor


Fener ısıtıyor


Kadın öpüyor


Adam öpüyor


Öpe öpe arınıyorlar


Eskimiş


Yalan sevdalarından


GALİP UÇAR                            KASIM 2013


Şiir 30 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

26 Haziran 2025 Perşembe

KEDİLERDEN DİNLEDİM İSTANBUL'U - GALİP UÇAR - 2025 HAZİRAN enstrümantal albüm

 Bestelerinin tamamının GALİP UÇAR'a ait olduğu enstrümantal bir albüm olan KEDİLERDEN DİNLEDİM İSTANBUL'U, İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunduğu sırada, aklına gelen tınıların notlar halinde kaydedilmesi sonrasında oluşan şarkıları içermektedir. Ataşehir, Kadıköy, Üsküdar, Çamlıca, Bağdat Caddesi gibi yerler dışında, İstanbul'un eski semtlerindeki meyhaneleri, tarihi yerleri, Boğaziçi'nde vapurla iki kıta arasında gezmenin keyfi ve telaşını da içermektedir. İyi dinlemeler


1- ATAŞEHİR'DE İHANET ÇEMBERİNE DİRENEN 2-BOĞA HEYKELİNE DAYALI ŞİŞE 3-ÇAMLICA'DA GÖRDÜM PARLAK BİR AY 4- ÇAMLIK TEPESİ 5-ETHEMEFENDİ 6- GALATA MERDİVENLERİNDE BİR KATALAN 7- GETİR KADEHLERİ HAYDİ BARBA YANNİ (GİANNİ) 8- İSTANBUL BANA NELER ANLATACAK 9- KADİFE SOKAK'TA BARLARIN KAPANMA SAATİ 10- KADIKÖY VAPURU 11-KARAKÖY'E YANAŞAN LADİNO VAPURU 12- KEDİDEN DUYDUM 13- MEYHANE KAPANMAYA YAKIN 14- MÜHÜRDAR BAĞI 15-MÜHÜRDARDA OTURAN ŞAİR 16- PAŞALİMANI PARKI 17- PRİNKİPO TAVERNASI 18- SAHRAYICEDİT'TE HAZİRAN AKŞAMI





















19 Haziran 2025 Perşembe

PENCEREMDEKİ ŞEHİRDE KAHVERENGİ DÜŞLER

Buğusunu silince camın

Gri bulutlarla kaplı şehrin

Uzak bir tepesinde

Bir türkuaz mavisi ufuk

Sanırsın yeni bir umut

Bir an yüzler geçiverdi penceremden

Her çeşitten

En özel numune misali

İnsan tercihleriyle güzel ya hani

Çeşitlikleri en zengin ya

Bir yudum aldım kahvemden

Kahverengi düşler kurdum

Sildim yine of çektiğimin buğusunu camdan

Yine yüzler

Bambaşka

Sonra düşündüm

Yanımdalarmış gibi

Düşündüm yanımdaymışsın gibi

Bazen inan insanlar çok güzel oluyor

Görünüşleriyle değil

Konuşmalarıyla değil

En çok ama en çok

Varlıklarıyla

Çok güzel oluyorlar

GALİP UÇAR                             2013 SAHRAYICEDİT


Şiir 19 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

17 Haziran 2025 Salı

ÖZGÜRLÜĞÜN ATEŞİ

 Kalpler içimizdeki ateşle yanıyor

Hakikatin kalacağı yerde birlikte yürüyoruz

Bayraklar açık gökyüzünde yüksekte dalgalanıyor

Sevdiğimiz topraklarımız için asla ölmek yok


Yükselin ey insanlar, gök gürültüsünün kükremesine izin verin

Özgürlüğün ateşi sonsuza dek tutuşur

Bu kutsal kıyıda attığımız her adımda

Ruhumuz fırtına ve savaş boyunca kırılmadı


Dağlar ve nehirler boyunca yürüyoruz

Adalet bizi çağırıyor, bölünmeyeceğiz

Her ses bir davul sesi, her el bir kılıç

Biz ilerlemeye devam eden bir halkız


Yükselin ey insanlar, gök gürültüsünün kükremesine izin verin

Özgürlüğün ateşi sonsuza dek tutuşur

Bu kutsal kıyıda attığımız her adımda

Ruhumuz fırtına ve savaş boyunca kırılmadı


Toprak kaybedilen hayatları hatırlıyor

Ruhumuz fırtına ve savaş boyunca kırılmadı

Her taş geçtiğimiz bir köprüdür

Tek bir güçlü zincir olarak boyun eğmeden duruyoruz

Kan ve gözyaşlarıyla her zinciri kırıyoruz


Yükselin ey insanlar, gök gürültüsünün kükremesine izin verin

Özgürlüğün ateşi sonsuza dek tutuşur

Bu kutsal kıyıda attığımız her adımda

Ruhumuz fırtına ve savaşta kırılmadı


GALİP UÇAR                HAZİRAN 2025

Şiir 17 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştı

7 Haziran 2025 Cumartesi

DENİZE BIRAKTIM

Denize bıraktım kendimi
Bir yanı su alan tekne gibi
Üstüm başım köpük
Dalga dalga sallanmışım
Yosunlara saklıdır efkârım
Yarim
Ayvaz yüreklim
Gelmiş mi sonbaharı aşkın
Çöller mi çeker
Kum fırtınalarının dehşetlerine bizi
Zerreciklerin tokadıyla yanar yanaklarımız
Susuz ve kurak çatlak dudaklarımız
Gölgesi düşmüş bir öğle vaktinin
Gri kara bulutların ardından
Saat seslerinden başka ses kalmamış
Sözler unutulmuş
Kağıtlar çöplerde saklı
Yahut yanık
Küle dönmüş o ilk zamanların lütfu
Uçuşmus hafif yelle
Savrulmuş bir yerlere
Yarim
Ayvaz yüreklim
Bir otobüsün tekerlekleri gibi
Döne döne ezmişiz yılları
Ama en çok da yüreğimizi belki
Kanı gitmiş
Beyazı kalmış
Onda da lastik izleri
Ne dermanı kalmış titremeye
Ne damarı yolu
Çökmüş bir menfezin üstünden geçen
Sanki paslı kırık bir demiryolu
Kaç vagonu devirmiş
Kaç ağıt yakılmış ardından
Kaç istasyon gelmesini beklerken
Seferlerini iptal etmiş
Yarim
Ayvaz yüreklim
Sonbaharıysa şimdi aşkın
Yapraklar
Takvim yaprakları gibi söküldüyse
Zaman misali bir yalan
Olmayansa
An an dahi değildir artık
Ellerini uzatan
Üşüten bir demir cevheri
İçten içe paslı
Sonbaharıysa bu aşkın
Geçmiş günlerin ağıtlarıyla
Yorgun
Yaslı
Su almak vaktidir
Köpük köpük
Derinliklerin lacivertine meraklı

GALİP UÇAR                                  EYLÜL 2024

 Şiir 7 Haziran 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

6 Haziran 2025 Cuma

SÖZ MÜZİK GALİP UÇAR / HAZİRAN ŞARKILARI / 2025 HAZİRAN

Söz ve müziklerini GALİP UÇAR'ın yazdığı çeşitli sanatçıların HAZİRAN 2025 tarihinde seslendirdiği ve YOUTUBE üzerinden yayınlanan HAZİRAN ŞARKILARI projesi:

BÜYÜK DERENİN KIYISINDA versiyon 1 ....... MİLİD

BÜYÜK DERENİN KIYISINDA V1 

BÜYÜK DERENİN KIYISINDA versiyon 2 ......... MİLİD

BÜYÜK DERENİN KIYISINDA V2

AH DENİZ V1 ....... MİLİD

AH DENİZ V1

AH DENİZ V2 ..... MİLİD

AH DENİZ V2

KORDON BOYUNDA ADAM İLE KIZ V1 .... MİLİD

KORDON BOYUNDA ADAM İLE KIZ V1

KORDON BOYUNDA ADAM İLE KIZ V2 ..... MİLİD

KORDON BOYUNDA ADAM İLE KIZ V2

GEÇİP DE GİDERMİŞ ZAMAN V1 ..... MİLİD

GEÇİP DE GİDERMIŞ ZAMAN V1

GEÇİP DE GİDERMİŞ ZAMAN V2 ..... MİLİD

GEÇİP DE GİDERMİŞ ZAMAN V2

İSTANBUL'UN İKİ YAKASI V1 ..... MİLİD

İSTANBUL'UN İKİ YAKASI V1

İSTANBUL'UN İKİ YAKASI V2 ...... MİLİD

İSTANBUL'UN İKİ YAKASI

SANA GİDEN GEMİ versiyon 1 ............................MİLİD

SANA GİDEN GEMİ V1

SANA GİDEN GEMİ versiyon 2 ............................MİLİD

SANA GİDEN GEMİ V2

MELİSE ÇİÇEĞİ ................................................MİLİD

MELİSE ÇİÇEĞİ GİBİ JAZZ 1

YARİN DAĞLARINA VAR GİT TURNAM V1 ...... MİLİD

YARİN DAĞLARINA VAR GİT TURNAM V1

YARİN DAĞLARINA VAR GİT TURNAM V2 ...... MİLİD

YARİN DAĞLARINA VAR GİT TURNAM V2

MANYAK KEDİ DELİ MARTİ V1...... MELİTEN

MANYAK KEDİ DELİ MARTI

MANYAK KEDİ DELİ MARTI V2 ....... MELİTEN

MANYAK KEDİ DELİ MARTI VS

MELİSE ÇİÇEĞİ ................................................MELİTEN

MELİSE ÇİÇEĞİ JAZZ 2

KÜÇÜK KIZIN ŞARKISI  versiyon 1 ............... MELİTEN

KÜÇÜK KIZIN ŞARKISI V1

KÜÇÜK KIZIN ŞARKISI versiyon 2 ..................MELİTEN

KÜÇÜK KIZIN ŞARKISI V2

KAL Û BELADAN BERİ  versiyon 1..................MELİTEN

KAL Û BELADAN BERİ V1

KAL Û BELADAN BERİ versiyon 2 .................. MELİTEN

KAL Û BELADAN BERİ V2

BİTMİYİ GÖNÜL versiyon 1................................HEKİM HAN

BİTMİYİ GÖNÜL V1

BİTMİYİ GÖNÜL versiyon 2................................HEKİM HAN

BİTMİYİ GÖNÜL V2

BİR GÜZELE MEFTUNDUM BEN BİR ZAMANLAR ......... HEKİM HAN

BİR GÜZELE MEFTUNDUM BEN BİR ZAMANLAR 1

BİR GÜZELE MEFTUNDUM BEN BİR ZAMANLAR ......... NİL HAN

BİR GÜZELE MEFTUNDUM BEN BİR ZAMANLAR 2

GALATASARAY SENSİN ŞAMPİYON V1 ......... REDBELLİON 

GALATASARAY SENSİN ŞAMPİYON V1........ REDBELLİON 

GALATASARAY SENSİN ŞAMPİYON V2 .......... REDBELLİON 

GALATASARAY SENSİN ŞAMPİYON V2

İNFİLAK.ETMİŞ ŞEHRİN ÇOCUKLARI .... REDBELLİON

İNFİLAK ETMİŞ ŞEHRİN ÇOCUKLARI

RAİF'İN TÜRKÜSÜ V1 ..... REDBELLİON

RAİF'İN TÜRKÜSÜ V1

RAİF'İN TÜRKÜSÜ V2 ..... REDBELLİON

RAİF'İN TÜRKÜSÜ V2

BEAT V1 .......... APRİ

BEAT V1

BEAT V2 ...... APRİ

BEAT V2

YASEMENLER YASEMENLER V1 ..... APRİ

YASEMENLER YASEMENLER V1

YASEMENLER YASEMENLER V2 ..... APRİ

YASEMENLER YASEMENLER V2

ALEV ALEV YAK V1 ..... APRİ

ALEV ALEV YAK V1

ALEV ALEV YAK V2 ..... APRİ

ALEV ALEV YAK V2

DENİZE BIRAKTIM ......... CAPTAİN C

DENİZE BIRAKTIM



KÜÇÜK KIZIN ŞARKISI

 Sabah erken uyandı

Kalkıp çiçek topladı Sepetini sallayarak Küçük kız Güneşi selamladı Sonra sahile kaçtı Denizi çok severdi Küçük kız Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı doya doya Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı Doya Doya Sonra bir kedi gördü Aldı kucağına Sevdi okşayarak Küçük kız Kumsala atlayıp Koştu hiç durmadan Sonra suya daldı Küçük kız Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı doya doya Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı Doya Doya Mutluydu gönlünce Hem de umutluydu Durmadan gülerdi Küçük kız Yeryüzüne düşmüş Sanki bir yıldızdı Parlaklık saçardı Küçük kız Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı doya doya Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı Doya Doya Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı doya doya Küçük kız Aşıktı hayata Küçük kız Yaşardı Doya Doya

GALİP UÇAR HAZİRAN 2025

2 Haziran 2025 Pazartesi

ERMİŞSE SIRRINA DÜNYA

 Ermişse barışın sırrına dünya

Bir türkü söyle takılsın turnanın kanadına

Yazsın anlatsın

Dağını

Ovasını

Yaylasını

Şehrini

Gahi zindanda gahi kahvehane masasında

Dinle tarlasını

Fabrikasını

İşçinin nasırlı ellerinden tutanda

Bir yürek yırtılır

Kalır hasretli sızı

Helalleşir

Yarım kalmış bir söz dudakta

Lisanı belirsiz 

Lisanı hepimiz

Bir ırmak akar

Ülkeler coğrafyalar halklar geçen

Geçmez hasretliğin acısı

Kardeşin kardeşe düşman edildiği yerlerde

Ermişse işin sırrına dünya

Bir turna uçar gider

Türküsü kanadında

GALİP UÇAR.     MAYIS 2025

Şiir 2 Haziran 2025 tarihinde Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır


ERMİŞSE SIRRINA DÜNYA



24 Mayıs 2025 Cumartesi

FIRAT'A AKAN AŞK

 

                                               

Malatya’nın dağlarla çevrili, baharda badem ağaçlarının çiçeklendiği küçük bir Alevi köyü olan Karagözler’de hayat yavaştı ama gelenekler ve yaşam çok hızlıydı. Bu köyde her sabah horoz sesleriyle uyanılır, kadınlar tandır başında ekmek pişirir sonradan tarlaya, bahçeye gider, erkekler ise tarlaya gider sonra da ticaret için merkeze inerdi. Ancak bu sıradan hayatın ortasında iki yürek, sıradanlığa sığmayan bir aşkın hikâyesini yazıyordu: Zehra ve Ali Cem.

Zehra, köyün saygı duyulan ailelerinden biri olan Kaya ailesinin yedi çocuğunun en küçük kızıydı. Gözleri dağ çiçekleri kadar parlak, sesi ise rüzgârın yapraklarda bıraktığı titreşim kadar naifti. Onun güzelliği yalnızca dışıyla sınırlı değildi; yüreği, dedesinden öğrendiği deyişlerle, anasından miras kalan sabırla yoğrulmuştu. Kitap okumayı sever, fırsat buldukça köyün dışındaki tepelere çıkar, orada yalnız kalıp hayaller kurardı. En büyük hayali bir gün öğretmen olup başka köylerdeki çocuklara ışık olmaktı. Bu hayalini defterinin ilk sayfasına şöyle yazmıştı: "Bir gün, bir çocuğun gözlerinde umut olacağım. Sonra o ve diğerlerine bildiğim tüm şeyleri öğreteceğim."

Ali Cem ise köyün tarihi cem evinin dedesinin torunuydu. Babası yıllar önce İstanbul’a çalışmaya gitmiş, annesiyle birlikte köyde kalmıştı. Sessiz, derin bakışlı, saz çalan, kelimeleri dikkatle seçen bir gençti. Onun kalbinde aşk, sadece bir duygu değil; bir inanç, bir yol, bir meydandı. Genellikle dağlarda, tepelerde yalnız yürür, doğayı, nehirleri, çağlayanları dinlerdi. Sazını eline aldığında herkes susardı, çünkü onun tellerinden çıkan sesler bir başka diyara götürürdü insanı. Kadim bir müzik çınlardı köyün üzerinde. Kendi iç dünyasında, kelimelerle ve melodilerle kurduğu evrende yaşardı. Elbette köyde bahçede, tarlada da çalışırdı.

Zehra ile Ali Cem’in yolları çocukken cem evinde kesişmişti. Dede Halil’in anlattığı Pir Sultan Abdal hikâyelerini dinler, yaşıtlarıyla semah döner, cem bitiminde avluda toplanan kalabalık içinde sürekli göz göze gelir, gizli gizli gülüşürlerdi.

Zaman geçtikçe bu gülüşler bir başka anlam taşımaya başladı. Onların arasında konuşulmayan ama hissedilen bir bağ vardı. Aşka dair ne varsa, köyün patika yollarında, kurumuş dere yataklarında, gece yıldızların altında paylaşılan sessizliklerde büyüdü. Her karşılaşma bir niyaz gibiydi, her bakış bir yemin gibi.

Ancak her aşk, hele ki böyle bir köyde, sınanırdı. Zehra 18’ine bastığında, köyün zenginlerinden Celal Ağa’nın oğlu İbrahim, onu istemeye geldi. İbrahim büyük şehirlerde okumuş ama köyüne dönmüş, babasının kayısı ve dal bastı bahçeleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Parası, karizması ve en önemlisi de Celal Ağa’nın baskısı vardı. Zehra'nın babası İlyas Kaya, bu evliliği köydeki konumlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak gördü. Annesi Hatice ise kocasının kararlarını sorgulamaz, geleneklerin yolundan giderdi.

İbrahim kibirliydi. Zehra’ya sadece bir eş değil, bir mal bir mülk gibi bakıyordu. Her görüşmelerinde söz dönüp dolaşıp “Ben sana her şeyi sağlayacağım, başka ne istersin?” cümlesine gelirdi. Oysa Zehra’nın aradığı milyonlarca para, lüks bir konut, binlerce altın değil; ruhunu anlayan, onu ömür boyu sevecek, ona saygı gösterecek, insanlığıyla huzur bulacağı bir yoldaştı. İbrahim'in etrafında olan varlığı ve sürekli söz ettiği varlığı Zehra’yı yoruyor ve her gördüğünde ruhunu boğuyordu. Ali Cem’in ise varlığı, ona bir nefes gibi gerekiyordu.

Zehra, İbrahim’le evlenmemek için itiraz ettiğinde, annesi Hatice ona, "Kızım, biz de bu köyde baş eğdik, sen de eğeceksin," derdi. Ama Zehra'nın kalbi çoktan Ali Cem'e mühürlenmişti. Gün geçtikçe içine kapanıyor, odasında sakladığı defterlerine yazılar yazıyordu. O defterlerden birinde Ali Cem'e yazılmış şu satırlar vardı:

“Ben seni gökyüzüne yazdım, Cem. Rüzgâr esse bile silinmeyecek kadar derine.”

Tek sığınağı, Ali Cem’le haftada bir, iki kez de olsa, köyün dışında, eski değirmenin yakınında buluşabilmekti. Bu buluşmalarda sessizlik konuşurdu, gözler dile gelirdi. Sazın tınısı, kalplerini birbirine yaklaştıran köprüydü.

Bir gece, ay ışığı kayısı bahçelerine düşerken, Zehra ve Ali Cem eski değirmenin orada buluştular. Sazı elinde, gözlerinde sükût olan Ali Cem, sadece şunu dedi:

"Zehra, seni Fırat suyu gibi sevdim. Sessiz, derin ve dönüşsüz. Ama artık bu köy bizi boğuyor."

Zehra gözyaşlarını tutamayarak, "Kaçalım Cem… Başka bir yere gidelim. Ben bu baskılarla yaşayamam," dedi. Elini Ali Cem’in eline koyduğunda, kararlılığı gözlerinden okunuyordu.

O gece, eski değirmenin merdivenlerine oturdular ve kaçış planını yapılmaya başladılar. Ali Cem’in dayısının Elazığ’da merkezdeki bir köyde  tanıdığı vardı, onları orada nikâh kıyacak bir belediye görevlisi ile buluşturacaktı. Geceleri gizlice buluşarak her detayı planladılar. Zehra annesinden habersiz çeyizinden birkaç parça aldı, Ali Cem ise dedesinden kalan sazını, birkaç parça kıyafetini ve yadigar kitaplarını koydu valizine. Bir de küçük bir defter: Zehra’nın ona yazdığı şiirlerin olduğu defter.

Kaçış gecesi yaklaştıkça, Zehra’nın kalbi bir yandan umutla çarpıyor, bir yandan vicdanıyla savaşıyordu. İbrahim’in ailesi sürekli gelip gidiyor, istemeye gelmek için nabız yokluyordu. Her geldiğinde babasının artık sabrını yitirdiğini söylüyordu. Böyle günlerin bir akşamında, Zehra’nın annesinin yanına gelen İbrahim’in annesi, Zehra’ya Ali Cem’in adını ağzına aldı ve sertçe konuşmaya başladı:

"Bu oğlanın peşinden gitmeye kalkma sakın, rezil ederim ikinizi de bu köyde. Seni oğlum İbrahim’den başkasına yâr etmeyeceğim"

Zehra hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerini pencereye dikti, yumruğunu sımsıkı yaptı. O gece kesin kararını verdi. Ya özgürlükte sevdiği adamla, mutlu yaşayacaktı, ya sevginin hiçliğinde, kendisini kafasına takmış, varlığıyla övünen bir adamın malı olarak yaşayacaktı.

Kaçış gecesi, köy ahalisi uykudayken Zehra evden çıktı. Çıplak ayakla bahçelerin arasından koştu. Ay ışığında kayısı ağaçlarının dalları sallanıyor, köpeklerin havlamaları rüzgâra karışıyordu. Ali Cem onu köyün çıkışında, çeşmenin önünde bekliyordu.

Göz göze geldiklerinde her şey sustu. At arabasına binip Fırat kıyısına vardıklarında şafak yeni söküyordu. Nehir kıyısında onları bekleyen eski bir kayık vardı. Bir komşu köylü eski okul arkadaşları, Ali Cem’in saz çaldığını duyup, aşkının acısını anlayıp, eskiden beri de birbirlerine yanık olduklarını bildiği için onlara yardım etmeye razı olmuştu.

Ali Cem, Zehra’nın elini tuttu. "Bu nehir bizim özgürlüğümüz. Geriye bakmak yok," dedi. Zehra başını salladı, gözleri doluydu ama bu sefer korkudan değil, kararlılıktandı.

Kayık Fırat’ın serin sularında ağır ağır süzülürken, güneş ufukta belirdi. Nehrin her kıvrımı onlar için yeni bir umuttu. Köyden hayli uzaklaştıktan, Fırat’ın Elazığ kıyılarına varılmaya yakın, Zehra, kayığın ucuna oturup göğe baktı. Ali Cem, sazını çıkarıp çalmaya başladı. İlk kez kendi yazdığı bir deyişle seslendi suya:

"Ey Fırat, bizi taşı sonsuzluğa, Bu sevda yansa da köyde, Bir umut bırak ardımıza."

Gün yükseldikçe, yeni bir hayata yaklaşıyorlardı. Elazığ’a vardıklarında, onları bekleyen adam, sessizce başını salladı. "Hazırsınız," dedi. Önceden, belediyeden ayarladığı yıldırım nikâhı kıyıldı. O an, Zehra’nın içinden büyük bir yük kalktı. Ruhu özgürleşti, huzura erdi.  Artık ne babasının, ne köyün, ne de geleneklerin prangaları kalmıştı. Sadece aşk vardı. Sonsuz ve özgür aşk.

Aylar sonra bir haber yayıldı köye. Zehra ve Ali Cem, bir kasabadaki iki küçük okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Zehra, çocuklara dikiş, nakış, bez bebek yapımı öğretiyor, Ali Cem ise okuma yazma öğretiyor derslerin bazılarında onlara saz çalıyor, deyişler öğretiyor, onların da hayal kurmasına yardım ediyorlardı. Öğrencilerinden biri, bir gün Zehra’ya şöyle demişti:

"Öğretmenim, siz masallardan geldiniz değil mi?"

Zehra gülümseyerek o güzel, siyah saçlı kız öğrencisine cevap verdi: "Hayır, biz gerçeği masal gibi yaşamayı seçtik."

Ve Fırat, o gün iki aşığın sırrını usulca alıp taşıdı, dağların ötesine. Ama bu kez yalnızca sır değil, yeni ve özgür bir hayatın hikâyesini de götürdü beraberinde. Aşk, bazen bir kayıkla mutluluğunu yaşamaya başlar, bazen de bir defterde yazılan küçük bir şiirle. Ama gerçek aşk, sonunda hep özgürlüğü bulur ve ele ele tutuşturur.

O defterde ise şu iki şiir bulunur:

Sırrımız Fırat'ta Kaldı

Gör ki aşk neylemiş bizi,
Yâr ile bir yol düşledi gönül.
Ocaklarda köz, yüreklerde iz,
Bir muratla yandık, serden geçtik.

Nefes oldu adın dudağımda,
Her dem seni andım niyaz gibi.
Köyde kaldı adımız, küskün bakışlarda,
Biz düştük yola, aşkı yol belledik.

Bir el verdik, bir can koyduk ortaya,
Fırat şahittir, gece yoldaşımız.
Zehra’m dediğim, Cem’im dediğin,
Seri aşk olanlar bilir halimizi.

Dönen dönsün biz dönmeyiz bu yoldan,
Pir Sultan misali asılsak da.
Aşk bir meydan, aşk bir cümle sır,
Sırrımız kaldı değirmen taşında.

Saz sustuğunda ben sen oldum,
Sen gözyaşıyla dolu bir temmuz.
Bu sevdada ne bir ev, ne bir çeyiz,
Bir kayık, bir nehir, bir umut.

Ey yâr, aşkın cümlesi bizde yarım kalmaz,
Vurulsa da dağlar, dağlar bizi ayırmaz.
Zalimin sözü sussa da gecede,
Bizim deyişimiz yıldızlara yazılır.

Yâr İçin Düşülen Yol

Döndüm döndüm, kendime gelemedim,
Yâr için düştüm de, sıladan geçtim.
Bir söz söylesem dağlar ağlaşır,
Ben aşkı cem eyledim, serden geçtim.

Gönül bir ateş, külü Fırat’ta,
Sırrım nehirde, gülüm rüyada.
Bizim sevdamız nice ocakta,
Yanıp da kül olmadı, gül oldu sonunda.

Bir yanda dede sözü, bir yanda yâr,
Yol ikrardır, aşksa meydan.
Ben Zehra’yı gönlümde darda sakladım,
Ali Cem’i sazla, nefesle andım.

Ne bir düğün isterdik, ne de toy,
Bir kayık yeterdi, iki cana doy.
Ey Hak, nasip eyledin bu vuslatı,
Ay doğdu geceye, yıldızlar şahitti o son koy.

Zulmün köyü ardımızda kaldı,
Her hece bir niyaz, her adım bir duaydı.
Deyiş söylerken aşkı anlatırız,
Yâr için düşülen bu yol Hakk’aydı.

 GALİP UÇAR                           MAYIS 2025

Hikaye 24 Mayıs 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

FIRAT'A AKAN AŞK