Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

3 Şubat 2025 Pazartesi

BİR İSTANBUL HİKÂYESİ

 

Sarı saçları ve mavi gözleri

Vardı çocuğun

İyi bir semtte

Bir görkemli konağın içinde doğdu

Deniz kıyısında yeşillikler içindeydi konak

Orada yaşardı

İyi eğitim aldı

Ekonomi okudu

Atalarının geleneğini babasından devraldı

Devam ettirdi

Eli daha da bollaştı

Çok iyi yöneticiler ve çalışanlar getirtti

Üst düzey borçsuz bir yönetim sağladı

Yöneticiler sanki bir azizdi

 

Sarışındı ama gözleri doğuştan kırmızıydı

Diğer çocuğun

İyi bir semtin arka sokaklarında

Tarihi ama pek bakımlı olmayan bir evde

Doğdu ve yetişti

Denizi uzaktan tepeden görürdü semti

Çevresinde farklı diller konuşan askerler arasında

Çocukluğunu geçirdi

Kendi semtinin köklü okulunda okudu

Fransızcasını geliştirdi

Batı kültürü aldı

Kendi yerli kaldı

Geçmişiyle övündü

 

Sarışın ve mavi gözlü olan ise

Çoğunluğu Türklerden olan bir semtteydi

Az Ermeni ve biraz daha fazla Rum kalmıştı

Halkın içinde hep bir köşeye izole yaşardı

Asil ve köklüydü

İyi bir burjuva ailedendi

Bahçelerinde denize parlak ışık saçan

Bir fener yaptırmışlardı

Onların asalet heykeli sanırlardı

Çocuk onun altında oynardı

İş arkadaşlarıyla altındaki çardakta brunch yapardı

 

Kırmızı gözleri alerjik bakan çocuk ise

Hep halk içindeydi

Orta düzeyde kaldı

Sokak insanıydı

Çevresinde fahişeler, travestiler, dilenciler ve tinerciler

Yeri gelir sanatçılar profesörler öğrenciler ve turistler

Ama illa ki yerli Levantenler, Rumlar, Ermeniler ve Galatadan Cenovalı Ceneviz çocukları

Dolanır ve bulunurlardı

Ailesinin geçmişten gelen ve yabancılarca sömürülüp

Hep iflas eşiğindeki dükkânında

Zararları kapatıp

Geçinmeye uğraşırdı

 

İki sarı çocuk da aynı sektördeydi

Mavişin yönetimi sansasyonel ve iş bitiriciydi

Para her şeyi hallederdi

Para teşvik para sonuçtu

Kızıl bakışlı ise halktan almıştı yönetim sitilini

Birliğe inanır

Patron çalışan müşteri saygılı ve işbirliğinde olmalı derdi

 

Ve bir gün

Karşılıklı iki otelde,

İstanbul’da

İki ayrı iş başarısını taçlandıracak

Ödül töreni vardı

Mayıs ayının ortalarında verilirdi hep

Mavi gözlünün bulunduğu otel

Lüks, altın sütunlu

İpek kırmızı halılı

Yüksek mi yüksek

Bir gökdelen misali

Değerli bir oteldi

Kırmızının ki ise

Tarihi ama restore edilip de ayakta tutulmuş bir bina

Ve akşam saat dokuzu vurduğunda

Çıktı sarışın mavi gözlü ağlayarak

Elleri bomboş

Oturdu sertçe ilk defa kaldırım taşına

Ve karşı otele baktı

Çıktı oradan sarışın kırmızı gözlü

Eli kolu ödül dolu

Mutlu ve mutlu

Ama tevekkül içinde

Sordu yanından geçen bir adama

Saat kaç

Sonra paylaştı mutluluğunu halkla

Gömdü burjuvayı saat dokuz dolaylarında

kaldırımlara


GALİP UÇAR                                           KADIKÖY 2008


Şiir 3 Şubat 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

BİR İSTANBUL HİKAYESİ

 

28 Ocak 2025 Salı

BELLİ GEMİLERİ YAKMIŞIZ

 Belli gemileri yakmışız

Hayli yol almışken
Hayalimizdeki rotalardan caymış
Denizler ortasında
Öyle üryan
Ummana dalmışız
Yıldızlar şahitti bazı gecelere
Zühre şahit
Pruvamızı zemin kumlarına kırmışız
İskelemiz bir denizatı
Üstümüzü denizanalarıyla kaplamışız
Balıklar gülmüş halimize
Bir istiridyenin içine saklanmışız
İnciden kabuslar
Sedef kamuslardan yazmışız
Renkli günlerimizi
Gri bulutların gözyaşların
Arttırınca debiyi
Iç dalgalarla savrulmuşuz
Ne rotamız kalmış
Ne gemimizin külü
Gül de o an terk edince bülbülü
Öyle bir ağıt düşmüş
Deryanın bağrına
Halka halka yayılmış halka
Destan sanılmış kabus rüyalar
Çölde bir hülya gerçek sanılmış
Gemimiz yanmış
Rotamız caymış
Biz bir istiridye kabuğunda
Kendimizi inci sanmış
Oysa mahpus kalmışız

GALİP UÇAR.  OCAK 2025

Şiir 28 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

23 Ocak 2025 Perşembe

KADIKÖY SAHİLİ'NDE BATAR GÜNEŞ

 


Güneş batar akşamüstü Kadıköy'de
Kıpkırmızı al kızıl
İnsanlar akın akın
Yetişmeye çalışırken bir yerlere
Evlerine
Barlara
Otobüslere
Sekiz vagonlu metrolara
Güneş kaçtıkça kaçıyor
İskelenin beyazı griye çalıyor
Martılar griye
Vapurlar griye
Kediler bazı duvarların üzerinde
Vaktinde üstüne yazılan sloganların
Boyandığı griye
Boğa heykelinin çevresi doluyor
Hayli saçma insanların da olduğu gûruh
Bazı boğaya biniyor
Bazısı okşuyor boynuzlarını
Bazısı da vuruyor kafasına
Oysa sabah hayli sakin ve rahatken boğa
Bozuluyor huzuru onun da
Maç günü yavaştan doluşan sokak araları
Yarım yamalak takım marşı çalan
Davulcu ve zurnacının
Tiz ve tok tınılarıyla sarsılıyor
Halay çekenler mi
Para atanlar mı
Hava basanlar mı
Bahariye yokuşu başındaki tezahüratlar
Sarhoş adım Yoğurtçu'ya doğru yöneliyor
Otobüsler kuyruk kuyruk
Efes Pasajı önünde
Çilek Sokak'tan Vişne Sokak'a
Dedikodu yapa yapa yürüyen
Alışveriş torbalı kadınlar
İki kilise arasında
Ellerinde çiçekleriyle sevgilisinin kolunda
Şaçları renkli renkli kızlar
Yahut
Simsiyah giyinmiş kızlar
Sakalları şekil şekil genç erkekler
Elinde mojosuyla
Lezzetten kendinden geçmiş çocuğa
Bakıp da imrenen çingene çocuğunun
İlgisini dağıtmak isteyen
Hayli etine dolgun
Çıkık kalçası
Güllu dallı şalvarıyla
Sattığı çiçekler kokan çingene kadın
Kıpkırmızı al kızıl
Kadıköy Sahili'nde
Batar güneş adım adım

GALİP UÇAR.      OCAK 2025 

FOTOĞRAF 23 OCAK 2025 tarihinde Galip Uçar tarafından Kadıköy Rıhtım'da çekilmiştir
Şiir 23 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


20 Ocak 2025 Pazartesi

DEĞİL Kİ

 Apartmanlar üstünde

Zar zor görünen mavi gökyüzü
Deniz değil ki içimi rahatlatsın
İçilmiş bir çay bardağı içinde
Açılmış da kokup burnumu yakan tarçın
İlaç değil ki yaramı sağaltsın
Uzakta heybetli duran
Önünde kuzuların yayladığı ulu dağ
Derman değil ki bedenime can olsun
Ulu çınarın gölgesinde biten
Taze kokulu yeşil körpe otlar
Bahar değil ki kışımı çevirsin
Yalın odanın içinde dönüpduran
Çığlık gibi sessizlik
Türkü değil ki ruhumu çağaltsın

GALİP UÇAR.             2025 OCAK

Şiir 20 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

10 Ocak 2025 Cuma

KURTUL ŞU AMANSIZ SUDAN

 Bugün yine uyandım küfrede küfrede

Sana değil bize değil sadece kendime
Bu yalanlarla dolu çarkın içinde
O debisi yüksek ırmağın akışına neden kapıldım diye

Sorsaydım akarken duran porsuğa
Sorsaydım su samuruna balığa
Bir çıkış kapısı elbette varsa
Beynime sıçrayan kanı hızla boşaltmaya

Değirmen olmaya hayran başak zerresi
Elbet taşın arasına atlar kendisi
Çuvalın en hızlı firarisi
Yaşar bu ölümü gönüllüce kendisi

Kahramanlıkla temizleyemez yalanı
İki eliyle boğazından sıkıp boğsa da yılanı
Tortusu bile olsa uyanır kalanı
Zerk ile yok eder var olanı

Kaçar bir akşamüstü sessizce trenle
İçinde götürür düşmanlığını dürüstlük edene
Sanma ki affolur yalanlar basıp gidenle
Karşılaşılır elbet temizlenir hak yerini bulur bir yerde

Göklerde asılı değilse başım
Yerlerde ezilmiş bir yassı taşım
Sinirden akan tere bulandı kaşım
Bende zalimin kabında zehirli aşım

Elbet temizlenecek bir gün bu kirli dünya
Sonra yayılacak huzur güneşe aya
Bin ferahlık gelecek içtiğin çaya
Adalet ve sulh ile gelinecek manaya

Hele kalk bir bak şu gezdiğin çimene
Ona buna değil her yaptığın kendine
Zayıf düşüp vermeyeceksin hükmü zalime
Giden yok olur sanma bırakır aynını gelene

Dinle sözlerimi de şimdi uslan
Bil ki çıkarsın darlıktan akılnan
Dürüstlükten sapma hatırla ders al akıllan
Arın da çıkar kendini şu amansız sudan

GALİP UÇAR.     OCAK 2025 

Bu şiir 10 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

6 Ocak 2025 Pazartesi

SAHRAYICEDİT İKİ GÖZÜM

 Tam ucundaki gökdelenin gölgesinde yaşarken başladık

Sahrayıcedit
İki gözüm
Ben senin sokaklarındaki ağaçların dallarından
Topladığım meyvelerin tadıyla seni bilirim
Çamlıca rûzgarıyla Kayışdağı rûzgarının birbirine karıştı yerlerini
Belime kadar kar yağdığında
Geceyi aydınlatan fosforlu beyaz renklerini
Otoban kenarlarındaki parklardan
Uzak göz ufuklarının yavaş yavaş
Manzaramızı engellediğini de
Trafikli akşamüstü saatlerinde
Arabaların stop farlarının kırmızı hallerini
Atîde ne olacağını bilmem de
Koskoca arsanın içinden topladığım
Sarılı morlu çiçekleri
Sadece ismiyle var olmadığını
Mümin deresinin
Yıkılan evlerin altında oluşan göletlerde
Mıcır gıcırtılarını
Bira kokan köşe parklarına müteakip
Yarım yamalak adımlı caddelerindeki
Beklenilen trafik ışıklarını
Ve bir seher vaktinde
Bavulun tekerleğinin sesinde
Terk ettiğimi bilirim
Birincide değil
İkincide değil
Üçüncüde değil
Kaçıncıda bilmem
Geldiğimde ise
O tek gökdelenin
Küçürek bir öykü gibi kaldığı
Koca koca binaların
Çamlıca ve Kayışdağı rûzgarlarına kurdukları barajı
Yaşlanmış insanların
Ağır adımlarla pazara gidişlerini
Orta halli orta yaşlı binaların
Genç kaslı ve uzun binalara dönüşlerini
Sahrayıcedit
İki gözüm
Şimdi bilmem
O sokaklarındaki ağaçlarda hâlâ
Var mı
Erik
Dut
Kiraz
Üzüm
Görmedim geçip giderken
Bakmadım da açıkçası
Ola ki bulamam diye
Tadı damağımda
Şekli dimağımda kalsın diye
Sahrayıcedit
İki gözüm
Ev oldun
Semt oldun
Yurt oldun
Çeyrek asır
Estetiklerin konjenktürel belki
Belki sadece rant uğruna
Ama ne zaman tekrar gelsem
O sonbahar günü gibi
Al yine beni koynuna
İlla buluruz yaşayacak bir şeyler
Belki daha yorgun yılgın adım
Lakin illa hevesli
İki gözünden de
İki caddenden de öperim
Belki bir gün
Yüküm olup kalbime
Yine bir uzak diyara giderim
Sahrayıcedit
İki gözüm
Her nerede olursam olayım
Ben yine
Sen gibiyim

GALİP UÇAR.   OCAK 2025 OPTIMUM

Şiir 06 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


4 Ocak 2025 Cumartesi

AY VE ZÜHRE ÜST ÜSTEYDİ

 Ay ve Zühre üst üsteydi

Gökyüzünün aynasında
Ay ve Zühre bambaşka sanılırdı
Yahut bazı bayraklar yanlış tanınırdı
Zühre yıldız değildi
Yıldız da Zühre kadar parlak
Belki de bayrak
Yıldızlı değildi
Zühre basmıştı bağrına
Gökyüzü koskocaman bir umman
Kim bilir ne dertlere derman
Ve elbette içinden bir zaman
Yeni bayraklar da doğacak
Farklı coğrafyalarda başka başka 

GALİP UÇAR.     OCAK 2025

Şiir 4 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

30 Aralık 2024 Pazartesi

YILDIZSIZ KENTLERİN GECE VURGUNU

 Yıldızsız kentlerin gece vurgunu

Seni mi öptüm
Ay şavkıyla sararken denizi
Tuzu dudakları dili yakarken
Kıyılardaki kayalıklarda bir garip inilti
Midye kabuklarının kara çarsafı
Yengeçlerin kızıl dövüşü
Altın rengi ışıkların oyunları bunlar
Bazı solgun sokak sarısı
Bazı mücevher ışıltısı
Koynunda kapkaranlık gecenin
Denizlerin çimi değil yosunlar
Ne de salatası
Bir gece
Issız bir dalgaya kapılmış
Mor bir teknenin
Dip paslanmışlığı
Öylesine soylu
Öylesi ram olmuş
Eski ihtişamı kaybolmuş
Yırtık bir pelerinin
Yaldızlı süsleri
Aydınlanmaz ay vursa da üstüne
Ne de dipteki gemi iskeletleri
Varamadığı menzilin hayalini kurmaz
Kırık amforalarıyla
Kumlara uzanmış cesetlerin
Yalnız kalmış kemikleri
Bulunamamaktan sızlamaz
Öylesi anlamsızdır
Gecenin siyahında deniz
Milyonlarca anlam yüklense de
Ve inadına saydamdır deniz
Çeşitli saatlerde
Çeşitli renklerde zannedilse de

GALİP UÇAR        HAZİRAN 2024 ALİBEYKÖY

Şiir 30 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

25 Aralık 2024 Çarşamba

BİR DE DEVRAN ÇAĞLAR MESELESİ VAR

 Onca aşk acısını

Onca ekonomik uçurumları

Onca Sınıf mücadelesini

Onca Darbe sonrasını

Onca haksız kazancı

Onca sömürüyü

Onca hırsızlığı

Onca yolsuzluğu

Onca ötekileştirmeyi

Onca muhtaç bırakılmayı

Onca ezilmeyi

Onca doğru söyleyip dokuz köyden kovulmayı

Onca işsizliği

Onca sevgisizliği

Onca zulmü

Onca hainliği

Onca satılmışlığı

Onca dilenciliğe alıştırılmışlığı

Onca ihaneti

Onca cahilliği

Onca rezilliği

Ülkede sıralamanın dışında bir de

Bir de Devran Çağlar meselesi var ki

En büyük haksızlıklardan birisi

Sesi güçlü olmak yetmiyor çoğu zaman

Engellenmek için

Dürüst olmak

Doğru olmak

Düzgün olmak

Ve hepsinden çok daha güzel sesli olmak

Yeterli bir neden

Onlarca dert gibi

Bu da büyük haksızlıklardan

O ve onun gibi olanların

Sesi olsun diye yazdım

Hatırlansınlar

Unutulmasınlar diye

Onlarca yıl sonra

Hak en azından 

Bu şiirde yerini bulsun diye

Yazdım

GALİP UÇAR     2016


Şiir 25 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

22 Aralık 2024 Pazar

ALTIN KARASI

 Altın karası bir ışık bu

Safran değil ki aşına katasın
Tarhana tadında
Ellerin nasırlı sarısı
Kader yarası kadarı kadar yaşaması
Karayolları üzerinde
Ezilmiş papatyaların sarısı
Boş çantaların bir dolusuyla darası
Bir kaç zeytin karası içinde kalp yarası
Minibüsler otobüsler ve durakları
Yosun tutmuş yağmur sonrası
Yırtık ayakkabıların tabanında
Akar gözyaşı damlası
Ahh elleri emeğine varası
Gönül kara
Gönül yara
Ruh sıkkın
Cebinden çekilmiş parası
Yolunmuş bir dalda kalan
Yapraksız tatsız ham
Gevrek uçlarının yarası
Reçine reçine
Akar içine
Öylesi acı
Öylesi baldıran zehri misali
Takar kaskını
Yürür kurulumuna düzenin
Çakar kalaslarını
Dünyanın atar temelini
Aç da olsa
Bölüşür yemeğini
Kurtlu da olsa
Kuru da olsa
Bulur bir yerinden lezzetini

GALİP UÇAR.     KASIM 2024

Şiir 22 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır