YAKUT
Uzun
yıllar sonra, cesaretini toplayıp da, kaç gündür boncuk gözleriyle ve dudağını
bükerek yanına gelip: “Sen de geleceksin dimi nine?” diye soru soran torununu
kırmamak için, en güzel döpiyesini giyerek lakin bir ruj, az allıkla kendini
çok da göstermeden gitmeye karar vermişti.
Büyük
kızı, onun bu kararına hayli şaşırsa da o, boncuk torununu asla kıramazdı.
Seçtiği elbise de zaten abartılı değildi. Kahverengi bir ceket ve yine aynı
renk diz altında biten bir etek, içine de arasında mavi tonlar olan beyaz bir
gömlek.
Tabi
bir de o sabah uyanıp, çekmecesini açıp da, belki yirmi küsür yıldır takmadığı,
yakuttan kolyesini takmıştı. Eskiden de bir yere gidecek olsa, kendisinin yaptığı
bu yakuttan kolyeyi takmadan gitmezdi. Onun için yakut dünyadaki en özel taştı.
Sevdiklerine de bu taştan kolyeler yapardı. Her çocuğunun da bu taştan takıları
vardı. Hepsini de kendisi yapmıştı.
Kızı ve
torunu erkenden prova için okula gitmişti bile. Kendisi de hafif bir kahvaltı
yaptıktan sonra sofrayı toplamış ve hazırlanmıştı. Elbisesine uygun kahverengi
deri bir çantayı da koluna takıp, yavaş yavaş okul yolunda ilerlemişti.
Okula
vardığında ise bahçenin hınca hınç dolu olduğunu gördü. Kapının eşiğinden
sandalyeleri süzdü. Kızının ona ayırdığı yeri bulmaya çalıştı. Nihayetinde kızı
da onu aradığı için annesini fark edip el sallamıştı. Görüp oraya doğru
ilerledi. Yavaş yavaş sandalye aralarından geçerek ve her geçişte; biraz da
kilolu olmasından dolayı, özür dileye dileye kendine ait yere gelip, oturdu.
Gösterilerin
başlamasıyla birlikte de çocukların bol heyecanlı ve bol hatalı ama illa ki hoş
görülen sevimlilikle yaptıkları gösterileri, güle güle izledi. Sıra torununun
olduğu gruba gelince ise sandalyesinde iyice bir doğrulup, sahneye kendini
hizaladı. Öylesi bir heyecanla izliyordu ki gözünü sahneden alamıyordu. İşin
gerçeği torununun dışında da gözüne pek de başka çocuk takılmıyordu.
Torununun
gösterisi bittikten sonra kızı yanından ayrılıp, torununun hazırlandığı yere
giderken, sahneye çıkmak üzere olan başka bir çocuk gözüne takıldı. Boynunda
kendisinde de olan yakut taşından kolye vardı. İşin daha ilginci bu kolyeyi bir
yerden hatırlar gibiydi. Gösteri boyunca o çocuğa gözünü sabitleyip, kolyeye
dikkatlice baktı. Hatta gösterinin sonuna doğru daha iyi görebilmek için
yerinden kalkıp, sahneye doğru ilerledi.
Sahneye
yaklaştıkça da yürek atışları daha da arttı. Bu kolye… Bu kolye onun yaptığı
kolyeydi. Hatta bu kolye…
Tam da
o an kızı ona seslendi: “Anne ne yapıyorsun orada? Gelsene. Otursana.” Tam seslendiği anda da gösteri
bitip, çocuklar okulun içine doğru ilerledi. Kızının yanına mı dönse, kızın
peşine mi gitse arada kaldı. Ama sonunda içeri gidip kızı bulmaya karar verdi.
Tabi kızı da arkasından koştu.
O yaşlı
ayakları uzun zaman sonra bu kadar hızlı adımlar atıyor, okulun bir sınıfından
başka sınıfına bakıyordu. Her girdiği sınıfta: “O kız burada mı? Boynuna yakut
kolye olan kız. Burada mı o kız?” diye soruyor, bulamadıkça başka sınıfa
geçiyordu.
Tam
ümidi kesip de artık sınıflara girmeyecek kadar yorulduğu an, merdivenlerden
bir adamın elinden tutarak, o çocuğun indiğini gördü. Derin bir nefes alıp,
kendini doğrulttu ve yanlarına gitti:
-“Durun, durun!”
-“Aman teyzeciğim aman! İyi misin? Dur, dur sakinleş!”
-“Anne iyi misin?”
-“Dur be kızım!” kızın yüzüne bakıp, sonra da boynunu işaret
ederek “Bu güzel kızım ne güzel de kolye takmış. Nereden aldınız? Bak güzel
kızım bende de var o taştan.”
-“Teyzem iyisin kesin değil mi? Teyzem bu kolye doğduğundan
beri Yakut’ta. İsmi de ondan gelme.”
-“Doğduğundan beri ha!”
-“Evet doğduğundan beri. Daha doğrusu doğduğundan beriymiş.”
-“Nasıl? Siz görmediniz mi?”
-“Yakutcuğum istersen sen arkadaşlarının yanına gidip bugün
için vedalaş. Tatil ya haftaya göreceksin.”
-“Olur baba.”
Kız
ilerledikten sonra merdivenlerden de inen adam, teyzeyle beraber daha düzayak
bir yere geçip konuşmaya devam etti:
-“Teyzem biz Yakut’u bir kurumdan evlat edindik. Zavallım
öksüz kalmış. Elinde de bu kolyesi.”
-“Bu kız sizin değil mi? Gerçekten bu kız senin öz çocuğun
değil mi?”
-“Dur anne sakinleş! Lütfen sakinleş! Beyefendi gerçekten
sizin çocuğunuz değil mi?”
-“Değil hanımefendi. Evlat edindik.”
-“Beyefendi bu kolye annemin, kaybolan kız kardeşim için
çocukken yaptığı kolye. Eğer bu dedikleriniz doğruysa”
-“Doğru kızın doğru. Ben yaptığım kolyemi mi bilmem? Ne
şimdi benim Ayselim ölmüş mü? Ayselim’in öldüğüne mi bana yadigar bir torun
bıraktığına mı?” derken oracıkta bayıldı.
Apar
topar çağırılan ambulansa binerken ise kızı, adamın telefon numarasını alıp,
daha sonra buluşmak için sözleşti. Kızıyla beraber ambulansa binip hastaneye
gittiler. Akıllarında bin bir soru…
GALİP UÇAR
Öykü Edebi Dergi'nin Nisan 2026 sayısında yer almıştır