Blog Ziyaretçi Sayısı

Ara ve Bul

Blog Site Translation

26 Mayıs 2026 Salı

RENKLİ KRAMPONLAR "FUTBOLDA IRKÇILIKLA SAHA İÇİ MÜCADELE" MAKALESİ SESLENDİRİLMESİ

 GALİP UÇAR'ın "Futbol'da Irkçılık ve bu ırkçılığa maruz kalan futbolcuların Saha İçi Mücadelesi" üzerine yazdığı RENKLİ KRAMPONLAR makalesinin seslendirildiği video.

Makale içeriği:


                 RENKLİ KRAMPONLAR”  

                          RENKLİLİĞİN KARANLIĞINDAKİ RENKLİ BİR İSYAN

            Futbol, kökenleri antik çağlara dayandırılan ve o çağlarda, özellikle de Aztek Uygarlığı’nın ölümcül bir müsabakasıyla başladığı iddia edilen bir spordur. Spordur diyorum lakin “Spordu” demek daha mı doğru?

            İngilizler, futbolu kendilerinin icat ettiğini söyler. İlk kurulan takımlar da Britanya’da kurulmuştur. Bu yönden belki, modern kuralları ve takım yapısını oluşturan yerin İngiltere olduğunu rahatlıkla kabul edebiliriz.

            Lakin, dinler tarihine baktığımızda, Aztekler kadar uzağa değil, yakına, az güney doğumuza baktığımızda ve coğrafyamızda baskın din olan Muhammedîlik yahut yaygın adıyla Müslümanlık tarihinde de kötü olaylarla anılan bir futbol teorisi karşımıza çıkar. Kerbela Olayı’nda rivayet edilir ki Hazreti Hüseyin’in başı kesildikten sonra eğlenmek için başıyla top oynanmıştır. Bu sebepten dolayı da aşırı muhfazakar kişiler arasında belli zamanda futbolun yasak olduğu fikri de görülmüştür. Hatta bu fikir, modernliğin öncüsü olan Alevi, Bektaşi inancının içinde de karşılık bulmuştur.

            Kısacası İngilizler futbolun şeklini, şemalini toparlamadan önce de aslında ayakla gerçekleşen ve genellikle kötü bir olayla yahut ölümcül bir ritüelle son bulan ayakla gerçekleşen bir vurma eylemi içeren bir şeyler var.

            Gel gelelim, bu eğlenceli spor, zamanla izleyici kitlesini arttırdıkça, yan alanlarla ilintilenmiş, futbol oynanan gün, stadyum çevresi panayır alanları, ticari alanlar haline gelmiş ve seyirci sadece spordan zevk alan bir kitle değil ticari hedef kitlesi haline de gelmiş yahut getirilmiştir.

            Kulüpler de zamanla bu potansiyeli görerek, özellikle de Yeni Dünya Düzeni yahut Kapitalist Dünya oluşturulurken bu olaydan nemalanmayı bilmişlerdir. Kulüp öğelerinin satışı, üye kişilere verilen ayrıcalıklarla yüksek üyelik aidatları, stadyumun çekiciliği kullanılarak, garanti bilet satışı olan kombine biletler, stadyumda oluşturulan taraftar grupları aracılığıyla aidiyet simgeleri atkılar, kaşkollar, bereler, şapkalar gibi yeni ticari ürünler…

            Kısaca yeni düzenle beraber, kulüpler de kulüp olmaktan çıkmış, borsaya giren anonim şirketleri haline gelmiştir. Kazanılan maçlar artık gurur kaynağı, mahalle ya da şehir içinde karşılıklı taraftar atışmaları, alaylardan öteye gidip, borsada para kazandıran, marka değerini arttıran bir unsur olmuştur. Kısacası bir maçtan sadece 3 puan değil üstüne borsada yükselen trend, yeni yatırımlar vesaire alınır hale gelinmiştir.

            Tabiidir ki bu yükselen futbol ilgisi sadece kulüpler, iş adamları, şehirler, ilçeler arasında değil kıtalara da yayılmıştır. Hatta başka sektörler de futboldan hayli yararlanır hale gelmiştir. İlk başlarda giyilen takımın rengindeki gömlekler, zamanla değişerek önce daha rahat tişörtler, futbol iklimine uygun formalar, saha ve koşullara uygun kramponlar ve toplar gibi yeni üretim alanları da açmıştır.

            Bizim bahsedeceğimiz asıl bölüm ise Yeni Dünya Düzeni ile İngilizlerin kurdukları sistem arasındaki dönem. Savaşların, Ötekileştirmelerin hatta Köleliklerin hala var olduğu dönem.

            İlk başta Aristokrat kişilerin oynadığı bir oyun olan futbol, zamanla izlene izlene daha alt kesimlere de ulaşmıştır. En iyi örneklerden biri Brezilya’dır. Malum Brezilya eski bir Portekiz sömürgesidir. Portekiz ve Avrupa kıtasından giden sömürgeci aileler arasında oynanan bu oyun zamanla Brezilya’nın sömürge kesimi olan siyahi kişiler yahut yerel halka da sirayet etmiş, Amazon ormanları ve coğrafyanın onlara verdiği avantajları da kullanarak; Capoera Dansı özellikle ayakları ve bacakları kullanma açısından çok etkili olduğundan, Brezilya’da bambaşka bir futbol tekniği sömürge halkının arasında gelişmiştir.

            Bin dokuz yüz ellili yıllarda, başarısızlık sağlıyor bahanesiyle bu kişilerin oyun stili çağ dışı gösterilip hatta yasaklanarak engellenmek istese de köylerden yahut küçük yerlerden çıkan daha çok siyahi ve yerel insanlar, GİNGA adı verilen (cinga diye okunur) Capoera ve futbolu birleştiren teknikle oyuna dans havası veren bir çalımlar, paslaşmalar ve estetik getirmiştir. İşte engellenen oyun stili de GİNGA’dır. Lakin Garrinchia, Didi gibi önemli isimler kullanıp, Dünya Kupası finalinde Uruguay’a kupayı kaybettiklerinde, az önce de bahsettiğim gibi yasaklanmışken Edson Arrantes De Naschimento adlı 15 yaşında bir çocuk Pele ismiyle GİNGA tekniğinde ısrar ederek İsveç’te oynanan Dünya Kupası’nı attığı müthiş goller ve oynayış stiliyle Brezilya’ya kazandırmıştır.

            Lakin Didi, Garrincha, Pele gibi futbolcular klasik kramponları giyerek yani siyah kramponlarla bu başarıları elde etmiştir. Hatta öyledir ki bu siyah krampon, futbolun asli öğesi olarak uzun yıllar kullanılmıştır. Futbol topları da aynı şekilde başlardaki kahverengi deri halini yitirip kauçuktan elde edilen beyaz zemin üzerinde siyah şekilli toplar olarak kullanılmıştır.  

            Yeni Dünya Düzeni’nin başladığını kabul ettiğimiz ve renkli televizyonlar ve global iletişimin yayılmasıyla her yerden takip edilen bir spor haline gelen futbol ise esnemeye başlamıştır. Dünya Kupası olan ülkenin semboller belirlemesi, stadyumların dizaynları, formaların şekil değişimleri ve renklerin ön plana çıkması gibi yeni unsurlar, klasik futbolu artık yenmiştir.

            Seksenlerde bu unsurları en çok gördüğümüz Meksika Dünya Kupası ve Meksika takımının formasındaki semboller belki bunun ilk başlangıcıdır. Doksanlar ise İtalya Dünya Kupası ile başlar ve İtalyan bayrağının renklerinde bir çöp adamın topla beraber görüntüsünün olduğu renkli sembol ortaya çıkmıştır. Avrupa takımları bunda da hala klasiğe bağlı formalarladır ama giysiler ve toplar daha işlevseldir. Tabi ki daha uzaklara uzanan bir izleyici kitlesine ulaştırılan yeni moda söylemler ve moda yaratma çabasını da eklemeliyiz.

            Doksanlar ilerlerken ise aslında büyük imparatorlukların yıkılması sonrası çıkan bloklar arası büyük devletlerinde parçalanması sonrasında daha özgür (?) bir ortamda yepyeni futbolcular tanınır hale gelmiştir.

            Bu yeni oyuncular ve genişlemeyle de tabi ki yerel unsurlar da beraberinde, futbolun hamisi olan Avrupa’ya ulaşmıştır. Bunların başlıcası saç stilleridir. Latin Amerika’dan gelen Valderrama gibi Kabarık ve uzun saçlı futbolculara ek olarak Afrika’da kendini daha çok gösterme trendine girmiştir.

            Özellikle Nijerya’nın yetenekli oyuncuları, doksanlarda Avrupa futboluna damga vurmuştur. İşte tam da bu noktada başlığın bahsettiği noktaya gelebileceğim biri, gerçek ismi Agustine olan ama kendisini Jay Jay olarak tanıtan Okocha da Avrupa’da ünlenmeye başlar. Jay Jay lakabıyla göze batmaya başlayan bu yetenekli orta saha oyuncusu zamanla yeni moda olan renkli kramponu giyen ilk futbolcu olarak da karşımıza çıkmıştır. Okocha’nın kıpkırmızı ayakkabısı hala şaşkınlığımla gözümün önündedir.

            Yine aynı milli takımdan çıkan Taribo West’in yeşil renk attırdığı, örgülü saçları sanırım Okocha sonrası en radikal ve cesur çıkıştır. Bu arada bedenleri yahut giyimleriyle futbolun şov yönünü gösteren bu ikili aynı zamanda da mükemmel yeteneklere sahip başarılı iki futbolcudur. Bir gerçek var ki saç ve krampon konusunun da öncüleridir.

            Peki bu iki futbolcu neden böyle bir şey yaptı? Sadece radikal olmak için mi?

            Cevap tabii ki HAYIR.

            Bu renkli krampon ve saçların ardında ise kendi tenleri kadar KARA bir unsur vardır. Ben de Avrasya adıyla anılan coğrafyada doğmuş biri olarak, zamanında kendimin de içinde bulunduğu ve ortamın gereği illa bir kere yapmış olduğum: “Her çekik gözlü Çinli ya da Japon, her siyahi hep aynı tip, farkları yok” ırkçılığının sonucunda, kendileri, faşizan bir şekilde renksiz hissettirilen yahut çok renkli hissettirildiği için normal gibi davranılmayan bu insanlara “BİZ DE FARKLIYIZ” deme fırsatı olarak “RENKLİ KRAMPONLAR” ve “RENKLİ ve ŞEKİLLİ SAÇ TİPLERİ” ortaya çıkmıştır.

            Kısacası bu küçük dokunuşlar, hepsi simsiyah kabul edilen, tabi ki Avrupa Faşizan ve Sömürgeci anlayışından ibaret bir bakış açısıyla ve ülkelerinin bu sömürgecilerin elinde olması ya da çok yeni kurtulması ama etkilerinin sürmesinden dolayı, bu insanlarda; “Ben diğerinden farklıyım. Beni bir öğemle ayırt edebilirsin, bu sayede keşfedebilirsin” fikrini ortaya çıkarmıştır.

            Yani, Okocha’nın kırmızı ayakkabısı aslında ben siyahım ama o siyahlardan değilim benim yeteneklerimi eklediğim rengimle gör demekti. Başlangıcı ne yazık ki böyle bir pragmatik ya da iyiye yoralım isyanın renkli tavrı diyebileceğimiz fikirle başlayan bu moda da zamanla siyahi oyuncular arasında yaygın hale gelmiş ve Afrika’da fakir yaşamlarından kurtulup, onları sömüren, Modern (?) insanların hayatına katılabilme umudu doğurarak, zengin olabilme ihtimali yaratmıştır.

            Öte yandan bu renkli moda yaygınlaştıkça, sömürücü noktaların da iştahını kabartmıştır. Forma ve krampon üreten şirketler, önce siyah dışında tek renkli zamanla da günümüzdeki çok renkli kramponlara kadar uzanan süreci başlatmışlardır. Hatta bu yetenekli ama fakir futbolcuların, umut kapısı olmuş onlarla ürünler üzerinden sponsorluk anlaşmaları yapmış ve “şunun, şu renkli ayakkabısı” olarak hayranlarına ve ya mensubu olduğu takımların ve ülkelerinin taraftarlarına bunu böyle satarak yeni kazanç kapısı ve pazar elde etmiştir.

            Bir renkli sömürüden ve fakirlikten kurtulma isyanı dönüp dolaşıp yine o sömüren kapitalist düzene yaramıştır. Okocha ve West gibi renkli moda başlatanların yararı olmamış mıdır? Tabi ki olmuştur. Gerçekten de Afrika’nın başta olmak üzere Latin Amerika’nın birçok yetenekli ama gözle görülemeyen futbol potansiyeli olan insanı bu sayede Avrupa’ya kendini gösterebilmiş ve daha da renkli hallere gelerek gözle görülür olmuştur.

            Hep Afrika’ya odaklanılmışken ya da Latin Amerika’ya, peki başka coğrafyalara bu sirayet etmemiş midir? Tabi ki etmiştir. Doksanlarda yükselen Japon modası ve Japonların Globalleşmesi ile birlikte, yazının önlerinde de bahsettiğim “Her çekik gözlü Çinli ya da Japon” faşizan bakış açısından sıyrılabilmek için formaları, saçları, kramponları dahil bu renkli modaya uymuşlardır. Afrika kadar renkli saçlar tercih etmeseler de Sarı, Mavi gibi saç boyamaları ya da saç aralarına atılmış renklerle fark edilmeye çalışmışlardır.

            Peki kıta Avrupa’sında? İlginçtir ki Afro kökenliler dışında ilk çıkış, dağılmış Doğu Bloğu’ndan bir ülkeden, Romanya’dan çıkmıştır. Romanya Milli Takımı oyuncuları, o Balkan sertliği görünüşlerine ve alışılmış geleneklerine hayli aykırı olarak saçlarını civciv sarısına boyayarak maçlara çıkmıştır. Bu da Bulgaristan, o zamanki adıyla Yugoslavya (Sırbistan) futbolcuları arasında kendilerini daha ön plana çıkarmak için mi yapıldı? Gerçekten fikrim yok. Hagi, Galatasaray efsanesi desek de bu kişi Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda oynamış. Popescu, Barcelona takımının kaptanıydı. Çoğu Almanya ve İtalya olmak üzere büyük takımlarda oynayan oyunculardan kurulu bir takım. Yeteneklerini kanıtlamış bir oyuncular topluluğu. Bu sebepten nedenini bilmiyorum. Belki ülke tanıtımı adına bir prestij modasıydı

            Sonuç olarak, şu an sokaklarda çocuklardan başlayıp, büyük tüketim sistemi içinde yer alan, futbol ve futbol ürünleri hastalarının almak için kendini yırttığı bu renkli ya da çok renkli kramponlar, futbolcuların saç boyamaları aslında fakirlikten, sömürgelikten, ötekileştirilmeden sıyrılmak için ortaya çıkmış bir “Renk İsyanı”dır. Coğrafyanın kaderini, “Kara Kıta” lakabını renklere boyayıp, aslında geleneklerinin de özünde olan çok renkliliklerini ortaya çıkarmaktır. Ne kadar, Kapitalizm’in çarkına takılmış bir moda halinde devam etse de, bir kıtanın onurlu isyanıdır.  

                                                                                                                     GALİP UÇAR



"COLORFUL CLEATS"

A COLORFUL REBELLION IN THE DARKNESS OF COLOR

Football is a sport whose origins are traced back to ancient times, and it is claimed that it began with a deadly competition, particularly in the Aztec Civilization. I say "it is a sport," but would "it was a sport" be more accurate?

The English claim to have invented football. The first teams were also established in Britain. In this respect, perhaps we can easily accept that England is the place where the modern rules and team structure were created.

However, when we look at the history of religions, not as far back as the Aztecs, but closer to our southeast, and in the history of Islam, the dominant religion in our geography, we encounter a football theory associated with negative events. It is narrated that in the Karbala Incident, after the head of Imam Hussein was cut off, his head was used to play football for amusement. For this reason, the idea that football was forbidden was seen among extremely conservative people at a certain time. This idea even preceded the advent of modernity... This has also found its counterpart within the Alevi and Bektashi faiths.

In short, even before the English refined the form and structure of football, there was something inherently involved in a kick, a kick that often ended in a bad incident or a fatal ritual.

However, as this entertaining sport increased its audience over time, it became associated with side areas; on football days, the areas around the stadiums became fairgrounds and commercial zones, and the audience became not just a group enjoying the sport, but also a commercial target audience, or was made into one.

Clubs, seeing this potential, especially as the New World Order or Capitalist World was being established, knew how to profit from this. The sale of club merchandise, high membership fees with privileges given to members, the attractiveness of the stadium with guaranteed ticket sales, and new commercial products such as scarves, hats, and caps as symbols of belonging through fan groups formed in the stadium…

In short, with the new order, clubs ceased to be clubs and became publicly traded companies. Matches won... Football has now gone beyond mere rivalry and mockery between fans in neighborhoods or cities; it has become a source of pride, a factor that generates profit on the stock market and increases brand value. In short, a match brings not only 3 points but also a rising trend in the stock market, new investments, and so on.

Naturally, this rising interest in football has spread not only between clubs, businessmen, cities, and districts, but also across continents. Even other sectors have benefited greatly from football. Initially, shirts in the team's colors were worn, but over time, this evolved into more comfortable t-shirts, jerseys suitable for the football climate, cleats and balls appropriate for the pitch and conditions, opening up new areas of production.

The main point we will discuss, however, is the period between the New World Order and the system established by the British. A period where wars, othering, and even slavery still existed.
Initially a game played by aristocrats, football gradually spread to lower classes through widespread fascination. Brazil is a prime example. As is known, Brazil was a former Portuguese colony. Initially played among colonial families from Portugal and Europe, this game eventually spread to the Black population and local people in Brazil's colonial territories. Utilizing the advantages of the Amazon rainforest and the geography, and drawing on the Capoeira dance – particularly its use of feet and legs – a unique football technique developed among the colonized population.

In the 1950s, this style of play was deemed outdated and even banned, under the pretext of causing failure. However, mostly Black and local people from villages and small towns developed a technique called GINGA (pronounced cinga), combining Capoeira and football, adding a dance-like quality to the game with skillful dribbling, passing, and aesthetics. The style of play that was suppressed was GINGA. However, while important names like Garrincha and Didi used the Ginga technique, and Brazil lost the World Cup final to Uruguay, as I mentioned earlier, a 15-year-old boy named Edson Arrantes De Naschimento, under the name Pele, insisted on the Ginga technique, which was banned, and won the World Cup in Sweden with his incredible goals and playing style.

However, footballers like Didi, Garrincha, and Pele achieved these successes wearing classic cleats, that is, black cleats. In fact, these black cleats were used as an essential element of football for many years. Footballs also changed from their initial brown leather form to black-shaped balls on a white rubber surface.

With the advent of the New World Order and the spread of color television and global communication, football, a sport followed from everywhere, began to become more flexible. New elements, such as the symbolism of the host country during the World Cup, stadium designs, changes in jersey shapes, and the prominence of colors, have now surpassed classic football.

The Mexico World Cup in the 1980s, with its symbols on the Mexican team's jersey, perhaps marked the beginning of this trend. The 1990s began with the Italy World Cup, where a colorful symbol emerged, depicting a stick figure with a ball in the colors of the Italian flag. European teams still adhered to classic jerseys, but the clothing and balls were more functional. Of course, we must also add the new fashion trends and fashion creation efforts that reached a wider audience.
As the 1990s progressed, following the collapse of great empires and the subsequent fragmentation of large states into blocs, a more "free" (?) environment emerged, giving rise to entirely new footballers.

With these new players and the expansion of the sport, local elements naturally reached Europe, the patron of football. One of the most prominent of these was hairstyles. In addition to footballers with voluminous, long hair like Valderrama from Latin America, African styles began to make their presence felt more strongly.

In particular, talented players from Nigeria left their mark on European football in the 1990s. And it is precisely at this point that I come to the point mentioned in the title: Okocha, whose real name was Agustine but who introduced himself as Jay Jay, began to gain fame in Europe. This talented midfielder, who stood out with his nickname Jay Jay, eventually became the first footballer to wear the colorful cleats that were in vogue at the time. Okocha's bright red shoes are still vividly in my memory.

Taribo West, also from the same national team, dyed his hair green and braided, which I think is the most radical and daring move since Okocha. Meanwhile, these two, who showcase the showmanship side of football with their bodies and clothing, are also two highly talented and successful players. It's a fact that they are pioneers in the world of hair and cleats.

So why did these two footballers do something like this? Just to be radical?

The answer is, of course, NO.

Behind these colorful cleats and hair lies an element as DARK as their skin tones. As someone born in the region known as Eurasia, and having experienced it myself at some point due to the circumstances, I can at least recall the racism that prevailed: "Every Chinese or Japanese person with slanted eyes, every Black person, they're all the same type, there's no difference." As a result of this racism, these people, who were made to feel colorless in a fascist way, or who were treated as too colorful and therefore not considered normal, found an opportunity to say "WE ARE DIFFERENT TOO" through "COLORED FOOTBALL BOOTS" and "COLORED AND STYLISH HAIRSTYLES."
In short, these small touches, viewed through the lens of a European fascist and colonialist perspective—all considered utterly black—and stemming from the fact that their countries were either under colonial rule or had only recently been liberated but their influence lingered, fostered the idea in these individuals: "I am different from others. You can distinguish me by one element, you can discover me through that."

In other words, Okocha's red shoes essentially meant, "I am black, but I am not like those other blacks; see me through the color I've added to my abilities." This fashion, unfortunately beginning with such a pragmatic, or perhaps positively interpreted, rebellious, colorful attitude, gradually became widespread among black players, offering them hope of escaping poverty in Africa and joining the lives of the modern (?) people who exploited them, thus creating the possibility of wealth.

On the other hand, as this colorful fashion spread, it also whetted the appetite of exploitative forces. Companies producing uniforms and cleats started producing single-colored cleats other than black, eventually leading to the multicolored cleats we see today. In fact, these talented but impoverished footballers have found a ray of hope, securing sponsorship deals through merchandise and selling these products to fans or supporters of their teams and countries as "so-and-so's colorful shoes," thus creating new revenue streams and markets.

A rebellion against colorful exploitation and poverty has ultimately benefited the exploitative capitalist system. Haven't those who started the colorful fashion trend, like Okocha and West, benefited? Of course they have. Indeed, many talented but unseen football talents from Africa and Latin America, in particular, have been able to showcase themselves in Europe and become more visible and colorful thanks to this.

While the focus has always been on Africa or Latin America, hasn't this spread to other regions? Of course it has. With the rise of Japanese fashion in the 1990s and the globalization of Japan, they adopted this colorful fashion, including their uniforms, hairstyles, and cleats, in order to distance themselves from the fascist viewpoint I mentioned earlier, which perceived "every Chinese or Japanese person with slanted eyes." While they didn't prefer the colorful hairstyles of Africa, they tried to stand out by using hair dyes like blonde and blue, or by adding colors to their hair.
What about continental Europe? Interestingly, apart from those of Afro-American descent, the first breakthrough came from Romania, a country in the former Eastern Bloc. Romanian national team players, quite contrary to their typical Balkan toughness and traditions, dyed their hair bright yellow before matches. Was this done to stand out among the Bulgarian (then Yugoslavian/Serbian) footballers? I honestly have no idea. Hagi, a Galatasaray legend, played for teams like Barcelona and Real Madrid. Popescu was the captain of Barcelona. The team was made up of players who had played for major clubs, mostly in Germany and Italy. A group of players who had proven their talent. Therefore, I don't know the reason. Perhaps it was a fashion trend for national recognition.

Ultimately, these colorful or multicolored cleats, which are now seen on the streets by children and extending to football and football merchandise enthusiasts within the large-scale consumer system, along with the hair dyeing of footballers, are actually a "Color Rebellion" that emerged to escape poverty, colonialism, and marginalization. It's about painting the fate of the geography, the nickname "Dark Continent," with colors, revealing the multi-colored nature inherent in its traditions. Even though it continues as a fashion trend caught in the gears of Capitalism, it is a dignified rebellion of a continent.

GALİP UÇAR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder