Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

10 Şubat 2021 Çarşamba

Tarihi Yerleriyle Kıbrıs (Objektifimden)

 Kıbrıs, bilinen arkeolojik verilere göre MÖ 9000'li yıllara uzanan örneklerle ilk yerleşim ipuçlarını vermekte. Daha sonraki buluntularda ise MÖ 10000'li yıllarda, bulunan arkeolojik kalıntılar doğrultusunda Orta Doğu'dan özellikle de Filistin ve Lübnan'dan göçen insanların olduğu ve Kıbrıs'ta yaşadığına dair kanıtlar elde edilmiştir. 

Kıbrıs'ın bilinen ilk büyük koloni sahipleri Mısırlılardır. Mısırlılar Kıbrıs'ı "Asi" adıyla anmışlardır. Daha sonra Hititler (Hatti Devleti) ismini "Alaşya" (Alasya) olarak anmışlardır, Asurlular ki Kıbrıs'ı "Yatnana" adıyla anmışlardır, Fenikeliler, Medler, Roma İmparatorluğu ve bölündükten sonra Bizans İmparatorluğu, sonra dağınık akınlarla gelmiş Müslüman Kabileler, Emeviler; bu iki Arap kökenli toplum Kıbrıs'a Kubrus ya da Kubruş demiştir. Bir dönem Tapınak Şovalyeleri'nin yönetiminde kalan Kıbrıs'ta halkın bu yönetimden memnun olmaması sonucunda çıkan isyanlarla zayıflayan otorite sonucunda adaya  Luzinyanlar (Fransız Kökenli Latin) 300 yıl kadar hakim olmuştur. Sonrasında ise Cenevizli tüccarlar hakimiyeti ele alıp İtalyan Kültürü'nü taşımıştır. Sonrasında Memlüklüler'e ve Venedikliler'e de geçen yönetim son olarak Osmanlı İmparatorluğu; ki İkinci Abdülhamit Dönemi'nde 92799 Sterlin kira karşılığı; 4 Haziran1878 İngilizlere hakları devredilene dek Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürmüştür. Kira sonucunda ve daha sonra Birinci Dünya Savaşı'nda tedbir öne sürülüp kira akdi iptal edilip, ilhak edilerek İngiliz İmparatorluğu'na koloni devleti olarak gelmiştir. 1960'larda İngiliz sömürgesinden bağımsızlığını ilan edip Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş, lakin 1963 -1974 arasında Türkiye'ye taksim ismi, Yunanistan'a 1930lar'da başlayan birleşim talebi olan Enosis istemleriyle yaşanan ve ciddi katliamlara sahne olan dönem sonucunda; Bülent Ecevit öncülüğünde yapılan Kıbrıs Barış Harekatları ya da Rum tarafının ismiyle Atilla 74 Operasyonu'yla, Kıbrıs Cumhuriyeti iki kesime ayrılmış ve Güney'de Rumlar, Kuzey'de Türkler olmak üzere iki ayrı devlet kurulmuştur. Bu kaotik dönem hayli kanlı geçmiş; özellikle EOKA- A ve EOKA-B2nin yaptığı katliamlar sonucunda Kıbrıs Türk toplumu çok sayıda insan yitirmiştir. 1974 sonrasında ise aslında ağırlıkla Güney'de yaşayan Kıbrıs Türkleri, muhacir durumuna düşüp, göç ederek Kuzey'e yerleşmiş ve adı hâla Göçmenköy başta olmak üzere yeni yerleşim yerlerine yerleşmişlerdir. Aynı şekilde Kuzey'den Güney'e Rum muhaceratı da olmuştur.  Kuzey'deki Türk Cumhuriyeti, Batılı Devletlerce Defacto yani resmi olarak tanınmayan hatta işgal edilmiş topraklar olarak görülmektedir. Lakin 1985 25 Kasım'ı itibariyle KKTC devleti kurulmuş ve Kıbrıslı Türkler, kuzey tarafında resmi bir devlet sistemi kurmuşlardır. 

Kısaca Kıbrıs, hem coğrafyasının stratejik olması, hem Akdeniz'de verimli topraklara sahip olması, hem de güzelliğiyle her zaman ilgi çekmiş ve sürekli el değiştirerek birçok farklı kültüre ev sahipli yapmış ve hepsinden bir şeyler edinmiştir. Kıbrıs'ta gezerken en çok Latin ve Bizans Dönemi eserlerine rastlayabilirsiniz. Osmanlı Dönemi'nde yapılan eserler dışında, Gotik Tarzda yapılmış Kiliseler de minareler eklenerek, camiye dönüştürülmüş ve hâlâ bu şekilde kullanılmaktadır. 

Aşağıda size Kıbrıs'ın tarihi yerlerini objektifimden yansıtacağım 

NOT 1: Fotoğraflar Lefkoşa, Girne, Mağusa (Magosa) Bölgeleri'nde çekilmiştir.

NOT 2: Kıbrıs Evleri'nin kapıları ve kapı kolları emekle, el yapımı tarihi kapılardır. Fotoğraflar bunları da içerir. Özellikle bazı kapı kolları ciddi sanatsal eserlerdir.

NOT 3: Osmanlı'nın 19. yüzyılına hakim olan Tanzimat Düşünecesi'nin fikri babası ve en önemli edebiyatçısı kabul edilen ve 2. Abdülhamit tarafından hürriyet, adalet söylemleri sonucu sürgün edilen Namık Kemal'in Mağusa'ya (Magosa) sürgün edildiği önce zindanı sonra evi olan yer de fotoğraflar arasındadır. Şu an KKTC Devleti tarafında Namık Kemal Müzesi olarak kullanılmaktadır.









Venedik Sütunu (Lefkoşa)







Mağusa Limanı ve Feneri




Girne Kalesi






Namık Kemal Evi ve Zindanı





Girne Limanı Antrepo



Lefkoşa Girnekapısı Halkın Sesi Gazetesi

Lefkoşa Surlar İçi Dimotiki Agora, Belediye Pazarı

Girne Kapısı 

Büyük Han Lefkoşa Surlar İçi


Büyük Han 

Kumarcılar Hanı

Lefkoşa Sarayı










Venedik Sütunu


Lefkoşa Sarayönü



Arabahmet





Lefkoşa Surlar İçi















KIBRIS'IN KLASİK ARABALARI (Objektifimden)

 Kıbrıs'ta yaşarken, o küçük hayatın içinde bana eğlence ve keyif veren ögelerden biri de, kolonyel dönemden kalma ya da gerçeği söylemek gerekirse sömürge döneminden kalmış ve alışkanlık olarak da devam eden klasik araba geleneği.

Aslında yasağı yeni kalkan Varoşa yahut güncel adıyla Maraş'ın da (nam-ı diğer Kapalı Maraş) o yıkık dökük otellerinin otoparkında hayli çok klasik arabalar çürümeye yüz tutmuş şekilde kalmıştır. Tabi ki İngiliz Kraliyeti'nin 1960'lar itibariyle el çekmesiyle kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde de sonraki kaotik dönem ve çift devletli dönemde de o dönemden kalma zevkler devam etmiştir. 

İngiliz klasik arabalarını Kıbrıs'ın her yerinde görebilmek şaşırtmamalı. Hele ki çoğu Kıbrıslı'nın hâlâ bir ayağının İngiliz Eski Kolonyel Devletleri ve İngiliz Krallığıyla alakalı oldukları düşünülürse, sadece klasik değil güncel araçları da görmek mümkün. Zaten Kıbrıs'ta kullanılan arabalar hâlâ İngiliz Tipi Plaka ve Trafik Yönetimi kullanmakta. 

Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu hakkı alıp da AB'ye girmiş kişiler dışında ailesinden gelen İngiliz Pasaportu'nu da kullanan çok kişi var. Bu kişilerin çoğu da zaten Birleşik Krallık ve eski kolonilerinde üniversite ve üstünü genellikle okumaya gidiyorlar. Doğal olarak da oralarda kaldıkları sürece de aldıkları araçları Kıbrıs'a getiriyorlar. 

Kısacası Kıbrıs ne kadar bağımsız olsa da, gerek Avustralya, gerek Cebelitarık, gerekse Malta gibi hâlâ İngiliz Kolonyel geleneklerine ve yaşam stiline bağlı olarak yaşamakta. Hatta ekonomik sistemler de bağımsız gözükse de ev kiraları, araç satımları, gayrı menkul satımları hala İngiliz Poundu'yla yapılmakta

Aşağıda sizlere Kıbrıs'ta rastladığım birkaç klasik ve normalde rastlanmayan araçların çektiğim fotoğraflarını paylaşacağım. Bu araçların içinde klasik araçların dışında lüks ve çok farklı modifiye edilmiş arabalar da var. Bu arabalar genellikle Kıbrıs'a okumaya gelmiş, Arap ve Yakın Asya Coğrafyası ülkelerinden gelen Kürt, Arap ve Fars öğrenci yahut iş insanlarının arabalarıdır.

NOT1: Kıbrıs'ta taksiler çoğunlukla Mercedes'tir 

NOT2: Burada fotoğraflarını çektiğim araçlar dışında; özellikle de Arap ve Fars Coğrafyası'ndan gelen öğrencilerin HUMMER, JEEP, GMC gibi hatta Türkiye'de rastlanamayan lüks modelleriyle Opel'in Wauxal ismiyle olan arabaları, Mercedes, BMW (ki Kıbrıslılar bu markaya BİEM derler) AUDİ çok lüks modellerine rastlayabilirsiniz. Özellikle üniversite çevrelerinde bu araçları park halinde görebilirsiniz

NOT3: Klasik kabul edilen araçlar Kıbrıs'ta siyah plakalı olarak trafiğe çıkabilmektedir.

BUİCK

WOLSELEY

BMW

BUİCK

AUDİ

FORD

JAGUAR

MİNİ COOPER

BUİCK VAN

Fotoğrafların tamamı Lefkoşa'da çekilmiştir. Şahsi Çekimlerimdir.



9 Şubat 2021 Salı

NERGİS VE KUŞ

 

Nergis ve Kuş

Gözlerimde açan gülleri solduran hırs
Kibrin ve kinin
Oysa şarkılar söyler de uçardım sana
Tüm göğsüm delik deşik olsa da
Yırtılan diyaframıma aldırmadan
Sevda şarkıları söylerdim
Göl kenarında bitsen de
Yahut bir bahçede fark etmeden
Rengini umursamadım hiç
Umursamadım da ömrüm boyunca renkleri
Şekillere bakmadım
Sevmedim kalıpları, kalıp sözleri
Atasözlerinden ders aldım da
Tutmadım aklımda
Yazdığım şiirleri okumadım ezbere
Şarkılaşanları ise bir sana tek sana
O da acapella
Güldün güneş açtı
Uyudun ay doğdu
Bir ulu çınardan öğrendiğim ninnileri söyledim
Umurun değildi
Başka rüyalar gördün
Sen uçmamı severdin
Kan revan dökülen kanlarımı
Yırtık diyaframımdan çıkan
Yorgun şarkılarımı
Ama sen en çok
Kendini severdin
Beni sevmek istediğinden severdin
Sevmek istediğinden sadece
Sen bir güldün
Rengi cinsi nadir
Narin
Ama hep kendini nergis zannettin
Ondandır anlamadığın
Yaralı göğsümden akan kanın
Söylediği isyan dolu naif şarkılarımı

GALİP UÇAR Acıbadem

Şiir Şubat 2021'de Zamansız Dergi'de yayınlanmıştır

şiir linki


6 Şubat 2021 Cumartesi

Lefkoşa'nın Çiçekleri (Objektifimden)

 Kıbrıs'a yolu kış aylarının sonlarında düşenler, bahar aylarında orada bulunmuş olanlar bilir ki, şubat ayının ortalarından itibaren Kıbrıs'ta, Türkiye'de yaz aylarında yahut bahar aylarının ortalarında rastladığımız çiçekler açar. Bu çiçekler Akdeniz İklimi Florası olmakla beraber, zamanında İngiliz Sömürgesi olduğu dönemde buraya getirilmiş; diğer sömürge ülkelerden özellikle de su baskınlarını engellesin diye su çeken, bataklık kurutan ağaç ve çiçeklerdir, sadece Kıbrıs'a özgü değil Akdeniz Ülkeleri'nin sahil kıyıları ve adalarına ait limon türleri; ki burada da Luzinyan yani Fransız ve sonraki dönem İtalyan işgallerinde getirilmiş tohumlar olması da muhtemeldir, görülebilmekte. 

Bu blogda sizlere, oralarda görüp de fotoğrafladığım çiçek ve ağaçlardan seçkiler sunacağım. Bunların arasında Kıbrıs'a özgü Cemile Çiçeği denilen mor çiçeğin Kıbrıslılar için önemi başkadır. Hatta öylesine severler ki genellikle kız çocuklarının isimlerine de koydukları olur. Limonların da farklı türlerini bu fotoğraflarda göreceksiniz. 

Papatyaların, Türkiye'de pek de görülmeyen çift renkli ve farklı renkli türleri, kocaman kaktüs türleri, ekşilice denilen ve sadece Kıbrıs'ta gördüğüm bir çiçek türü de vardı. Ama beni en çok etkileyen zannederim ki, Şubat sonlarına doğru yol kenarlarında açan, koca yaprakları ve boyutlarıyla sapsarı papatyalardı.

Akşamüzerleri sokağa çıkıp da yürüdüğünüzde ise, koca Akdeniz Güneşi, Beşparmak Dağları'nın Omorfo (Güzelyurt) taraflarından batarken, Cemaliyelerin eşliğinde ara sokaklardan yürümenin huzuru da başkadır.

Lefkoşa'nın Merkezi'ne doğru giderkense; Göçmenköy üzerinden, Kumsal'a doğru yönde ilerlediğinizde, sağlı sollu limon ağaçları ve bazılarının boylarının iki metreyi bulduğu kaktüs ağaçlarının seyrine dalıp, yolun bir anda bittiğini anlayamıyorsunuz.

Ben genellikle Lefkoşa Merkeze yürüyerek gittiğimden, ara sokaklardaki güzellikleri hep gördüm. Zaten az kişinin yaşadığı bu sakin şehirde, bazen sadece sokaklarda yürümek dahi, çoğu düşünceden beni arındırıyor, küçük evlerin avlularındaki limon, portakal, bergamot ağaçlarının gölgesinde, o kocaman Akdeniz Güneşi'nin özellikle de öğle saatlerindeki kavurucu sıcağında, soğuk bir şeyler içerek dinlenmenin keyfi bambaşkaydı. 

Genel olarak düşünürsem, Lefkoşa için konuşmak gerekirse, Ne kadar ağırlıkla Göçmenköy, Taşkınköy üzerinden Kumsal ve Lefkoşa Merkez kabul edilen Girne Kapısı yahut Dereboyu'na iniyor olsam da benim çiçek ve ağaç manzaralarını en sevdiğim nokta, Göçmenköy'ün bitiminden ara sokaklardan, Kızılbaş'a doğru gittiğim yoldu. Tozlu sokakların, ara sıra çıkan asfaltlarının etrafındaki ağaçlar, gerçekten anlatılamaz bir huzur veriyordu


Cemaliye Çiçeği


Cemaliye Çiçeği

Kaktüs

papatya



Gül


Papatya

Papatya


papatya (yol kenarlarında çıkan, yabani)
* Genellikle bu papatyayı suya koyup, esansıyla parfüm ya da krem yapıyorlar


Papatya


Limon Yaprağı


uzun limon




Limon Çiçeği

Cemile Çiçeği Ağacı

Tüllü Papatya



Portakal



Erik