Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

eylüle isyan gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eylüle isyan gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2022 Cuma

EYLÜL'E İSYAN GİBİ ALEGORİK ANALİZİ

 Anadolu coğrafyasında yaşamış çoğu kişi, Ahmet Kaya denildiği an bir durur, düşünür ve illa ki bir anıya ya da sevgiye sahiptir. Ahmet Kaya, sadece düşüncesinde bir olduğu sol cenah değil sağ cenahça da sevilmiş, gizli gizli de olsa dinlenmiştir. Bunun nedenlerinden başlıcası, gerçekten halkın içinden gelip, halkı, sokağı; şarkısında kendinin de dediği gibi, ” arka mahalle”yi anlatmıştır. Kült olan şarkılarının arasında bir de dinlenildiğinde çok sevilen ama şiirsel mânâda üzerine nedense çok da düşünülmeyen ama derin anlamlar ve alegoriler barındıran “Eylüle İsyan Gibi” şarkısı da vardır. Zamanında Zülfü Livaneli: “Ben sadece siyasi şarkılar yazmıyorum aralarında aşk şarkıları da var” dediği zaman ciddi eleştirilere, hatta sağa kaymakla suçlanmış ve aydın kişilerin ülkemizde sürekli yaşadığı sorunların başında gelen “anlaşılamama” ya da ” anlaşılmama” sorununu yaşamıştı. Belki de Ahmet Kaya “benim de sağı da içeren şarkım var” dese böyle bir sorunla karşılaşabilir miydi? Bilemiyorum. Ama Eylüle İsyan Gibi şarkısı sağı özellikle de sokakta mücadele veren sağ kesimi de kapsayan bir şarkı şiirdir. 

Şiiri hatırlamak gerekirse:

Sen betonlar içinde ben senin özleminde
Sen yangınlar içinde ben mazlumun türküsünde
Aydınlığı aradık karanlıklar içinde
Sen dünün hasretinde ben yarınların derdinde

Sen bir yana ben bir yana dostlarımız bir yana
Bölünsek de çözülsek de başkaldırdık zamana

Güneşte kavrulursun kıraç topraklar gibi
Hazanda savruluruz serseri yapraklar gibi
Yalnızlığı yaşarız geride kalan gibi
Düşer düşer kalkarız eylüle isyan gibi

Sen bir yana ben bir yana dostlarımız bir yana 
Bölünsek de çözülsek de başkaldırdık zamana.

Ilk dizede yani

“Sen betonlar içinde ben senin özleminde” dizesinde aslında Ahmet Kaya sosyoekonomik fark düzeyinde yaşam koşullarıni ele almıştır. Sağ kesimin yahut burjuva kesimin yaşadığı apartmanları betonlarla tasvir etmiş devamında ise gecekondu mahallesinin o yaşama ve yaşamın verdiği rahatlığa çektiği özlemi anlatmaktadır. 

İkinci dize olan : 

“Sen yangınlar içinde ben mazlumun türküsünde” bölümü ise açık ve net olarak solun mazlum kişilerin yanında olduğu, yerinin onların yanı olduğu, kavganın, mücadelenin mazlumlar için onların hakları için olduğunu beyan etmektedir. Sen yangınlar içinde bölümü mangal partileri yahut sahilde ateş yakarak yapılan eğlenceler bazında ele alınırsa sağın eğlenceler, partiler verdiği mazlumun, arka mahallelinin ise türküler söyleyip, derdini bu türkülerle dile getirip, ortak dertleri paylaştığı ve bu türkülerde umut aradığı şeklinde açıklanabilir.

Üçüncü dize olan:

“Aydınlığı aradık karanlıklar içinde” bölümünde ise darbe öncesindeki dönemde; yani ölümlerin, çatışmaların ve darbeyle birlikte iki tarafında anladığı üzere karanlık, gizli ellerin oyunlarla iki tarafı, özellikle de okumuş, ülkenin geleceği olacak kişileri birbirine kırdırdığını anladıkları için karanlık dönemde, hen sağın hem solun ülkenin geleceği, aydınlığı için mücadele ettiğini söylemektedir. Buradaki önemli nokta empatidir. Sadece solun değil sağın da gençlerinin acılar çekip, mücadelede boşa kırılıp, aydınlık yarınlar için ülkeye katki olsun diye yok olup gittiğine vurgu yapmıştır.

Dördüncü dize olan :

“Sen dünün hasretinde ben yarınların derdinde” dizesinde ise şarkının hem sağ hem sol için yazıldığı, sembollerle belli edilmiştir. Dünün hasretinden kast ülkücü kesimin tarihteki zaferlerle, Osmanlı ve İslam Öncesi Türk Devirlerindeki olayların ekseninde olup, o günlerin hasretini çektiği, bir tür modern çağın milliyetsiz, evrensel yaşamının sağa olan tehdidini anlatmıştır. Yarınların derdi ise solun füturistik, geleceği kurmaya yönelik girişimleri, evrensel insan modeliyle, sınırsız ve eşit dünya kurma mücadelesinden bahsetmiştir.

Nakarat bölümü olan:

“Sen bir yana ben bir yana dostlarımız bir yana
Bölünsek de çözülsek de başkaldırdık zamana” bölümünde ise 12 Eylül 1980 darbesiyle beraber kaçmak, dağılmak zorunda olan iki cephenin de çektiklerini, iki tarafında süreçten olumsuz etkilendiğini, istemeden de olsa bölünmek ve eylemsiz kalmak durumda kaldıklarını ama gerek darbeye, gerekse de bu olaylarla coğrafyayı karıştırıp, geri bıraktırmak isteyenlere direndiklerini söylemiştir. Özellikle Mamak, Rami gibi cezaevlerinde yaşananları da içeren bu bölüm iki tarafında mücadelesini taçlandıran bölümdür. Şiirin başlığının da beyanı olan bu bölümde darbe ve onunla gelen karanlığa teslim olunmayacağının da beyanı niteliğindedir

İkinci kıtanın ilk iki dizesi olan:

“Güneşte kavrulursun kıraç topraklar gibi
Hazanda savruluruz serseri yapraklar gibi” bölümlerinde muhtemel işkencehanelerde yaşananlar, güneş altında yapılan avlu zorlamaları, mıntıka temizlikleri, aşağılamalar gibi olayların sonucunda yorgun düşmüş, gücünü yitirmiş bedenleri sembollerle anlatmıştır. Serseri yaprağın rüzgarda savrulmasında kastı ise cezaevi nakilleri, tecritler, kaçışlar, yakalanmamak için yer değiştirmeler gibi unsurları sembolize etmektedir. İkinci kıtanın üçüncü dizesi olan: “Yalnızlığı yaşarız geride kalan gibi” bölümünü ise; mücadele esnasında yaralanıp yahut bir şekilde kavganın gerisinde kalan, kaçamayan kişilerin hissettiği duyguları ve yalnızlığı, savunmasızlığı ve bunun verdiği hissin darbe döneminde her iki kesimin insanları içinde yaşandığı, bu ruh halinde olduklarını beyan etmektedir. İkinci kıtanın son dizesinde ise: “Düşer düşer kalkarız eylüle isyan gibi” ne kadar ruh hallerinin, morallerinin bozuk olmasına karşın. İşkencelerin, aşağılamaların, birbirine kırdırmaların, dağıtılmaların, baskının, mahpusluğun, zulmün yaşanmasına karşı; yani düşmeler yaşamalarına rağmen düşüp düşüp bir şekilde kalktıklarını ve bunun Eylüle yani artık darbeye isyan olduğunu, bunun da sağ sol ayrımı olmadan ülke aydınlığını arayan kişilerce yapılan bir dik duruş, direniş isyan olduğunu alegorik ve sembolik olarak anlatmıştır.

Sonuç olarak Ahmet Kaya “Eylüle İsyan Gibi” adlı şiirinde, 1960larda başlayan ve 70lerde doruk noktasına çıkmış sağ sol mücadelesinin 12 Eylül 1980 darbesiyle yaşadığı zorlukları, çekilenleri, yaşanılan kötülükleri, o dönemlerde karanlık ellerin eğitimli, ilerici genç kesimleri birbirine kırdırdığını ama bu kesimlere karşı o karanlık ellerin yaptığı karanlık darbeye de teslim olmayıp, direneceklerini ve iki kesimin de empatisini yaparak ve şiir içinde farklılıkları da sembollerle açıklayıp birbirini daha iyi anlamasını sağlayarak ortak mücadele edeceklerini beyan etmiştir