Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

22 Aralık 2024 Pazar

ALTIN KARASI

 Altın karası bir ışık bu

Safran değil ki aşına katasın
Tarhana tadında
Ellerin nasırlı sarısı
Kader yarası kadarı kadar yaşaması
Karayolları üzerinde
Ezilmiş papatyaların sarısı
Boş çantaların bir dolusuyla darası
Bir kaç zeytin karası içinde kalp yarası
Minibüsler otobüsler ve durakları
Yosun tutmuş yağmur sonrası
Yırtık ayakkabıların tabanında
Akar gözyaşı damlası
Ahh elleri emeğine varası
Gönül kara
Gönül yara
Ruh sıkkın
Cebinden çekilmiş parası
Yolunmuş bir dalda kalan
Yapraksız tatsız ham
Gevrek uçlarının yarası
Reçine reçine
Akar içine
Öylesi acı
Öylesi baldıran zehri misali
Takar kaskını
Yürür kurulumuna düzenin
Çakar kalaslarını
Dünyanın atar temelini
Aç da olsa
Bölüşür yemeğini
Kurtlu da olsa
Kuru da olsa
Bulur bir yerinden lezzetini

GALİP UÇAR.     KASIM 2024

Şiir 22 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

16 Aralık 2024 Pazartesi

SÜRGÜN TOHUMLARI

 Sürgün tohumların

Rûzgar çılgınlığınca
Savruluş hafifliği bu
Kendi topraklarından genini alan
Ama kendi topraklarına hasret
Toprağındakilere özlem özlem yaşayan
En güzel dağ başları
Meltemli deniz kıyıları olsa da yerleri
Köksüzlüğün acısı ve sancısıyla meyvesine hasret
Dalına gebe bir kısırlık bu
Çılgın aşermeler yoksunluğunda
Bir göz
Bir söz
Bir cana hasret
Bazı uçar
Bazı yuvarlanır
Üstü başı toz
Toprakta bir yuva arar
Tutuşacak bir el
O el ki
Çiçekleri açtıracak dal hasretlerinde
Kırmızılı
O çiçekler ki
Dünyaya güzellik mirası
Belki bir kozalak
Bin olacak kadar kudretli
Ah köklenseler
Belki dünya hayranlığıyla durak
Belki kıyamet kopacak
Yeni dünya o kökten doğacak
Sürgün masalları son bulacak
Bebek dudaklarında bir gülüş
Ardı kahkahalı upuzun geceler
En uzun geceye kavuşacak
Dumanıyla her şey kutsanacak
Tam o anda bir iskele
Bir mavi
Lacivert bir dalga
Martı sesinde kıyılarda düğünler toylar
Tarih tarih olalı böyle güzellik görmedi diye surlar
Mutluluk bayrakları asacak
O gün dünya bambaşka olacak
En uzun karanlık aydınlıkları doğuracak

GALİP UÇAR.        ANADOLU HİSARI

Şiir 16 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

13 Aralık 2024 Cuma

KIYAMET PENGUENLERİ DENİZLERE İNİNCE

 Kıyamet penguenleri

Denizlere yürüyüp inince
Koskoca bir ay bütün gümüş ışığı parlaklığıyla
Vuracak tüm coğrafyalara
Gecesiz
Başya Timuçin olmak üzere
Tüm hanlar hakanlar
Birden yok olacak
Öksüz kalacak kavimler
Çay kokusu dağılacak
Çin çinileri kırılıp
Yol olacak bilinmezlere
Kıyamet penguenleri
Üstüne basa basa geçecek
Varacak uzak denizlere
Halılar ilmek ilmek sökülecek
Bir kedi tırnağına takılmış
İplik parçası haricinde
Hatırası okunmayacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Tarlalardaki başakların sarılarının
Alev sarısı olduğu anlaşılacak
Şahinler saracak etrafı
Didik didik edecek kalanları
Ay ışığının gümüş yangınında
Dağlar heyelan şelalesi
Tank olup yığılacak
Kesecek suların başını
Tuna kuruyacak akmayı unutacak
Karadeniz'den ta Alman içlerine
Kocaman bir hendek kalacak
Buda ve Peşte yine ayrı
Ama hendekte Budapeşte doğacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Ne bir tekil
Ne bir çoğul
Ben benliği
Sen senliği
Şahısların şahsiyetleriyle birlikte
Şahsî meseleleri
Ve dahi şahıslıkları da bitecek
Bir tek ağaç kalacak
Yeri bilinmeyen
Belki çam
Belki çınar
Kim bilir belki dibinde bir pınar
Ta ki keşfedilene kadar
Duracak
Kıyamet penguenleri
İlla orayı da bulacak
Önce pınar bulak bulak
Sonra ağaç
Her ne türse
O da kıyamet penguenlerine kalacak
Kıyamet penguenleri
İndikleri denizleri de unutacak
Olanları da

GALİP UÇAR.          ARALIK 2024 

Şiir 13 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

10 Aralık 2024 Salı

SENİN YANAKLARINDA

 Senin güzel yanaklarında

Gümüş ve zambak rengi bir dolunay doğar
Gülümsemeni sağlar
Ben o aya doğru
Ağır aksak koşan
Gece gündüz uyumayan
Yüksekliğine tırmanmaya dayanan
Minik bir yıldızım
Yanında durmayı düşleyen
Konup o güzel yanağına bir ben gibi
Aya yakışan
Gülümsemenle yükselen
Bir bayrak gibi
Aşk gibi
Aşk gibi
Bir gülümsemenin iki ucunda var olmak
Ayına yıldız olmak
Samanyollarını kurmak
Senin güzel yanaklarında
Şâd olmak
Gözlerinin ışığıyla parlamak

GALİP UÇAR. KASIM 2024. CADDEBOSTAN

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 10 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

7 Aralık 2024 Cumartesi

SENELER NE OLUR ÜSTÜME GELMEYİN

        Dışarıdan gelen gürültüler yüzünden, öğlen uykusundan, sert ve ani şekilde uyandı. Başını iki yana çevirip, etrafına baktı. Sesler evden gelmiyordu. Daha henüz uyumuştu ve böyle uyandırılmak da hoşuna gitmiyordu.

        Gözlerini ovuşturdu, yavaşça yatakta oturur pozisyona geçti. Gürültüler devam ediyordu. Saatine baktı. Saat neredeyse sekiz buçuk olmuştu. Daha yeni uyuduğunu zannederken meğerse dört saattir derin uykusun olduğunu anladı. Makyaj masasının önündeki koltuğun üzerinde duran, ipekten yapılmış, mavi ve kırmızı renkli desenlere sahip sabahlığını üzerine giyindi. Yavaş adımlarla odadan çıkıp salona doğru ilerledi.
Salona girdikçe, sesler daha da artıyordu. Bir an kapı açık sandı ama kapalıydı. Aynı ağır adımlarla balkon kapısına doğru ilerledi. Kapıyı yavaşça açıp, Bodrum’un klasik, küçük, beyaz badanalı, kare balkonuna çıktı. Tam ayılamamıştı. Evi yüksek olmasa da ne olur ne olmaz diye demirlere tutundu ve sokağa doğru baktı.
        Evet. Gerçekten akşam olmuştu ve Bodrum’da olanlar, çoktan denizden çıkmış, evde hazırlıklarını yapmış ve sokaklara akın etmişlerdi. Eskiden kendisi de böyleydi. O da sabah erken saatlerde bu balkonda kahvaltısını yapar, henüz çok kirlenmemiş olan Bodrum Merkez’de yer alan sahilden denize girer, akşamüzerine doğru eve dönüp, duşunu alır. Hazırlığını özellikle de makyajını yapıp, harika elbiselerden birini seçip, sevgilisinin kapısına gelmesini bekler ve onunla akşam yemeği yemeğe giderdi.
       Dışarıda gezinen hoş giyinişli, alelacele hazırlanmış, yarı ıslak saçlı kadınları görüp, kendine iç geçirdi. Sonra sokağı boylu boyunca gözledi. Hınca hınç doluydu. Daha da eğlence vakitleri de tam gelmemişti. Şu saatler, restorana gidip, akşam yemeği yeme saatleriydi. İçinden: “Ah benim gençliğim” diye geçirdi.
İki adım kadar geriye giderek, balkon masasını kaplayan oyalı örtünün üzerinde duran sigara paketinden bir sigara çıkarttı, ağzına koydu ve derin bir nefes çekerek yaktı. Bir derin nefes daha çekti. Bu sefer dumanı kesik kesik dışarıya saldı. Masanın üstünde duran, mermerden kül tablasının içine sigarasını yerleştirdi.
       Sigarası, kül tablasında hafif hafif yanarken, o da mutfağa doğru biraz hızlı adımlarla gitti. Buzdolabını açtı ve her zaman içtiği markadan olan rakısından büyükçe bir rakı bardağına sek rakısını koydu. Eli sürahiye gitse de kendi kendine: “Yahu bunun da seki bambaşka güzel. Her şeyi sadesi güzel olduğu gibi…” dedi. Elinde rakısı, balkona gitti. Masaya bardağını koymadan bir yudum aldı, içti. Ardından sigarasından uzun bir nefes çekip etrafa baktı.
         Yine balkonun demirlerinin oraya doğru gitti ve aşağı eğildi. “Ah!” dedi kendi kendine. “Şimdi beni bekleyen olacaktı da şu aşağıda, ben de rakı bitene kadar onu bekletecek bir de makyajı da yapıp öyle inecektim.”
Balkon duvarına asılı saatine baktı. Önemli bir porselen markasının hediyesiydi. Hala mükemmel çalışıyordu. En az yirmi yıllıktı. Hey gidi hey! Onun verildiği zamanı anımsadı. Simsiyah bir elbisenin içinde, üzerindeki taşlar, renkli ışıklarla parıldarken, altın rengi bir tepsi içinde yanında iki şampanya ve üzerine dökülen gül yapraklarıyla ona verilmişti.
Kolay değil. Yılların Safişiydi o. Ünlü sahne yıldızı Safiye. Kim bilir kaç yıl olmuştu? O sahnelerdeki, parıltılı elbiseli Safiye olmayalı kaç sene, kaç ay, kaç gün geçmişti. Sevgilisinin onu en ön masadan, çılgın alkışlarla izleyip, ona iltifat edip, laf atanlara sert bakışlarla karşılık verdiği günlerin üzerinde neler neler geçmişti. Hatta o sevgilisi…
     Rakısından büyükçe bir yudum alıp, içeriye geçti. Plakların olduğu çekmecesini açıp, içeriden kendisine ait bir plağı eline aldı. Balkona doğru yürüdü ve masanın üzerine koydu. Sigarasından bir duman daha çekip bu sefer de içerideki plakçaları balkona doğru getirmeye çalıştı ama getiremedi. Bir daha denedi ama yine ağır geldi. İçten içe kendine güldü. Sonra yürüyüp, balkondan plağını aldı ve plakçaların yanına getirdi.
       Dışarıdaki sesler gittikçe artıyor saat de dokuza doğru ilerliyordu. Ah sevgilisi! Son sevgilisi. Birazdan kapısını çalacak, o da makyajı tamamlanmış olarak, tüm dişiliğiyle kapıyı açıp, onun karşısına çıkacak ve onun koluna girip Han Restoran’a gidip akşam yemeklerini yiyecekler ardından da sahnesi varsa sahne alacağı yere gidecek yoksa da bir yerlerde içip, eğlenecekler gecenin derinliklerinde de Halikarnas’ta eğlencenin zirvesine ulaşacaklardı.
         Ah sevgilisi! Son sevgilisi, başka biriyle evleneli tam otuz sene geçmişti. O şaşalı günler biteli. Makamlı şarkıları okuyup da hayranlıkla izleneli tam otuz sene. Popüler müziğe yenilip, o gazinolar dağılalı otuz sene geçmişti. Kendisi de seksen yaşlarına varmıştı. Şimdi sevgilisi gelip, onu çıkartmaya kalksa hali de yoktu. Adamın var olan çocuklarına bir de üstüne yeni evlendiği kadından da iki çocuğu olmuştu. Şimdi Bodrum’un merkezinde değil, çok daha lüks bir sayfiyesinde, ailesiyle keyfine bakıyordu.
        Peki ya öncekiler? Bu adam için vazgeçtikleri? Onlar da çoktan torun torba sahibi olmuşlardı. Hatta bazıları ölmüştü. Haberlerini arada başka kişilerden ya da gazetelerden alıyordu. Hele bir tanesi vardı ki… Belki de çok iyi bir insan olduğu için en çok taviz verdiği adamdı. Ah o iyi adam. Ah o sandığı adam, insan kaçakçılığı yaparken Bodrum’dan yola çıkıp Kos açıklarında teknesiyle batıp ölmesin mi? Nasıl da insan sarrafıydı? Belki, tam da bu sebepten, şu yaşında yalnız kalıvermişti. Kimsesizdi. Arada birkaç eski hayran, balkonda onu görüp, hasbelkader tanıyıp selam verince, kapısını çalınca geçip gidiyordu yalnızlığı.
        Artık dışarı da çıkabilecek dermana sahip de değildi. Marketten alacaklarını istiyor, onlar da getiriyordu. O, sahnelerde saatlerce şarkılar söyleyip, dans eden Safiye, şimdi yalnız ve yaşlı Safiye kadın olmuştu. Sanmayın ki lüksünden ve modasından vazgeçmişti. Hala o harika kıyafetlerini evinde giyiyordu. Kimse görmese de o, aynaya bakıp, ünlü sanat musikisi yorumcusu Safiye’yi aynada izliyordu.
       Hey gidi yalnızlık hey! Han Restoran’da acaba yediği yemekler aynen duruyor muydu? Şimdi yalnız gitmek de olmazdı? Koyardı be! O sevgilili masalar. Sonradan gelen arkadaşlarla on, on beş kişi oluşlar.
İçinden: “Aman…” dedi ve plakçaları ayarlamaya devam etti. Sonrasında şarkılarını okuduğu plağını alıp, plakçalara koydu. Hafif cızırtılardan sonra şarkı giriş yaptı. Sonra…
       Sonra o ünlü şarkıcı Safiye, plakçalardan okumaya başladı:

SENELER NE OLUR GELMEYİN ÜSTÜME
SAATLER DURUN BİRAZ ÖMRÜM BİTİRMEYİN

       Şarkı çalarken: “Ah gençliğim” dedi ve rakısından bir büyük yudum daha aldı. Hafif sarsıldı. Ayakta dururken rahat edemeyeceğini anlayarak, yakındaki sandalyeye oturdu. Bir yudum daha aldı: “Ah ah o günler” dedi kendine. Duvardaki takvime baktı; hala inadına o yılın takvimini kendine getirtirdi, hangi yılda olduğuyla tekrar yüzleşti. Seksenli yaşlardaydı bir daha anladı. Yine Bodrum’da, sıcak bir gün batımı sonrası akşamındaydı. Ama artık seksenlik Safiye’ydi. Oturduğu yerde öylece durdu. Her dizede, rakısından bir yudum daha alarak şarkısını dinlemeye devam etti.


GALİP UÇAR

Hikâye 7 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

4 Aralık 2024 Çarşamba

SENİN GÖRMEDİĞİN MARTILAR

 Ben her sabah

Uyanıyorken seslerine martıların
Sen martısız şehirde
Elinde taze bir simit
Benim elimden kapıp gidiyor martılar
Simitsiz cam önlerindeyim
Yoksulun
Yoksunun
Yoksun sen
Bilmem kaç günümüz var
Kavuşmaya
Yahut
Daha ayrılığın
Ki sen yıldızları daha net görürken
Daha soğuk iklimlerde
Ben de yıldızsızlık ılımanlığı
Dağlar göller denizler
Bahaneler hep bahaneler
Ben martı sesine uyanırım
Beyaz ve turuncu
Ve çatal sesi
Ve çingene çığlıkları ardımızda hatıra
Yıkık dökük de olsa önceleri
Toparlanmış ve anlaşılmamış bir evin
Terk edilip ardına bakılmayış
Bırakılmışlığındayız
Ne deniz
Ne tarihi yerlerin önemi kalmış
Yaşanmışlık mezarlığının toprağına
Basılan yaşlı ve kemikli ayaklar
Umursamaz bunları
Umursamaz boya izleri
Balkonun çeşitli noktalarında
Ki onlar da
Kendilerinden ölümü bekleyenlerdir
Cinsi üzerine uzandığı an
Tarihe karışacaklardır
Aynı el izlerimiz gibi
Aynı gölgelerimiz gibi
Çeşitli coğrafyalarda
Dağılmışken çeşitli coğrafyalara
Martılar aynı
Sen de olmasa da
Ağaçlar
Belki senin orada
Çok daha fazla sahaya
Dökmüştür sarı yapraklarını
Ve senin nefesini rüzgara katsan
Ertesi gün hissederim alnımda
İçine tuz karışır
İçine kestane kokusu
Ve zeytin
Sen bir tepenin eteklerinde
Dar sokakların
Yoğun ve ferah caddelerinde
Aheste
Ben
Yüce camların üzerinden yansıyan
Güneş ışınlarının sıcağında
Yanarken kış günü tenim
Bir tren gider
Göz görmeyecek hızda
Beyaz beyaz
Senin göremediğin martılar
Burada
Avucumdan
Simitleri gagalar

GALİP UÇAR. SAHRAYICEDİT KASIM 2024

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 4 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

Şiir okuma linki: https://kibelekultursanat.com.tr/senin-gormedigin-martilar-galip-ucar/

KİBELE KÜLTÜR SANAT DERGİSİ KASIM AYI YAZARI ÖDÜLÜ YALIN YALNIZLIĞIM ŞİİRİNE

 Kibele Kültür Sanat dergisi kasım ayı en iyi yazar ödülü şiir alanında YALIN YALNIZLIĞIM adlı şiiriyle Galip Uçar'a verildi




14 Kasım 2024 Perşembe

YALIN YALNIZLIĞIM

 Kulağım

Uzayıp giden
Dışarıdaki merdivenden gelen
Ayak seslerinde
Hiç biri benim için değil
Hiç biri bana gelmiyor
Bu aralar hep sayfa sesleri
Bu aralar kalem ucundaki topun
Soldan sağa salınma sesi
Kendimleliğin çekilmez sessiz konuşmaları
İçimde dönen sessizliğin
Küfürbaz okları
Öteki insanları düşünen ötekiliğimin
Duvar yankıları
Camda gittikçe
İntihar denemelerini sıklaştıran
Yaprak yaprak ölen
Çınarın ölüm düşüncelerinin
Müstesna halleriyle
Yüksek çözünürlüklü gösterimdeki
Özgür hücremde yaşam
Öylesi bir yalnızlık
Yalın
İzsiz
Çok sesli bir sessizlik
Bazen sonbahar yapraklığı
Bazen insomnia gözlerinin kızarıklığı
Telefonda bir iki titreme
Ellerim sabit
Ve dahi bedenim
Yalın
İzsiz
Sessiz
Ve
Yalnız
Beynimdeki depremlerin faylarında
Uyanışlar bin yıllık
Yıkıyor coğrafyaları
Titreye titreye
Devriliyor hepsi
Bir ben dik
Bir ben bayrak direği
Bir ben rüzgarla sarsılan
Yıkılmayan
Devrilmeyen
Yalın
İzsiz
Issiz
Sessiz
Ve yalnız
Merdivenlerin ulaşamadığı
Unutulmuş bir binanın
Çatı katı
Fareli
Örümcekli
Bol hatıralı
Sırlarla saklı
Sırasını bekleyen
Titreye titreye
Devrileceği günü
Yahut bir tiner kokusunda elleri
Herhangi bir ötekinin yakma potansiyelinde
Ranta kurban gitmeden
Ölümünü gözleyen
Yalın
Issız
İzsiz
Sessiz
Yalnız

GALİP UÇAR.    KASIM 2024. SAHRAYICEDİT

Şiir 14 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

13 Kasım 2024 Çarşamba

TENLERİNİN YAZGISI

 Oysa

Çok güzel bakıyorlardı
Doğduklarında
Koca gözlerinin beyaz zemini üstünde
Kendilerince
İri dudaklarında
Gülüş dahi vardı
Zamanla gözleri sarardı
Elbet içki etkisiyle
İri dudakları düştü aşağı
Yoksulluk
Dışlanma
Yoksunluk
Mutlu doğuyordu oysa
Kara çocuklar
Mutsuz kara insanlar
Oldurulmadan öncesi
Doyuyordu doya doya
Koca zenci memesini emerken
Aç ve sefil bırakılmadan öncesi

GALİP UÇAR.    KASIM 2024  SAHRAYICEDİT

Şiir 13 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır



2 Kasım 2024 Cumartesi

KELEBEK ÇİÇEK ÂŞIK

 Hafif yağmurlar sağanaklara dönmeden

Uçup bana en güzel çiçekleri seç topla
Ey aşkla uçan kelebeğim
Yine senin saçlarına takayım
Bir çocuk gülüşü kokusu salınsın
Baş döndüren bahar rûzgarlarında
Şarkılar söylesin kulaklarıma
Kuşlar dans etsin bu meşkin sesiyle
Kendinlerinden geçe geçe
Öyle bir koku ki
Besteler dökülsün dillerimden sana
Sen ki aşkla uçan kelebek
Gelmeden fırtınalar
Seç topla en güzelini
Doyulmasın güzelliğinin tadına

GALİP UÇAR KASIM 2024 ERENKÖY

Şiir 2 Kasım 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıstır