Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

Baş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2026 Perşembe

BİR TAZİYE SÖZÜ İLE BİR ATASÖZÜNÜN ORTAK KELİMESİNİN GALAT-I MEŞHURDAN HAYLİ YANLIŞ MEHŞURLUĞU

 BİR TAZİYE SÖZÜ İLE BİR ATASÖZÜNÜN ORTAK KELİMESİNİN GALAT-I MEŞHURDAN HAYLİ YANLIŞ MEHŞURLUĞU

Hepimizin malumudur ki insan, bir anlamda ölmek için doğar. Bazı efsaneler yahut dini mitolojik öğeler haricinde uzun süre yaşamış kişilerden bahsedilmez. En uzun yaşayan kişi olarak, insanlığın da yaratılışına atfedilen Adem peygamber ya da yabancı kaynaklara göre Adam dahi 1000 sene yaşamış, nihayetinde ölmüştür.

Velhasıl ölüm, tüm toplumlar için acıyla ve yasla devamı gelen bir süreçtir. Malum ölüm ardından 3’ü, 7’si ve 40’ı gibi gün kavramları da oluşmuştur. İnsan psikolojisi üzerine çalışanların da söylediği üzere, bir kaybın acısının azalmaya yüz tuttuğu zaman dilimi kırk gün olarak halkların arasında kabul görmüş, bilimsel olmayan yönde ise bitecrübe insanlar, kırk günlük süreci, toplumsal olarak benimsemişlerdir. 

Başta da bahsettiğim gibi insan ölüm için bir bakıma doğduğu gibi ölümle doğum arasında da bazı ortak toplumsal ritüeller de mevcuttur. Misal kırk gün. Doğumdan sonra da doğum yapan kadının bedeninin toparlanması için ya da çocuğun hayata tutunduğu gün sayısı olarak kırk gün kabul edilmiştir. Bunu mitolojik olarak da, bizim kültürümüzde “Al Karısı” adlı bir unsurun, doğum yapmış kadına musallat olma ihtimali süresi olarak kırk gün anılmıştır. Tabi daha derine gidilirse başka dini öğelerle: “kırklar meclisi”, “kırklar sofrası”, “kırklar cemi” gibi unsurlarla da başka yönden bağlantılarını kurabiliriz. 

Benim bu makalede bahsedeceğim şey ise bir taziye mesajı: “Başın Sağ Olsun

Günümüz toplumumuzda ölen kişinin yakınlarına zannederim ki ilk iletilen taziye mesajıdır. Artık geleneksel kalıp mesaj olarak dahi kabul edebiliriz. Gel gelelim bu “BAŞIN SAĞ OLSUN” tam olarak neyi karşılıyor. Bir edebiyatçı ve belki mesleki deformasyon gereği de kelimeler üzerine hayli düşünüp, etimolojisini kurguyla çözmeyi; artık bir oyun gibi, kendine görev edinmiş biri olarak çokça düşündüm. 

Bazı uzmanlar ve dil araştırmacılarına göre aslî kök olarak kalıp cümlenin “Başın Sağalsın” yani “başın iyileşsin”i karşılayan bir cümle olduğu iddia ediliyor. “Yaran iyileşsin”, “acın hızlı geçsin” gibi bir mecazî anlam denilebilir. Ben bunun iyi bir temenni kurgusu olmasına karşın toplumsal ruhu ve gerçekçiliği karşıladığını, şahsi olarak, düşünmüyorum

Belli bir kesim ise “Baş” kelimesinin Anadolu Türkçesi’nin bir bölümünden yara anlamını karşıladığını iddia ediyor. Bunla beraber kullanımın yaygınlaştığını söylüyor. “Sağalmak” ise özellikle Azeri sahası Oğuz Türkçesi’nde iyileşmek, sağlığa kavuşmak olduğuyla da “Yaran iyileşsin, acı geçsin” manası üzerine kuruyor. Aslında bu da ilk iddiayla da örtüşüyor.

Bir yandan da benim iddia edeceğime yakın, ölen kişi sonrasında yakın çevresinin dağılmaması üzerine de bazı atıflar var. Hani, “ölen kişi sonrası birliğiniz bozulmasın” gibi bir şekilde kullanım kabul edebiliriz.

Benim iddia edeceğim nokta öncesinde tam mana üzerinde de biraz durmak gerekli. Mananın iki kullanım alanı var diyebiliriz. İlki “acınızı paylaşıyoruz, yanınızdayız”. İkincisi ise “Şu an acın büyük yalnız değilsin ve inan zamanla bu acın da dinecek”. Cenazelerde yahut taziyelerde, ölen kişinin yakınlarına bu anlamda, bu kalıp sözün söylendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Benim iddia noktam ise iki yere dayanıyor. Birincisi, Türk toplumunun kavmî (budun) olması, ikincisi ise bu kavmi toparlayan bir “Kağan” liderliğinde toplumun hayatını sürdürmesi. 

Bana göre “Başın Sağ Olsun “ kalıp cümlesindeki  “BAŞ” kelimesi, “Hakan”, “Kağan”, kavmin liderliğini yapan kişiyi karşılıyor. Bence olay şu iki yoldan ortaya çıkıp, gelişmiş olabilir:

Birincisi, kavmin önemli bir kişisi, belki komutanı, belki kanaat önderlerinden biri ya da toplumca çok sevilen birinin ölümü karşısında, temenni olarak: “Evet bu önemli, büyük kişi hayatını kaybetti. Toplumda önemi olması gereği de boşluk olacak ama kavmimizin “BAŞI” olan kişi, liderimiz, KAĞAN, HAKAN sağ olsun. Sağ olsun ki, o sağ oldukça kavmimiz dağılmaz, tehlikelere karşı birliğimiz bozulmaz, gücümüzü kaybetmeyiz”. 

Bunu da: “Şimdi evet acın büyük ve bu kayıp boşluğu dolmaz bir acı gibi gelse de, biz kavimiz ve kavimin öğelerinden çok toplumsal, ulusal birliğimiz, üst kimliğimiz, alt kimliklerden çok daha önemli” şeklinde yorumlanabilir. Hatta bunu, önceki Türk devletlerinin dağılması sonrası oluşmuş bir temenni olarak da kabul edebiliriz. Çünkü devletin bölünmesi ve nihayetinde güçten düşmüş bir devletin, düşman ya da rakip devletlerin egemenliğine girip, özgürlüğünü kaybetmiş olması deneyimi, günümüzde de bu korkunun varlığını da düşünürsek, her dönem Türk ulusal bilincine etki eden unsurdur. 

Kısacası, siz de birisine, bir ölüm ya da yitim sonrası “baş sağlığı” dilerken aslında güncel devlet liderinize, hükümetinizin, devletinizin “başına” uzun ömürler ve sağlık diliyor olabilirsiniz. Hele ki muhalif bir kimliğiniz varsa sanırım bu makale sizde bir aydınlanma yaratacak ve dili kendinize göre doğru kullanıma yöneleceksinizdir.

İkinci kurgum ise şudur ki: Aslında birincisiyle yüzde doksan dokuz aynı olmakla beraber, sıradan bir kişi öldüğünde bile, hayata küsmeyle beraber oluşabilecek boşluğa düşme durumunda: “Yaran zamanla iyileşecek, acı illa ki dinecek, merak etme ulusumuz var olduğu ve KAĞANIMIZ başımızda olduğu sürece, biz sana sahip çıkacağız” manası. Sonuç olarak “Ata Dede Kültü” sahibi ulusal unsurumuz, ailede “Baba” “Ata” öldüğünde bir bakıma, üst unsur devlet haricinde, alt unsur olarak ailenin dağılacağı, korumasız kalınacağı korkusunu hep taşımıştır.

Bu bölümün sonucu olarak, bence bu kalıp temenni sözündeki “BAŞ” kavmin liderini, “Kağan” ya da “Hakan” konumunu karşılayarak, birlik, beraberlik bozulmasın, kavim var oldukça biz onun birer öğesiyiz ve hayatımız sorunsuz devam edecek ve seni de koruyacak mantığıdır. Unutmayalım ki Orta Asya’da ortaya çıkan ilk Türk kavmi oluşum dönemlerinden günümüze kadar toplumsal söylemler her zaman “SİYASİ” olarak kullanılmış ve halk arasında yaygınlaşmıştır. Yine altını çiziyorum ki “Türk kavmî yaşamı siyaset üzerine kuruludur. Hala da güncel yaşamımızı siyasetin şekillendirdiği üzerine de tecrübemizle bu sabittir.

Makalenin ikinci bölümüne geçersek, bu bölümde bahsedeceğim atasözünde yer alan “BAŞ” kelimesi de az önce bahsettiğim şekilde ortaya çıkmış olmalı. Atasözümüz şudur ki: “Dost Başa Düşman Ayağa Bakar.”

Komik hatta daha ötesi absürt bir şekilde, bu atasözü duyulduğunda çocuğu, genci, yaşlısı, günümüz toplumumuzda hemen ya çoraplarımıza ya ayakkabımıza bakar. Lakin burada da ben, her kitlesel söylemin, toplumu etkileyen sözün “SİYASİ” alt yapısı olduğunu iddia ederek, “BAŞ” kelimesinin yine “Yönetici”, “Hakan”, “Kağan” yani “Kavmin Lideri” olarak okunması gerektiğini iddia ediyorum. Hatta bu iddiamı, atasözündeki “Ayak” kelimesiyle de sağlayabilirim. 

Ayak kelimesiyle  “Baş” yani “Lider” manasının ne mi alakası var? Çok basit bir mantıkla şöyle açıklayabilirim. Bu ayak tabi ki organ değil. Bu ayak, aslında “ayak takımı” da denilen, toplumun alt tabakasındaki sıradan insanlar. Dost aslında dost olan devletler, aynı kavmin ayrı devletlerini, ittifaktaki devletleri karşılar. “Dost” neden başa bakar? Çünkü dost olanlar, kavmin liderinin gücüne bakarak, o güçte birlik olma ya da o güçten yararlanmak için “BAŞTAKİ” kişiye yani yöneticiye bakar. Baştaki kişi güçsüzse, zaten düşmanlık ve kendi liderliği için siyasi oyunlar ve ele geçirmeler konuşulur. Sonucu ise dağılma ve yok olmadır. 

Sağlaması olduğunu iddia ettiğim “AYAK” ise düşmanla bağlantılı olarak, düşmanın ayak takımından zayıf halkaları bulup, onlarla iş birliği yaparak, ortalığı karıştıracak kişiyi bulmak için çabalama ve araştırmalar yapmasına atıftır. Düşman ayak takımından uygun kişilere bakar, araştırır ve onları bir şekilde kendiyle iş birliği yapmaya ikna edip ortalığı karıştırma ya da iç siyasete müdahale etmeye yönlendirir. Doğal olarak da “iç mihrak” yaratarak, siyaseti ve toplumsal birliği bozar. 

Sonuç olarak bu atasözü de aynı “Başın Sağ Olsun” temennisi gibi “Dost Başa Düşmen Ayağa” atasözü de zamanla, hayli yanlış anlamlara genişlemiş hatta anlamını kaybetmiştir. İki kalıp cümle de devlet – kavim - siyaset unsurlarıyla yaşamını sürdüren ve kağan – hakan öncülüğünde yaşayan bir toplumda, siyasi okunmalı ve kökü de siyasi olarak bulunmalıdır. Muhtemeldir ki süreçte, toplumu “apolitik” hale getirmek isteyen ve bunu; kültürün temel unsuru olan, dili yıpratıp, üzerinde oynamalarla toplumun bilincini değiştirme amaçlı emperyalist politikayla ilintili olarak, yeni ve saçma anlamlara genişletmişlerdir. 

Dilimizin zaman içinde, önce alfabetik olarak, sonrasında anlam değişikliği ve kelime kabul bazlı uğradığı emperyalizm ve kültür yozlaşmasına umarım ki bundan sonra daha dikkat edip, sahip çıkabiliriz. Yeni nesilde bu hassasiyet, ne yazık ki, çok da önemsenmediğinden, hatta kelimeler kısaltılarak, kelimelikten çıkıp, saçma ses dizimleri haline geldiğinden, hatta bazı yabancı kelimeleri de bu sevimli dejenerasyonlarla dile adapte ettiklerinden, çok da parlak görünmemekle beraber, umarım ki toplum içinde bir damarın, dilin kimliğine ve unsurlarına sahip çıkarak, kültürün ve ulusal kimliğin özü olan “Ana Dil”e ya da “Ulusal Dil”e sahip çıkıp, yaşatacağı temennisindeyim. 

Tabi ki her ulusun da, Dünyamız için zenginlik olan, kendi kültürlerini yaşatmalarını da dileyerek. “Yurtta sulh, Cihanda sulh” özdeyişinin ışığında, evrensel bir hevesle, barış dolu günleri ve huzurlu toplumları oluşturup, Dünyamızda, mevcut bulunduğumuz gezegende, varsa başka gezegenlerde ve ola ki onlarla da gelecekte olacak ilişkilerimizde, daha güzel bir hayatı yaşamak ümidiyle


GALİP UÇAR 


Varyasyon Kalemler Makale Hali