Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

10 Ocak 2025 Cuma

KURTUL ŞU AMANSIZ SUDAN

 Bugün yine uyandım küfrede küfrede

Sana değil bize değil sadece kendime
Bu yalanlarla dolu çarkın içinde
O debisi yüksek ırmağın akışına neden kapıldım diye

Sorsaydım akarken duran porsuğa
Sorsaydım su samuruna balığa
Bir çıkış kapısı elbette varsa
Beynime sıçrayan kanı hızla boşaltmaya

Değirmen olmaya hayran başak zerresi
Elbet taşın arasına atlar kendisi
Çuvalın en hızlı firarisi
Yaşar bu ölümü gönüllüce kendisi

Kahramanlıkla temizleyemez yalanı
İki eliyle boğazından sıkıp boğsa da yılanı
Tortusu bile olsa uyanır kalanı
Zerk ile yok eder var olanı

Kaçar bir akşamüstü sessizce trenle
İçinde götürür düşmanlığını dürüstlük edene
Sanma ki affolur yalanlar basıp gidenle
Karşılaşılır elbet temizlenir hak yerini bulur bir yerde

Göklerde asılı değilse başım
Yerlerde ezilmiş bir yassı taşım
Sinirden akan tere bulandı kaşım
Bende zalimin kabında zehirli aşım

Elbet temizlenecek bir gün bu kirli dünya
Sonra yayılacak huzur güneşe aya
Bin ferahlık gelecek içtiğin çaya
Adalet ve sulh ile gelinecek manaya

Hele kalk bir bak şu gezdiğin çimene
Ona buna değil her yaptığın kendine
Zayıf düşüp vermeyeceksin hükmü zalime
Giden yok olur sanma bırakır aynını gelene

Dinle sözlerimi de şimdi uslan
Bil ki çıkarsın darlıktan akılnan
Dürüstlükten sapma hatırla ders al akıllan
Arın da çıkar kendini şu amansız sudan

GALİP UÇAR.     OCAK 2025 

Bu şiir 10 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

6 Ocak 2025 Pazartesi

SAHRAYICEDİT İKİ GÖZÜM

 Tam ucundaki gökdelenin gölgesinde yaşarken başladık

Sahrayıcedit
İki gözüm
Ben senin sokaklarındaki ağaçların dallarından
Topladığım meyvelerin tadıyla seni bilirim
Çamlıca rûzgarıyla Kayışdağı rûzgarının birbirine karıştı yerlerini
Belime kadar kar yağdığında
Geceyi aydınlatan fosforlu beyaz renklerini
Otoban kenarlarındaki parklardan
Uzak göz ufuklarının yavaş yavaş
Manzaramızı engellediğini de
Trafikli akşamüstü saatlerinde
Arabaların stop farlarının kırmızı hallerini
Atîde ne olacağını bilmem de
Koskoca arsanın içinden topladığım
Sarılı morlu çiçekleri
Sadece ismiyle var olmadığını
Mümin deresinin
Yıkılan evlerin altında oluşan göletlerde
Mıcır gıcırtılarını
Bira kokan köşe parklarına müteakip
Yarım yamalak adımlı caddelerindeki
Beklenilen trafik ışıklarını
Ve bir seher vaktinde
Bavulun tekerleğinin sesinde
Terk ettiğimi bilirim
Birincide değil
İkincide değil
Üçüncüde değil
Kaçıncıda bilmem
Geldiğimde ise
O tek gökdelenin
Küçürek bir öykü gibi kaldığı
Koca koca binaların
Çamlıca ve Kayışdağı rûzgarlarına kurdukları barajı
Yaşlanmış insanların
Ağır adımlarla pazara gidişlerini
Orta halli orta yaşlı binaların
Genç kaslı ve uzun binalara dönüşlerini
Sahrayıcedit
İki gözüm
Şimdi bilmem
O sokaklarındaki ağaçlarda hâlâ
Var mı
Erik
Dut
Kiraz
Üzüm
Görmedim geçip giderken
Bakmadım da açıkçası
Ola ki bulamam diye
Tadı damağımda
Şekli dimağımda kalsın diye
Sahrayıcedit
İki gözüm
Ev oldun
Semt oldun
Yurt oldun
Çeyrek asır
Estetiklerin konjenktürel belki
Belki sadece rant uğruna
Ama ne zaman tekrar gelsem
O sonbahar günü gibi
Al yine beni koynuna
İlla buluruz yaşayacak bir şeyler
Belki daha yorgun yılgın adım
Lakin illa hevesli
İki gözünden de
İki caddenden de öperim
Belki bir gün
Yüküm olup kalbime
Yine bir uzak diyara giderim
Sahrayıcedit
İki gözüm
Her nerede olursam olayım
Ben yine
Sen gibiyim

GALİP UÇAR.   OCAK 2025 OPTIMUM

Şiir 06 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır


4 Ocak 2025 Cumartesi

AY VE ZÜHRE ÜST ÜSTEYDİ

 Ay ve Zühre üst üsteydi

Gökyüzünün aynasında
Ay ve Zühre bambaşka sanılırdı
Yahut bazı bayraklar yanlış tanınırdı
Zühre yıldız değildi
Yıldız da Zühre kadar parlak
Belki de bayrak
Yıldızlı değildi
Zühre basmıştı bağrına
Gökyüzü koskocaman bir umman
Kim bilir ne dertlere derman
Ve elbette içinden bir zaman
Yeni bayraklar da doğacak
Farklı coğrafyalarda başka başka 

GALİP UÇAR.     OCAK 2025

Şiir 4 Ocak 2025 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

30 Aralık 2024 Pazartesi

YILDIZSIZ KENTLERİN GECE VURGUNU

 Yıldızsız kentlerin gece vurgunu

Seni mi öptüm
Ay şavkıyla sararken denizi
Tuzu dudakları dili yakarken
Kıyılardaki kayalıklarda bir garip inilti
Midye kabuklarının kara çarsafı
Yengeçlerin kızıl dövüşü
Altın rengi ışıkların oyunları bunlar
Bazı solgun sokak sarısı
Bazı mücevher ışıltısı
Koynunda kapkaranlık gecenin
Denizlerin çimi değil yosunlar
Ne de salatası
Bir gece
Issız bir dalgaya kapılmış
Mor bir teknenin
Dip paslanmışlığı
Öylesine soylu
Öylesi ram olmuş
Eski ihtişamı kaybolmuş
Yırtık bir pelerinin
Yaldızlı süsleri
Aydınlanmaz ay vursa da üstüne
Ne de dipteki gemi iskeletleri
Varamadığı menzilin hayalini kurmaz
Kırık amforalarıyla
Kumlara uzanmış cesetlerin
Yalnız kalmış kemikleri
Bulunamamaktan sızlamaz
Öylesi anlamsızdır
Gecenin siyahında deniz
Milyonlarca anlam yüklense de
Ve inadına saydamdır deniz
Çeşitli saatlerde
Çeşitli renklerde zannedilse de

GALİP UÇAR        HAZİRAN 2024 ALİBEYKÖY

Şiir 30 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

25 Aralık 2024 Çarşamba

BİR DE DEVRAN ÇAĞLAR MESELESİ VAR

 Onca aşk acısını

Onca ekonomik uçurumları

Onca Sınıf mücadelesini

Onca Darbe sonrasını

Onca haksız kazancı

Onca sömürüyü

Onca hırsızlığı

Onca yolsuzluğu

Onca ötekileştirmeyi

Onca muhtaç bırakılmayı

Onca ezilmeyi

Onca doğru söyleyip dokuz köyden kovulmayı

Onca işsizliği

Onca sevgisizliği

Onca zulmü

Onca hainliği

Onca satılmışlığı

Onca dilenciliğe alıştırılmışlığı

Onca ihaneti

Onca cahilliği

Onca rezilliği

Ülkede sıralamanın dışında bir de

Bir de Devran Çağlar meselesi var ki

En büyük haksızlıklardan birisi

Sesi güçlü olmak yetmiyor çoğu zaman

Engellenmek için

Dürüst olmak

Doğru olmak

Düzgün olmak

Ve hepsinden çok daha güzel sesli olmak

Yeterli bir neden

Onlarca dert gibi

Bu da büyük haksızlıklardan

O ve onun gibi olanların

Sesi olsun diye yazdım

Hatırlansınlar

Unutulmasınlar diye

Onlarca yıl sonra

Hak en azından 

Bu şiirde yerini bulsun diye

Yazdım

GALİP UÇAR     2016


Şiir 25 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

22 Aralık 2024 Pazar

ALTIN KARASI

 Altın karası bir ışık bu

Safran değil ki aşına katasın
Tarhana tadında
Ellerin nasırlı sarısı
Kader yarası kadarı kadar yaşaması
Karayolları üzerinde
Ezilmiş papatyaların sarısı
Boş çantaların bir dolusuyla darası
Bir kaç zeytin karası içinde kalp yarası
Minibüsler otobüsler ve durakları
Yosun tutmuş yağmur sonrası
Yırtık ayakkabıların tabanında
Akar gözyaşı damlası
Ahh elleri emeğine varası
Gönül kara
Gönül yara
Ruh sıkkın
Cebinden çekilmiş parası
Yolunmuş bir dalda kalan
Yapraksız tatsız ham
Gevrek uçlarının yarası
Reçine reçine
Akar içine
Öylesi acı
Öylesi baldıran zehri misali
Takar kaskını
Yürür kurulumuna düzenin
Çakar kalaslarını
Dünyanın atar temelini
Aç da olsa
Bölüşür yemeğini
Kurtlu da olsa
Kuru da olsa
Bulur bir yerinden lezzetini

GALİP UÇAR.     KASIM 2024

Şiir 22 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

16 Aralık 2024 Pazartesi

SÜRGÜN TOHUMLARI

 Sürgün tohumların

Rûzgar çılgınlığınca
Savruluş hafifliği bu
Kendi topraklarından genini alan
Ama kendi topraklarına hasret
Toprağındakilere özlem özlem yaşayan
En güzel dağ başları
Meltemli deniz kıyıları olsa da yerleri
Köksüzlüğün acısı ve sancısıyla meyvesine hasret
Dalına gebe bir kısırlık bu
Çılgın aşermeler yoksunluğunda
Bir göz
Bir söz
Bir cana hasret
Bazı uçar
Bazı yuvarlanır
Üstü başı toz
Toprakta bir yuva arar
Tutuşacak bir el
O el ki
Çiçekleri açtıracak dal hasretlerinde
Kırmızılı
O çiçekler ki
Dünyaya güzellik mirası
Belki bir kozalak
Bin olacak kadar kudretli
Ah köklenseler
Belki dünya hayranlığıyla durak
Belki kıyamet kopacak
Yeni dünya o kökten doğacak
Sürgün masalları son bulacak
Bebek dudaklarında bir gülüş
Ardı kahkahalı upuzun geceler
En uzun geceye kavuşacak
Dumanıyla her şey kutsanacak
Tam o anda bir iskele
Bir mavi
Lacivert bir dalga
Martı sesinde kıyılarda düğünler toylar
Tarih tarih olalı böyle güzellik görmedi diye surlar
Mutluluk bayrakları asacak
O gün dünya bambaşka olacak
En uzun karanlık aydınlıkları doğuracak

GALİP UÇAR.        ANADOLU HİSARI

Şiir 16 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır

13 Aralık 2024 Cuma

KIYAMET PENGUENLERİ DENİZLERE İNİNCE

 Kıyamet penguenleri

Denizlere yürüyüp inince
Koskoca bir ay bütün gümüş ışığı parlaklığıyla
Vuracak tüm coğrafyalara
Gecesiz
Başya Timuçin olmak üzere
Tüm hanlar hakanlar
Birden yok olacak
Öksüz kalacak kavimler
Çay kokusu dağılacak
Çin çinileri kırılıp
Yol olacak bilinmezlere
Kıyamet penguenleri
Üstüne basa basa geçecek
Varacak uzak denizlere
Halılar ilmek ilmek sökülecek
Bir kedi tırnağına takılmış
İplik parçası haricinde
Hatırası okunmayacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Tarlalardaki başakların sarılarının
Alev sarısı olduğu anlaşılacak
Şahinler saracak etrafı
Didik didik edecek kalanları
Ay ışığının gümüş yangınında
Dağlar heyelan şelalesi
Tank olup yığılacak
Kesecek suların başını
Tuna kuruyacak akmayı unutacak
Karadeniz'den ta Alman içlerine
Kocaman bir hendek kalacak
Buda ve Peşte yine ayrı
Ama hendekte Budapeşte doğacak
Kıyamet penguenleri
Denizlere indiğinde
Ne bir tekil
Ne bir çoğul
Ben benliği
Sen senliği
Şahısların şahsiyetleriyle birlikte
Şahsî meseleleri
Ve dahi şahıslıkları da bitecek
Bir tek ağaç kalacak
Yeri bilinmeyen
Belki çam
Belki çınar
Kim bilir belki dibinde bir pınar
Ta ki keşfedilene kadar
Duracak
Kıyamet penguenleri
İlla orayı da bulacak
Önce pınar bulak bulak
Sonra ağaç
Her ne türse
O da kıyamet penguenlerine kalacak
Kıyamet penguenleri
İndikleri denizleri de unutacak
Olanları da

GALİP UÇAR.          ARALIK 2024 

Şiir 13 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır.

10 Aralık 2024 Salı

SENİN YANAKLARINDA

 Senin güzel yanaklarında

Gümüş ve zambak rengi bir dolunay doğar
Gülümsemeni sağlar
Ben o aya doğru
Ağır aksak koşan
Gece gündüz uyumayan
Yüksekliğine tırmanmaya dayanan
Minik bir yıldızım
Yanında durmayı düşleyen
Konup o güzel yanağına bir ben gibi
Aya yakışan
Gülümsemenle yükselen
Bir bayrak gibi
Aşk gibi
Aşk gibi
Bir gülümsemenin iki ucunda var olmak
Ayına yıldız olmak
Samanyollarını kurmak
Senin güzel yanaklarında
Şâd olmak
Gözlerinin ışığıyla parlamak

GALİP UÇAR. KASIM 2024. CADDEBOSTAN

Şiir Kibele Kültür Sanat dergisinde 10 aralık 2024 tarihinde yayınlanmıştır

7 Aralık 2024 Cumartesi

SENELER NE OLUR ÜSTÜME GELMEYİN

        Dışarıdan gelen gürültüler yüzünden, öğlen uykusundan, sert ve ani şekilde uyandı. Başını iki yana çevirip, etrafına baktı. Sesler evden gelmiyordu. Daha henüz uyumuştu ve böyle uyandırılmak da hoşuna gitmiyordu.

        Gözlerini ovuşturdu, yavaşça yatakta oturur pozisyona geçti. Gürültüler devam ediyordu. Saatine baktı. Saat neredeyse sekiz buçuk olmuştu. Daha yeni uyuduğunu zannederken meğerse dört saattir derin uykusun olduğunu anladı. Makyaj masasının önündeki koltuğun üzerinde duran, ipekten yapılmış, mavi ve kırmızı renkli desenlere sahip sabahlığını üzerine giyindi. Yavaş adımlarla odadan çıkıp salona doğru ilerledi.
Salona girdikçe, sesler daha da artıyordu. Bir an kapı açık sandı ama kapalıydı. Aynı ağır adımlarla balkon kapısına doğru ilerledi. Kapıyı yavaşça açıp, Bodrum’un klasik, küçük, beyaz badanalı, kare balkonuna çıktı. Tam ayılamamıştı. Evi yüksek olmasa da ne olur ne olmaz diye demirlere tutundu ve sokağa doğru baktı.
        Evet. Gerçekten akşam olmuştu ve Bodrum’da olanlar, çoktan denizden çıkmış, evde hazırlıklarını yapmış ve sokaklara akın etmişlerdi. Eskiden kendisi de böyleydi. O da sabah erken saatlerde bu balkonda kahvaltısını yapar, henüz çok kirlenmemiş olan Bodrum Merkez’de yer alan sahilden denize girer, akşamüzerine doğru eve dönüp, duşunu alır. Hazırlığını özellikle de makyajını yapıp, harika elbiselerden birini seçip, sevgilisinin kapısına gelmesini bekler ve onunla akşam yemeği yemeğe giderdi.
       Dışarıda gezinen hoş giyinişli, alelacele hazırlanmış, yarı ıslak saçlı kadınları görüp, kendine iç geçirdi. Sonra sokağı boylu boyunca gözledi. Hınca hınç doluydu. Daha da eğlence vakitleri de tam gelmemişti. Şu saatler, restorana gidip, akşam yemeği yeme saatleriydi. İçinden: “Ah benim gençliğim” diye geçirdi.
İki adım kadar geriye giderek, balkon masasını kaplayan oyalı örtünün üzerinde duran sigara paketinden bir sigara çıkarttı, ağzına koydu ve derin bir nefes çekerek yaktı. Bir derin nefes daha çekti. Bu sefer dumanı kesik kesik dışarıya saldı. Masanın üstünde duran, mermerden kül tablasının içine sigarasını yerleştirdi.
       Sigarası, kül tablasında hafif hafif yanarken, o da mutfağa doğru biraz hızlı adımlarla gitti. Buzdolabını açtı ve her zaman içtiği markadan olan rakısından büyükçe bir rakı bardağına sek rakısını koydu. Eli sürahiye gitse de kendi kendine: “Yahu bunun da seki bambaşka güzel. Her şeyi sadesi güzel olduğu gibi…” dedi. Elinde rakısı, balkona gitti. Masaya bardağını koymadan bir yudum aldı, içti. Ardından sigarasından uzun bir nefes çekip etrafa baktı.
         Yine balkonun demirlerinin oraya doğru gitti ve aşağı eğildi. “Ah!” dedi kendi kendine. “Şimdi beni bekleyen olacaktı da şu aşağıda, ben de rakı bitene kadar onu bekletecek bir de makyajı da yapıp öyle inecektim.”
Balkon duvarına asılı saatine baktı. Önemli bir porselen markasının hediyesiydi. Hala mükemmel çalışıyordu. En az yirmi yıllıktı. Hey gidi hey! Onun verildiği zamanı anımsadı. Simsiyah bir elbisenin içinde, üzerindeki taşlar, renkli ışıklarla parıldarken, altın rengi bir tepsi içinde yanında iki şampanya ve üzerine dökülen gül yapraklarıyla ona verilmişti.
Kolay değil. Yılların Safişiydi o. Ünlü sahne yıldızı Safiye. Kim bilir kaç yıl olmuştu? O sahnelerdeki, parıltılı elbiseli Safiye olmayalı kaç sene, kaç ay, kaç gün geçmişti. Sevgilisinin onu en ön masadan, çılgın alkışlarla izleyip, ona iltifat edip, laf atanlara sert bakışlarla karşılık verdiği günlerin üzerinde neler neler geçmişti. Hatta o sevgilisi…
     Rakısından büyükçe bir yudum alıp, içeriye geçti. Plakların olduğu çekmecesini açıp, içeriden kendisine ait bir plağı eline aldı. Balkona doğru yürüdü ve masanın üzerine koydu. Sigarasından bir duman daha çekip bu sefer de içerideki plakçaları balkona doğru getirmeye çalıştı ama getiremedi. Bir daha denedi ama yine ağır geldi. İçten içe kendine güldü. Sonra yürüyüp, balkondan plağını aldı ve plakçaların yanına getirdi.
       Dışarıdaki sesler gittikçe artıyor saat de dokuza doğru ilerliyordu. Ah sevgilisi! Son sevgilisi. Birazdan kapısını çalacak, o da makyajı tamamlanmış olarak, tüm dişiliğiyle kapıyı açıp, onun karşısına çıkacak ve onun koluna girip Han Restoran’a gidip akşam yemeklerini yiyecekler ardından da sahnesi varsa sahne alacağı yere gidecek yoksa da bir yerlerde içip, eğlenecekler gecenin derinliklerinde de Halikarnas’ta eğlencenin zirvesine ulaşacaklardı.
         Ah sevgilisi! Son sevgilisi, başka biriyle evleneli tam otuz sene geçmişti. O şaşalı günler biteli. Makamlı şarkıları okuyup da hayranlıkla izleneli tam otuz sene. Popüler müziğe yenilip, o gazinolar dağılalı otuz sene geçmişti. Kendisi de seksen yaşlarına varmıştı. Şimdi sevgilisi gelip, onu çıkartmaya kalksa hali de yoktu. Adamın var olan çocuklarına bir de üstüne yeni evlendiği kadından da iki çocuğu olmuştu. Şimdi Bodrum’un merkezinde değil, çok daha lüks bir sayfiyesinde, ailesiyle keyfine bakıyordu.
        Peki ya öncekiler? Bu adam için vazgeçtikleri? Onlar da çoktan torun torba sahibi olmuşlardı. Hatta bazıları ölmüştü. Haberlerini arada başka kişilerden ya da gazetelerden alıyordu. Hele bir tanesi vardı ki… Belki de çok iyi bir insan olduğu için en çok taviz verdiği adamdı. Ah o iyi adam. Ah o sandığı adam, insan kaçakçılığı yaparken Bodrum’dan yola çıkıp Kos açıklarında teknesiyle batıp ölmesin mi? Nasıl da insan sarrafıydı? Belki, tam da bu sebepten, şu yaşında yalnız kalıvermişti. Kimsesizdi. Arada birkaç eski hayran, balkonda onu görüp, hasbelkader tanıyıp selam verince, kapısını çalınca geçip gidiyordu yalnızlığı.
        Artık dışarı da çıkabilecek dermana sahip de değildi. Marketten alacaklarını istiyor, onlar da getiriyordu. O, sahnelerde saatlerce şarkılar söyleyip, dans eden Safiye, şimdi yalnız ve yaşlı Safiye kadın olmuştu. Sanmayın ki lüksünden ve modasından vazgeçmişti. Hala o harika kıyafetlerini evinde giyiyordu. Kimse görmese de o, aynaya bakıp, ünlü sanat musikisi yorumcusu Safiye’yi aynada izliyordu.
       Hey gidi yalnızlık hey! Han Restoran’da acaba yediği yemekler aynen duruyor muydu? Şimdi yalnız gitmek de olmazdı? Koyardı be! O sevgilili masalar. Sonradan gelen arkadaşlarla on, on beş kişi oluşlar.
İçinden: “Aman…” dedi ve plakçaları ayarlamaya devam etti. Sonrasında şarkılarını okuduğu plağını alıp, plakçalara koydu. Hafif cızırtılardan sonra şarkı giriş yaptı. Sonra…
       Sonra o ünlü şarkıcı Safiye, plakçalardan okumaya başladı:

SENELER NE OLUR GELMEYİN ÜSTÜME
SAATLER DURUN BİRAZ ÖMRÜM BİTİRMEYİN

       Şarkı çalarken: “Ah gençliğim” dedi ve rakısından bir büyük yudum daha aldı. Hafif sarsıldı. Ayakta dururken rahat edemeyeceğini anlayarak, yakındaki sandalyeye oturdu. Bir yudum daha aldı: “Ah ah o günler” dedi kendine. Duvardaki takvime baktı; hala inadına o yılın takvimini kendine getirtirdi, hangi yılda olduğuyla tekrar yüzleşti. Seksenli yaşlardaydı bir daha anladı. Yine Bodrum’da, sıcak bir gün batımı sonrası akşamındaydı. Ama artık seksenlik Safiye’ydi. Oturduğu yerde öylece durdu. Her dizede, rakısından bir yudum daha alarak şarkısını dinlemeye devam etti.


GALİP UÇAR

Hikâye 7 Aralık 2024 tarihinde Kibele Kültür Sanat dergisinde yayınlanmıştır